Zaman ve Bellek Kavramları Işığında Birgül Yeşiloğlu’nun “Dejavu” Adlı Oyunu Üzerine Bir İnceleme

editor
2362 Görüntülenme

Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü Sahne Sanatları Anasanat Dalı Tiyatro Sanat Dalı Sanatta Yeterlik Öğrencisi Mustafa Ergüven’in kaleme aldığı “Zaman ve Bellek Kavramları Işığında Birgül Yeşiloğlu’nun “Dejavu” Adlı Oyunu Üzerine Bir İnceleme” başlıklı makalesini okurlarımızla paylaşıyoruz.

*****

Zavallı babam zamanda yolculuk yapıyordu… Hafızası ona öyle oyunlar oynuyordu ki zaman kavramını yitirmişti… Sabah, öğle, akşam, dün bugün, yarın hepsi birbirine karışmıştı… Aklı karışık olmadığı zamanlarda “galiba dejavu yaşıyorum” derdi… Yazık, bilmiyordu ki yaşadığı dejavu değildi. Aynı olayı tekrar tekrar yaşıyor ama hatırlamıyordu…”

Tiyatro yazın tarihinin farklı evrelerinde kendini gösteren estetik dönüşümler, “zaman” ve “bellek” algılayışları bağlamında kayganlıklara yol açarak, sözün büyülü dünyasını rüyalar ve sanrılar aracılığıyla yansıtma yoluna gitmiştir. Böylelikle tüketicisine geniş bir düşünme alanı sunan sanat yapıtı, aynı zamanda sıradan anlatım yöntemlerinin de ötesine geçerek yeni ve farklı bir evren hissiyatını da duyumsatır (Arslan, 2012; 12). 

Şüphesiz zaman, tanımlanması en zor olguların başında gelmektedir. Zamanı; fizikçiler, “hal değişimleri, hareket”, felsefeciler ise “oluş, değişme, süreklilik” olarak ifade etmektedirler. Fizikçiler, zamanı matematiksel formüllerle ölçtükleri savını öne sürerler. Albert Einstein ise zaman kavramının ruhbilimsel yönden durumunu sorgulayarak “hatırlama”nın önemini vurgulamıştır. Hatırlama eylemi sayesinde şimdiki zamandaki oluşlar, daha önce gerçekleştiği düşünülen yaşantı ve anılarla bağlanır.  Bunun sonucunda matematiksel formüllerle açımlanamayan öznel zaman kavramı, Newton’un tek biçimli zaman kuramının kusurlarını ortaya koyar. Einstein’a göre zaman; insandan bağımsız somut bir oluş olmaktan öte, koşullara göre hızlanıp yavaşlayabilen, genleşip büzülebilen bir olgudur (Yılmaz, 2011; 63).

Bellek kavramı ise teknik olarak; bilgiyi saklayan, depolayan ve geri çağıran dinamik bir yapıya işaret eder. Fakat bu dinamizm salt mekanik olmanın çok ötesinde; psikolojik, tarihsel, antropolojik, sosyolojik normların etkisi altında şekillenir. Belleğin kendini bu normlara göre uyarlaması ve canlı bir organizma gibi varlık göstermesine neden olan iki unsur “hatırlama” ve “unutma” eylemleridir (Kılınçarslan, 2007; 1). 

Tüm bu veriler ışığında denilebilir ki; Yeşiloğlu’nun eserinde zaman; düz bir çizgi halinde ilerlememekte, geçmiş, şimdi ve esnetilmiş belirsiz zamanlar arasında sürekli bir devinim olarak ortaya çıkmaktadır. Oyun boyunca hatırlama ve unutma eylemleriyle bulanıklaşan zaman, herkese ait bireysel zamanların ekseninde bir bütün olarak bellek üzerinde varlık gösterir (Arslan, 2012; 13). Geleneksel hikâye anlatımındaki belirli bir olay örgüsünü ve kronolojik yapıyı içermeyen oyun, akıllara Henry Bergson’un zaman kuramını getirmektedir:“Bergson’a göre gerçek süre insanın içsel hayatıdır. İnsan aynı anda hem geçmişi, hem şimdiyi hem de geleceği yaşayabilmektedir. İnsan belleği geçmişi, şimdiki zamana ya da ana taşımakta, geçmiş her an bellek içinde var olabilmektedir. Böylece zamanın kronolojik yapısı kırılmaktadır.” (Yılmaz, 2011; 62). 

