Hiç Büyümeyen Mis Çocuk: “Feramuz Pis!”

Şirin İnci
9,9K Okunma

Çok çok eski zamanlarda diye söze başlamak isterdim ama ne yazık ki bunu yapamam. Çünkü bu hikâye masallara değil, bugüne ait ve çok gerçek!

Bulduğu camları yediği için; evden uzaklaşmasın da kaybolmasın denildiği için; kimseye zarar vermesin diye düşünüldüğü, kimseden zarar görmemesi için; el âlem bir şey demesin istendiği için; oyalıyor, yoruyor, hep ilgi istiyor, işlere yetişemiyorum diye söylendiği için…

Kendi tanıklıklarımdan özel gereksinimli bireylerin ve yakınlarının görüntüleri dolaşıyor zihnimde; Baba Sahne’de Feramuz’un boylu boyunca uzandığı üçlü koltukta ayağına bağlananı gördüğümde!

Foto: Murat Sağlam

Tiyatro, hikâye anlatır; bazen de anlatılan hikâyelerden bazıları bir toplumun gerçeğini sahnenin ortasında aynalar.

Feramuz Pis!, yalnızca bir ailenin iç dünyasına değil; engellilikle, göçle ve azınlık olma hâliyle kurulan toplumsal ilişkiye doğrudan bakıyor. Üstelik bu bakışta ne slogan var ne de duyguyu zorlayan bir keskinlik. Çünkü bugünün dünyasında engellilik ve öteki kavramı hâlâ çoğu zaman iki uçta temsil ediliyor: ya aşırı romantize edilen bir “ilham hikâyesi” ya da acıma duygusuna yaslanan bir trajedi. Oysa gerçek yaşam bu iki uç arasında; gündelik mücadeleler, sistemsel eksiklikler, maddi yetersizlikler ve görünmez duvarlarla ilerliyor. Feramuz Pis! tam da bu noktada devreye giriyor.

Foto: Murat Sağlam

Oyunun yazarı Sema Elcim, metninde bu dengeli tutumla ilerliyor ve hem düş dünyasını hem anda olup biteni iç içe geçirerek büyülü gerçekçilikten beslenen bir üslupla metnini biçimlendiriyor; zaman ve mekân içinde fantastik olaylar, günlük yaşamın doğal bir parçası gibi yediriliyor.

İKSV’nin düzenlediği 24. İstanbul Tiyatro Festivali’nde prömiyerini yapan oyun, 2020 yılında kurulan Tiyatro DEA tarafından sahneleniyor. Yönetmenliğini Oğuz Utku Güneş’in üstlendiği bu oyunun koreografisini Çağdaş Tekin, müzik tasarımını Vehbi Can Uyaroğlu, yardımcı yönetmenliğini ve ışık tasarımını ise Ayşe Ayter üstleniyor.

Foto: Murat Sağlam

Ötekinin hikâyesi neyse, beriki de öteki değil mi?

Duvarda Zahide’nin babası ve annesinin çerçeveli fotoğrafı asılı. Yanında, etnik kimliklerini simgeleyen bir haç ve iç mekânı çevreleyen oturma alanları dikkat çekiyor. Sahnedeki zaman akışı, çoraplarla kurulan değişim ve kostümlerin sahnede anbean değiştirilmesiyle gösteriliyor; her şey “orada ve o anda” yaşanıyor. Gün geçişleri ise Ayşe Ayter’in tasarladığı ışık oyunundaki tezat renk dengesiyle beliriyor. Feramuz’un iç dünyasındaki fantastik atmosfer, sıcak tonlarla sahneye yedirilerek düşsel bir dünya yaratıyor.

Hem kostüm tasarımını hem yönetmenliği üstlenen Oğuz Utku Güneş, oyunun çatışma dolu sahnelerini açık biçim rejisiyle seyirciye sunuyor. Tiyatro estetiği açısından oyun, klasik anlatı konforuna yaslanmıyor; gerçek ile düş arasında gidip gelen yapısı, zaman kırılmaları ve sahne üzerindeki dönüşümler, izleyiciyi yalnızca izleyen değil, anlam kuran bir katılımcıya dönüştürüyor. Bu yaklaşım, konunun ağırlığını doğrudan dramatik yüklenmeyle değil, biçimsel bir deneyimle taşımayı mümkün kılıyor. Böylece oyun, “anlatmak” yerine “hissettirmeyi” seçiyor. Feramuz’un düş dünyasından sahneye yansıyan Wonder Woman, Spiderman, Hulk ve Bohemian Rhapsody gibi göndermelerle dolu geçişler oyunun eğlence ve seyirlik yönünü güçlendiriyor.

