Özdemir Nutku ile Söyleşi: Dünya Tiyatro Günü’nde Tüm Williamlara Adanmıştır

editor
1190 Görüntülenme

Zafer Diper’in Oscar karakterine hayat verdiği oyunu, Özdemir Hocayla birlikte İzmir Sanat’ta izliyoruz. Oyun sonrasında, kuliste kendisi ve geçmişiyle hesaplaşmasını anlatan Oscar’ı, Özdemir Hoca ile konuşuyoruz.

İzgazete’den Seval Deniz Karahaliloğlu’nun söyleşi/ haberini aktarıyoruz:

Bir hayatı tiyatroya adamak, tiyatro düşünmek, tiyatro solumak, hayatı tiyatro üzerinden tanımlamak. William Shakespeare’in oyunlarına aşık oyuncu Oscar’ın bütün hayatı tiyatrodan ibarettir. Prof. Dr. Özdemir Nutku’nun kaleme aldığı ve sahneye koyduğu “Bana William Deyin” oyunu tiyatroya aşık oyuncu Oscar’ın hikayesini anlatır. Zafer Diper’in Oscar karakterine hayat verdiği oyunu, Özdemir Hocayla birlikte İzmir Sanat’ta izliyoruz. Oyun sonrasında, kuliste kendisi ve geçmişiyle hesaplaşmasını anlatan Oscar’ı Özdemir Hoca ile konuşuyoruz.

Oscar oyunun başında şöyle der. “Yaptığım işin palyaçoluktan farkı yok. Bu işin ticari yanı. Tiyatroya para lazım” Sözleri bize acıklı bir biçimde kalitesiz işler yaptığını bile bile para kazanmak uğruna kalitesiz yapımlarda rol almaya devam eden tiyatro sanatçılarını anımsatıyor. Oscar’ın bu sözleri bugünün tiyatro oyuncularına yönelik nasıl bir mesaj taşıyor?

Bu süresiz ve evrensel bir iletidir, dünyadaki bütün tiyatrolar için geçerlidir. Sözün alt metni belirgindir. Sanırım bir yorum yapmanın gereği yoktur.

Oscar hayat hikayesini anlatırken tiyatro ile nasıl tanıştığını da anlatır. ‘Olaf Baba’nın kitaplarını okurken, Shakespeare ile tanıştım. Keşke okumaz olaydım. Tiyatroya 40 yılını vermiş, hayatını tiyatroya adamış bir insan neden böylesine derin bir pişmanlık duyar?

Çünkü yapmak istediklerini yapamamıştır, başka deyişle, oynamak istediği Shakespeare oyunlarında oynamak nasip olmamıştır. Yalnızca gençliğinde kendisine bir yan rol (Oswald) verilmiş, ondan sonra çalıştığı tiyatrolarda ona hep basit ve komik roller oynamak düşmüştür. O bu rolleri çalışmış oynamış, ama hayalini kurduğu rollere bir türlü kavuşamamıştır. Eğer Shakespeare’i tanımamış olsaydı, yaptığı işten memnun olabilirdi. Ama çok değer verdiği bir yazarın oyununda rol alamadığı için “Keşke okumaz olsaydım” der. Okumamış olsaydı mutlu olacaktı çünkü. Shakespeare ona yeni ufuklar açmış, ufkunu genişletmiştir. Tam tersine dar bir ufku olsaydı yaptığı ile tatmin olur, belki mutlu da olurdu.

‘MEYDAN OKUMA SAYILABİLİR’

Neden bir oyuncu için William Shakespeare’in karakterlerinden birini oynamak bu kadar önemli? Oscar mesleğe 40 yılını verdiği halde, hala bir Shakespeare oyununda rol almanın hayalini kuruyor. Shakespeare oyunlarını bu kadar önemli kılan nedir?

Nedenini siz de bilirsiniz, ama bu konuyu açmam için çanak tutmuşsunuz. Yüzyıllardan beri, oyunları, tiyatroların repertuarlarında aralıksız yer alan bir yazarın seyircisine söyledikleri, karakterlerin boyutları, şiiri, dili ve oyunda yapılan söz cambazlıkları, zekice yapılmış nükteleri düşünülürse, her oyuncu önemli bir Shakespeare karakterini canlandırmak ister; çünkü bu karakterlerin hakkını vererek canlandırılmaları zordur. Her baba yiğidin üstesinden gelebileceği bir şey değildir. Bu her oyuncu için bir meydan okuma sayılabilir. Oyuncu bu karakterlerden birini canlandırdığında kendine olan güveni artar. Ayrıca, Oscar’ın bu tutkusu, onun bu karakterleri sahne üzerinde canlandırma fırsatı bulamamasıyla adeta bir takıntı halini almıştır.

Oscar “Palyaçonun işi güldürmek ve eğlendirmek. Soytarının işi doğruları söylemek ve düşündürmektir” der. Neden? Burada soytarı kavramına hangi anlamlar yüklenir? Neden soytarılar bu kadar çekicidir?

