Allahaısmarladık Mor Salkımlar…

Pınar Çekirge
2283 Görüntülenme

“…bazılarımızın sırtından ateşten gömlek hiç çıkmaz.” 

Koreograf, yönetmen, oyuncu olarak yıllardır hayranlıkla izlediğim Özge Midilli bu defa belki de örneği, dünya tiyatrosunda bile çok az olan bir çalışmaya imza atmış. Hale Akınlı’dan emanet aldığı ‘Halide Edip’ rolünü, farklı bir biçimde yorumlamış… Hem de hiç konuşmayarak. Susarak, gözleriyle, tüm bedeniyle oynayarak.Hayır, yaşayarak. Hale Akınlı’nın sesine hayat vererek. Sahnede ‘Halide Edip, Hale Akınlı ve Özge Midilli‘ olmak ve böylesi bir başarıya imza atmak, elbette kolay değil. Hele bir rastlantı hiç değil!

Pınar Çekirge – Bu projeye nasıl dahil oldun ?

Özge Midilli – Hale Abla gitti öylece. Bir anda… Yüreğimize telafisi olmayan bir özlem, acı bırakarak, 13 Aralık 2019 günü çekip gitti. Ben oyunun koreografisini gerçekleştirmiştim ekiple. Hale Abla ile aramızda, yıllara dayanan özel, anlamlı, bağları kuvvetli bir ilişki vardı. O, dostum, ablam, üstadımdı her şeyden önce. Sonrasını biliyorsunuz zaten. Hayatını, kalbini kıran herkesi bağışlayarak ayrıldı aramızdan.

O gün cenaze töreni için, Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’ndeydik. Mumunu taşırken, bir yanımda Memo Sağlam, sıkı sıkı tutuyor elimi, bir elimde mum ve sahnenin bitmeyen merdivenleri… Eraslan Sağlam karşımda, az ötede  göz göze gelemiyoruz. Cesaretimiz yok buna. Hale Abla’nın ardından bir dönem “Allahaısmarladık Cumhuriyet”i oynamadık. Hep o matem duygusu, hep o hasret…

Pınar Çekirge – Çok iyi anlıyorum.

Özge Midilli – Sonra, günlerden bir gün Eraslan, bu oyunu tekrar sahneye taşımaya karar verdiğini, Hale Abla’nın sesinin kayıtlı olduğunu belirtip, ‘O’nun sesine beden olur musun?’ diye sordu. Sustum. Cevap veremedim…. O sese beden olmak. Provalar başladı.

Burada bir ara verip Hale Akınlı’nın ardından yazdığım satırları aktarmak istiyorum:

Hale Akınlı‘yı defalarca izlediğim “Dullar”, “Tırpan”, “Bernarda Alba’nın Evi”, “Kuyruklu Yıldız Altında Bir Evlenme” ve tabii “Empatopya”, “Allahaısmarladık Cumhuriyet“, “Nereye Gitti Bütün Çiçekler?”  adlı oyunlarındaki yorumlarıyla hatırlıyorum. Hem Bernarda Alba’ydı o, hem Halide Edip, hem de Coriolanus’un annesi. Ve de “ünlü dul” Elfriede Blauensteiner.

Hale (Rakunt) Akınlı sanat hayatına İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları’nda başlamıştı. Sonrasında bütün o oyunlar geldi: “Bu Ölü Kalkacak”, “Bir Şeftali Bin Şeftali”, “Hadi Öldürsene Canikom”, “Tombiks’in Başına Gelenler”, “Düğün Ya Da Davul”, “Masal Masal Matitas” ve diğerleri…

“Yol” , “Misafir”, “Kaçamak” , “Uçurtmayı Vurmasınlar “, “On Kadın” filmlerinde rol aldı, seslendirme yaptı.

Nakış gibi işledi rollerini. Replikleri, ışığa, renge, hayata taşıyan, izleyicisini tutsak eden üst düzey oyunculuğuyla hep alkışlandı.

Hale Akınlı’yı en son Haldun Ergüvenç‘in cenaze töreninde görmüştüm. Tuba Kalyoncu Sağlam‘ın kolunda girmişti salona. Yorgun, halsiz gibiydi. Yine de dimdik ayaktaydı ama. Başında şapkası.

Sonrasında iyi olmadığı, sağlığının giderek kötüye gittiğine dair haberler gelmeye başlamıştı.

Ve bir gün o büyük oyuncu, hepimizde bir şeyler bırakarak, hepimizden bir şeyler eksilterek, geride doldurulamaz bir boşluk bırakarak gitti.

