Sanatta Hak İhlalleri – Aralık 2020 Raporu

editor
1141 Görüntülenme

Sanat Meclisi tarafından hazırlanan “Aralık 2020 Sanatta Hak İhlalleri Raporu”nu okuyucularımızla paylaşıyoruz

Sanatsal etkinliklerin adeta durma noktasına geldiği yılın son ayında da sanata ve sanatçılara yapılan baskı ve saldırılar sürüp gitti. İşte Aralık 2020’de sanat alanının yaşadıkları: 

  • Diyanet İşleri Başkanlığı’nca Eylül 2018’de Ankara’da düzenlenen, “Güncel İnanç Problemleri” isimli toplantıda, dans ve müzik kulüpleriyle ilgili çarpıcı değerlendirmeler yapıldığı şimdi öğrenildi: “Dans kurslarına bizim gencimiz gidiyor. Tabii gidecek ama bakıyorsunuz iki ay sonra çocuk başını açmış, sakallı sakalını kesmiş, cumayı aksatıyor. Mesela bu üniversite gençliği, kendilerini işte bir kulüplere atıyor, işte bazen bu felsefe kulüpleri oluyor, hümanist kulüpler oluyor, feminist kulüpler oluyor, çevreci kulüpler olabiliyor, barışçı olabiliyor veya mistik akımlar var. Mistisizm sadece bizdeki tarikatçılar değil, hatta Yunus Emre’yi, Mevlana’yı kullanarak o formda da çok inanılmaz tahripkar şeyler öğreten gruplar var. Siyasi kulüpler var, hayvan sever kulüpler var şimdi burada, içerideki bu kulüplerin birçoğu sayın hocam bana göre, içerisine bizim girmediğimiz, giremediğimiz veya kapısından döndüğümüz yerler. Demek ki onu orada kafalayan şeyler var. Kendi bünyemizde gençler için özel kulüpler, gruplar kuralım. Belki sakalsız olabilir, daha dünyevi gözükebilir bu öğrencilerimiz, belki ben hemen hocayım demesinler ama bir ajandaları olsun, ne yapacaklarını bilsinler.” 
  • İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu Sanatçıları Derneği, Tiyatro Oyuncuları Meslek Birliği ile Kültür Sanat ve Turizm Emekçileri Sendikası ortak yazılı açıklama yaparak, devlet tiyatrolarında gerekli çalışma koşullarının sağlanmadığına işaret etti: “Tiyatro sanatının doğası gereği provalarda ve temsillerde asıl koruma tedbiri olan maske, mesafe, hijyen kurallarına uygulamamaktadır. Devlet Tiyatrolarının çalışanlarına uyguladığı Covid-19 tedbirlerine rağmen gitgide artan pozitif vaka sayısı endişe verici rakamlara ulaşmıştır. Ayrıca hastalığın kuluçka döneminde 5 ila 8 gün semptom göstermeden geçen sürede bulaşmanın devam etmesi, bu süre içinde maskesiz ve mesafesiz devam edilen provalar, oynanan temsiller çalışanlarımızın sağlığını tehlikeye atmaktadır.” İller bazında nelerin yaşandığı da aktarılan açıklamada, İstanbul Devlet Tiyatrosu’ndaki atölyelerin koronavirüs vakaları nedeniyle kapandığı hatırlatılarak, “Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğünce bildirilen Covid-19 tedbirleri arasında ‘Pandemi süresinde seyircilere az kadrolu oyunlar sahnelenecektir’ açıklamasına rağmen kalabalık kadrolu oyunlar oynanmakta ve yine kalabalık kadrolu oyunlar provalarına devam etmektedir” denildi. Açıklamada İzmir Devlet Tiyatrosu’ndaki tek kişilik oyunda bile ilk sahnelenişten sonra oyuncuların koronavirüse yakalandığı kaydedilerek, şunlar bildirildi: “Temaslı olan oyunun yönetmeni, yönetmen yardımcısı, dekor ve kostüm tasarımcısı, tüm teknik ekibi test yaptırmış ve pozitif çıktıklarını bildirmişlerdir. Bu durum tüm çalışanların yaşam hakkının riske atılmasıdır.”
