Yazı serimizin dördüncü bölümünde neoliberal postmodern bulamaç zamanlarda “Tiyatronun Piyasalaştırılması” hallerini mercek altına alacağız…
Neoliberalizm mi?.. Devletin ekonomiden, kamusal alandan elini çekmesi, piyasaların “her şeyi en iyi bilen Tanrı” ilan edilmesidir. İşte bu Tanrı’nın düzeninde, halkın bir kısmı tüketici bencil müşteri yapılır. Ama halkın çoğunluğu da piyasaların zengin vitrinlerinin yoksul, dar gelirli figüranı rolünde kullanılır.
Kamu kötü, şirket iyi diye para toplayan, ama şirket batınca hemen devlete koşmayı birinci görev sayan ahlaksız düzenin adıdır neoliberalizm. Neoliberalizm, boynu altında kalanın boynu kopsun diyerek emekçiyi, işçiyi açlık sınırının altında köle gibi çalıştıran ve kârına kâr katan adaletsiz ve vicdansız düzenin adıdır.
Eskiden kamuculuk, toplumsal birliktelik, kolektif dert ve sevinç ortaklığı vardı… Şimdi neoliberal düzende bencilce parayla varoluş, parayla güç gösterisi ve parayla her şeyi satın alma histerisi var.
Bir zamanlar yürekte sevgi vardı, şimdi parayla satın alınan sevgi var…
Eskiden mutluluk samimiyetle gelirdi, artık taksitle, krediyle gelir…
Bir zamanlar çocuğunu sevmek bedavaydı, şimdi özel anaokulu fiyatına…
Geçmiş zamanda sağlık sosyal devlete emanetti, şimdi paran varsa ‘serbest piyasa sağlık merkezine’…
Aşk satın alınmaz derlerdi, ama artık kredi kartıyla satın alınır, bankamatik limitiyle de süresi belirlenir…
Ve tiyatro, insanı sorgulayan, yüzleştiren, değiştiren geliştiren bir toplumsal sanat, ama neoliberal postmodern zamanlarda paraya tahvil edilir… Shakespeare, “Bütün dünya bir oyun sahnesidir” der, ama şimdi tek tanrısı “Para” olanlar, o dünyayı parsel parsel parayla satın alırlar…
Hâsıl-ı kelâm gözü doymaz, arsız, yüzsüz, vicdansız, ahlaksız neoliberalizm, insana dair, onun yaşamına dair, yaşamın bütün alanlarına dair ne varsa, metalaştırır, parasallaştırır, ticari pazarda satılır, satın alınır ve tüketilir bir nesne haline getirir.
Hal böyle olunca da işin özeti, neoliberalizm ve onun ideolojik aleti postmodernizm; insanı insanla anlatan, insanı insanla düşündüren, sorgulayan ve yüzleştiren, değişmesini ve gelişmesini sağlayan tiyatro sanatı da piyasalaştırır ve ticari bir meta haline getirilir.
Haşa, bilirim, sanatla ticaretin buluşması elbette yeni bir şey değil. Ama neoliberalizmle denge bozulduğunda, sanattan geriye sadece paketlenmiş satılık bir “etkinlik” kalır. Böylece tiyatro da kendi varoluş nedenlerinden, yasalarından, etik ve estetik değerlerinden ve işlevinden kopartılarak ticari bir eğlence metasına dönüştürülür.
Efendim, tiyatronun piyasalaşması ne demek diye mi sordunuz?.. Yukarda biraz dilimin döndüğü kadar anlatmaya çalıştım, ama biraz daha devam edeyim…
Tiyatronun piyasalaştırılması; bir meta haline getirilmesi ve ekonomik ilişkiler çerçevesinde ticari eğlence maksatlı kullanılmasıdır.
Yani patronların dilinden daha fiyakalı şekilde seslendirirsek, tiyatronun, “Business Show”da kullanılmasıdır.
İster “Business Show” deyin, ister turizm amaçlı iş dünyasını, cüzdanı şişkin olan turistleri eğlence sektörüyle bir araya getiren etkinlik deyin… Bu paketlenmiş etkinliğin içine, en yüce sanat olan yaşama sanatına hizmet eden tiyatro da sıkıştırılmışsa, “Business Show” dünyasının çerezi olur… Piyasalaştırılır, ticari bir meta haline getirilir.
“Yok öyle değil” diyenleri duyar gibiyim… Peki o zaman şöyle söyleyeyim; Aristoteles’ten Bertolt Brecht’e kadar geleneksel olarak kamusal alanın bir parçası olarak kabul edilen tiyatro, sadece sanatsal bir etkinlik değil, aynı zamanda toplumsal değişim ve dönüşüm için bir araç olarak da kabul edilir. Bir de tiyatro kuramcısı ve yönetmeni Augusto Boal’ın, “Tiyatro bir devrim provasıdır” sözünü hatırlatırsam çok marjinal bulabilirsiniz… O nedenle şöyle devam edeyim; bir kültür davası, çağdaşlık ve uygarlık ölçüsü olarak kabul edilen tiyatro; aklın ve yüreğin aydınlatılması için, yürekteki ateşi harlamak için, bozuk düzeni sorgulamak ve değiştirmek için yapılır. O nedenle Brecht “Tiyatro” şiirinde; “Çıkın ışığa / buluşabilenler / sevindirebilenler / değişebilenler” diye çağırır. Neoliberal postmodern bir anlayışla tiyatroya çağıracak olsak şöyle çağırırz herhalde; “şatafatlı bir pazar kurduk / gelin yiyin, için, / göbek atın, dans edin / eğlenin / çerez niyetine de tiyatro seyredin.”
