Metamodernizm Bağlamında “Hücreler”: Mikro Memleket Meselesi

Neslihan Ekim
212 Okunma

Engin Günaydın’ın yazıp yönettiği oyun “Hücreler”, eşi tarafından aldatılan Nejat’ın bedeninde geçen bir oyun. Nejat, derin bir bunalımın içine düşerken bedenindeki milyonlarca hücre de bu sarsıntıdan nasibini almıştır. Bu çöküntü sonucunda zayıflayan bağışıklık sistemi, virüslerle ve kanser hücresiyle mücadele eder. Organizmanın hayati varlıkları tehlikeye girdiği  esnada Profesör Yağ, Profesör Mal ve Profesör Nöron gibi hücreler, canla başla çalışarak akıl ile beden arasında denge kurmaya çabalarlar. Durumlar kötüleşirken, fırsatçı kanser hücresi Seretan vücuda sızmış, metabolizmayı yok etmeyi planlamaktadır; Bir virüs olan AloeVera ise yağ hücresinin vitaminlerini çalarak onu baştan çıkarır. Bu kaostan kurtulmanın yolu, akıl katının işleyişini değiştirmek ve kalbin sesini dinlemektir. 

Dekorun iki yanına konumlanmış barkovizyon Nejat’ın gözleri işlevini görmektedir. Micro ölçekteki ilişkiler ve hayatta kalma savaşının tamamı memleketi bir organizma üstünden okumamızı sağlayan bir metafor konumundadır bu oyunda. Bu bağlamda, Metamodernizmin yeniden yapılanma meselesinde ele aldığı kronotop oyunun ana eksini oluşturuyor. Kronotop, zaman ve mekânla ilgilidir. “Kronos” zaman, “topos” mekân anlamına gelmektedir. Metamodernizm benzer bir kelime olan kronotrop ile kronotop arasında bir salınım gerçekleştirerek yeniden yapılanmanın ivmesni belirler. Kronotrop; Kalbin ritmik ve düzenli bir biçimde çalışmasını sağlayan otomatik uyarımların oluşturulması yeteneğinin değişmesi anlamına gelir. Akıl ile yönetilen hücreler, yönetimde ‘’tek akıl’’ olmasına karşıdır. Kalbin içinde karşımıza işçi tulumlarıyla çıkan Profesör Mal, Özgürlük Partisi (ÖP) ile seçimlere girer ve kazanır. Kazanınca akıl katına çıkıp yönetimde tek adam olmak yerine, kalpte yani duyguların merkezinde kalarak hücrelere (halka) hizmeti savunur. Profesör Nöron’un nevigasyon kullanarak başladığı noktaya geri dönüşündeki öz-devinimsellik de yine metamodern felsefenin üstünde sıklıkla durduğu Autopoiesis kavramıyla örtüşür.  

Autopoiesis (kendi kendini yaratma) terimi, 1972’de Şilili hücre biyologları ve sistem teorisyenleri Varela ve Maturana tarafından canlı hücrelerin kendilerini yeniden üretme ve organize etme kapasitesini tanımlamak için ortaya atılan bir terimdir. Terim, Almanyalı sosyolog ve filozof Niklas Luhmann (1927–1998) tarafından, kendi etkinliklerinin tekrarı yoluyla sürekli bir biçimde kendilerini yeniden üreten ve evrime uğratan, kapalı özgönderimsel iletişim sistemlerinden oluşan toplum anlayışını yansıtmak için kullanıldı. Autopoietic [kendi kendini yaşatan] bir sistem, kendi koşullarını hem dahili hem de harici bir biçimde üretirken aynı anda kendini de üretir. 

Böylece sistemler her zaman bir “ortam” içerisinde bulunurlar. Ortam, ontolojik bir gerçek değildir, daha ziyade kendisini çevreleyen şeylerin karmaşıklığını gözlemleme ve azaltmanın bir sonucu olarak içeriden üretilir. Bu nedenle, bir sistemin “ortam”ı sistemden önce mevcut değildir tam tersine sistemin algılama ve gözlemleme kapasitesine bağlıdır. Bir sistem ile ortamı arasındaki sınır, nihai olarak sistemin kendisi tarafından belirlenir ve potansiyel olarak her etkinlikle birlikte değişime açık hale gelir. Bu nedenle bir sistem ortamıyla doğrudan etkileşime giremez ve onu yalnızca özgönderim yoluyla gözlemleyebilir. 

