İlhan Sami Çomak: “Adalet Yaygın Bir Söylenti Ama Burada Aslı Astarını Gören Yok”

editor
Nedim Türfent, bu yılki Dünya Hapisteki Yazarlar Günü’nde Susma Platformu için 29 yıldır özgürlüğünden mahrum bırakılan şair İlhan Sami Çomak ile adalet, tahliyesinin engellenme süreci ve şiirlerini konuştu.

Tüm sesimle, biraz sabırsız biraz öteki
Vazoda durmanın ağır yüküyle
Gecikmiş zamanlarla seviyorum”

Bu mısralar zamanı çalınan İlhan Sami Çomak’a ait. Çomak, 24 Ağustos 1994’te henüz 21 yaşındayken gözaltına alındı, işkenceli 19 günden sonra 13 Eylül 1994’te tutuklandı. Aradan 29 yılı 2 buçuk ay geçti. O gencecik delikanlı, 50 yaşında, koca bir şair oldu ve bugün 15 Kasım Dünya Hapisteki Yazarlar Günü.

Mahkemenin verdiği cezaya göre, Çomak’a 21 Ağustos’ta kanunen “denetimli serbestlik” hakkı doğdu. Çomak’ın avukatları Hakan Bozyurt ve Cafer Çakmak da “5275 sayılı yasanın 105/A maddesi uyarınca denetimli serbestlik hakkının kullandırılması” için 21 Ağustos’ta başvuru yaptı. Ancak Silivri 5 No’lu Kapalı Cezaevi Müdürlüğü, başvuruyu reddetti. Avukatların üst mercilere yaptığı itiraz da reddedilince Çomak, şimdi koşullu salıverilme tarihi olan 21 Ağustos 2024’e kadar demir parmaklıkların ardında kalmaya devam edecek.

Kalemi hapishanede kalmamak için eline aldığını söyleyen Çomak’le söyleştik.

*Silivri 5 No’lu Kapalı Cezaevi Müdürlüğü İdare ve Gözlem Kurulu, yasal bir hak olan denetimli serbestlik başvurunuzu reddetti. “Hayattayız Nihayet” cümlesini duvarların bu yakasında da kurmanıza sizce neden izin vermediler?

“Muktedirlerin rafine olmuş gerçek yüzü”

Karar alıcıların böyle davranmasının hukuki ama aynı zamanda vicdani ve mantıki bir cevabının olabileceğini düşünemiyorum, onlar açısından. Zaten bu değerlerle pek hemhal olduklarını da kimse yüksek sesle iddia edemez sanırım. Oldu, beni burada bıraktılar evet. Zira kötülük yaygındır ve bir refleks olarak yasal kılıflara girip karar alıcıların söz ve edimlerine sıçramayı çok da çaba göstermeden başarabiliyor. Muktedirlerin rafine olmuş gerçek yüzü bu olsa gerek: hem sert hem acımasız ama gerçeği tahrif eden bir bilinç…

Bir ben değilim ki bu haksızlığı yaşayan. 30 yılı bitirmesine rağmen sudan sebeplerle infazı yakılan ve 6 yıl daha özgürlüğünden edilecek olan, tahliyesi gelip de her seferinde üçer ay daha bu imkândan edilip hayata kavuşması engellenen sayısız arkadaşım var. En nihayetinde farklı bir hukuk söz ediliyor ben ve benim durumumda olanlar için. Dışarıdaki dostlar buna alışmasın istiyorum. Duvarın bu yanındayız hâlâ, hep sürmeyecek bu. Burada ya da dışarıda pek fark etmez, Hayattayız Nihayet! Böyle diyeceğim ben.

*29 yıl ve yaklaşık üç aydır adaletin tecelli etmesini bekliyorsunuz. Bu uzun soluklu bekleyiş nasıl bir his? Bu saatten sonra sizin için adalet mümkün mü? Nasıl?