Yüzünü ışıklara boğan alkışlar devam ediyordu. Sahnedeydi. Ait olduğu yerdeydi.

Perde usulca kapandı.

Özen Yula haklıydı: “Oynadığı sahnelerde bir repliği muhakkak sonsuza kadar gezecek”ti.

Hüseyin Köroğlu‘nun Hale Akınlı’nın ardından yazdığı notu hatırlıyorum şimdi: “Hale Abla gibi ustalarımız, hocaların hocası, ustamız Muhsin Ertuğrul’dan el almışlardı. Onları hep Muhsin Ertuğrul ustamızın bizlere emanet ettiği değerler olarak gördüm. Ülke ve dünya olarak popüler kültürün pençesinde böylesine debelenirken, onların kıymetlerini ne kadar bildik şüphedeyim! Onlar başarılı idi, onlar sanatçı idi. Onlar insanların anladığı anlamda ünlü değillerdi; her biri birer Afife Jale, birer Cumhuriyet kadını, birer Don Kişot’tu. Onlar dünyaya ve insan başta olmak üzere tüm canlılara kıymet veren insanlardı…

Tiyatromuzun kökleriydi onlar. Onlar gittikçe, kök zayıflıyor gibi geliyor bana. Doğrudur, çok yetenekli gençlerimiz var, ama hayatlarını tiyatroya adamış Don Kişot’lar azalmaya başladı. Gerçek bu…”

Hale Akınlı, Ersan Uysal, Metin Çoban, Devrim Parscan…hepsiyle vedalaştık.

Aradan yüzlerce yıl geçmiş gibi yorgunum şimdi. Onlarla güneşli, aydınlık hayalleri, hayatları paylaşmıştım. Onlar da tıpkı Özen Tutucu, Birsen Kaplangı, Perihan Tedü, Toron Karacaoğlu ve diğerleri gibi öğretmenlerim olmuştu. İzleyici koltuğunda geçen bunca sene boyunca en sadık öğrencileriydim.

Yedeğimde mazot karası bir hüzün, kalbimde onlardan kalan özlem…” 

Sahne duvarına asılı Hale Akınlı‘nın fotoğrafına çeviriyoruz gözlerimizi. Özge Midilli‘nin yanaklarında yağmur esintisi. Röportajı ertelesek mi acaba ya da vaz mı geçsek, diye düşünüyorum bir an. Ama, hayır. Devam etmeliyim sormaya, ara verirsek toplayamayabilirim çünkü.

Pınar Çekirge – Hayli güç, sorumluluğu ağır  bir çalışma bu… Hangi duygularla çıkarttın rolü?

Özge Midilli – Hale Abla’nın sesini ilk duyduğumuz an, Tuba içeriye, kulise kaçtı ağlayarak. Can, Yasemin, Eraslan donmuş gibiydik. Tek bir spotun aydınlattığı sahnede hareketsiz sadece ağlayan heykellere dönüşmüştük, diyebilirim.

Pınar Çekirge – O an ne hissettin tam olarak?

Özge Midilli – Bilmiyorum. Sadece hatırladığım, salonun en arka duvarında duran Tomi’nin (Tomris İncer) fotoğrafı.. Sanki Tomi o fotoğraftan usulca çıkıp yanıma geldi, elimden tuttu ve ‘Haydi Özge’ dedi. Derken Hale Abla’nın oyunda giydiği ayakkabıları getirdi asistanımız, onları teslim aldım. Tuba, kostümünü uzattı. Bilir misiniz, bana ruj sürmeyi Hale Abla, göz kalemi çekmeyi Tomi öğretmişti. Kuliste onların sevdikleri şarkıları dinledik, komik anıları yad ettik, güldük, ağladık… Yağmur ve gözyaşı sağanağı bizi hiç terketmedi. Bir de o özlem duygusu.

Pınar Çekirge – Sonra?

Özge Midilli – Oyuncu olarak, canlandırdığım karaktere kendi enerjimi aktarmam gerekiyordu. Sahnede bazen Halide Edip, bazen Hale Akınlı oldum. Büyük bir sessizlik içinde yaşandı bunlar. Hiç konuşmadan, tek söz etmeden.

Pınar Çekirge – Müthiş bir deneyim aslında…

Özge Midilli – Sahnede Hale Abla ve Tomi  oyun boyunca hep yanımda oldular. Bunu hissettim. Her oyun sonrası ya ben ararım, ya Eraslan, oyundan, izleyiciden, en çok Hale Abla’dan konuşuruz. Oyunun ilk akşamıydı, en ön sırada Leon Bey oturuyordu. Bir an bana doğru uzattı elini, elimi tutmak istedi. ‘Tamam, işte Hale Abla’ya ne güzel bir saygı duruşu oldu bu jest’ diye düşündüm.