  • Oyuncular Sendikası, sektörün dünya çapında yeri geldiğinde iktidar tarafından övüldüğünü ancak dünyanın her bir köşesinde yayınlanan diziler ile sektöre katkı sağlayan çalışanların unutulduğunu söyledi. Sendika yaptığı açıklamada, kamu otoriteleri ile toplantılar organize edip çözüm önerileri sunduklarını ancak sektör olarak kaderlerine terk edildiklerini vurgulayarak, “Ekonomik mağduriyetler ve ne kadar süreceği belli olmayan bir belirsizlik altında meslektaşlarımız ezildi. Varlığı için mücadele ettiğimiz ve en çok bu günlerde ihtiyaç duyduğumuz en insani, en temel çalışma haklarımız, meslek onurumuz görmezden gelindi” ifadelerini kullandı. Taleplerini sıralayan sendika şunları kaydetti: “Tüm görsel, işitsel ve sahne sanatları çalışanlarını maddi olarak güvence altına alacak bir model çalışması bir an önce yürürlüğe girmelidir… Başta setler olmak üzere tüm sektör alanlarında Covid-19 pandemisinin gereği olarak uygulanan ve denetlenen bir protokol uygulanmalıdır.”
  • “Karıncalar/ Bir Savaş Vardı” oyununun başrol oyuncusu ve Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Mustafa Kurt’un oğlu Akın Kurt’un prömiyerden bir gün sonra yaptırdığı koronavirüs testi pozitif çıktı. Kurt’un virüsü, oyunu izlemek için Ankara’dan gelen annesinden almış olabileceği iddia edildi. Akın Kurt’un testinin pozitif çıkmasının ardından test yaptıran oyunun, oyuncu ve teknik ekibinde de birçok kişinin koronavirüs testi pozitif çıktı. Oyunun kostüm tasarımcısı Ali Cem Köroğlu’nun koronavirüs teşhisi ile Ankara’da hastaneye kaldırıldı, yoğun bakıma alındı ve 5 Aralık 2020’de yaşamını yitirdi. Sanatçılar ve örgütler, sosyal medya hesaplarında durumu protesto ettiler. Kültür Sanat Sen’den yapılan açıklamada şunlar kaydedildi: “İzmir Devlet Tiyatrosu’nda çalışanlar kendi olanaklarıyla Covid-19 testi yaptırmıştır. Yaptırılan test sonuçlarına göre yaklaşık 50 kişi pozitif diğerleri ise temaslı olarak gözlem altındadır. Pozitif teşhis konulan bazı sanat emekçilerinin durumu ağırdır. Bu durum tam anlamıyla bir skandaldır. Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü’nün içinde bulunduğumuz olağanüstü süreçte COVİD-19 salgınını yönetemediği açık ve net ortadadır. Maskenin ve sosyal mesafenin mesleğin doğası gereği hiçbir şekilde kullanılamadığı tiyatroda, oyunların oynanmasına devam edilerek pek çok sanat emekçisinin hayatı tehlikeye atılmıştır. Üstelik bu durum saklanmış, hasıraltı edilmeye çalışılmış, kamuoyuna yansıması engellenmek istenmiştir. Yaşanan bu süreç tam bir kâbustur. Bir an önce gerekli tedbirlerin alınmasını ve bu kapsamda sahnelerin süresiz olarak kapatılmasını talep ediyoruz.”  CHP Mersin Milletvekili Alpay Antmen ise, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy tarafından yazılı olarak yanıtlanması istemiyle verdiği soru önergesinde yaşananları sordu: “1- Karantina sürecinde olan Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Mustafa Kurt ile temaslı olduğu bilinmesine rağmen oğlu Akın Kurt’un başrolünü oynadığı oyunun gösterimi neden durdurulmamıştır? Bu, hem çalışanların hem de seyircinin hayatını riske atmak demek değil midir? 2- Sorumlular hakkında ihmal nedeni ile hukuki ve idari soruşturma açılacak mıdır? 3- Bir an önce Devlet Tiyatroları’ndaki oyunları ve provaları durdurmak için harekete geçecek misiniz? 
