Çok fazla tiyatro oyunu izlemişseniz, sahnede yaşanan aksiliklere denk gelmişsinizdir; tiyatroda sıklıkla olur böyle şeyler…
Her gösteride yeniden kurulan tiyatro sahnesi, tekrarı olmayan anların tamamı gibidir. Kendi riskini, kendi hatasını ve kendi mucizesini içinde taşır. Bir anlığına oyuncunun repliğini unutması, sahneye geç ya da erken girmesi, aksesuarların yerinde olmaması, kapıların açılmaması, ses efektlerinin gecikmesi ya da tamamen susması, ışıkların yanlış zamanda yanması ya da sönmesi, kostümün yırtılması, mikrofonun cızırtı yapması gibi birçok aksilik… Oyun sırasındaki kırılgan durumlar, seyirciyi oyundan koparmak yerine, sahnedeki oyuncularla bağını daha da güçlendirir. Oyuncunun ustalığı ise beklenmedik durumları oyuna dahil ederek hikâyeyi akışında tutabilmesindedir.
Tiyatronun ‘kırılgan’ doğasını tasarım harikasına dönüştüren “Yoldan Çıkan Oyun” (The Play That Goes Wrong), sahnede yaşanan aksilikleri ana omurgası haline getiriyor. Oyunun yazarları Henry Lewis, Jonathan Sayer ve Henry Shields, Londra’daki tiyatro eğitimleri sırasında Mischief Tiyatrosu’nu kurmuş. Sahnede öngörülemeyen kazalarından, oyuncuların samimi ama sakar çabalarından esinlenerek Yoldan Çıkan Oyun’u yazarlar. Üç yazarın başrolleri de üstlendiği yapım, 2012 yılında, alçakgönüllü bir pub tiyatrosunda prömiyerini gerçekleştirir. Sahnedeki insanların kırılganlığını ve her şeye rağmen direnme gücünü absürt bir neşeyle anlatırlar. West End’e taşındıktan sonra efsaneye dönüşen tiyatro oyunu, dünya genelinde birçok prestijli uluslararası ödülün sahibi olur. On yıldan fazla Londra’da sahnelenmiş, Broadway’de rekorlar kırmış ve elliden fazla ülkede milyonlarca seyirciyle buluşmuştur.

Sahnede 1920’li yılların ağırbaşlı malikânesini canlandıran bir dekor vardır. Cornley Polytechnic Drama Topluluğu’nun amatör oyuncuları, polisiye bir oyun sahneleyecektir. Malikâne sahibinin kuşkulu ölümüyle oyuna başlarlar. İlk dakikalardan itibaren hiçbir şey yönetmenin planlandığı gibi gitmez ve tam da bu “gitmeme” hali, oyunun en büyük gücü olur. Bir aktörün peruğu düşmekte, bir diğeri yanlış kapıdan girmekte, ışıklar yanlış yerlerde yanıp sönmekte, aksilikler arkası arkasına eklenmektedir. İkinci perde ise tam bir kaos şölenidir. Dekorun duvarı devrilir, merdivenler çöker, mizansenler birbirine karışır. Seyirci, “Bu kadar da olmaz!” derken bir sonraki aksilikle daha da çok güler. Amatör topluluğun “mükemmel” bir oyun sergileme çabası, aslında profesyonel tiyatronun da kırılganlığını gözler önüne sermektedir. “Gösteri devam etmeli” sloganı burada “gösteri ne olursa olsun devam etmeli” durumuna dönüşür.
Farklı toplulukların Türkiye’de de sahnelediği Yoldan Çıkan Oyun, Mehmet Ergen’in özenli çevirisi ve Ferdi Dalkılıç’ın dinamik yönetmenliğiyle Antalya Devlet Tiyatrosu’nda kapalı gişe oynuyor. İki saat süren gösteri, 13 yaş ve üzeri izleyicilere kahkahalarla dolu unutulmaz bir deneyim sunuyor. Mehmet Ergen, orijinal metindeki karmaşık kelime oyunlarını Türkçeye başarıyla aktarmış. Yönetmen Ferdi Dalkılıç, rastgele gibi görünen aksilikleri, kusursuz bir koreografiye dönüştürmüş. İki perde boyunca oyunun temposu hiç düşmüyor. Her ters durum, her çarpışma ve her unutulan replik, milimetrik bir zamanlama ve mühendislik hassasiyetiyle gerçekleşiyor.

