Shakespeare’in Tarihsel Derinliklerinden Bugünün Toplumsal Gerçekliklerine: “Şirreti Evcilleştirmek”

Yavuz Pak
11664 Görüntülenme

William Shakespeare‘in yazdığı, Emine Ayhan‘ın dilimize çevirdiği, Kemal Aydoğan’ın yönettiği, Moda Sahnesi yapımı “Şirreti Evcilleştirmek” (The Taming of the Shrew) adlı  oyunda kostüm tasarımını Gamze Saraçoğlu, dekor tasarımını Bengi Günay, ışık tasarımını İrfan Varlı, afiş tasarımını Kardelen Akça üstlenmiş.

Öncelikle belirtmeliyiz ki; Padua kentine varlıklı bir kızla evlenmek için gelen Petruchio’nun, adeta ‘bir yerine bin ceza’ yöntemiyle uysallaştırıp evcilleştirdiği Kate’in öyküsünün anlatıldığı oyun, son derece etkileyici bir biçimde, üstelik yeni bir soluk, nasıl desek taze bir renk, bir demet kır çiçeği rayihası katılarak kotarılmış harika bir komedi.

Melis Birkan, Timur Acar, Uluç Esen, Sedat Küçükay, Gürsu Gür, Elif Gizem Aykul, Yasin Yürekli, Çağlar Yalçınkaya, Ali Büyükkartal’ın son derece başarılı oyunculukları,  Kemal Aydoğan‘ın her zaman olduğu gibi o ‘sözcüklerin, karakter ve olayların ruhuna inen’  üst düzey rejisi tam da William Shakespeare’e yaraşır bir eserin ortaya konmasına neden olmuş.

Şirretler şirreti Kate’i açlıkla, aşağılayarak, değer vermeksizin yola getiren Petruchio rolünde Timur Acar harikalar yaratıyor. Çok rahat, çok sahici, inandırıcı bir oyun sergiliyor. Oynadığını yaşıyor sanki. Cadaloz, çatal dilli, çaçaron, cehennem zebanisi, huysuz, aksi, kaba mı kaba Kate yorumuyla Melis Birkan övgüyü hak ediyor. Ve elbette onlarla birlikte sahnede oyunu şölene çeviren diğer tüm oyuncular da…

Oyunun yönetmeni Kemal Aydoğan ve iki başrol oyuncusu Timur Acar ve Melis Birkan ile “Şirreti Evcilleştirmek”i konuştuk…

Foto: Esra Kılıçer

Pınar Çekirge: Sezonun en güzel oyunlarından biriydi diyebilirim Moda Sahnesi’nin Şirreti Evcilleştirmek oyunu. Bu önemli klasiği yatak odasından ibaret bir dekor tasarımı, toplumsal cinsiyet rollerini  ve değer yargılarını tersinleyen kostümleri, oyunu besleyen müzikleri, seyirciyle etkileşim düzeyini yükselten meydan sahne tasarımı ve başarılı, dinamik oyunculuklarıyla göz dolduran bir oyun. Öncelikle ön oyun ve son oyun, oyun içinde oyun kurgusu oldukça ilginç ve daha önce defalarca ülkemizde sahnelenen versiyonlarından farklıydı. 

Kemal Aydoğan: Ben bu oyunu 2006 yılında Oyun Atölyesi’nde yönetmiştim. O sezon, yetenekli genç insanlarla bir proje yapmaya karar vermiştik. 17 kişilik geniş bir kadroyla sahnelemiştik o zaman oyunu. Timur Acar o oyunda Baptista’yı canlandırıyordu. Şimdi kariyerlerinin zirvesinde olan pek çok oyuncu o oyunla profesyonel oyunculuğa adım atmıştı: Fırat Tanış, Onur Ünsal, Timur Acar, Mert Fırat, Aylin Kontante, Uğur Bilgin, Osman Akça, Ulaş Torun gibi isimler ilk aklıma gelenler. Aybanu Aykut ve Fırat Tanış gibi daha deneyimli oyuncular da vardı. 

