Kadının Sahnedeki Adı “Arusyag”: Pervane Ateşte Kaç Kez Yanar? Sahi Kaç Kez?

Pınar Arabacı
5592 Görüntülenme

Konumuz, neredeyse yüz elli yıl önce sahne almış bir kadın oyuncu. Osmanlı Azınlık Tiyatrosu’nun ilk Ermeni aktristi “Arusyag Papazyan.”

Dergimiz yazarlarından Pınar Çekirge ve Burak Süme ile, geçtiğimiz günlerde raflarda yerini alan kitapları “Arusyag Papazyan – Osmanlı Azınlık Tiyatrosunun İlk Profesyonel Kadın Oyuncusu” hakkında etraflıca konuştuk…

Yavuz Pak: Arusyag Papazyan’ı nasıl keşfettiniz?

Burak Süme: Bu kitaba başlamadan önce, Rosali Benliyan üzerine bir kitap çalışmam vardı. Çok yakında yayınlanacak olan bu kitapta, sinemamızın ilk kadın oyuncusu olduğunu iddia ettiğim ve dönemin azınlık gazeteleriyle bu iddialarımı desteklediğim Rozali Benliyan’ı anlatıyorum. Benliyan’ı araştırırken dönemin diğer aktristlerine, onlar hakkında bilgilere de ulaştım. Bunlardan birisi de Arusyag Papazyan’dı.

Pınar Bey’e bahsettim. Afife’den altmış yıl önce sahneye çıkmış bir Ermeni kadın oyuncu. O gün, Pınar Bey “Hemen bununla ilgili bir şey yapmalıyız” dedi ve çalışmalarımıza başladık.

Pınar Arabacı: Kaynak sıkıntısı çektiniz mi?

Burak Süme: Osmanlı azınlık basınına baktığınız zaman, Ermenice ve Rumca çok sayıda matbu yayım söz konusu. Arusyag’la ilgili de pek çok haber ve ilân mevcuttu. Ermenice bildiğim için bu bilgileri Türkçe’ye çevirerek Pınar Bey’e okudum. Kitabı yazarken bu kaynaklardan faydalandık.

Pınar Çekirge: Bazı kitapları ben yarına mektup gibi  düşünüyorum. Bu da onlardan biri. Bu kitabın tabii ki çok büyük eksikleri, belki hataları var. Ama ileride bu konuda araştırma yapacak yahut bir başka eser üretmek isteyenler için küçük bir ışık olsun istedik. Bir tür farkındalık yaratmak, diyebiliriz aslında.

Yavuz Pak: Pınar, sen Türkiye tiyatro tarihine vakıf birisin. Arusyag Papazyan’ın ismini daha önce duymuş muydun?