Pınar Çekirge – Selim İleri’nin ‘Allahaısmarladık Cumhuriyet’indeki Halide Edip sence nasıl biri?

Özge Midilli – Aslında Halide hem siyasi, hem psikolojik yüzleşmesini tamamlıyor. Hiç kuşkusuz, yaşadığı döneme göre ilerici, cesur bir kadın. Yazar, onbaşı… Bir zaman Mustafa Kemal’in yoldaşı olmuş. Düşünsenize ‘Handan’ gibi sıradışı bir roman karakteri yaratmış. Kurtuluş Savaşı’nda, Cumhuriyet’in kuruluşunda nefer olmuş. Büyük ıstıraplar da çekmiş. Kısaca, bazılarımızın sırtından ateşten gömlek hiç de çıkmaz.

Geçen gün “Allahaısmarladık Cumhuriyet” adlı oyunu, yedi yıl sonra, yeniden izledim. Özge Midilli (Halide Edip), Tuba Z. Kalyoncu Sağlam (Afife Jale/ Fikriye Hanım), Yasemin Yalçınkaya (Latife Hanım), Murat Avni Yürekli (Terzi Galip)’nin başarılı oyunculukları, Eraslan Sağlam‘ın reji, Cihan Aşar’ın sahne, Özge Midilli‘nin koreografi, Hüseyin Özay’ın kostüm ve Emrah Yaylı‘nın müzik tasarımları yine yüreğime dokundu, içime işledi. Bir duygu selinde buldum kendimi.

“Allahaısmarladık Cumhuriyet. Seni biz ıstıraplarımızla kurduk… Sakın unutma!”

Halide, Galip, Latife, Afife… Hepsi ne kadar sahiciydi. Ne kadar bir başına… Ve ne kadar kırık.

“Zaman geçiyor, her şey unutuluyor….”

“Beraber yaşadıklarımız, aslında etrafımızdan geçip gidenlerdir…”

“Bildiğim tek şarkı tiyatroydu..rüyalarımda uzun seneler tiyatroyu gördüm.”

“Düşünceleri kaybolmuştu.Hayatı kaybolmuştu.Romanlarda yazıldığı gibi:İki el revolver.Yetip arttı..”

“Daima iki ölüm vardır:Gerçek ölüm ve bizim bidiğimiz ölüm..”

“Her ayrılık bir kalp ağrısıdır.”

“Birbirimize sığınmıştık…”

“Pişmanlık acı bir duygu.”

“Ama yaşayanların, yaşar görünenlerin intihar etmediklerini kim söyleyebilir ki…”

Selim İleri “Kar Yağıyor Hayatıma” (2005) adlı kitabında şöyle der: “Sonunda, Halide Edip Adıvar, ‘Allahaısmarladık Cumhuriyet”in baş kişisi oldu. Bu oyunu çok severek yazdım. ‘Türk’ün Ateşle İmtihanı’ndan bazı bölümler, sözgelimi Yüzbaşı Nazım’ın görkemli hikayesi yazdıklarıma yoldaştı. (…) Asıl Halide Edip Adıvar’ıysa ‘Allahaısmarladık Cumhuriyet’ sırasında hissettim.(…) Romancının şu sözleri ‘yaşıyordu’ artık:

‘Kâinatta ne varsa, hepsi vehim ve hayal, yani aynalara vuran akisler veya gölgeler.”

Söz şimdi de Eraslan Sağlam‘da:

“Şehir Tiyatrosu’nda eteklerine doğduğum Tomris İncer’i, Hale Akınlı’yı nasıl var kılmam? Boynumun borcudur. Çünkü onlar tiyatro şehitidir ve bizler o tahtaya bastığımızda, onların ruhları bizi ayakta tutuyor. Dolayısıyla aldığım her alkış, aslında onların aşkınadır. Biliyor musunuz, iki aya kadar bir kız evladım dünyaya geliyor. Adı ne biliyor musunuz? Tomris Hale…”

Doğru, kalbimizde kalan aşklar, hatıralar var. Ve replikler… Ve fotoğraflar, sesler…

PINAR ÇEKİRGE

0

Benzer Yazılar

Bu web sitesi size daha iyi bir performans sunmak için cookie kullanmaktadır. kabul edin Devamını Oku