Öncelikle şunu belirtmek isterim. Shakespeare’in Hırçın Kız oyunu Türkiye tiyatrosunda eksik okunmuştur hep, ilk iki sahne, yani ön oyun genellikle okunmadan geçilir. Adı üstünde ön oyun ya asıl oyunla ilgisi yok diye düşünülüyor galiba. Kalaycı, ayı oynatıcısı sarhoş Sly görmezden gelinir, oyun bir babanın kızlarından küçüğünün talipleriyle konuşmasından başlatılır. Oysa ön oyunda, Sly’a bir oyun kurulur, zengin eğlencesine (bir lord aracılığıyla) meze edilir Sly. Oyun seyretmeyi bilmeyen en alt tabakadan biri olan Sly lord olduğuna inandırılır ve huzurunda bir kumpanya tarafından oyun oynanır. Şirreti evcilleştirmek oyunu Sly’ın huzurunda oynanan oyundur velhasılı kelam. Biz hem 2006’daki ilk oyunda hem de bu versiyonunda Sly’ı Petruccio’ya dönüştürüyoruz. Bu iki oyun arasında küçük bir fark var ilkinde Petruccio’ya dönüştükten sonra bir daha Sly’ı hiç hatırlamıyorduk, şimdiki versiyonunda ise Sly’ı hiç unutmuyoruz.  Bu Sly’ın oyundaki varlığı Shakespeare literatüründe tartışılıyor hala. Bu ön oyun, yani Sly’la oyuna başlamak oyun içinde oyun imkanı tanıyor. Anadolu topraklarının seyirlik oyun kültürüyle de çok fazla alışveriş içinde bu yüzden de.

Foto: Esra Kılıçer

Pınar Çekirge: Peki neden Hırçın Kız değil de Şirreti Evcilleştirmek oyunun adı? 

Kemal Aydoğan: Çünkü çeviri eksik! Aslında oyunun orijinal adı şirretin evcilleştirmesi ya da ehlileştirilmesi anlamına geliyor. Şirret olarak görülen, şirret olarak tanımlanan bir kadının ehlileştirilmesi sürecini anlatıyor oyun ve bu anlamıyla erkek egemen davranışa, patriarkaya atıfta bulunuyor. Bu özelliğiyle romantik değil politik bir oyun kanımca.  Tabi ki Shakespeare’in her oyunu politik. Onun oyunlarından politikayı silemeyiz, isterse aşk komedileri olsun. Bu oyun, bir despottan bahsediyor ucu Roma’dan Hitler’e kadar uzanan bir despotluk tarihinin özelliklerini sıralıyor kanımca. 

Bu tür eksik çevirileri tamamlamanın zamanı gelmedi mi? Biz bu çabayı gösterdik. Seyircinin alışkanlıkları açısından bakınca dezavantajlı bir adımdı bu çünkü bugüne kadar herkesin Hırçın Kız adıyla biliyordu bu oyunu ve bu yeni adı onların oyunu tanımasını, dolayısıyla oyuna iştiraklerini engelleyebilirdi. Şirreti Evcilleştirmek adı Türkiyeli seyirci için bir şey ifade etmiyor diye vazgeçebilirdik. İlk başta bu ad biraz itici de. Ama yanlış, eksik çevirilerle nereye kadar sürdürmeliyiz tiyatro faaliyetini? Bunun bir sonu olmalı. Yeni nesil çevirilere ihtiyaç var bugün çünkü 1940’larda 1950’lerdeki çevirileri kullanıyoruz hala. Artık daha güncel çevirilere, farklı bir dile ve farklı bir algıya ihtiyaç olduğu açık. Elbette o dönemin çevirmenlerine, yazarlarına müteşekkiriz, çok değerli katkılar yapmışlar tiyatromuza ama o dönemin dil ve zihin dünyası çok farklı.

Timur Acar: Zaman içinde dil evrimleşti, çevirmenler evrimleşti ama tiyatro klasiklerinin çevirileri evrimleşmedi hala. Tiyatro literatürünün en önemli oyunları hala 70-80 yıl öncesinin diliyle seyirciye sunuluyor. 

Pınar Çekirge: Melis Birkan’ın başarıyla taşıdığı ve adeta bütünleştiği bir Kate izliyoruz oyunda. Yüzü bu kada masum bir oyuncudan böyle bir rolde böyle bir başarı gelmesi şaşırtıcı gerçekten. Kate karakteri nasıl ortaya çıktı?