Pınar Çekirge: Ne yazık ki, hiç duymadığım bir isimdi. Elbette benim ayıbım, yetersizliğim. İnternet taramasında yalnızca bir iki kısa makaleye ulaştım. Yine de  o gece hemen bir önsöz yazdım bu kitap için ve Burak’a yolladım. Sonra birtakım Ermenice mecmualardan okuduklarını Burak bana parça parça aktarmaya başladı. Onları kurgulamaya çalıştım. Biz aşağı yukarı üç aylık bir çalışma ile kitabı çıkardık. Kaynak bulmada sıkıntılar yaşadık. Arşiv geleneğimiz bu konuda pek yeterli değil, bunu özellikle belirtmek isterim. Ayrıca bir kaynak diğer kaynaktaki bilgilerle örtüşmüyor kimi kez. Örneğin bir kaynağa göre, Arusyag Papazyan’ın iki çocuğu var, bir başka kaynağa göreyse tek çocuğu. Bir kaynağa göre kocası kızını da alıp Paris’e gitmiş, bir diğerine göre Amerika’ya. Bu çelişkili bilgileri derleyip toparlamaya çalışmak sahiden çok zordu. Bir başka çelişkiyi de eğitimi ile ilgili yaşadık, örneğin. Bazı kaynaklar yeterli eğitime sahip olmadığından bahsederken, bazı kaynaklar daha on altı yaşında öğretmenliğe başladığını söylüyordu. Biz de bu bilgilerin doğruluğunu tam olarak teyit edemediğimiz için bu bilgileri kurgulayarak anlatmayı daha uygun bulduk. Sanki Arusyag hayattaydı ve biz onunla bir söyleşiye gitmiştik. Gerçek dışı ile gerçeği kaynaştırmaya çalıştığımız bir yazı biçimi oluşturduk. Ve Arusyag’ın ağzından dedik ki “Evet, hakkımda farklı bilgiler var ama ben size ancak bazı küçük doneler sunabilirim hayatımla ilgili, sonrası tiyatro tarihçilerine kalmış.” Bu kurgu sayesinde çelişkili de olsa Arusyag Papazyan ile ilgili eriştiğimiz bilgilere kitapta yer verme imkanı bulduk. Evet, kitabın içerisinde bir kurgu var tabii ki, hayallere de yer var. Bu kadar az kaynakla bu kitabı var etmeye çalışırken ortak amacımız Osmanlı azınlık tiyatrosunda sahneye çıkan ilk kadını tanıtmak  ve bu uğurda ödediği bedellerden bahsetmek oldu aslında. Arusyag’ın hikayesinin adeta hiç yaşanmamış gibi yok olduğunu gördük ve bu kıymetli insanı  hatırlatmak istedik. Hepsi bu… Başka bir iddiamız yok zaten. Arusyag Papazyan aslında kendi döneminde öncü olmuş, çok büyük başarılar elde etmiş, çok önemli oyunlarda çok önemli roller almış bir oyuncu. Ayrıca yaşadığı dönemde, sahnede kadın oyuncu olarak yer aldığı için de çok büyük bir merak uyandırıyor. On yıl boyunca sahnede kalıyor. Sahneye çıktığında da sadece on altı yaşında. Gayrimüslim olduğu için Osmanlı İmparatorluğu tarafından çok büyük bir tepki görmese de, Ermeni Cemaati ve kilise tarafından belli bir baskı ile karşılaştığı muhakkak.

Pınar Arabacı: Tarihte kadın oyuncu olarak var olmanın zorluklarından biraz bahseder misiniz?

Pınar Çekirge: Eril dünya kadının sahnede olmasını pek hoş karşılamamış sanırım. Antik Yunan’da kadının sahnede yeri yoktu mesela. Hristiyanlık da zaten yasak getiriyor. Kadın rollerini erkekler üstleniyor ister istemez. Ali Poyrazoğlu ile yaptığım röportajı hatırladım şimdi. “Shakespeare’in ideal Desdemona’sı erkektir” demişti. Özetle kadınlar için tiyatro sahnesi yasaktı. Ahmet Refik “Yakın Çağda Türk Tiyatrosu” adlı 1934 basımı eserinde, “Aristodem” adlı oyunda Iksira rolünü genç muallim Mınakyan’ın canlandırdığını belirtir. Osmanlı’ya geldiğimizde ise, evlerde gizlice sergilenen piyeslerde genç Ermeni kadınlarının oynadığını ancak sahneye çıkmaya cesaret edemediklerini biliyoruz. 1800’lerin ortasında Osmanlı’da profesyonel anlamda ilk kadın oyuncu o sırada Kumkapı’da kızlar mektebinde öğretmenlik yapan on altı yaşındaki Arusyag Papazyan.

Yavuz Pak: Peki ya Fanny?

Pınar Çekirge: Kimi kaynaklara göre gizlice sahneye çıkmış, gerçek adı Agavni Hamoyan, ama profesyonel anlamda bir oyuncu değil. Amatör olarak, saklı gizli piyeslerde rol alıyor. Arusyag gibi sanatkâr-ı muazzama, sanatkâr-ı yegane olamıyor, doğal olarak.

Burak Süme: Evet, Arusyag Papazyan’dan önce Fanny çıkmış, ne yazık bu kadın çok fazla sahnede görülmemiş. Bugün isminden başka pek bir bilgiye sahip değiliz.