“Şiir yaralı bir bilinçle yaşamamı engelledi”

Adalet yaygın bir söylentidir sadece, aslı astarını gören yok, buralarda. Buna rağmen yıllarca peşine düştüm, hep aradım, hiç bulamadım. Adaleti bulamamam büyük bir kayıp aslında. Sadece benim hayatımdan çalınan yılların kaybedilmesiyle sınırlı bir kayıp olsa, sessizce geçiştirilebilirdi belki. Zannımca adaletin olmadığı her somut olay ve yargı pratiğinde, insanın insana ait olumlu birikim ve değerlerin kaybından da bahsedilebilir. Beni asıl yaralayan yön de bu oldu. Bu adaletsizlik insana olan inancımı zedeledi. Katlanılması zor bir histi. Ama ben şiire edebiyata sığınarak aklım ve kalbimde açılan yaraları iyileştirebildim bir şekilde. Şiir yaralı bir bilinçle yaşamamı engelledi.

Adalet elbette mümkün. İnsana ve geleceğe olan inancım aksini söylememi yasaklıyor. Kanımca adaleti mümkün kılacak temel yönelim, kişinin kendine, istek ve hislerinin haklı bütünlüğüne azimle çalışmaktan geçiyor. Adaletin dışsal bir yönü var, ama aynı oranda içsel süreçlerle ilişkili bir kavram ve varoluş alanı. Bireylerden başlayarak bir sisteme dönüştürebilirsek hakkı, hakkın kararlılıkla savunulmasını, işte o zaman mümkün olabilir adalet.

“Mayamda kurgulayıp tasarlayarak yaşama isteği hiç olmadı”

*Üst mahkemeler ret kararını bozmazsa koşullu salıverilme tarihiniz olan 21 Ağustos 2024’e kadar demir parmaklıkların arasında kalacaksınız. DGM’lerin (Devlet Güvenlik Mahkemesi) yargıladığı 30 yıllık mahpuslar da çıkmaya başladı. Özgürlükle ilgili neler tahayyül ve hayal ediyorsunuz?

Dışarıya, özgür günlerin bana vereceği imkân ve bunun bendeki duygusal yansımaları konusunda çok genişçe düşündüğümü söyleyemem. Hayatı çok seviyorum, özlem ve tutkunun kavurduğu bir istekle ona kavuşmayı istiyorum. Ama buna rağmen geleceğe ilişkin planlar yaptığım yok. Önüme çıkanı yaşayacağım, hayatın getirdiklerini sevgiyle karşılayacağım. Zorluklar olacak ama bu zorlukları gerçek hayatın bir parçası olarak kabul edeceğim, hepsi bu. Zira benim mayamda kurgulayıp tasarlayarak yaşama isteği hiç olmadı. Özgürlüğe aç yanım her şeye değer katacaktır. Böyle duyumsamak gelecek ve hayata esnek yaklaşmayı getiriyor.

*Bugün 15 Kasım Dünya Hapisteki Yazarlar Günü. Bu açıdan bakınca “içeride” doğdunuz, ama eserlerinizde dışarıda devinen hayatı özgün bir şekilde anlattınız. Bunu nasıl başardınız ve günün anlamına binaen neler söylersiniz?

“İçeride olmamak için yazdım”

15 Kasım Dünya Hapisteki Yazarlar Günü’nü buruk bir bilinçle kutluyorum elbette. İsterim ki hiçbir yazar içerde olmasın. Dışarıdaki hayatı özgün şekilde anlatmak gel-geç bir çabayla mümkün değildi, şüphesiz. Çok çalışmam gerekliydi, çok çalıştım. Hayal gücüm hep tetikte olmalıydı, yeteneğimi sürekli besleyip bilemem gerekiyordu. Tüm zamanımı buna vakfettim. Üstelik anadilim olan Kürtçe dışında Türkçeyi sonradan, dayak yiye yiye öğrendiğim düşünüldüğünde, bunun büyük bir travmayı aşmak ve bu travmayı bir sıçrama tahtası olarak başarıyla kullanmak gibi zor bir anlam ve varoluş alanına açıldığını da hesaba katmalı.