Foto: Esra Kılıçer

Melis Birkan: Aslında pandemiden evvel konuşmuştuk bu oyun oynamaya karar vermiştik. Fakat araya uzun bir pandemi dönemi girdi. Pandemi sürecinde zoom üzerinden bir okuma provası denedik ancak hayatımızın en korkunç deneyimlerinden biri oldu. Zoomda okuma provası olamıyormuş, bu açık biçimde öğrenmiş olduk ve çalışmalarımızı erteleme karar verdik. Bugün Türkiye’de ayrıca, özel bir şey deneyimlemeye gerek yok tabii Kate’i anlamak için. Ülke gündemine baktığınızda, haberleri takip ettiğinizde bunu görebiliyoruz. Hepimiz bu duruma aşinayız bence. İki kardeşin babayla yaptıkları erk mücadelesi de çok bilenen bir durum. Sadece bugün değil, oyunun yazıldığı dönemde, sadece bizim toplumumuzda değil dünyanın pek çok toplumunda, ve sadece kadınların değil erkeklerin içinde  de köşeye sıkıştırıldığında, baskılandığında doğal olarak açığa çıkan bir tepkisellik var. Bu tepkiselliğin adlandırılması bile toplumsal cinsiyete göre değişebiliyor. Erkekler için daha makul sözcükler kullanılırken kadınlar için şirret, arsız, edepsiz gibi hoyratça sözcükler kullanılıyor. Bu şirretlik halinin evrensel olduğuna ve her zaman baskıya uğrayan her insan için geçerli olduğuna inanıyorum. Köşeye sıkıştırıldığımızda verdiğimiz bu tepki, itiraz oldukça insani, çok doğal bir durum. Bu nedenle, Kate’i anlamak için çok araştırma yapmaya, analiz etmeye gerek yoktu. Hepimizin içindeki kodlarla ilgili bir hal bu ve belli durumlarda açığa çıkıyor. 

Kendi adıma, böyle bir oyunda rol almaktan çok mutluyum. Bu oyunla birlikte bir kadın hikayesini ve kadın başkaldırının içince yer almak benim için son derece kıymetli ve bana iyi hissettiriyor. 

Biz bir şey anlatmak istedik ve 2006 yapılan oyundan 16 yıl sonra üzerine başka şeyler koyarak, farklı anlamlar ve yorumlar katarak bu oyunu sahneye taşıdık. Belki daha sert, daha radikal bir oyun çıktı ortaya. Ama ben bu sertliğin bugün karşılığı olduğunu ve ihtiyacımız olan şey olduğunu düşünüyorum. Çünkü artık bu konuda daha açık, daha net bir tavır geliştirmek gerekiyor ve biz de olabildiğince bunu yapmaya çalıştık. 

Feminist bir kadın yazarın kaleme aldığın Yeni Bir Şarkı oyununda da benzer bir şey yapmaya çalıştık. O oyunda kadın sorununun başka bir boyutuna temas ediyorduk ama bazı kesimler “böyle kadın mı olur?” gibi bir tepki göstermişti. Aynı şey Kate için de geçerli. Ama biz kadının varoluşuna dair, farklı yanlarına dair bir sorgulamaya yol açabiliyorsak, seyircileri farklı yönlerden düşünmeye sevk edebiliyorsak, bence doğru yoldayız. 

Pınar Çekirge: Kate sizin kariyeriniz için de çok önemli bir dönüm noktası diye düşünüyorum.

Melis Birkan: Kesinlikle. Çok önemli ve tarihsel olarak anlamı büyük bir rol bu. 

Foto: Esra Kılıçer

Yavuz Pak: Kadın seyircilerden nasıl tepkiler aldınız Kate olarak? 

