Kelimelerin de mutlusu var ve de kısmetsizi
Kelimelerin de eyyamcısı var her devirle geçineni
Bir de ikide bir mimleneni, dövüleni, itibardan düşenleri
Yakalananı, sorguya çekileni, işkence edileni
Yasak Kelimeler Korusu, Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Sahnesi’nden sesleniyor: “Kelimelerle uğraşmayalım dostlar / Bırakalım özgürce yaşasınlar” diye!
Haldun Taner’in 1964’te kaleme aldığı ve yine ilk kez 1 Ekim 1964 yılında Ulvi Uraz Tiyatrosu’nda sahnelenen Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım oyunu, ne yazık ki aradan geçen 61 yıl olmasına rağmen hâlâ günümüz gündemini aratmıyor.
Tutuklamalar, yasaklar, baskılar… Her biri bu toprağın tarihine düşen gölgeler gibi bir kısalıp bir uzuyor; tıpkı yaşananları bir anımsayıp bir unuttuğumuz gibi. Hapishaneler yeni duvarlarla yükseliyor, mahkûm edilenler hücrelere kapatılıyor; adalet arayanlar sabahın ilk ışıklarıyla baskınlara maruz bırakılıyor. Sanat merkezleri, tarihî kütüphaneler korunup gözetilmek yerine yıkım tehdidi altında kalıyor. Çiftçi toprakları önce yasayla sonra ateşle sınanıyor. Zeytinlerse dünyanın kadim bekçileri, sessiz tanıklıklarına devam ediyor.
Utanmazların dünyasında utananların sessizliği büyüdükçe, vicdanlılar gözlerini kapatıp sustukça, Efruzlar çoğalıyor. Her yeni gün, her yeni öğle, her yeni akşam ve gece; Haldun Taner’in oyunundaki keskin taşlamayı hatırlatıyor: değişmeyen gerçeklerin ironik, acı ve bazen de trajikomik yankısını…

“Güldürerek düşündüren bir eser bu. Hele başrolünde İstanbul halkının sabırsızlıkla sahneye dönmesini beklediği Ulvi Uraz çapında bir komedyenin bulunduğunu söylersem, oyunun Küçük Sahne’de rekor kıracağını iddia etmek aşırı bir falcılık sayılmaz sanırım.”
Yeni Tanin gazetesindeki yazısında bu öngörüyü dile getiren Siyavuşgil’in sözleri kısa sürede doğrulanır; oyun, 1964–1965 sezonunda Ulvi Uraz Tiyatrosu’nda kapalı gişe oynayarak 670 temsil yapar.
Aradan on yıl geçtikten sonra 1974’te Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu’nda sahnelenen yeni yorumda Haldun Taner, oyunun akışını II. Meşrutiyet’ten 12 Mart 1971 olaylarına kadar taşır. Böylece eser, yalnızca bir dönemin panoraması olmadığını; güncel siyasî ve toplumsal gelişmelerle yeniden yorumlanmaya açık olduğunu gösterir. Yazıldığı günden bugüne, farklı topluluklar her defasında dönemin tarihsel dinamiğine uygun yeni rejilerle oyunu sahneye taşır.
Güncel olayları konu alan oyunlarında ilk epik tiyatro örneklerini oluşturan Haldun Taner, meddah geleneği ve tuluat tiyatrosunun özelliklerinden yararlanarak, ülkemizde kabare tiyatrosunun kuruluşuna öncülük eder.

