“Ayin Değil Âdâb: Darülbedayi’nin Sönmeyen Işığı”

Merve Engin
13K Okunma

Sahne tahtasına ayak basmamış, kulisin o tozunu yutmamış insanların dışarıdan ahkâm kesmesi kadar yorucu çok az şey var. Bir tiyatrocu göçüp gittiğinde ya da sezon açılışında sahnenin ortasında bir mum yandığını görünce hemen bildik refleksler devreye giriyor: “Hristiyan âdeti”, “kilise ritüeli”, “Batı özentisi”... Oysa meselenin dinle, dogmayla uzaktan yakından alakası yok; doğrudan bu toprakların yüz yılı devirmiş tiyatro hafızasıyla, Darülbedayi’nin köklü âdâbıyla alakası var.

Darülbedayi geleneğinde mum veya lamba yakmanın temeli iki ana duruma dayanır: Sezon açılışları ve aramızdan ayrılan bir tiyatro emekçisinin son yolculuğa uğurlanışı.

Karanlığı Yaran İlk Kıvılcım: Sezon Başlangıcı

Her yeni tiyatro sezonunun ilk provasında veya perdenin ilk kez aralanacağı gün sahnede sembolik bir ışık yakılır. Bu eylem, doğrudan tiyatronun varoluş amacıyla ilgilidir. Tiyatro, doğası gereği cehaletin, unutuluşun ve durağanlığın simgesi olan karanlığı sanatın ışığıyla delme mücadelesidir. Sezon başında yakılan o alev; yeni metinlerin, sahne tozunu yutacak oyuncuların, rejisörün, suflörün ve sahne arkasındaki onlarca işçinin ortak enerjisini, tutkusunu ve “perdenin hiç kapanmayacağı” sözünü temsil eder. O ışık yandığı andan itibaren sahne artık ölü bir tahta yığını değil, yaşayan, nefes alan bir organizmadır.

Son Selam ve “Hayalet Işığı” (Ghost Light)

Bir tiyatro insanı vefat ettiğinde sahneye getirilen tabutun başucunda mum yakılması ise çok daha derin bir mesleki ve manevi bağ taşır. Dünya tiyatro literatüründe “Ghost Light” (Hayalet Işığı / Sahne Kandili) olarak bilinen, ancak Darülbedayi’nin kendi kurumsal adabıyla harmanladığı bu gelenek üç temel anlam taşır:

  • Sonsuz Varlık: Tiyatroda ışıklar asla tamamen sönmez. Bir oyuncu fiziksel olarak sahneyi terk etse bile geride bıraktığı iz, replikler ve emek o sahnede yankılanmaya devam eder. Tabutun yanında yanan mum, “Sen bu sahneden çekilsen de burada yaktığın ışık sönmeyecek” demenin görsel ifadesidir.
  • Sahnenin Ruhu: Eski tiyatro inançlarına ve tiyatro folkloruna göre sahneler, daha önce orada oynamış ustaların ruhlarıyla korunur. Yanan mum, bir ustanın sahneye emanet ettiği ruhuna duyulan saygının ve ona sunulan son teşekkürün bir nişanesidir.
  • Sessizlik ve Saygı Duruşu: Mum, gürültüsüzce yanarken eriyen, kendini tüketerek etrafını aydınlatan bir nesnedir. Ömrünü sahne ışıkları altında tüketen bir oyuncunun hayatını, mumdan daha iyi betimleyen çok az sembol vardır.

Bunu tutup kilise ritüeli sanmak, bu toprakların kendi tiyatro tarihinden ve kültürün evrensel derinliğinden bihaber olmaktan başka bir şey değil. Ateşle, ışıkla saygı göstermek kadim Doğu’da da var, tasavvuftaki “çerağ uyandırmak“ta da var, Akdeniz’in köklü sahne geleneklerinde de… Muhsin Ertuğrul’dan emanet kalan Darülbedayi terbiyesi, sahneyi kutsal bir emek alanı olarak kurumsallaştırmıştır.

Bir sanatçının naaşı sahneye getirildiğinde yakılan o alev, fani bedenin tiyatroya son vedasıdır; fakat geride kalan eserin ebediyen aydınlık kalacağının da mühürlenmiş sözüdür. Darülbedayi sahnesindeki o mum, bir inancın ritüeli değil; bizzat sanatın, emeğin ve vefanın yakılan çerağıdır.

MERVE ENGİN

Benzer Yazılar

Bu web sitesi size daha iyi bir performans sunmak için cookie kullanmaktadır. kabul edin Devamını Oku