Melis Birkan: Kadın seyirciler finalden çok memnunlar! Hikayenin giriş, gelişme bölümlerinde, adeta  içi şişen pek çok kadın seyirci gözlemliyorum. O yüzden final kadın seyircide büyük bir rahatlama ve mutluluğa yol açıyor. Hatta, o finali görmek için oyuna tekrar gelen kadınlar var. Kadınlar erkeklere göre daha çok sevdiler bu yüzen oyunu sanki. Hatta Timur, “oyunun finali böyle olmasa ben ne olurdum bilmiyorum. Salondan çıkamayabilirdim” demişti. (Gülüşmeler) 

Timur Acar: Evet evet, kesinlikle! Canımı kurtarıyor final…

Melis Birkan: Dediğim gibi, bugünün konjonktüründe daha çok karşılık bulan oyun oldu. Kadınların tepkileri daha güçlü. Meydan sahne oynadığımız için seyircilerin tepkilerini anlık görebilme şansımız oluyor. 

Oyunun kadını baskılayan kimi sahnelerinde kafasını çevirip görmek istemeyen kadın seyircileri gözlemliyorum. O sahnelerdeki sıkılmışlıkları, öfkeleri yansıyor yüzlerine. Tabii, oyunu erkekler daha çok anlarsa oyunu ve anlatmak istediğimizi daha çok mutlu olacağım.

Pınar Çekirge: Timur Acar’ın kariyerinde de bu oyunun çok farklı bir noktada durduğu söylenebilir. Çok ciddi bir kondisyon gerektiren bir rolde oyunun başından sonuna kadar yüksek bir tempoyla ve her an büyük bir başarıyla yaşar kılıyor karakterini. Nasıl çıktı bu karakter ortaya?

Foto: Esra Kılıçer

Timur Acar: Aslında biz kadın-erkek ilişkilerine değinmeyi çok seviyoruz. Dünyada ve yaşadığımız coğrafyada, erkekler hep bu zokayı yutuyor. Erkekler güçlü, hakim, korunaklı bir dünyada yaşadıklarını düşünüyorlar ama gerçekte o kadar güçlü olmadığımızı, iktidarımızın sınırlarını yaşadıkça anlıyoruz. Zamanla erkek olarak yaptığım eylemlerin, güç gösterilerinin saçmalığının farkına varıyoruz. Biraz bu düşüncelerden hareket ederek çıktı ortaya Petruchio. 

Sahnede 7 erkek ve 2 kadın var, oyunun adında şirret sözcüğü geçiyor ancak erkeklerin egemen olduğu bir dünyadaki şirreti tartışıyoruz ve gerçekte şirretin kim olduğunu, hangi cinsiyetin gerçekten şirret olduğunu sorguluyoruz. Baba, iki üç tane aşık erkek, Sly da dahil oluyor sonra ve onların bütün eylemlerine, tavırlarına bakınca, oyunun merkezinde “testosteron” var gibi düşünülebilir. Kadının fikirleri, eylemleri, hatta varlığı bile hem ikinci planda. 

İşte bu tür meseleleri irdelemeyi çok seviyoruz biz, Moda Sahnesi olarak. Petruchio ve Sly’ı da bu sorunsallaştırma süreçlerinde yoğurduk diyebilirim. 

Erkekler bu zokayı nasıl yutuyor? Güçlü bir yerde olduğunu, muktedir olduğunu zanneden erkek algısı nasıl biçimleniyor? Bu güç aslında bir zayıflığı ve rezalet bir hali örtmeye yarıyor bir bakıma. Oyunun finalinde bu açığa çıkıyor zaten. Kanunları yapan ve uygulayan, erk sahibi cinsiyet gibi görülse de, gerçekte hiç de güçlü değil erkekler. Eril dünyanın bir eleştirisi bu oyun. 

Melis’in dediği gibi, meydan sahnede oynamanın bir avantajı olarak, seyircilerle çok göz teması kurabiliyoruz. Bazı kadınları gözlerinde büyüyen nefreti. Oyunu başlarında kahkahayla gülen kadın seyircilerin yüzleri, oyun ilerledikçe aşağılandıklarını, ezildiklerini görerek asılmaya başlıyor. Seyircinin dönüşen duygularını ve oyunun onlarda yarattığı değişimi gözlemlemek büyük bir haz diyebilirim. Yapmak istediğimiz şey tam da bu bir bakıma. Tersinden, erkek seyircilerin büyük bir iştahla kendi erkelerini, güçlerini yansıtan sahnelerde iyiden iyiye şişen egolarının finalde balon gibi sönmesini gözlemlemek de büyük bir keyif!