Oyun; Sovyet istihbarat ajanı Yaraslav’ın öznel zamanında, iş arkadaşı ve aynı zamanda kurbanı olan Yegor’un fotoğrafları ile konuşması üzerine başlar. Belleğin kültürel olarak evriminde yazı ve matbaadan sonra en belirgin durak olan fotoğraf makinesine atıfta bulunulması, Yeşiloğlu’nun ana bakışı yakalama refleksine yönelik ilginç bir örnek teşkil etmektedir. En nihayetinde fotoğraf hiçbir şeyi unutmayacağından, anı olarak saklanan şeylerin değişmezliği de fotoğrafla öne çıkacaktır. Douwe Draaisma’nın (2007; 166) deyişiyle fotoğraf; “Hiçbir şeyi unutmayan, görsel deneyimimizin mükemmel kalıcı bir kaydını içeren bir belleği ima eder.” 

Birgül Yeşiloğlu Güler

“ Kurbanın girip çıktığı yaşadığı mekânları tanımadan önce yapılacak ilk iş fotoğraflarına bakmaktır. Çünkü fotoğraflar yalan söylemez!”

Yaraslav ve Yegor, devletin politikaları için birçok gizli eylemde ve provokasyonda bulunmuşlardır. Yazarın anımsanan olayları bilhassa Afganistan’dan seçmesi ise hem güncel bir örnek oluşturmakta hem de olayların değişmezliğini çarpıcı bir şekilde ortaya koymaktadır.

“Sosyalistlere silahı Sovyetler, İslamcı mücahitlere de Amerika temin etmektedir. Diğer gruplar da kaos ortamında tavuklar gibi çöpleri eşelemekle meşguldür.”

Fakat oyun boyunca Yegor, pişmanlık duyarcasına sık sık işledikleri suikastlardan, katliamları tetikleyecek kışkırtmalarından bahsederken, mesleğini ahlaksal çerçevede sorgulama eğilimindedir. Yaraslav ve Yegor arasındaki bu ikilik, düşünsel bir uzamda savaşı diyalektik bir bakış açısıyla ele almaktadır. Psikoloğu Bayan Sanders’e mesleğinde yaptıklarından bahseden Yegor’un sürekli olarak eski görevlerini anımsayarak geçmişiyle bir hesaplaşma duruşu sergilemesi, ortağı Yaraslav tarafından katı bir şekilde baskılanır. 

 “Savaş Yaraslav savaş! Savaşı yaratan her kimse şeytanın ta kendisidir bence!”

 “ Bayan Sanders’e bunları anlatmıyorsundur umarım? Kuralı hatırla Yegor, unutma bizim işimizde gizlilik esastır.”

 “… Savaş insanları öldürüyor! İnsanlığı yok ediyor! Uyuşmuş şu beynine bir şeyler söyle… Hatırlarsın neler yaptığını? (Yaraslav’ın başına silah dayar) Yoksa patlatacağım beynin…”

Yaraslav ve Yegor arasındaki bu ideolojik ikilik belirgin bir şekilde görünür olmasına karşın, ikisinin de aynı kadına âşık olması, kimi zaman benzer hal ve davranışlar sergilemeleri, oyunun sonunda Yegor’un Yaraslav ile yer değiştirmesi gibi göstergeler, akıllara Yaraslav ile Yegor’un esasında aynı kişi olabileceği sorusunu getirmektedir. Eser boyunca bu kanıyı doğrulayacak ipuçlarına rastlanmakla birlikte, yazarın açıklama kısımlarındaki kimi yönlendirmeleri de bu görüşü destekler niteliktedir. Sonuç olarak; sahnelenme aşamasında, bellek üzerinde oynanan bu ustalıklı oyun sayesinde, rejisöre geniş anlatım olanaklarının sağlanacağı kolaylıkla ifade edilebilir.