Aynı aksilikleri sürekli tekrarlamak kolay olmadığı halde tiyatro salonundaki kahkahaların sonu gelmiyor: Hem amatör tiyatronun yönetmeni hem de Müfettiş Carter rolündeki Sabri Özmener, sahnedeki kaosu dindirmeye çalışan ancak her aksilikte otoritesi biraz daha sarsılan “akıl sağlığı sınırındaki” adamı başarıyla yansıtıyor. Sedat Mayadağ, canlandırdığı Robert karakterinin abartılı ve kendini ciddiye alan “tiyatro sevdalısı” üslubuyla, yıkılan dekorlar arasında fiziksel komedinin sınırlarını zorluyor. Gökhan Tüzün ise maktul Jonathan olarak, bir “ceset” olmanın pasifliğini, üzerine basılan veya sahneden sürüklenen bir karakterin ihtiyaç duyduğu yüksek dayanıklılık ve “deadpan” mizah anlayışıyla birleştiriyor. Şükrü Gürel, sahnede olmaktan çocuksu bir keyif alan Max rolünde, her alkışta seyirciye attığı meşhur kaçamak selamlarla sempati topluyor. Batuhan Kodaloğlu, zor kelimeleri telaffuz edemeyen ve sürekli kopya kağıtlarına muhtaç kalan uşak Denis portresiyle dil komedisinin keyfini çıkarıyor. Damla Yavaş, “femme fatale” pozlarından ödün vermeyen Sandra olarak, baygın halde oradan oraya taşınırken sergilediği fiziksel performansla dikkat çekiyor. Onun yerini zorla alan sahne amiri Zehra Ece Aral, çekingen bir teknisyenden hırslı bir başrol oyuncusuna dönüşümünü sahne üstündeki sert rekabetle derinleştiriyor. Teknik masanın isteksiz ve bezgin üyesi İsmail Sabri Memiş ise oyunun içine bir “teknik hata” sonucu çekilmesiyle oluşan absürt yabancılaşmayı soğukkanlılıkla yönetiyor.
Tüm teknik ekip, dekorların yerle bir olduğu, repliklerin havada uçuştuğu ve sahnenin bir savaş alanına döndüğü büyük karmaşayı, milimetrik bir zamanlama ve karakterlerin “ne pahasına olursa olsun perdeyi kapatmama” inadıyla birleştirerek, izleyiciye profesyonelce kurgulanmış bir amatörlük illüzyonu sunuyor. Emre Satı’nın tasarımını yaptığı dekor kontrollü bir yıkıma uğrarken, Fatma Sarıkurt’un tasarladığı 1920’lerin zarif ama amatörce dikilmiş hissi veren kostümleri dikkat çekiyor. Barbaros Gülaçtı’nın ani kararmalarla dolu ışık tasarımı ve Selçuk Yılmaz’ın gerilimi besleyen özgün müzikleri, sahneleri daha eğlenceli hale getiriyor. Yönetmen yardımcısı Gökhan Tüzün ve reji asistanı Eda Ellialtı’nın (aynı zamanda teknik eleman olarak da görev yapan) oyuna katkılarını da unutmamak gerekir.
İlk oyundan beri Antalya seyircisinin ilgisini çeken Yoldan Çıkan Oyun, sosyal medyada da “son yılların en dinamik oyunlarından biri” olarak gösteriliyor. Hiçbir şeyin yolunda gitmediği gibi görünen oyunda, tam da bu nedenle her şeyin aslında çok yolunda olduğundan emin olabilirsiniz. Tiyatronun iyileştirici gücünü ve teknik dehasını birlikte sunan gösteriyi kaçırmamanızı öneririm.
Bir tiyatro oyununda, böylesine samimi ve eğlenceli bir “kaos” pek görülmemiştir.