Foto: Esra Kılıçer

Pınar Çekirge: Oyunun seyirciye bu kadar çok geçeceğini düşünüyor muydunuz peki? 

Kemal Aydoğan: 2006’daki Hırçın Kız oyununu 110 defa sahneledik. Genç bir kadro olmasına rağmen, seyircide çok büyük bir etki yaratmıştı ve beğenilmişti. Bu defa, daha olgun bir kadroyla oynuyoruz. Bu oyunla da seyircinin güçlü bir bağ kurdu, olumlu bir etki yarattı seyirci üzerinde.

Pınar Çekirge: Oyuncular oynamıyorlar, adeta yaşıyorlar denir ya, bu durumu yaşıyoruz sanki oyunda. Seyirciyle oyuncuların organik bağları da oldukça güçlü oyun boyunca.

Kemal Aydoğan: Oyuncuların oyuna katılım düzeyi ve enerjileri oldukça  yüksek. 

Yavuz Pak: Shakespeare’in metinleri bünyelerinde her zaman politik, tarihsel, toplumsal alt metinleri de barındırır. Sizce kadın-erkek ilişkilerine odaklanan bu metin döneminin tarihsel-toplumsal bir tahlili olarak da okunabilir? 

Kemal Aydoğan: Elbette. Oyun, ticaret burjuvazisinin yükseliş döneminde kaleme alınıyor. Dolayısıyla, kapitalizme dair tüm kavramların nüve olarak belirdiği bir süreçten bahsediyoruz. Coğrafi keşifler, ticaretin dünya ölçeğinde gelişmesi, Avrupa’dan Uzakdoğu’ya, Afrika’ya, Amerika’ya uzanan bütün bir ticari hareketlilik başlıyor. Dünya tarihinin en önemli kavşaklarından biri olan rönesansta geçiyor oyun. Oyundaki tüm öğelerde bu tarihsel sürecin izi sürülebilir.  Rekabet, kapışma, yarışma, sözleşme gibi kavramların yansımları güçlü bir biçimde var oyunda. Bu bağlamda, Kate’i ve Bianca’yı bir tür ticari meta olarak da düşünmek mümkün. Biri iyi mal diğeri kötü mal. Bianca ve Kate için kapışanlar, yarışanlar, rekabete girenler aslında onların yaratacağı sermaye birikimini temsil peşindeler. Aşk denilen şeyin para ile ilişkisi dolaylı değil direkt bu oyunda. Tabi ki aşk denilen şeyin yeşerdiği alanda patriyarkal ilişkiler hakim. Kadınların babaları tarafından taliplerine verildikleri bir politik ortamda geçiyor aynı zamanda oyun.

Öte yandan, Shakespeare erkek iktidarın egemenliğini inşa etme süreçlerini, yöntemlerini de anlatıyor. Kate’in evcilleştirilme, ehlileştirişme süreci bir halkın boyunduruk altına alınma yöntemleriyle paralellikler içeriyor. Petruchio tam bir tiran özelikleri taşır. Kate’i bu herife aşık eden oyun versiyonları erkek egemen aklın yanılsamalarıdır kanımca.

Foto: Yavuz Pak

Yavuz Pak: Despotik iktidar tekniklerinin, komploların, kaosların, şiddetin, baskının ve rıza üretiminin farklı türevlerini de izliyoruz bir bakıma oyunda. 

Kemal Aydoğan: Evet, tüm bu teknikler var oyunun içinde. Petruchio’nun ikinci perdede kadını nasıl evcilleştirdiğini anlattığı tiradı tam da buna karşılık geliyor. O tirad, adeta despotik bir yönetimin ilklerini anlatıyor. “Aç bırakacaksın, uykusuz bırakacaksın ve sana biat eder hale getireceksin” diyor. Biz neyse ki Türkiye’de hiç böyle şeyler yaşamadık, hiç bilmiyoruz böyle kötü şeyleri, ama anlatıldığına göre dünyanın başka yerlerinde böyle şeyler varmış…(Gülüşmeler)

Yavuz Pak: Oyun boyunca ideolojik manipülasyonun farklı veçhelerini de izliyoruz. Althusser’in bahsettiği, aile, akraba çevresi ve kültürün, bireyi doğumundan itibaren eğitme, terbiye etme ve sistemin arzuladığı biçime sokma çabası…

Kemal Aydoğan: Kesinlikle! Bu evcilleştirme ya da ehlileştirme süreci, insanları belli sınırlar içinde yaşamaya zorlama ve abluka altına alma çabasını yansıtıyor. Belirlenmiş rollerin ve yaşam biçimlerinin bireylere dayatılmasından başka bir şey değil bu. 