Sistemler “eylemsel kapanım” yaşarlar, sadece kendi etkin kodları, programları ve hafızası ile çalışırlar. Organizmanın çöküşe geçmesiyle, gitmeye karar veren Prof. Nöron, başladığı noktaya geri döndüğünde, önce Aloe Vera virüsü ile savaşarak onu yok eder, daha sonra ise kanser hücresinin öldürdüğü, Prof. Yağ hücresini canlandırır. Sistem organizmanın tamamıdır. Nasıl ki devlet, hükümet demek değil ise, akıl da sistemin kendisi değildir. Toplumun yani hücrelerin tamamı kendi içinde örgütlenme ve dayanışma ile organizmayı hayatta tutarlar. Ülkenin yönetiminde aklı temsil eden kafa, yani hükümet, toplumun hedeflerini belirler ve stratejiler geliştirir. Fakat başarılı olamadığı aşikardır, bağışıklık sistemi zayıflanmıştır ve hastadır. Hükümet genellikle egemen sınıfın çıkarları doğrultusunda hareket eder. 

Kapitalist bir toplumda sermaye sahiplerinin iktidarını sürdürmek için rant üstünden beslendikleri hücreyi toplumun kanser hücresi olarak görürüz. Hücreler, evlerini satılığa çıkarır. Kanser hücresi Seretan satılığa çıkan yerleri ucuza alıp, pahalıya sattığını dile getirir. Ülkenin duygusal zekasını temsil eden kalp, halkın duygularını, ihtiyaçlarını ve değerlerini yönlendirir. Bu yüzden de seçime gider. Émile Durkheim‘in işlevselcilik teorisi burada önemli olabilir. Durkheim‘e göre, toplum, farklı parçaların birbirine bağlı ve birbirini tamamlayan işlevlere sahip olduğu bir organizma gibidir. 

Bu bağlamda, kalp halkın birlik duygusunu, dayanışmasını ve toplumsal normları yönlendirerek seçimi Özgürlük Partisi’nden yana yapar. Akıldan özgürleşmek isteyen bir organizma çıkar karşımıza. Aklın, organizmanın (ülkenin) yönetiminde başarısız oluşu metamodern bakış açısına göre, toplumun sürekli bir dönüşüm ve çeşitlilik içinde oluşuyla ilgilidir. Bu, Hegel’in diyalektik yaklaşımına benzer, ancak daha esnek bir şekilde uygulanır. Yani, toplumda farklı düşünceler, değerler ve gruplar arasındaki çatışma ve etkileşim, sürekli olarak yeni fikirlerin ve toplumsal yapıların ortaya çıkmasına yol açar. Buna virüsler de dahildir. İlk yakalanan virüsün sorgu sahnesi ve şiddet yoluyla pasifleştirilmesi, virüsü canlandıran oyuncunun sonrasında Prof. Mal’ın bölünmeye gittiğinde farklı bir kimlik olarak ortaya çıkması en net örnektir.

Benzer şekilde daha güçlü bir virüs olan Aloe Vera’nın hırsızlık yapması ve rantçı kanser hücresinin sevgilisi oluşu da yönetimin başarısızlığı sonucu ortaya çıkan yeni sistemlerin metaforik düzleminde yer alır. 

Oyunun yapısındaki tüm kültürel duyarlılık imgeleri, sahnelemede ve anlatımda sürreal tasarımlara gidilmesi, teknolojinin ‘’insan gözü’’ olarak kullanımı gibi detaylar Hücreler oyununu modernizm ile postmodernizm arasında salınım yaratmasına neden olduğu için oldukça başarılı bir  metamodern tiyatro örneğidir. 

NESLİHAN EKİM

Benzer Yazılar

Bu web sitesi size daha iyi bir performans sunmak için cookie kullanmaktadır. kabul edin Devamını Oku