Toplumun değişik kesimlerinden seçilen kişilerin tutarsızlıklarını, çelişkilerini ve ikiyüzlülüklerini; mizahi unsurları ustalıkla kullanarak alaycı bir üslupla kaleme alan Haldun Taner, ardında birçok türde eser bırakıp 7 Mayıs 1986’da aramızdan ayrılır. Onun ardından dostu Can Yücel, ustayı dizeleriyle uğurlar:
Baktım sana Yahya gibi Teşvikiye’den
Çimler seni etmiş olmalı ki teşvik
Küplüceye (taa) gidiyordun…
Yürüyordun aramızda
Yürüyordun aramızdan…
Giderayak
Sen belki de
İnsan Haldun
Çokbigüzel
Çokbigüzel
Çokbigüzel
Yepyeni bir İstan-buldun.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nın 27 Kasım 2024’de sahneye koyduğu Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım oyununu, Yelda Baskın’ın rejisi ve Gökhan Aktemur’un dramaturgluğu eşliğinde bu sezon Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Sahnesi’nde izleme fırsatı buldum.
Yelda Baskın, metne sadık kalarak şarkı, dans ve ara ara eklemelerle seyirciyi oyunun akışına çekiyor. Sahnede dikkat çeken eklemeler arasında Grup Yorum’un “Gündoğdu Marşı” ve 6. Filo anlatısı yer alıyor. Kanlı Pazar Olayı ile devam eden oyun, “Saflık mı, kurnazlık mı?” sorusunu gündemde tutarken; finalde artık ikisine de yer kalmadığını haykırıyor. Oyuncuları seyircilerin arasına katması ve “Gözlerimizi açalım, gerekeni yapalım!” şarkısıyla oyunu tamamlaması, izleyicide güçlü bir etki bırakıyor.
Yelda Baskın, Vicdani’nin “Bütün ‘fer’ ile biten kadınlara yakınlığım oldu” sözünü hatırlatır biçimde kadın karakterleri tek bir kadında birleştiriyor. Ayrıca “anlatıcı” rolünü, üç ana karakter dışındaki tüm oyunculara vererek sahnede farklı bir dinamik alan yaratıyor. Oyuncular sadece rol becerilerini değil, enstrüman çalma yeteneklerini de sahneye taşıyarak oyuna müzikal bir boyut kazandırıyor. Kadın rollerinin erkekler tarafından üstlenilmesi, oyunun mizahi yorumunu güçlendirirken; orkestranın sahne içindeki dekor tasarımı da oyuna ayrı bir neşe katıyor.
Dekor tasarımını Barış Dinçel, kostüm tasarımını Nihal Kaplangı, koreografiyi İlkem Ulugün ve ışık tasarımını Fatih Mehmet Haroğlu üstlenmiş. Ortaya çıkan bütünlük, dönemler arasındaki geçişleri başarılı bir şekilde vurguluyor. Bu unsurlar, oyunun anlatımını zenginleştirirken seyircinin dikkatini her an sahnede tutmayı başarıyor.

Seda Çavdar; Cemalifer, Meralifer, Lalifer ve Nilüfer rolleriyle sahnede öne çıkıyor. Ayrıca radyo ve asistan rollerindeki performansı da dikkat çekici. Oyunculuğunun yanı sıra sesi de çok güçlü.
Aybar Taştekin, Efruz rolüyle öyle bütünleşmiş ki; üçkâğıtçı kimliği sergileme becerisi seyircide kahkahaya dönüşüyor.
Emrecan Karakurum ise “saf” rolüyle capcanlı bir performans sergiliyor. Enstrüman kullanması, son sahnedeki hızlı tempoda yükselen oyunculuğu hafızalarda kalıcı bir iz bırakıyor.
Oyunla ilgili göz önünde bulundurulması gereken tek şey, açılıştaki şarkı ve ilk on dakikanın ritim ve anlaşılırlık açısından yeniden gözden geçirilebileceği. Bunun dışında, oyuncular yaklaşık üç saatlik yüksek tempolu performanslarıyla sahnede ter döküyor.
Sonuç olarak Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım, politik ve tarihsel bağlamını kaybetmeden, müzik, dans ve mizahi unsurları ustalıkla harmanlayarak izleyiciye unutulmaz bir sahne deneyimi sunuyor. Yelda Baskın’ın rejisi, oyuncuların performansları, orkestra, koreografi ve sahne tasarımı oyunu yalnızca izlenebilir kılmakla kalmıyor; aynı zamanda düşündürücü ve eğlenceli bir deneyime dönüştürüyor.
Oyundan şu soruyla çıkıyorum: Sokak isimleri değişse de tarihimizde gerçekten bir şey değişiyor mu yoksa gelenler hep gidenleri mi aratıyor/aratacak?
ŞİRİN İNCİ
Öneri: Haldun Taner hakkında merak edenler için: İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın yapımcılığını üstlendiği, Selçuk Metin’in yönettiği ve Gülşah Özdemir Koryürek’in senaryosunu yazdığı 2015 tarihli “Ve Perde!” belgeseli, İKSV’nin YouTube kanalında izlenebilir: https://www.youtube.com/watch?v=0faunzC84v0

Oyunun Künyesi:
Yazan: Haldun TANER
Yöneten: Yelda BASKIN
Dramaturg: Gökhan AKTEMUR
Müzik: Sercan BÜYÜKEDES
Dekor Tasarımı: Barış DİNÇEL
Kostüm Tasarımı: Nihal KAPLANGI
Koreograf: İlkem ULUGÜN
Işık Tasarımı: Fatih Mehmet HAROĞLU
Efekt Tasarımı: Metin KÜÇÜKYILMAZ-Nesin COŞKUNER
Korrepetitör: Sinan ARSLAN
Yardımcı Yönetmen: Selin TÜRKMEN
Yönetmen Yardımcıları: Damla CANGÜL YİĞİT, İbrahim ULUTAŞ, Mehtap GÜNDOĞDU AKBULUT
Orkestra:
Piyano: Sinan ARSLAN
Keman: Selin VATAN
Bas Gitar: Saltuk TUKUR
Çello: Devrim BÜYÜKBAYRAKTAR
Bateri: Deniz ATALAY
Trompet: Muhammed Ataberk AKGÜL
Trombon: Deniz Can GÜMRÜKÇÜ
Akordeon: Muzaffer BERİŞA