Foto: Murat Sağlam

Dekor tasarımı Makbule Mercan’a ait. Oyunun geçtiği ev, Feriköy’de, Mardin göçmeni Süryani bir ailenin sık sık elektriğinin kısa devre yaptığı, yıkık dökük ve eski evi. Burada; çocuğuna gerekli bakımı sağlayabilmek için erken emekli olan anne Zahide (Çiçek Dilligil), uzun yıllar çalışmış ama ne kıdem ne maddiyat olarak karşılığını alabilmiş ve düşlerini loto hayallerinde saklayan sessiz sakin baba Nebil (Batur Belirdi), Müslüman bir kıza âşık olan ve bu imkânsız aşkın peşinde dolanan Can (Ataberk Öge), daha iyisini hayal eden genç kız Emel (Dilara Mucaviroğlu) ve hepsinin ortasında, fantastik düşler kuran “özel çocuk” ağabey Feramuz (Çağdaş Tekin) yaşıyor.

Dış dünyayla iç dünyanın çatışmasını sınıfsal ve etnik boyutlarıyla temsil eden Bahriye (Aybanu Aykut), evin dinamizmini ve oyunun çatısını tamamlıyor. Bu tamamlanış o kadar sahici ki, yıllarca komşu olmasına rağmen farklı bir etnik kökenden geldiği için ‘öteki’ saydığı kişiyi tanıyamamış kaç ev vardır diye düşündürüyor; üstelik sofrasına oturduğun, geçmişine tanıklık ettiğin halde!

Foto: Murat Sağlam

“Gerçek bir kahraman gücünden değil, kalbinden ölçülür!”

Oyunculuklar, her şeyin sahnede yaşandığı bu oyunda öne çıkıyor. Özellikle Feramuz rolüyle Çağdaş Tekin, özel gereksinimli bir bireyin hareket ve ruh hâlini sahnede etkileyici biçimde hissettiriyor. Düşündeki kendi ile gerçekteki kendi arasındaki ayrım çok net; bu fark, zorlama olmadan ve son derece samimi bir şekilde seyirciye aktarılıyor. Çiçek Dilligil ile Çağdaş Tekin’in kurduğu anne-oğul ilişkisi ise son derece dokunaklı; gerçekten bütün yükün annenin omuzlarında ve tükenmeyen şefkatinde toplandığını hissettiriyor. Aybanu Aykut, çatışmanın ana itici karakteri olarak seyirciden coşkulu tepkiler alıyor; özellikle etnik köken temalı sahnelerde salon kahkahayla dolup taşıyor. Sessiz sakin baba Nebil’in telaşsızlığı ve diğer çocukların “kendi başlarına yetebilecekleri” için anne sevgisinde geri kaldıklarını düşündükleri duygular, aile içi dinamikleri derinlemesine yansıtıyor. Bu durum, seyirciye hem çocukların hem de ebeveynlerin iç dünyalarını anlamada bir pencere açıyor. Dahası karakterler ne idealize ediliyor ne de yargılanıyor, her biri kendi çelişkisi içinde var oluyor. Bu da seyirciyle kurulan empatiyi daha sahici hâle getiriyor.

Öteki olma ve göç olgularını sahnede farklı anlatımlarla izlemiştim ancak özel gereksinimli bireylerin hikâyeleri az işlenen bir konu. Metin ve sahne bütünlüğüyle bu oyun, işte bu yüzden ayrıca kıymetli.

Foto: Murat Sağlam

Feramuz Pis! seyircinin konumunu, dışarıdan bakan bir gözlemciden, tanıklık eden ve yer yer sorgulanan bir özneye taşıyor. Rahatsızlık hissi tam da burada doğuyor çünkü sahnede olan biten, gündelik hayatta çoğu zaman görmezden gelinen gerçeklerle örtüşüyor.

Oyun, bana şu soruları sorduruyor: Engellilik maaşı ve hakları neler? Özel eğitim programları nasıl işliyor? Uyurken veya evden çıkarken özel gereksinimli bireyler kime ve nasıl bırakılıyor? Ailede sorumluluklar nasıl paylaşılır? Annenin yokluğunda o bireye ne olur? Gerçekten kendine ve içinde bulunduğu yere zarar vermemesi için bağlanması mı gerekir?

İşte bu soruların içinde kendi tanıklıklarım ve “Feramuz Pis!” buluşuyor. O ayak bileğindeki bağ dolanıyor, dolanıyor ve boğazımda düğümleniyor.

ŞİRİN İNCİ

 

YARATICI EKİP VE OYUNCULAR:

Yazar: Sema ELCİM

Yönetmen: Oğuz Utku GÜNEŞ

Yardımcı Yönetmen: Ayşe AYTER

Işık Tasarımı: Ayşe AYTER

Dekor Tasarım: Makbule MERCAN

Ses ve Müzik Tasarımı: Vehbi Can UYAROĞLU

Kostüm: Oğuz Utku GÜNEŞ

Dövüş Koreografisi: Çağdaş TEKİN

Fotoğraf: Barbaros AYTUĞ

Afiş: Acar ALPAY

Oyuncular: Çiçek DİLLİGİL, Çağdaş TEKİN, Aybanu AYKUT, Batur BELİRDİ, Dilara MÜCAVİROĞLU / Melisa BERBEROĞLU, Ataberk ÖGE

https://www.tiyatrodea.com/oyunlarimiz/

Benzer Yazılar

Bu web sitesi size daha iyi bir performans sunmak için cookie kullanmaktadır. kabul edin Devamını Oku