Veda Yurtsever yazdı: “DBŞT’li Kadın Oyuncuların Sahnelediği Jîn (Jinên Azad) Oyunununa Dair İzlenimler”

editor
7,2K Okunma

Urfa’da dizi çekimine gitmiş, boşluk bulunca da soluğu 7 sene Devlet Tiyatrosu’nda çalıştığım ve sayısız dost edindiğim Diyarbakır’da almıştım. Misafiri olduğum arkadaşım DT ışık tasarımcısı İzzettin Biçer, Amed Şehir Tiyatrosu‘nun Jin (Jinên Azad) oyununun provasına gideceğini söylediğinde merakla peşine takıldım.

Kulise girdiğimde bir baktım ki ortalık kız kardeş kaynıyor, hepsi çok heyecanlı, hepsi çok güzel. Bana Kürtçe “hoşgeldin” dediler ve ben bir kez daha anadilimi bilmediğime çok öfkelendim. Oyunu ne kadar anlarım diye de endişeliydim. Ama bir sürprizle karşılaştım: Oyunun yönetmeni Mizgin Bilmen hareket tiyatrosuna gönül vermiş bir yönetmendi ve oyun çok az söze, ama daha çok harekete yaslamıştı kendini.

Heyecanla henüz başlangıç aşamasında olan provayı izlemeye koyuldum. Oyuncuların nerede zorlandıklarını hemen farkettim; hareket tiyatrosu deneyimleri yoktu ve bedenlerini soyut anlatıya ikna edemiyorlardı. Onlara oyunun gerçekçi ve dramatik olması daha gerekli görünüyordu. Henüz başıydı provaların, ayrılırken sadece “utanmayın” dedim, “bedeninizden, duygunuzu kolunuzdan, yüzünüzden, sırtınızdan büyük hareketlerle çıkarmaktan utanmayın”. O gün ordan ayrılırken çok umutlu değildim açıkçası. Beden eğitimi almamış oyuncularla bu işin zor olacağını düşünüyordum.

Sonra… Özellikle 1 Eylül Dünya Barış Günü’ne denk getirilen prömiyer akşamı… Beni o olumsuz, kibirli halimden onlar utandırdı! Sadece minik aksaklıkların olduğu, gayet derli toplu; ışığıyla, hareketiyle, duygusuyla şahane bir atmosfere soktular beni. Yanımda bana çevirmenlik yapma nezaketi gösteren Diyarbakır Barosu eski başkanlarından Av. Mehmet Emin Aktar sayesinde sözlerdeki şiirden de haberdar oldum.

Bu tür oyunların slogan atma zaafiyeti maalesef minik de olsa kendini gösterdi ama onu nazarlık kabul ettim, çünkü disiplinle çalışıp hareket tiyatrosunun iyi örneklerinden birini orataya koymuşlardı. Çok yol alınmış bir prova sürecinden çıkmışlardı. Şimdi harekete dayalı yeni bir oyunun provasına başlasalar, her şey çok daha hızlı ve yaratıcı olacaktır eminim.

Oyunun bir yerinde fondan gelen Leyla Zana‘nın milletvekili olduğu dönemde T.B.M.M.’deki yemin töreni esnasındaki sesini duyduğumda kalbimin sıkıştığını hissettim, bu yolda dişiyle, tırnağıyla, aklıyla, kalbiyle ve hatta bilek gücüyle mücadele eden kadınlar geldi aklıma.

Biz konservatuvardayken yarım dönem folklor dersi almıştık. Hani yarışmalarında dans edenlerin suratına oturan o sahte gülücükle puan toplamaya çalıştıkları folklor. Öyle değilmiş tabii, her dansın bir hikayesi, ortaya çıkış sebebi varmış, acıdan, öfkeden, neşeden vs etkilenirmiş. Jin (Jinên Azad) oyunu bu anlatımdan da çok faydalanmış. Tanıdık figürler görünüyor sahnede, ama beden daha çok duygusunu anlatıyor. Çepik bir mücadeleye dönüyor, aslındaki ‘kavga’ alt yapısını unutmadan… Derdi olan, derdini Diyarbakır seyircisine henüz bir miktar uzak olan bir yöntemle, ‘hareket tiyatrosu’ yöntemiyle anlatma riskine giren bir oyun. Unutmadan, ışık koordinasyonunun 7 oyuncuya eşlik eden bir 8. oyuncu olduğunu da estetik huzurla söyleyebilirim.