Yavuz Pak: Arusyag, “kadının sahnedeki adı” oluyor diyebilir miyiz?

Pınar Çekirge: Doğru bir tanım. Baskı ve zulümle mücadele edenlerin kahraman, öncü yaradılışlı oldukları kabul edilir. Tıpkı Afife gibi, Arusyag da sanatçı olarak kendiyle, içinde yaşadığı toplumla sahnede ödeşmiş olmalı. Onlar tutkuları, cesaretleriyle birer deniz feneri oldular, karanlığa ışık tuttular. Arusyag’ dan sonra kızkardeşi Ağavni Papazyan, Bayzar Fadulyacıyan, Maryam Dzağikyan, Yeranuhi Karakaşyan gelmiş örneğin. Onun cesareti sayesinde var olabilen isimler bunlar.

Pınar Arabacı: Arusyag Papazyan’ın oyuncu olmak için verdiği mücadeleyi nasıl tanımlarsınız?

Pınar Çekirge: Sahne bir ev, bir yurttu Arusyag için, kuşkusuz. Ait olma duygusunu sonu kadar yaşadığı, ruhu, bedeniyle bütünleştiği, ona hayallerini geri veren tek yer. Sahne bir tür kurtarılmış bölgeydi O’nun dünyasında, kim bilir? Yıllar sonraya kalmaktı umudu. Kendini belki de böyle aldatmıştı. İç sürgünlerinde yaşamaya tutsak edildi zamanla.  Dikkat ederseniz, Arusyag ve Afife önerilen, dayatılan hayatlara karşı çıktılar. Tiyatro sanatının ufkunu aydınlatırken paylarına düşen yıldız dramları oldu sadece. Tiyatronun azad kabul etmez kulları, köleleri olarak yaşadılar. Önlerinde bir role model de yoktu, ki bu çok önemli. Ama onlar mücadelelerle kendilerinden sonra gelenler için örnek oluşturdular. Bir genç kadının sahneye çıkması kabul edilemez bir durumdu. Törel değerlere, dinsel baskılara, sosyal  normlara karşı geldiler. Bu topraklarda mücadeleci, hayallerinin peşine düşmüş, ihtirasını gerçeğe dönüştürmeyi başarmış kadınlardan biriydi Arusyag, hiç kuşkusuz. Bir öncü olarak kısmen de olsa kimi tabuları, önyargıları yıktı. Herkes gibi olmak yerine oyuncu olmayı seçti.

Pınar Arabacı: Toplumda bir kadını tanımlarken, mesleğinden önce birinin annesi, eşi kardeşi ya da kızı olarak bahsediliyor hâlâ. Benzer bir durum Arusyag için de geçerli mi? 

Pınar Çekirge: Evliliğinin sahne hayatını gölgelediğine dair bilgiler var. Arusyag Papazyan, bir oyuncu olarak varken evlenince birdenbire bir erkeğin eşi olarak eleştirilere maruz kalıyor sanki. Evli barklı bir kadının sahnelerde var olması daha farklı bir bakış sebebi toplum için. Evliliğinin de mesleğini olumsuz etkilediğine dair bilgiler bulduk. Şöhret içindeyken yaptığı evlilik hem seyircinin o oyuncuyu kimseyle paylaşmak istememesi nedeniyle, hem de evli bir kadının oyunculuk yapıyor olması sebebi ile mesleğinde sorunlar yaşamasına neden oluyor bence. Hayranları evliliğini pek kabul etmek istemiyor muhtemelen.

Yavuz Pak : Ayrıca kitabınızda Afife Jale, Cahide Sonku, Gülriz Sururi, Toto Karaca  gibi isimler de yer alıyor. Arusyag’ın açtığı kapıdan ilerleyen kadın oyunculara siz de alan açmışsınız.