“Sen de oradaydın Yegor, kandırma kendini… İkimiz de aynıyız”

“Aramızda kalsın Mrs. Sanders senin olmadığını düşünüyor…”

Bir diğer öne çıkan ve dikkat edilmesi gereken husus ise oyun boyunca süregelen “beklenti bozucu” eğilimdir. Eserin klasik dramatik anlatım yöntemi dışında kurgulanmasına karşın, oyun kişilerinin geçmiş olayları anımsarken şimdiki zamanın içinde kaybolmaları, sürekli olarak içine düştükleri tekrarlar ve sıçramalı kurgusal yapı vb, oyun boyunca tedirginlik hissinin kaybolmasının önüne geçerek gerilimi de canlı tutmaktadır.

 “-…Peki söyle bakalım, ne kadardır buradasın?

“Yarım saat oldu sanırım…”

“Ahhh Yaraslav ahhh! Ahh… İyi düşün?”

“Geceydi buraya geldiğimde… Yoksa gündüz müydü? Hayır, hayır bugündü…”

“Yaraslav altı aydır buradasın… Altı aydır her gün girip çıkıyoruz bu eve… Ve sen her seferinde konuşmalarımızı baştan alıyorsun… Tıpkı baban gibi…”

Özetle denilebilir ki; çağdaş tiyatro dilinin zaman ve bellek kavramları üzerine kurulu olan bu incelikli yapıt, tiyatro ve edebiyat dünyamızda özgün ve güncel bir metin olarak yer almakla birlikte; bilinç akışı, ironi, eş zamanlılık gibi kimi çağdaş anlatım yöntemlerinin ustalıkla örülmüş bir Türkçe ile duyumsanması fırsatını da sunmaktadır. Oyun boyunca birbirini takip eden hatırlamalar; unutuşlar; tekrarlamalar; şimdiki zamanın içinde yaşanılan kırılmalar; herkesin zamanının ortak bir havuzda eritilmesi; okuyucunun/izleyicinin, güncel ama aynı zamanda evrensel olan gerçeklerle, birbirinin içinden doğan rüyalar aracılığıyla baş başa bırakılması; gibi özellikleri ile  “Dejavu”nun, tiyatro tarihimizde postdramatik yazının önemli eserlerinden biri olarak yer alacağı aşikârdır. 

MUSTAFA ERGÜVEN

Kaynaklar:

Arslan, F. (2012). “ON İKİYE BİR VAR” ve “KARŞILIKLI” ÖYKÜLERİNDE ZAMAN/BELLEK TERCİHLERİ. Adıyaman Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, (8), 12-17.

Draaisma, D. Bellek Metaforları (Zihinle _ilgili Fikirlerin Tarihi), Metis Yayınları, İstanbul: 2007

Kılınçarslan, R. Ö. (2007). Günümüz sanatında zaman ve bellek kavramlarının görsel açılımları (Doctoral dissertation, DEÜ Güzel Sanatlar Enstitüsü).

Yeşiloğlu Güler, B. (2017). Toplu Oyunlar 1. Dramatik Yayınları, İstanbul: 2017.

Yilmaz, H. (2011). Henrı bergson’un zaman kavramına yaklaşımının çağdaş anlatı sinemasına etkisi. Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi13(2), 61-78.

0

Benzer Yazılar

Bu web sitesi size daha iyi bir performans sunmak için cookie kullanmaktadır. kabul edin Devamını Oku