Burada, içerde olmamak için yazdım. Sanırım eserlerime güç ve özgünlük katan temel yönelim bu şekilde gelişti. Hayatı seviyordum, onu çağırdım. Bu monoton ve öğütücü zaman ve mekâna alışmak istemiyorum, şiir ve edebiyata bunun için sığındım. Varlığımı üretici etkinliklerle hem duyurdum hem de ona bir değer kattım. Olsa olsa önce kendim için yazmışımdır. Bu zor hayata ancak bu şekilde katlanılabilir zira.

*Şu an neler yapıyorsunuz? Yakın süreçte okurlarınıza bir müjdeniz var mı? Son olarak kamuoyuna nasıl bir mesajınız veya çağrınız var?

Birkaç gün oluyor ilk Kürtçe kitabım “Çiyayê Girtî” (Tutsak Dağ) yayımlandı. Bunun heyecanı ve mutluluğu var. Kürtçeme, güzel dilimize küçük de olsa borcumu ödemiş oldum. Aynı günlerde “Geldim Sana” şiir kitabımın ikinci basımı ile şiirlerimden bir seçki olan Haritadan Taşan adlı kitaplarım çıktı, Manos Yayınevi’nden. Bu iki kitabı henüz elime aldım. Özellikle Geldim Sana’yı ilk basımı olmuş gibi yepyeni ve güzel kapağıyla heyecanla karşıladım.

Dostlara ve kamuoyuna şunu iletebilirim: Beni kör kuyularda merdivensiz bıraktılar ama ben hep ışığa baktım, ışığa çalıştım. Beni desteklediğiniz ve unutmadığınız için şükranlarımı sunuyorum size.

İlhan Sami Çomak kimdir?

İlhan Sami Çomak, 8 Mart 1973’te Bingöl’ün Karlıova ilçesinde doğdu. 1994’te 21 yaşında İstanbul Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü öğrencisiyken gözaltına alındı. “PKK adına orman yakma” ve “bölücü faaliyette bulunma” suçlamalarıyla tutuklandı.

Gözaltında ve daha sonra da tutukluluk sürecinde işkenceler gördü. Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nde (DGM) yargılandı. Davası altı yıl sürdü. Orman yakmak suçlaması düşerken PKK’ye üye olmak, molotoflu saldırılar düzenlemek, Diyarbakır Lice’de silahlı çatışmaya girmek, karakola saldırı gibi eylemlerden idama mahkûm oldu. Ancak idam cezasının kalkması sebebiyle cezası müebbet hapse çevrildi.

Yargıtay 2000’de Çomak’ın cezasını onadı. Çomak 2001’de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurdu ve DGM’de askeri hâkim tarafından yargılandığını, hakimin tarafsız olmadığını, bu nedenle de adil yargılanmadığını belirtti.

AİHM, 2006’da Çomak’ın adil yargılanmadığına hükmetti ve Türkiye’yi tazminat ödemeye mahkûm ederek Çomak’ın yeniden yargılanmasına karar verdi.

AİHM kararı sekiz yıl gecikmeli uygulandı. Sekiz yıl aradan sonra İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi 16 Ocak 2014’te yeniden yargılanma talebini haklı buldu. Çomak 11 Mart 2014’te tekrar mahkemeye çıktı. Devam eden süreçte tutuksuz yargılanma talebi reddedildi. Çomak yeniden müebbet hapse mahkûm oldu. Yargıtay somut hiçbir delil bulunamamasına rağmen cezayı bir kez daha onandı.

29 yılı aşkın süredir hapishanede olan Çomak’ın “Günaydın Yeryüzü”, “Geldim Sana”, “Açık Deniz”, “Karınca Yuvasını Dağıtmamak”, “Hayattayız Nihayet”, “Hayat Seni Çok Seviyorum” ve Kürtçe kaleme aldığı “Çiyayê Girtî” (Tutsak Dağ) gibi çok sayıda kitabı yayınlandı.

Kaynak: https://susma24.com/comak-adalet-yaygin-bir-soylenti-ama-burada-asli-astarini-goren-yok/

0

Benzer Yazılar

Bu web sitesi size daha iyi bir performans sunmak için cookie kullanmaktadır. kabul edin Devamını Oku