Pınar Çekirge: Öte yandan, oyunda sık sık Freudyen göndermelere rastlıyoruz. Kostümler, kullanılan objeler. İlk sahnede iğdiş edilen erkeklik sonrasında mutlak bir erk olarak ortaya çıkıyor, kutsanıyor. Petruchio’ya takılan nazar boncuğu bu anlamda çok somut bir gösterge. Ve finalde kadın yine erkeği iğdiş ediyor.

Kemal Aydoğan:  Çok doğru bir tespit. Shakespeare oyunlarında bu göndermelere sıkça rastlıyoruz. Mesela, Bir Yaz Gecesi Rüyası, Thesseus’un Amazonlarla kavgasıyla başlar. O’nun şablonlarından biridir hatta bu pek çok oyununda. Amazon kadınları ve onları ehlileştirmeye çalışan eril güçler. Bu iki güç arasındaki çatışmayı gösteren mitlere Shakespeare oyunlarında görebiliyoruz.  

Foto: Esra Kılıçer

Melis Birkan: Özellikle bu durumun seyirci tarafından sorgulanabiliyor olması çok değerli. Kemal Abi’nin tercihi ve Timur’un yorumuyla, her şey çok filtresiz gösteriliyor oyunda. Yani, erkeklere güzelleme yapmadan yansıtılan bir Petruchio ve Say karakteri izliyoruz oyunda. Öte yandan ne kadınların güzel ve çekici görünmek ne de erkeklerin kibar ve sempatik olmak gibi bir dertleri var sahnede. Farklı cinsiyetleri canlandıran oyuncular tam bir gerçeklik hissiyle hareket ediyorlar sahnede ve bu seyirciyle kurulan organik bağı güçlendiriyor. 

Timur Acar: Bu noktada, bir oyunda seyirciyle yaşadığım diyaloğu unutamadığımı belirtmek isterim. Ben “Var mı kadını evcilleştirebilecek daha iyi bir adam? diye sordum. Bir kadın seyirci yanındaki adamı gösterdi. Ben de “çıkışta konuşuruz o zaman” dedim. Çok farklı bir deneyimdi o an benim için. Gözleriyle “Aradığınız despot yanımda” der gibiydi…

Yavuz Pak: Genellikle İtalyan sahne geleneği ve dünya klasiklerinin sahnelenmesindeki o vakur, ulvi sanat anlayışının etkisiyle bizde bu tür oyunlarda seyirciyle etkileşim geçmez oyuncular. Ancak bu oyunda tersine interaktif bir yapı inşa ediliyor ve oyuncular seyircilerle bütünleşiyor. 

Timur Acar: Evet. Öncelikle meydan sahne yapısından kaynaklanan bir etkileşim hali bu. Diğer yandan, pandemi sürecinde kalabalık kadrolu oyunlar yapılamadı, tek ya da iki kişilik oyunlar yapıldı mecburen. O uzun aylar, yıllar boyunca biz seyriciyi, seyirci de tiyatroyu ve oyuncuları çok özlemiş olmalı ki inanılmaz bir etkileşim, karşılıklı diyaloglar gelişiyor seyirciyle aramızda. Birbirine bakan 120 kişi ve ortada 9 kişinin birlikte harmanladığı bir oyun çıktı ortaya. Adeta seyirciyle bir kavuşma hali yaşıyoruz bu oyunda ve bahsettiğimiz organik yapı bu doğallıkta ortaya çıktı.