Sanat tarihi yazar ki, tiyatro sadece bir “gösteri-eğlence” sanatı değil, sürekli yaşamı sorgulayan, dün, bugün ve yarınla hesaplaşmayı hiç elden bırakmayan, sonsuz bir kültür birikimi getiren ve yeryüzü ile yaşamı yeniden yorumlayan ve yeniden yaratan toplumsal bir sanattır.
Eee… Neoliberal postmodernizm tiyatroyu piyasalaştırırken ne yapıyor?
Artık öz-biçim ilişkisi, anlamlar, duygular, düşünceler, bağlamlar önemli değil, toplumsallık ise hiç önemli değil; önemli olan, bilet satışı, show, eğlence, PR stratejisi ve Instagram hikâyesi…
Yani kendine gel, çağ atla, neoliberal postmodernizme ayak uydur ve öyle tiyatro yap… Bayatlamış, eski tiyatro yapma. Aristoteles’in “Poetika”sını, Stanivslaski’nin “Bir Karakter Yaratmak” kitabını, Bertolt Brecht’in “Epik Tiyatro”sunu çöpe at! Metin analizine, dramaturjik derinliğe boş ver! Ye, iç, eğlen, dans et, keyfine bak, bonus niyetine tiyatro yap!.. Tiyatro seyret! Seyirciyi düşünce, sorgulama, yüzleşme gibi sıkıcı şeylerden uzak tut, daldan dala atlat. 5 yıldızlı otellerde seyircinin görmediği animasyonun tiyatro soslusunu hiçbir fedakârlıktan kaçınmayarak izlet!..
Hâlâ “anlam katmanları” falan mı arıyorsun? Bu bağlamda tiyatronun hem sanatsal üretim hem de toplumsal-kültürel bir direniş biçimi olarak işlevini ve varlığını mı sorguluyorsun?..
O işler eskide kaldı ahbap… Takma kafanı. Sorgulama eğlen! Allanıp pullanıp, içine bir parça tiyatro da katılan ve pazara sunulan “paketlenmiş etkinlikte” her şey “trend” olmak zorunda.
Neoliberal postmodern zamanlarda ne “sanat için sanat” ne “toplum için sanat” sanat… Şimdiki zamanda “pazar için sanat” piyasası var. Hadi öyleyse, eğlenceniz, yeme içmeniz bol olsun!… Emin olun ki, tüm organizasyon seyircinin memnuniyeti için yapılmıştır… Selfie çekmeyi ve alkışlamayı da unutmayın.
Sizlere iyi tüketimler… Pardon, iyi seyirler dilerim.
*****
Sonuç; dört bölümden oluşan yazı serimizi son sözümüzle noktalayalım…
Neoliberal postmodern bulamaç anlayış, tiyatronun sadece doğal yasaları değiştirmez, aynı zamanda içeriksel bir kırılmaya da uğratır.
Elbette sanatın özgürleşmesi önemlidir; ancak bu özgürlük, düşünsel derinliğin kaybolmasına neden oluyorsa, bir durup düşünmek gerekir. Neoliberal postmodern yaklaşımlarla ortaya çıkan birçok tiyatro eseri, vasatlığa, anlamsızlığa, piyasalaştırmaya hizmet etmektedir. Çünkü sistemin isteği bur; İzleyicide düşünsel ve estetik anlamda ne kalıcı bir iz bırakması ne de sahneye dair bir düşünce geliştirmesine olanak tanımasıdır.
Klasik tiyatronun anlatı gücünden uzaklaşan postmodernizm, yaratıcı olma adına çoğu zaman boşluk, anlamsızlık, bunalım üretmektedir. Bu yazı serisinde, tiyatronun, neoliberal postmodernizmle nasıl bir dönüşüm geçirerek, zamanla özgünlüğünü yitirip hem biçim hem içerik bakımından nasıl bir yozlaşma içine girdiğini anlatmaya çalıştım. Bu konuyu yakında yayınlayacağım kitapta daha geniş bir şekilde okuyabileceksiniz.
Neoliberal postmodern bulamaç zamanlarda her şeye rağmen, toplumun aynası olan, yüzleştiren, sorgulayan, değişim ve gelişim sürecine hizmet eden toplumcu gerçekçi tiyatro yapanlar da var. Bu ortamda, kendi bencil çıkarlarına değil, tiyatronun doğal yasalarına, öz-biçim ilişkisine, etik ve estetik değerlerine sahip çıkarak toplumun vicdanını sahneye taşıyan tiyatro emekçileri de var. Bu tiyatro emekçileri, adeta birer çağdaş halk ozanı gibi direnirler… Alkışa, sipariş ödüllere değil; farkındalığa… Yüzeysel başarıya değil; toplumsal değişime hizmet için tiyatro yaparlar.
Tiyatroyu bir “gösteri” değil, toplumsal bir görev olarak kabul ederler. Yozlaşan sistem, tüketimi ve a-politikliği dayatırken; onlar sahnede sorgulatır, yüzleştirir, sarsar, uyandırır… Seyirciyi müşteri değil yol arkadaşı olarak görürler… Ve belki de en önemlisi, karanlığa karşı aydınlığın cesaretini bulaşıcı kılarlar. Çünkü sahnede karanlığa karşı yakılan her ışık, seyircinin içindeki umudu da yakar. Ve umut, her zaman bir direnişi başlatır.