Pınar Çekirge :  Aslında Türkiye’de erken tiyatro döneminin tüm kahrını çekmiş pek çok isme de selam yollamaktı amacımız. Ne tuhaf, pervane ateşte kaç kez yanar diye düşünmeden edemiyor insan.

Pınar Arabacı: Evet, kitapta Arusyag Papazyan ile Türkiye’deki bu  kıymetli kadın oyuncuların karşılaşıp sohbet ettiği bir kurgu oluşturmuşsunuz. Bunu yaparken seçtiğiniz oyuncuları nasıl belirlediniz?

Pınar Çekirge: Hepsinin ortak özelliği yıldız dramları yaşamış ve sahnede var olabilmek adına çok büyük bedeller ödemiş olmaları. Arusyag’tan sonra Afife’ye yer verdik. Çünkü kendisi sahneye çıkan ilk Müslüman kadın olarak çok büyük zorluklar yaşamış. Dışlanmış, kabul edilmemiş. Bu anlamda çok fazla ortak noktaları var. Cahide Sonku’dan bahsettik. Onun da hikayesi Arusyag ile az çok benzerlikler taşıyan bir hikaye. Bu kadınlar büyük kitleleri peşlerinde sürüklemiş yıldız isimler olmalarına rağmen özel yaşamlarında çok derin yalnızlıklar yaşamışlar. O yalnızlığın içinde yaşamları son bulmuş. Bu isimlerden biri de Toto Karaca meselâ. Onun hikayesi biraz daha farklı olsa da, benzer sorunlarla o da mücadele ediyor. Toto Karaca’nın hayatı da her zaman beni çok etilemiştir. Ve tabii Gülriz Sururi…Bu önemli karakterlere kendi kurduğumuz dünyada küçük karşılaşmalar yaşatarak aslında mücadelelerinin ne kadar ortak olduğunu göstermeye çalıştık.

Pınar Arabacı: Kitabınızda değindiğiniz bir konuda merakımı gidermek istiyorum. Mevdude Refik mi, Kadriye Hanım mı, Afife Jale mi sahneye çıkan ilk Müslüman kadın?

Pınar Çekirge: 1920’de Pangaltı Sineması’nda Mevdude Refik sahneye çıkıyor… Gülriz Hanım’ın annesi Suzan Lütfullah da Süreyya Opereti’nde sahne alan ilk Müslüman primadonna… Sözü burada Burak’a bırakıyorum, çünkü o bu konuda çok detaylı bir inceleme yapmış.

Burak Süme: Ben yıllardır yazılı belge, nüsha, afiş toplarım. Çok zengin bir arşivim var. Bu soruya da koleksiyonerlik yönümle cevap vermek isterim. Arşivime Afife Jale, Mevdude Refik ve Kadriye Hanım’la ilgili bir ilan gelse, tarih sırasına göre arşivime koyarım. Bu sıralamaya bakacak olursak Mevdude Hanım, Afife Jale’den çok daha önce sahneye çıkmış. Vasfi Rıza Zobu ise Kadriye Hanım’dan söz ediyor ama elimizde bir oyun ilanı ve bir oyun görseli olmadığı için ben Gülriz Sururi’nin teyzesi Mevdude Hanım’ı ilk Müslüman kadın oyuncu olarak görüyorum.

Fakat şöyle de bir gerçek var, “Yüzyılın Aşkları: Selahattin Pınar – Afife Jale” adlı belgeselde izlemiştim, Selahattin Pınar’ın yeğeni Altın Pınar anlatıyordu. Atatürk, 1931 yılında verdiği bir davette, Selahattin Pınar’a Afife Jale’nin öneminden bahsediyor ve devrimlerinin çoğunu ondan feyz ve cesaret alarak gerçekleştirdiği ve gerçekleştireceğinden söz ediyor. Bu bakımdan da Afife Jale’nin ne kadar kuvvetli  bir sanatçı ve öncü olduğunu görüyoruz.