Pınar Çekirge: Oyunculukların başarısı da çok önemli bir etken bu noktada…

Kemal Aydoğan: Oyunun başında da, sonunda da oyuncu vardır. Çünkü onun sahnede yaptıkları üzerinden tüm ekibin bilgisi, görgüsü, anlayışı, emeği alımlanır.  Yani sahnede oyuncunun yapıp ettiği her şey tüm ekibin emeğinin görünme halidir. Reji, dekor, kostüm gibi öğeler seyrettirmez oyunu, oyuncular seyrettirir. Rejiye on dakika, dekor ve kostüm beş dakika bakar seyirci. Yani seyirciyi ouunda tutmaya yetmez bu unsurlar. Seyirciye oyunu seyrtettiren oyuncudur. Zaten tiyatronun en temel tanımı da iki oyuncu bir seyirciden oluşan sanat diye bahsetmez mi?

Foto: Burak Süme

Pınar Çekirge: Yeri gelmişken, oyunun çarpıcı kostümleri ve neden bu kostümlerin seçildiğinden de bahseder misiniz? Mesela Petruchio’nun ikinci perdedeki çarpıcı kostümü?!

Kemal Aydoğan: Oyunun kostümlerini Gamze Saraçoğlu ve Asena Sban yaptılar. Rollerin kimlikleriyle çok örtüştüğünü üstüne üstlük oyunun atmosferinin kurulmasında önemli bir etkiye sahip olduğunu düşünüyorum. Sorunuzun ikinci bölümüne gelirsek: Petruchio bir lord ve Shakespeare’in sahne yönergesinde O’nu sahneye soytarı gibi sokuyor. Evlilik törenine normal bir damat kıyafeti yerine orasına burasına çaputlar bağlanmış abuk subuk bir kostüm tarif ediliyor yönergede. Shakespeare’in düğününe gelen bir damadı “soytarı” gibi giydirerek neyi amaçlar, muradı nedir? Bu soruyu sorduk kendimize. Petruccio ona bağımlı olan topluluğu irrasyonalitesi ile yönetmektedir. Onun bu en aykırı haline ses çıkarılamayacağının bilgisiyle “erkekler” dünyasını testten geçirir. Çünkü iyi mal Bianca’ya kavuşmanın önünde engel gibi duran kötü mal Kate’ten kurtulmayı sağlayacağını bilir. Baba dahil tüm erkekler hangi koşulda olursa olsun bu evliliğin gerçekleşmesini arzu etmektedirler. Bu tamamen çıkara dayalı ilişkileri ağı içinde Petruccio her türlü “saçmalığı” dener ve kabul edilir. Shakespeare’nin “soytarı” kıyafetine benzer bir biçimde tarif ettiği kostümün bugünkü karşılığını bu kostüm fikrine vardırdı bizi.  Kostümde bir fazlalık yaratmamız gerekiyordu ve o fazlalık pekala azaltarak da yaratılabilir. (Gülüşmeler)

Pınar Çekirge: Şunu tüm açıklığımla ifade etmeliyim ki, gerçek bir Shakespeare oyunu izledik.

Kemal Aydoğan: Oyunlarını yönettiğim tüm yazarlara hayranlık besliyorum, çünkü benim oyun yazacak kapasitem, yazarlık yeteneğim yok. Kendimi onların yazdığı şeyi tüm ayrıntılarıyla anlamakla mükellef sayıyorum. Yönettiğim oyunların yazarları, üzerine basılıp geçilecek bir sıçrama tahtası değildir. Yazarın zihin dünyasını en ince ayrıntısına kadar kavramayı görev belliyorum. Bu Shakespeare için de geçerli elbette. Onun kodlarını çözmeye çalışıyorum. Onun kodlarını güncel sanatsal, toplumsal, politik referanslarla örtüştürmeye çalışmaya çalışıyorum aynı zamanda. Oyunun omurgasını yazara sadık kalarak kurarsanız, oyundaki yerli unsurlar, halk oyunları, pop şarkılar vb. de oyunun formülünü bozmuyor, besliyor bir bakıma.

Yavuz Pak: Son dönem izlediğim Shakespeare oyunlarının çoğunda, yazarın şiirsel dili, kötü telafuzla düşünmeden ağızdan fırlatılan repliklere dönüşüyor. Sizin oyununuzda balya balya repliklerin hakkı verildiğinde özenle dile getirildiğinde seyirciye nasıl doyurduğuna tanıklık ettim. 

Timur Acar: İnanın, oyuncuyu da çok doyuran replikler onlar.