Ezcümle, ben çok iyi bir ‘gösteri’ seyrettim, kısa sürede bedenine söz geçiren kadınlarla gurur duydum, meslektaşlarımı ayakta alkışladım. Sıra sizde…

Yönetmen Mizgin Bîlmen

Yönetmenin görüşü:

1. Proje fikri, oyuncu ekibi bana kadınların Kürt toplumu içindeki özgürleşmesi üzerine bir araştırma çalışması yapmayı hayal edip edemeyeceğimi sorduklarında ortaya çıktı. Bu görevi memnuniyetle kabul ettikten sonra, önce derinlemesine kendi içime döndüm ve kendime şu soruyu sordum: silahlı mücadelenin ötesinde, biz Kürtlerde kadının direnişi aslında nerede ya da nerelerde yatıyor olabilir?

2. Öncelikle şundan yola çıktım: Kürt kültüründe yasla başa çıkma iki düzeyde güçlü bir şekilde temsil ediliyor – dans ve şarkı. Ben kendim 20 yıl önce on yıldan fazla süre profesyonel olarak folklor dansı yaptım. Kürt kültüründe folklor ve dans, yasla başa çıkmanın yanı sıra, her şeyden önce özgürleşme girişimidir. Bu yüzden bir sonraki düşüncem, bu çalışma için mutlaka Bêrivan’ı kazanmam gerektiğiydi. Çünkü o, folklorun ruhunu ve tekniğini aktarma konusunda gerekli uzmanlığa sahip. Ayrıca Bêrivan dans ve dans pedagojisi alanında da oldukça yetkin; bu yetiler ise böyle bir prodüksiyonun gerçekleşmesi için bizde eksikti. Neyse ki Bêrivan’ın hem isteği hem de zamanı vardı, böylece bu proje fikrine katılabildi.

3. Hareketli tiyatro ya da dans tiyatrosu, Pina Bausch’un geliştirdiği bir türdür. Pina Bausch bizim için son derece etkileyici bir sanatçıdır ve onun şiirselliği ve yaklaşımı sayesinde biz de bedenin şiirselliğine dalabilme imkânı bulduk. Dans tiyatrosunda mesele, insanın nasıl hareket ettiği değil, onu neyin harekete geçirdiğidir.

4. Yöntem ise bana ya da bize yabancı olmayan, Almanya’da yaygın olan bir yöntem. Hem bedensel hem de içeriksel düzeyde araştırmaya dayanıyor… Önceden belirlenmiş bir metin, hazır bir koreografi ya da benzeri bir şey yok. Kısa bir süreliğine konuyla uğraştıktan sonra bana bir temel durum netleşti: sahnedeki yedi kadının yaşadığı bir yıkım ve bununla başa çıkma biçimleri. Bir şey yıkılıyor ve oyun boyunca işleniyor, nihayetinde de yeni bir şeye dönüştürülüyor.

Oyunun Künyesi:

Jîn (Jinên Azad)

Mektup: Leyla Zana

Şiir: Adbulla Peşêw

Newroz mesajı

Tekst: Berfîn Emektar

Yönetmen : Mizgin Bîlmen

Dramaturgî: Berfîn Emektar

Koreografî: Bêrîvan Savgat

Muzîk: Nazanîn Noori – Ramîn Rebîî

Işık: İzzet Biçer- Mehmet Dogu

Kondîvît: Şiyar Arslan

Kostüm: Beyan Bahmanî – Mizgîn Bilmen

Sahne amiri: Muhterem Deniz

Oyuncular:

Leyla Batgî

Nurşen Adıgüzel

Perînaz Delazy

Rêzan Kaya

Şahperî Alphan

Şîlan Alagöz

Zeycan Ateş

VEDA YURTSEVER

 

Benzer Yazılar

Bu web sitesi size daha iyi bir performans sunmak için cookie kullanmaktadır. kabul edin Devamını Oku