Shakespeare soytarıları halk filozoflarıdır. Zekâlarıyla, insani zaafları dolambaçlı ve zarif bir biçimde söyledikleri için sıra dışıdırlar. Düşündürmek için sayfalarca yazılanları onlar bir tümcede özetleyiverirler. Onlar, tragedya karakterlerinin sağduyuları ve vicdanları, komedya karakterlerinin gerçeği gösteren rehberleridirler. Yalın ve dosdoğru konuşmaları ile o karakterleri, dolayısıyla seyircileri etkilerler. Boşa konuşmazlar. Söyledikleri o anki durumu aydınlatır, dolaylı olarak doğru olanı gösterir.

‘YARI YARIYA DELİ SAYILIR’

Oscar, sevdiği kadın Lisa ile evlenmek istediğinde, Lisa’nın ‘cadı annesi’ şöyle der. “Sahneyi bırak. Kendine doğru dürüst bir iş bul” Bütün kültürlerde hemen hemen aynı cümlelere rastlanır. Neden aileler “tiyatrocuya kız vermek istemez?” Neden tiyatro sanatçıları toplum tarafından ciddiye alınmazlar?

Bunun çeşitli nedenleri var. Özellikle tutucu çevrelerde bu böyledir. Bu çevreler oyuncunun yaşamını düzenli bulmazlar, çünkü oyuncu genellikle gece çalışır, gündüz uyur. Ayrıca, tarih boyunca oyuncular yarı aç dolaşan insanlar olmuşlardır. Burjuva, kızını yarı aç dolaşana vermek istemez. Oyuncuya güvenmez; çünkü o bir sanatçıdır, yarı yarıya deli sayılır. Aslında günlük yaşamımızda her insan bir rol oynamıyor mu? Bunun daha sistemlisi de sahne üzerinde. Ya her gün herkese karşı sosyal rolünü oynayan burjuva bir de gizliden gizliye oyuncuya karşı kıskançlık duyuyorsa?

OSCAR’IN BİLİNÇALTI

Oscar, hep William Shakespeare’in eserlerini oynamak ister ama bir türlü oynayamaz. Shakespeare Oscar’a rüyasında “Sizde bir soytarı havası seziyorum. Siz neden benim soytarılarımı denemiyorsunuz” dediğinde, Shakespeare neden Oscar’da bir soytarı havası sezer? Soytarı karakterini neden Oscar’a uygun görür?

Bu Oscar’ın bilinçaltıdır. Nasıl düşünde Shakespeare oluyorsa, Shakespeare’in söyledikleri de onun bilinçaltında biriktirdikleridir. Belki yazarın büyük tiratlarında başarılı olmadığını düşünüyor ya da yaşamı boyunca en çok komik rollerde sahneye çıktığı için kendisine soytarıları yakıştırıyor. Karar seyirciye bırakılmıştır. Oscar bu; onu oldukça iyi tanıyorum, ama onun bilinçaltını, onun hissettikleri üzerine bir şey söylemem abes kaçar diye düşünüyorum.

‘DAHA DERİN ROLLER’

Oscar oynadığı vodvil tiyatrosunda kendisine verilen rolü okurken, sürekli olarak “felaket çeviriden” yakınıyor. Oyunun bir yerinde “Çeviri felaket. Plautus bile bunu daha iyi yazardı” der. Neden bir oyun sahneye konurken genel olarak çeviriler sürekli sorun teşkil eder?

Bunun yanıtı zaten sizin sorunuzun içinde. Çeviri işi, yazmak kadar zordur. Herkes çeviri yapamaz. Üstelik tiyatro çevirisi için sahneyi çok iyi bilmek gerekir. Sahneyi bilmeyenler tiyatro çevirisi yapmamalı. Sahneyi ve oyunculuğu bilmeyenler de tiyatro çevirisine soyunduğu için böyle tiyatro açısından kötü çeviriler ortaya çıkmaktadır.

“Yavan sözler bunlar. Sıkıldım bunlardan” Birçok oyuncu oynadıkları oyun için Oscar’la aynı hisleri taşırken neden sevmedikleri o oyunları oynamaya devam ederler? Ve günümüzde neden düzinelerce aslında sadece “laf salatasından” oluşan içi boş, anlamsız “oyunlar” sahneleniyor?

Bu Oscar’ın o an hissettikleri. Yoksa Plautus’un “Palavracı Asker” adlı oyunu da kendi türü içinde ilginçtir ve oynanmayacak bir oyun değildir. Bu oyun, yüzyıllar önce Roma seyircisinin zevkine göre yazılmış, ama türü içinde ilginç olduğu için bugüne kadar gelmiştir. Çevirideki kuruluk ve cansızlık Oscar’ı rahatsız etmiştir. Ayrıca, onun yaşına uygun bir rol değildir, çünkü oynadığı rol genç bir aktör için elverişlidir. Oyuncu, ona verilen her rolü oynar ve yeteneği oranında o rolü yaşanır duruma getirir. Burada özel bir durum var; Oscar’ın aklı boyutları daha derin olan roller oynamaktadır. Bir Commedia dell’Arte oyunu da yüzeydedir. Ama onun tekniği, beden dili ve konuşma ortestrasyonu, konu ne kadar yüzeyde olursa olsun, bu türü ilginç ve renkli bir duruma getirir. Sonuç olarak, bence oyuncu sevmediği rolü oynamaz diye bir şey yok; onun amacı oynadığı rolü en iyi şekilde canlandırmaktır.