Melis Birkan: Kemal Abi, içimizdeki niyeti unutmadan o replikleri sarfetmemizi öğütler bize. 

Foto: Esra Kılıçer

Kemal Aydoğan: Evet, niyeti öne almak çok önemli. Konuşma bedenden bağımsız değildir. Türkiye Tiyatrosu’nda, özellikle eski kuşaklarda konuşma tek başına birincil unsur gibi duruyordu. Oysa, konuşma bedenin bir parçasıdır. Bedeninin, duyguların, fikrin, niyetin dışa vurumudur.  Konuşma oyuncu için birincil değil, ikincil bir unsurdur. Repliklerin telafuzu ve seyirciye doğru biçimde aktarılması, sessel, sound ile değil niyetle ilgili bir durumdur. Bağırarak konuşurken bile seyirci oyuncuyu duymayabilir. 

Oyuncunun en önemli işlevi aslında sahnede bir varlık üretmektir. Çünkü seyirci üzerinde bir etki yaratması gerekir. Bunu hesaplamayan bir oyuncu düşünülemez. Bu etkiyi varlığıyla yaratmaya çabalar oyuncu. 

Bütün bunlar biraz da tiyatronun sorumluluğunu almakla da ilgili. Kamusal bir tiyatroyuz biz ve politik bir tiyatro yaptığımızın bilincindeyiz, evet. Ama aynı zamanda, bu oyunlar izlenmezse, bizim yaşama şansımız yok. Oyunlarımızı izletmemek gibi, seyircinin olmaması gibi tuzu kuruluklar bizim için lüks. Bu lükse ödenekli tiyatrolar sahip günümüzde.

Timur Acar: Bu da mücadelemizin, çabamızın en önemli dinamiklerinden biri. 

Kemal Aydoğan: Konforlu bir yerden yapmıyoruz biz bu işi. Sadece seyircinin gelmesiyle, izlemesiyle, yani bizim başarılı olmamızla mümkün tiyatronun dönmesi ve yeni oyunlar yapabilmemiz.

Pınar Çekirge: Peki, yönetmenin oyunla ilgili hayalinin yüzde kaçı gerçekleşti diye sorsam?

Kemal Aydoğan: İlk versiyonunda yüzde 80’i, bu halinde 99’ı. (Gülümsüyor)

Yavuz Pak:  Yücel Erten’in 38 yıl evvel yönettiği Hırçın Kız oyunu beş yıldır İstanbul Devlet Tiyatrosu’nda da sahneleniyor. O da oyunun finaline müdahale etmiş ve belki biraz daha naif bir yerden, Kate’in tepkisel intiharı ile bitirmişti oyunu. Sizin finalizin daha radikal oluşunu, aradan geçen zaman diliminde feminizmin evrildiği yere mi yoksa rejinin anarşist tavrına mı bağlamalıyız?

Foto: Esra Kılıçer

Kemal Aydoğan: Öğrenciydim Yücel Erten’in rejisini izlediğimde. Bizim 2006 yılındaki ilk oyumuzun finalinde Kate’in üzerinde derin yırtmaçlı bir elbisesi vardı. Petruchio bir de kara çarşaf geçiriyordu bu kıyafetin üstüne. Sonra da Kate’in yüzünü rujla palyaço gibi boyuyordu. Kadının hem başına kara çarşaf geçiriyordu hem de onu fahişeleştiriyordu. Boğuyordu kate’i. Şimdiki versiyonumuzdaki bu final kadın cinayetlerinin yaşandığı bir ülkede, İstanbul Sözleşmesi’nin dahi erkekler cemiyeti tarafından rafa kaldırıldığı bir süreçte, kendini savunma hakkı açısından olması gereken diye düşünüyorum. 

Melis Birkan: Meşru müdafaa hakkı diyelim!

Pınar Çekirge: Bu güzel söyleşi için çok teşekkür ederiz.

Kemal Aydoğan: Biz de sizlere ve Tiyatro… Tiyatro… Dergisi’ne çok teşekkür ederiz.

PINAR ÇEKİRGE – YAVUZ PAK
1

Benzer Yazılar

Bu web sitesi size daha iyi bir performans sunmak için cookie kullanmaktadır. kabul edin Devamını Oku