  • CHP Milletvekili Sera Kadıgil, Kültür ve Turizm Bakanlığı bütçe görüşmelerinde Ersoy’a “Size bir cinayetin anatomisinden bahsedeceğim” diyerek Devlet Tiyatroları’nda Ali Cem Köroğlu’nun Koronavirüs nedeniyle nasıl hayatını kaybettiğini anlattı. Kadıgil; Bakan Yardımcısı, Devlet Tiyatroları Genel Müdürü ve İzmir Devlet Tiyatroları Müdürü’nün derhal görevden alınması gerektiğini söyleyerek “Bu konuşma bittiğinde hemen telefonu kaldırıp bunu yapmanızı istiyorum. Gün sonuna dek; ihmal cinayetinde en küçük bir sorumsuzluğu olan tüm bürokratlarını açığa alındığı ve çok ciddi bir soruşturma açtığınız haberini bekliyoruz. Ali Cem Hoca’nın canının hesabını vermeden kimsenin bu işten kurtulamayacağını tüm Genel Kurul’un önünde, tüm DT sanatçıları adına taahhüt ediyorum” ifadelerini kullandı. Kadıgil sözlerini şöyle sürdürdü: “18 Kasım Çarşamba: DT Genel Müdürünün eşi, oğlunun prömiyeri için Ankara’dan İzmir’e geldi. Oğlu ile aynı evde kalmaya başladı… 21 Kasım Cumartesi: DT Genel Müdürünün korona testi pozitif çıktı… 24 Kasım Salı: Karıncalar isimli müdürün oğlunun tek kişilik oyunun prömiyeri yapıldı. 700 km yol gelen ve oğluyla aynı evde kalan anne nedense prömiyeri izlemeye gelmedi… 25 Kasım Çarşamba: Başrol Oyuncusu oğlunun testi pozitif çıktı… 25 Kasım Çarşamba: İzmir DT sahne kapattı… 26 Kasım Perşembe: Ali Cem Köroğlu’nun testi pozitif çıktı… Devam eden günlerde kendi imkânlarıyla test yaptıran diğer 19 sahne emekçisinin de… 5 Aralık Cumartesi: Ali Cem Köroğlu vefat etti.” Kadıgil; Bakan Ersoy’dan sorularına yanıt istedi: “Genel Müdürünüz covid pozitif çıkar çıkmaz neden hem eşini hem İzmir’i arayıp bilgilendirmedi? Neden ya daha 3 gün önce görüştük aman dikkat demedi? Ya da dedi ama İzmir DT Müdürü mü gereğini yapıp oyunu iptal etmedi?  Neden oğlu ve eşi aynı evde yaşamalarına rağmen ya biz temaslıyız evde durmalıyız demediler? Neden DT Genel Müdürü filyasyon ekiplerine eşin temaslı olduğunu bildirilmedi veya daha vahimi bildirildiyse neden gereği yapılmadı? Neden covid temaslısı bir insan, semptom da göstermesine rağmen önce teste koşup sonra da evinde oturması gerektiği halde çıkıp oyun oynadı, buna kim nasıl müsaade etti? DT buna nasıl izin verdi?  Genel Müdür buna nasıl izin verdi? İzmir DT Müdürü buna nasıl izin verdi? Bunlardan sorumlu Bakan Yardımcınız nasıl izin verdi? Siz nasıl izin verdiniz Sayın Bakan? Ali Cem Köroğlu’nun elbirliğiyle öldürülmesine ilişkin olarak Kurum’da dürüstlüğüne ve şerefine en güvendiğiniz müfettişlerle bir soruşturma açılmalı. Bu cinayette ihmali olan herkesin cezası verilmeli. Bakan Yardımcınızdan Devlet Tiyatroları Genel Müdürüne ve özellikle İzmir DT Müdürü derhal görevden el çektirilmeli! Bu kişilerin en küçük bir suçu yoksa dahi bu idari ve adli soruşturma neticesinde kesinleşecektir. Bu süreci etkilememeleri için o koltukları hemen bugün bu saat itibariyle terk etmeleri gerekli ki; adil bir soruşturma