‘ÇAĞIN GÖRÜNÜMÜ YER ALIR’

Oscar, “Bu oyunda hiçbir şey yok! İçi boş. İçi boş” diyerek oyunun anlamsızlığını son cümleyi iki defa üst üste tekrarlayarak vurgular ve o günün gazetesine şöyle bir göz atar. İçi magazin zırvalığıyla dolu boş haberleri okumaya başlayınca “taraflı gazetelerin geniş kıçlarıyla balçığa batmalarından” bahseder. Bu tanımlamalarla Oscar günümüz toplumlarına da bir gönderme yapmıyor mu? Buna günümüzün modern toplumlarına yönelik bir sistem eleştirisi diyebilir miyiz?

Oscar son derece duyarlı biridir. Terk edilmişliği ve yalnızlığı içinde, çevresinde olup bitenlerle de ilgilidir. Gazeteleri okur, insanların zaaflarını, iki yüzlülüklerini bilir. Çoğunun hayatlarını nasıl boş şeylerle geçirdiklerinin farkındadır. Düşünen ve yorumlayan bir kişidir. Üçüncü tabloda, savaş ile barışın bir yorumunu yapar; “Barış isteriz, ama hep savaşırız. (…) Ama barış da nankördür; varoluşunu savaşa borçlu olduğunu bilmez” diyerek ilginç bir sonuca varır. Elbette burada yaşadığımız çağın bir görünümü yer alır.

Oscar, gazete haberlerini okuyarak yorumlarda bulunmaya devam eder. “Yargıçlar, dosyalar içinde boğulur. Polis, didik didik ev arar. Irkçılık durmuyor. Dünyada barış sloganları atılırken her yerde savaşlar devam ediyor” İyi de bunlardan Oscar’a ne? Bir tiyatro oyuncusu neden bu durumdan “rahatsız” olur ya da olmak zorunda mıdır?

Sanatçı, dünyanın gözlemcisidir. Elbette olan bitenler bir sanatçıyı ilgilendirir. Ters durumlardan rahatsız olmayan bir kişi zaten sanatçı değildir. Sanatçı sıra dışı bir insandır. Yaratabilmesi için gerçekleri görebilmesi, olan biteni hissedebilmesi ve bunları kendine göre yorumlayabilmesi gerekir. Sanatçının antenleri açıktır; hiç konuşmasa bile düşünür ve kendi yorumunu getirir. Çevresine duyarlı her insan gibi o da ters giden bir şeyler varsa rahatsızlık duyar. Duymasaydı aykırı bir şey olurdu.

‘YANITI SİZDE’

Oscar soyunma odası için “Burası benim için çok daha güvenilir. Burası benim evim” der. Oscar neden herhangi bir tiyatronun sıradan bir soyunma odasını bir “ev sıcaklığında” hissediyor?

Çünkü evi, ailesi yoktur; pansiyon köşelerinde yaşamaktadır. Pansiyondaki tek göz odasına sadece yatmak için gitmektedir. Oysa tiyatronun soyunma odası onun hayallerinin canlandığı ve onu ayakta tutan bir atmosfere sahiptir. Dolapta birkaç Shakespeare giysisi yanı sıra, bazı tiyatro aksesuarları vardır. Onun dünyası burasıdır, çünkü onu heyecanlandıran tiyatro atmosferi burada bulunmaktadır. Tiyatro kulisi sıcaktır, pansiyondaki odası buz gibidir.

Oyunu genel olarak düşündüğümüzde Oscar’ın kimliği üzerinden bugünün tiyatro dünyasına ciddi bir eleştiri getiriliyor diyebilir miyiz? Sadece tiyatro dünyasını değil aynı zamanda oyunda sanatçı, oyuncu ve aydın kimliği taşıyanların “toplumsal sorumlulukları” da sorgulanıyor diyebilir miyiz?

Ben sahne üzerinde söylemek istediklerimi söyledim. Şimdi eleştirmen olarak sıra sizde. Bunun yanıtı size aittir.

27 Mart Dünya Tiyatro Gününde Özdemir Hocayı ve Türk Tiyatrosuna emek vermiş bütün oyuncuları sevgi, saygı ve minnetle anıyoruz.

Kaynak: https://www.izgazete.net/kultur-sanat/roportaj-dunya-tiyatro-gunu-nde-tum-williamlara-adanmistir-h63296.html

****

ArtıTV Youtube kanalında yayımlanan Haluk Çetin ile Şiiriçi Şarkılar programına konuk olan Zafer Diper’in ‘Yargı’ oyunu üzerine söyleşisini izlemek için tıklayın:

0

Benzer Yazılar

Bu web sitesi size daha iyi bir performans sunmak için cookie kullanmaktadır. kabul edin Devamını Oku