Gülriz Sururi, 2003 yılında “Bir An Gelir” adlı bir kitap kaleme alıyor ve az önce bahsettiğim ilanları yayımlıyor. Bu ilanlar üzerine tiyatro dünyası fikir ayrılığına düşüyor, ama net olarak saptanmış bir şey yok. Yıldız Kenter, Haldun Dormen, Nedret Güvenç, Jeyan Ayral Tözüm, Nevra Serezli, Ayla Algan, Nergis Çorakçı ve Boğos Çalgıcıoğlu gibi tiyatromuzun mihenk taşlarıyla görüştüm. Sanatçıların ortak görüşü de “Sahneye ilk kimin çıktığı önemli değil, önemli olan ölümsüz olmak, sahneye çıkabilme cesareti ve kalıcı olmak” fikrine dayanıyordu.

Afife Jale, benim için büyük bir sahne insanı olmasının yanı sıra, yaşadığı büyük aşkla da etkileyici. Selahattin Pınar’ın kendisi için kaleme aldığı “Nereden sevdim ben o zalim kadını” sözleri, müziğin içerisinde yer alan dinamikler, onların yaşadığı umutsuzluğu, derin hüznü, duygusal sarsıntıları, çözülüşleri tasvir ediyor aslında.

Yavuz Pak: O dönemin yıldız oyuncuları arasında bir rekabet olduğunu söyleyebilir miyiz?

Burak Süme: Evet kesinlikle söyleyebiliriz. Hepimiz insanız, seviniyoruz, üzülüyoruz, bununla beraber kıskanç ve rekabetçi olabiliyoruz. Tarihte de böyle olmadı mı zaten? Afife Jale’yi de, Arusyag Papazyan’ı da bitiren kıskançlık ve rekabet olmadı mı? Çok kıymetli Pınar Çekirge bu konunun da altını çizdik kitapta. Örneğin, son dönemlerinde ciddi ekonomik zorluklar yaşayan Arusyag’a büyük bir tiyatro kumpanyasından iş teklifi geliyor, sahneye çıkacağı gün en büyük rakibesi Yeranuhi Karakaşyan tiyatroya geliyor ve onun sinir krizi geçirmesine neden oluyor. Böylece, Arusyag’ın ikinci sahne hayatı daha başlamadan bitiyor. Yeranuhi her oyunda “Yıldızı, yıldızlardan indir bakire” derken Arusyag’a göndermede bulunuyor. Çok zor… Çok üzücü bir hayat… Aynı şekilde Afife Jale dönemine bakacak olursak, 1920’li yılların en önemli oyuncularından Eliza Binemeciyan da dönemin bürokratlarına rica ederek Afife’nin sahneye çıkmasına engel oluyor.

Pınar Çekirge: Ayrıca o dönemde kadın rollerini oynayan erkek oyuncular da Arusyag’ı kendilerine rakip olarak görüyorlar muhtemelen. Eşi sanatçı olmasına rağmen, O’nun mesleğini desteklemiyor bence. Belki onun bilinirliğini, ününü kıskanıp, bu durumdan rahatsız oluyor. Arusyag yaş almaya başladığında, ondan sonra gelen genç kadın oyuncularla da bir rekabete girmek zorunda kalıyor. Hem başarı baskısının, hem de toplumun yarattığı baskının sıkışmasını yaşıyor bu oyuncular. Psikolojik açıdan baktığımızda da, bazen şöhret kaldırılamayan bir yüke dönüşüyor. İç ve dış dünya arasında uzlaşmazlıklar çıkıyor. Kariyeri bittikten sonra maddi olarak da büyük kayıplar yaşadığı için, hayatını ne yazık ki yoksulluk içinde sürdürüyor. Unutulmuşluğu yaşıyor Arusyag. Sahnesine geri dönemiyor. Kırılıyor. Ama önce hayalleri…