yürütülsün” dedi. Konuşmasında İzmir Devlet Tiyatrosu Müdürü’ne de seslenen Kadıgil; Levent Ulukut’un Sabah gazetesine verdiği röportajda iddiaları dile getirenlere “cahil ve vicdansız” dediğini hatırlatarak  “Cahil de sensin, vicdansız da sensin, sorumsuz da sensin… Ve o koltuğu terk edeceksin!” dedi. Kültür Bakanı Mehmet Nuri Ersoy Kadıgil’in konuşmasına yanıt vererek şu ifadeleri kullandı: “Sayın vekilim bir ihmal var ise sizin söylemenize gerek yok ben gereğini yaparım. Bu zamana kadar da yaptım. Olayla ilgili de müfettiş gönderdim, soruşturmadan sonra gereği neyse yaparım.”
  • Sanatçı Ferhat Tunç hakkında, sosyal medya paylaşımları nedeniyle “halkı kin ve düşmanlığa sevk etmek” suçlamasıyla açılan davanın sekizinci duruşması, Büyükçekmece 4’üncü Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Tunç’un katılmadığı duruşmada hazır bulunan avukatı, müvekkilinin beraatını talep etti. İddia makamı ise Tunç hakkında çıkartılan yakalama emrinin beklenmesini istedi. Mahkeme heyeti, Tunç hakkında yakalama emrinin infazının beklenmesine karar verdi. Bir sonraki duruşma, 3 Mart 2021 tarihine erteledi.
  • Bitlis merkez Tatvan ve Güroymak ilçelerinde 25 Temmuz 2019 tarihinde yapılan ev baskınlarında gözaltına alınarak, katıldığı yürüyüş ve gösteriler gerekçesiyle 30 Temmuz tarihinde “terör örgütü üyeliği” iddiasıyla tutuklanan Kürt Yazar Gulgeş Deryaspi’nin yargılandığı davanın karar duruşması Bitlis İkinci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşmaya 9 ay tutukluluğunun ardından tahliye olan Deryaspi ve avukatı Burhan Aksoy hazır bulundu. Mahkeme heyeti Deryaspi’ye “terör örgütü üyeliği” iddiasıyla 6 yıl 3 ay ceza verdi. 
  • İzmir Mizah Festivali’ndeki “Dünya Karikatüründe Toplumsal Eleştiri ve Mizah” başlıklı söyleşiyi AKP, MHP ve Vatan Partililer hedef gösterdi, festival komitesi programı iptal etmek zorunda kaldı. Kararda; Michel Kichka ve Plantu’nun Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ve cihatçılara yönelik karikatürlerinden rahatsız olan çevrelerin “#İzmirdeCharlieHebdoyaHayır” kampanyası etkili oldu. AKP Genel Başkan Yardımcısı Hamza Dağ “Dini ve milli değerlerimize hoşgörülü olmayanlara ‘dur’ demek hakkımızdır” sözleriyle kararı savunurken İzmir Büyükşehir Belediyesi yaptığı yazılı açıklamada “Bazı siyasetçilerin şoven-popülist söylemlerinin de etkisiyle estirilmeye çalışılan hava hoşgörü ve huzur ortamını baltalamıştır” denildi. Bir İzmir gazetesi programda adı geçen iki yabancı karikatüristi (biri Fransa’dan Plantu, diğeri İsrail’den Kichka) hedef alan yayınlara başladılar. AKP ve MHP’li yerel politikacıların demeçlerini, AKP Genel Başkan Yardımcısı Hamza Dağ’ın Belediyeyi hedef gösteren konuşması ve sosyal medyada trollerin sistematik saldırıları izledi. Twitter’da festivalin ‘Dünya Karikatüründe Toplumsal Eleştiri ve Mizah’ başlıklı programında yer alan karikatürcülerin yanı sıra, festivali düzenleyen Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer de saldırıların hedefi haline getirildi. ‘İhanet Festivali’ başlığı ile hasghtag’ler açıldı. Tehdit mesajlarının yoğunlaşması üzerine İzmir Valiliği konuyla ilgilenmeye başladı… Ve söz konusu söyleşiler yayından kaldırıldı.
