Tiyatrodan Beyaz Perdeye… “Bir İzzet Günay Öyküsü”

Pınar Çekirge
2861 Görüntülenme

1957 yılıydı. Askerlik görevini yeni tamamlamıştı.

“Birgün gazetede Haldun Dormen’in Cep Tiyatrosu için öğrenci yetiştirmek amacıyla bir kurs açtığını öğrendim. Küçük Sahne’ye gidip, verilen formu doldurdum…”

İlhan İskender, Teoman Orberk, Asaf Çiğiltepe, Haldun Dormen genç adamın başvurusunu değerlendirdi. Sonuç olumluydu.

İzzet Günay artık Dormen Tiyatrosu‘ndaydı.

“Charlie’nin Teyzesi”, “Kara Ağaçlar Altında”, “Zafer Madalyası”, “Kamp 17”, “Sözde Melekler”, “Pasifik Şarkısı”, “Ayı Masalı”, “Oyuncakçı Dükkanı”, “Sokak Kızı Irma”, “Sevgilime Göz Kulak Ol”, “Altın Yumruk” oyunlarında; Ayfer Feray, Altan Erbulak, Gülriz Sururi, Haldun Dormen, Metin Serezli, Yılmaz Gruda, Nisa Serezli, Müşfik Kenter, Erol Günaydın, Erol Keskin, Kamuran Yüce, Füsun Şahin ( Erbulak), Özen Tutucu, Lale Belkıs, Şevkiye May, Özcan Er, Mehmet Özekit, Yüksel Gözen, Hadi Çaman, Yıldız Alpar, Senden Kızıltunç, Oğuz Oktay, Emel Çeviren, Ayten Kuyulu, İhsan Balkır, Necdet Aybek, Özdemir Han, Tuncer Kurtiz, Turgut Boralı‘lı kadrolarla sahne aldı.

İzzet Günay, Dormen Tiyatrosu’nda oyuncu aynı zamanda sahne amiri, aksesuar sorumlusu, efektör, ışıkçı, kostümcü ve perdecisi olarak da görev yaptı. Perde açıp kapatmaktan dolayı işaret parmağında oluşan ve yıllardan yıllara geçen o nasır…

“Bugün dönüp baktığımda gazetede gördüğüm o ilanın bütün hayatımı değiştirdiğini görüyorum. En büyük şansım Haldun Dormen‘in eline düşmek olmuştu. Eksiklerimi fark ettim Dormen Tiyatrosu’nda. Herkesten bir şeyler öğrendim. Oturmayı, kalkmayı, konuşmayı, mesuliyet almayı, iğneli yakalı gömlekler giymeyi öğrendik. Gerek Haldun Dormen, gerekse Nimet ve Sait Dormen’den hiç farkına bile varmadan çok şeyler edindik. Hepimiz deliler gibi bağlıydık Haldun Dormen’e. O’na sormadan adım bile atmazdık. Kulisimiz bambaşka bir alemdi. Bilgisizliğinizi, eksikliğinizi hissedersiniz orada. Muzipliğin de bini bir paraydı tabii. Özellikle Altan Erbulak ve Erol Günaydın sahnedeki performansları yetmezmiş gibi, kuliste de sürdürürlerdi oyunlarını. Biri daktilo, öteki daktiloya takılan kağıdı oynar, biri paspas, öbürü ayağını silen adamı canlandırırdı. Zaman zaman kimseye çaktırmadan sahneye de taşırlardı oyunlarını. ‘Kamp 17’nin bir yerinde oyun içinde kovboyculuk oynadıklarını kaç zaman sonra fark edebilmiştik.” (*)

Çocukluğumun siyah beyaz film kareleri düşüyor gözlerimin önüne. Ürperiyorum.

Ölgün ışıkların gölgelediği yalı bahçesi. Gün batmış, akşam inmekte. Erguvanlar.

Ayı Masalı oyunu, Dormen Tiyatrosu: Altan Erbulak, İzzet Günay, Erol Günaydın

Hatırlıyorum, belli belirsiz rüya serpintileriyle başlardı o filmler. Tülleri dışarıya savrulan pencereden işitilen eski bir şarkı. Uçuşan sarı saçlar. İlle kreşento sahneler. Ay’ın donuk ziyası sızardı perdeye. Düş kırıklıkları, hüzzam tadında özlemler. Yağmur ve gözyaşı.

Bir bakardım, İzzet Günay Manav Halil’dir ya da Gazino Patronu Kemal. Aşkını arkadaşı uğruna terk eden, o soylu adam.