Burak Süme: Evet, eşi Sepon Bezirciyan da, belki O’nun hayatını olumsuz etkileyen bir diğer isim; sahneden uzak kalmasına, duygusal çöküntüler yaşamasına sebep oluyor. Evliliği nedeniyle birçok şeyden vazgeçmiş. Kitapta Rozali Benliyan üzerine kaleme aldığım kısımlarda ise çok ilginç bir tezatlık söz konusu. Rozali Benliyan, Bulgaristan’da sokaklarda cambazlık yaparak geçimini sağlıyor. Eşi Arşak Benliyan, tesadüfen O’nu keşfediyor ve İstanbul’a gelerek birlikte Benliyan Heyeti’ni, yani Milli Osmanlı Operet Kumpanyası’nı kuruyorlar. Rozali’nin eşi Arşak, son günlerine kadar eşinin en büyük destekçisi oluyor. Birinci Dünya Savaşı sırasında Rozali, Bulgar ajanı ilan ediliyor ve sınır dışı edilmesi isteniyor. Bunun üzerine Arşak’la evlenip, İstanbul’da kalıyor. Eşi 1923 yılında vefat edince Rozali’nin kariyeri de son buluyor.

Yavuz Pak:  Burak, Pınar Çekirge ile yollarınız nasıl kesişti? O’nunla çalışmak nasıl bir duygu senin için?

Burak Süme: Pınar Bey, tanıdığım en mükemmel insanlardan birisi. İyi ki tanımışım, iyi ki hayatımda var. Pınar Bey’le ortak bir noktamız daha var. Benim Türkan Şoray’a, kendisinin de Filiz Akın’a duyduğu hayranlık. Aynı dönemin iki büyük yıldızına duyduğumuz sevgi. Pınar Bey’le tanışmamız da Filiz Akın için hazırladığı sergide olmuştur. Çok büyük bir izdiham vardı salonda. Filiz Akın’dan imza almak ve bir fotoğraf çektirmek istiyordum, kendi olanaklarımla bu o etkinlik için imkansızdı. Pınar Bey’i görüp, kendisinden yardım istediğimde bana seve seve yardımcı olacağını söyledi ve sözünde durdu. O gün sergiden mutlu ayrılsam da, geleceğe dair iyi bir dost kazandığımın farkındalığında değildim. Zaman zaman tiyatrolarda karşılaştık ve birkaç kez evine konuk oldum. Pınar Bey çok iyi bir dost olmasıyla beraber bence çok iyi bir çalışma arkadaşı. Yazıları zamanından önce teslim etme sorumluluğuna sahiptir. Bazen ben tembellik yapmaya çalışsam da, Pınar Bey o disiplininden vazgeçmezdi. O süreçte Arusyag’tan başka şey düşünmedik. Bence kitabın özünde, ruhunda Pınar Bey’in çalışma disiplini vardır.

Yavuz Pak: Peki, Pınar ile Arusyag Papazyan’dan sonra yeni biyografik çalışmalar olacak mı?

Burak Süme: Pınar Bey’le üzerinde konuştuğumuz bir isim daha mevcut. Ekim – Kasım gibi o kitapla da okuyucularla buluşmayı çok isterim.

Pınar Arabacı : Afife, Cahide tiyatro sahnesine taşınmıştı. Arusyag için böyle bir hayaliniz var mı?

Pınar Çekirge: Bunun gerçekleşmesini tabii ki çok isterim. Bir kaç güzel teklif de aldık şimdiden. Böyle bir hayalimiz var. Gerçekleşir mi, bilemem. Arusyag’ı sahne üzerinde de yeniden var etmeye vesile olursa, bu kitap bizim için çok büyük bir mutluluk olacak bu. Bu sayede adı daha bilinir olacak, O’nun ismini hiç duymamış insanlarla hikayesi buluşacak diye düşünüyorum.

Yavuz Pak: Çok teşekkür ederiz bu güzel söyleşi için. Arusyag’ın ışığı tiyatromuzu aydınlatsın…

Pınar Çekirge: Biz de size ve Tiyatro… Tiyatro… Dergisi’ne çok teşekkür ederiz.

YAVUZ PAK – PINAR ARABACI
0

Benzer Yazılar

Bu web sitesi size daha iyi bir performans sunmak için cookie kullanmaktadır. kabul edin Devamını Oku