  • Şair Yılmaz Odabaşı, noter işlemi yaparken gelen polisler tarafından gözaltına alınıp sivil polislere teslim edildiğini ve adliyeye götürüldüğünü söyledi. Polis otosunun içinden çektiği bir fotoğrafı, sosyal medya hesabından paylaşan Odabaşı,  “An itibarıyla bir noter işlemi yaparken gelen polislerce gözaltına alındım ve sivil polislere teslim edildim. Adliyeye götürülüyorum” ifadesini kullandı. Odabaşı, bu mesajlarının hemen sonrasında paylaştığı mesajında ise “Kandıra Cezaevi’ne götürülüyorum” dedi. Şair Yılmaz Odabaşı, 31 Aralık günü Kandıra Cezaevi’nden tahliye edildi. Tahliye sonrası sosyal medya hesabından açıklama yapan Odabaşı, “Lobilere değil, her zaman yazdıklarımı içselleştiren insanlara, yazıyla kurulan dostluğa inandım; insana, vefaya ve vicdana inandım. Mağdur olduğumda ise siz beni sahiplenerek her seferinde doğrulmama emek verdiniz. Bu akşam serbest bırakıldım. Vefanıza bir kez daha minnettarım” dedi. Odabaşı Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’e çağrı yaparak şunları söyledi: “Sırf Kürt olduğum için gözüme bayrak sokup dombra dinleten bir hadsiz evimin kapısına kadar gelince, önce uyarıp sona ona bir yumruk attım: 3 yıl 7 gün ceza aldım. Kılıçdaroğlu’na yumruk atan ise kahraman oldu. Burası Türkiye… Bu ülkede hukuk varsa sn. bakan @abdulhamitgul müfettişlerine dosyamı inceletsin. Bir yumruk dışında (ki onu da dürüstlüğümden ben mahkemeye beyan ettiğim) dosyada başka kanıt varsa bu ülkenin en haysiyetsiz insanı seçilmeyi üstlenirim. Hukuk varsa onlar adaleti üstlenir mi? Diyeceklerim özetle bu kadar. Hayatımda hiçbir zaman hilenin, yalanın, namertliğin, kahpeliğin olduğu yerlere imzamı koymadım. Bu ülkede hukuk varsa, sırf geçmiş sicilime, memleketime bakılarak faşizan bir ceza verildiğini müfettişler veya AYM açığa çıkarır. Yoksa AİHM’e gideriz.”
  • Ülkemizin politik ve sosyal konulu fotoğraflarıyla tanınan fotoğraf sanatçısı Mehmet Özer yargılanıyor. Sosyal medya hesaplarında yer alan fotoğraflar nedeniyle Aralık ayında mahkemeye çıkan Özer’e Sanat insanları destek verdiler. Ankara’nın önde gelen sanatçıları Mehmet Özer’i yalnız bırakmayarak mahkemede yanında saf tuttular.

Salgın hastalığın toplumu ve sanatı vurup geçtiği bir yıldan geçtik. Ayda ortama 10 hak ihlali yaşayan sanat alanı bu yılı çok zor atlattı. Atlatamayan sanatçılar yaşamlarına son vermek zorunda kaldılar. Ülkedeki sanat kurumları evine ekmek götüremeyen, kirasını ödeyemeyen çocuğuna süt, mama, bez, ayakkabı alamayan sanatçı için devletten yardım beklediler. Salgın hastalığın kol gezdiği her gün onlarca insanın can verdiği ülkede devlet ne yazık ki ne yaşayan insana ne de sanatçısına bir destek sunabildi. Salgın bitmedi. Yeni yılda yaşamımızı engellemek üzere yine peşimizde olacak. Peki, bizi kim kurtaracak? Bir tek yol… O da sızlanmadan hakkımızı yüksek sesle istemek. Sanat alanı yeni zorlu bir virajı dönerken kol kola girmek ve sesini yükseltmek zorundadır. Ya haykıracağız hakkımızı alacağız ya da yok olacağız!

 

0

Benzer Yazılar

Bu web sitesi size daha iyi bir performans sunmak için cookie kullanmaktadır. kabul edin Devamını Oku