Bir başka mevsim sonu daha. Kirli pencere camlarında yıldız çağıltısı…

Hatırlıyorum, 2010’un Ekim ayıydı. İzzet Günay ile röportaj yapacaktım ve ben o gün bir Yeşilçam Masalı yaşadım. Tüm o melodramları; “Ağaçlar Ayakta Ölür”, “Sefiller”, “Ayrılık Saati”, “Kezban”, “Yarın Ağlayacağım”, “Akşam Güneşi”, “Vesikalı Yarim” i yeniden, bir kez daha.

İşte, üçüncü gong da vurmak üzere… Işıklar karardı.

“Haydarpaşa Lisesi’nden mezun olduktan sonra, İmar Müdürlüğü’nün Harita Şubesi’nde teknik ressam olarak çalışmaya başladım. Matematiğim iyiydi, çizimim de öyle. Amacım mimar olmaktı aslında. Ancak ekonomik sorunlar nedeniyle, aileme destek olmak zorundaydım. İş çıkışlarında Balarısı Engin’in dershanesine koşar, orada dans dersi verirdim. Düşünün, gece yarılarına kadar dans ettiğim olurdu. İlle step dansı öğrenmek istiyordum. Hatta, hiç unutmam, Amerika’ya giden bir arkadaşıma step ayakkabısı sipariş vermiştim. Askerliğin ardından ne yapabilirim, ne tür bir işe girmeliyim düşünceleri içindeydim ki, bir gazete ilanı dikkatimi çekti, Haldun Dormen yönetimindeki Cep Tiyatrosu oyuncu yetiştirme kursları açmıştı. Biraz kararsızdım aslında. Yine de başvuru formunu doldurdum, istenen 18 x 24 cm.lik fotoğrafı da, güçlükle denkleştirdiğim parayla çektirip, teslim ettim. Aradan şöyle böyle iki hafta geçmiş, tiyatrodan hiçbir haber yok. Zaten fotoğrafçıya verdiğim para içime dert olmuş durumda, atlayıp Küçük Sahne’ye gittim. Fuayede Haldun Dormen ile karşılaştım. ‘Siz, İzzet Günay’sınız değil mi?’ diye sordu. Meğer başvurum çoktan kabul edilmiş, Haldun da, o an fotoğrafımdan tanımış meğer.”

Tiyatro ister istemez bir tutku, yaşam tarzı olmuştu benim için. Zaten Haldun Dormen’in yaşama bakışı, kişiliği hepimizi etkiliyordu. Sosyal hayatın önemini kavramıştım giderek. Diyebilirim ki, Haldun Dormen ile sadece tiyatro oyunculuğunu değil, yaşamı da öğrenmiştim.”

Altın Yumruk oyunu, Dormen Tiyatrosu: Ayfer Feray, Kamran Yüce, İzzet Günay, Erol Keskin, Nisa Serezli

1957’den itibaren tam beş yıl boyunca oyuncu, bazen sahne amiri olarak tiyatroda görev yaptım. Dediğiniz gibi, kimler yoktu ki kadroda, Erol Keskin, Altan Erbulak, Gülriz Sururi … Zaten tiyatroda benden bilgili, deneyimli onca insanla çalışmasaydım, bu başarıyı kolay kolay elde edemezdim.” “Tekrarlıyorum, çok şey öğrendim onlardan. Şunu özellikle belirtmeliyim, tiyatro geleceğimi belirlemiş, aktör İzzet Günay’ı yaratmıştı.”

Kişi kendini geliştirmek istiyorsa, kendinden daha başarılı, kültürlü insanlarla arkadaşlık etmek zorundadır, bana göre. Tiyatroya devam ederken, 1959 senesinde Zeki Müren, Belgin Doruk‘lu “Kırık Plak” filminde küçük bir rol üstlendim. Sadece ve sadece tiyatro düşünüp, tiyatro ile yaşadığım bir dönemdi. Sinemaya karşı biraz mesafeliydim ve dediğiniz gibi, bir gün Orhan Aksoy geldi tiyatroya. Hulki Saner’in ertesi gün beni görmek istediğini söyledi. Ayhan Işık ile başrolleri paylaşacaktım, dahası Hulki Bey’in ifadesine göre, Yeşilçam’da komik jöne ihtiyaç vardı ve ben o boşluğu dolduracak nitelikteydim, üstelik filmde Ayhan Işık’tan daha fazlaydı repliğim. “Çifte Nikah”, ardından “Hop Dedik” filmleri geldi.”

Evet, bir yol ayrımındaydım. Sinemaya devam edip, etmeme konusunda Haldun Dormen’in görüşünü almaya karar verdim. ‘Bir tiyatrocunun yakalayabileceği en büyük fırsatlardan biri. Bunu çok iyi değerlendir. Ancak günün birinde tiyatroya dönmek istersen, yine buraya dön, yerin hazır” dedi.”

Ve on küsur yıla sığacak 120 film.

İzzet Günay’ı Türkiye Sineması’nın, tartışmasız en önemli yıldız oyuncularından biri haline getiren, kolektif bilinçaltımıza sızmış tüm o filmler: “Fıstık Gibi Maşallah”, “Ağaçlar Ayakta Ölür”, “Elveda Sevgilim”, “Menderes Köprüsü”, “Tatlı Günler”, “Ekmekçi Kadın”, “Ayrılık Saati”, “Hayat mı Bu?”, “Seninle Ölmek İstiyorum”, “Arkadaşımın Aşkısın”, “Ağlayan Kadın”, “Kederli Günlerim”, “Suya Düşen Hayal”, “Renkli Dünyalar”, hiç unutmadığım “Akşam Güneşi” ve defalarca izlediğim “Yarın Ağlayacağım”, “Vesikalı Yarim”. Dorukta bir oyunculuğun sergilendiği, sinema tarihimize geçmiş bütün o filmler ve İzzet Günay’ın  baş döndürücü, olağanüstü oyunculuğuyla yaşar kıldığı kimlikler. Beyaz perdede hayal aurası yaratma konusunda ki erişilmez ustalığı…

“Akşam Güneşi”ni hatırlıyorum, şimdi. Jülide’nin büsbütün gidişinin ardından, yaşadığı acıyla bir heykel sessizliğine bürünen Nazmi’yi ve film boyunca İzzet Günay’ın sergilediği üstün oyunculuk performansını.

“Korkunç bir tempoda emek vererek, aralıksız çalışıyorduk. Kabaca bir hesap yaparsak her yıl, aşağı yukarı on iki filmde rol aldım. Bu filmlerin içinde,”Vesikalı Yarim” , “Ağaçlar Ayakta Ölür”, “Kader Böyle İstedi”, “Seninle Ölmek İstiyorum”, “Anneler ve Kızları”, “Hayat mı Bu?” gibi çok iyi filmler de vardı. Peki gerisi diyeceksiniz? Demek ki oyuncu hatası yokmuş, onları sıradan, vasat, haydi diyelim kötü kılan projedeki, senaryodaki, yönetimdeki eksikliklerdi bana göre. Nasıl tiyatroda Haldun Dormen en büyük desteğim olmuşsa, sinemada da Ömer Lütfi Akad ile çalışmak bambaşka ufuklar açtı önümde. Bana yeni, doğru bir bakış açısı kazandırdı. Evet, setten sete koşardık. Çok iyi hatırlıyorum, bir kameranın önünden beni telaşla alırlar, bekleyen minibüse bindirip süratle diğer filmin setine götürürlerdi. Şunu özellikle vurgulamak istiyorum, oldukça zor şartlarda çalıştık, ama güzel günlerdi. Özeleştiri yapmam istenirse, dediğim gibi, pek çok kötü filmde rol aldım, ama bunun yanında çok iyi filmlerim de oldu. Gün geldi büyük firmaların yapımlarında oynarken, sırf birlikte çalıştığım yönetmeni kırmamak adına düşük bütçeli firmaların projelerinde de yer aldım. Kuşkusuz hataydı…”

Belgin Doruk, Türkan Şoray, Hülya Koçyiğit, Fatma Girik, Filiz Akın’lı filmler. Hayran mektupları, sinemanın tek eğlence olduğu o yıllarda adeta birer Mythe haline dönüşen yıldız oyuncular, onları kuşatan büyük bir hayran kitlesi. Kimsenin kimseyle çekişmediği sevgi, saygıyla kotarılmış nezahat dolu filmler. İçe işleyen, koşulsuz sevgiyi savunan… Kalbe dokunan.

1973 yılı. Sosyal ve toplumsal değişimler, televizyon, sinemayı bambaşka iklimlere taşıyan, cinselliğin en düzeysiz biçimde ele alındığı filmler furyası… Aileler ve özellikle kadın izleyiciler artık sinema salonlarına gitmez olmuş, yıldız oyuncular bir anda işsiz kalıvermişlerdi. Tıpkı Ayhan Işık, Belgin Doruk, Göksel Arsoy, Fikret Hakan gibi İzzet Günay da gelen sahne teklifleri karşısında fazla direnemedi.

Behiye Aksoy, Emel Sayın, Neşe Karaböcek‘li kadrolarda, Lunapark, Maksim Gazinoları, İzmir Fuarı’nda sahne aldı. Dakikalarca ayakta alkışlanan ‘şarkıcı’ İzzet Günay dönemi böyle başladı. Tam yedi yıl sürdü bu macera.

Hava lodos kokuyordu, hava is, yağmur kokuyordu. Hesaplaşılacak, ödeşilecek bir şey kalmamıştı. Nicedir unuttuklarını hatırlıyor, hatırladıklarını unutuyordu Sabiha. Ten ürperişleriyle daha bir hissetti ıssızlığını. Halil gitmişti. Dönmeyecekti.

Manav dükkanına doğru son bir adım daha attı Sabiha. Torununu kucaklamış olan yaşlı adamla göz göze geldi o an. Halil tezgahta meşguldü, genç kadını fark etmemişti.

Geçmişten aralanan pencereye yeni aşkların girmesi yasaktı. Aşk buydu, belki de. Gözlerinden dökülen anıları bu kez toplamadı Sabiha. Toplamaya gerek duymadı belki de. Hüznün inceldiği noktadaydı çünkü. Halil’i düşündü. Şimdi, artık, sadece… Sustu. Siyaha çalar gri bir bulut geçti yüzünden.

Şükran Ay içini kanatırcasına söylüyordu o şarkıyı:

“Gözyaşların boşuna… Düşmem artık peşine… Yansın yüreğin yansın… Şimdi de bende sıra…”

Halil evine dönmüştü. Günün son ışıkları…

Şarkı devam ediyordu :

”Kalbimi kıra kıra… Bıraktın bir hatıra… Günahını yalancı… Dudaklarında ara…’‘

Babası Necati Günay’ın kitaba olan düşkünlüğü ilk tohumları atmış olsa da, koleksiyona yönelme konusunda, kendisine yol gösteren Ali Kazgan’ı hiç unutmaz İzzet Günay. Haldun Dormen ile başlayan, Ömer Lütfi Akad ve Ali Kazgan’a uzanan kıldan ince kılıçtan keskince bir yoldur bu. Hep öğrenilen, yetinilmeyen, daha, daha çok öğrenmeye yöneldiği menzilsiz, dur duraksız bir yoldur bu. Adeta amok koşucusu gibidir İzzet Günay. Kan ve ter içinde, sonu olmadığını bildiği öğrenme yolunda koşar durur.

“Eşyanın iç sesi vardır, onu duymak gerekir. Antikacılıkta ‘tuşe’ denir buna. Bir objeye dokunmak ama bilerek, tanıyarak dokunmak. Nasıl anlatsam, bir bardağı elinize aldığınızda onun hikayesini okumalısınız. Onda gizlenmiş yaşanmışlıkları, hatta hatıraların esintisini. Bu durum sizi araştırmaya, tarihe yöneltir; yetinmemeye, her defasında daha fazlasını öğrenmeye, öğrendiklerinizi aktarmaya itekler. Her belge, her fotoğraf tarihlenmelidir… Şurada, şu gün, şu yıl çekildi notu düşülmelidir…Yoksa vesika olarak değeri olmaz.”

İzzet Günay ile daha neler konuştuk, sinemadan, yeni oyunculardan, yaşamdan. O filmlerden. Ayrılırken eskilerden bir film fotoğrafını imzalamasını rica ettim:

“Pınar kardeşime 40 yıl öncesinden merhaba ve sevgilerle… İzzet Günay 2010” diye yazdı.

Bu masal hep sürecek biliyorum. Yüzümün karşısında Jülide, Nazmi, Sabiha, Halil, Asfalt Rıza olduğu müddetçe hep sürecek. Keşke Dormen‘li yıllarına ait filme alınmış oyun kayıtları olsaydı… Keşke!

PINAR ÇEKİRGE

 

Kaynakça:

(*) Atabeyoğlu, Kerem. ”Dormen Tiyatrosu’nun 40 Yılı” , Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 1995

1

Benzer Yazılar

Bu web sitesi size daha iyi bir performans sunmak için cookie kullanmaktadır. kabul edin Devamını Oku