Ferhan Şensoy,
Ulansız anlatılmaz bir belgesel.
Ulan ustacım, bir bin yıl daha yaşayamaz mıydın?
Ferhan Şensoy, Türk Tiyatrosu’nda özgünlüğün adı.
Daha önce belgesel metinleriyle aşık olduğumuz Zeynep Miraç, yine bir şahanelik yaratmış. Ustayı, baştan sona “ancak bu kadar anlatılır” edasıyla metne dökmüş. Sayın yönetmenimiz Selçuk Metin, “ya yeterince duygulanmazsak” diye sona doğru ağdayı biraz abartsa da, Ferhan Şensoy’u bilenlerin neden sevdiğini, bilmeyenlerin ise neden seveceğini anlatır bir belgesel olmuş. Porte filmin yapımını üstlendiği belgeselde emeği geçen herkese teşekkürler.
Meğer ne aşklar yaşamış, meğer ne romantik bir adammış. Sahnede hep kılıç kuşanan ama çıplak dövüşen bir Şensoy görmüş bizler için, Zeliha Berksoy’un iç çekişi küçük bir “vay be!” etkisi yarattı.
Ferhan Şensoy’un sahnesinde gündelik hayatın küçük anları, büyük bir mizahın parçasına dönüşürdü: Bir esnafın serzenişi, bir öğrencinin telaşı, bir memurun sıkışmışlığı…
“Evet ulan, tam da böyle!” diye diye izlerdiniz sahnede. Hâlâ öyle izleyebilirsiniz sosyal mecralarda.

“Ferhangi Şeyler”i hayatımın türlü türlü çağında izledim.
Sahneden bana ilacımı hatırlattı, Ankara’da hasbıhal etti. Son gösterilerinden birinde beni hatırlamadı bile. Olsun be ustacığım… Sen geçtiğin çağda, gölgeni üstüne düşürdüğün hiçbir oyuncu tarafından unutulmayacaksın ya, mühim olan o!
Onu izlemek sadece bir tiyatro deneyimi değildi; aynı zamanda bir vicdan deneyimiydi. Kimi zaman kahkahalarla güldük, kimi zaman derin bir sessizliğe gömüldük. Ama her defasında sahneden ayrılırken daha çok düşündük, daha çok hissettik. Belgesel de bunu hatırlatıyor. Ya da hatırlatsın istiyorum, ne bileyim…
Öyle “tiyatroya adanmış bir ömür” filan demeyeceğim. Başka türlüsünü bilmezmiş gibi yaşamış hep. Herkesi ona göre hizalamış ve hep anlatmış. Hep bir yolunu bulmuş, burnunun diki ne diyorsa onu yapmış, azimle taşı delmiş. Olmaz dememiş, “bir yolu vardır”dan öte gitmemiş.
Bence hikâyesinin en önemli kısmı: durmamış. Hem de hiç. Durunca da… eyvallah deyip çekip gitmiş.

Foto: Selçuk Polat
“Ferhangi Bir Yaşam” işte tam da bu yüzden bir veda değil. Daha çok, bir devamlılık çağrısı. Çünkü Ferhan Şensoy’un hatırası sadece anılarda kalacak bir şey değil “ulan!”; geleceğe devredilmesi gereken bir miras.
Bu yüzden bu belgesele gözünüz gibi bakınız. Gözünüze iyi bakmıyorsanız, daha iyi baktığınız bir organınıza benzetiniz. İzleyiniz, izletiniz. Ne dediğini anladığınızdan emin olduğunuzda başkasına teslim ediniz.
Birileri, geç olsa bile birilerinin kıymeti bilinsin diye hareket ediyor. Bakmayın, her yaşlanana “duayen” denilmesine. Enka Sanat, kelimenin anlamını bulan herkese omuz veriyor. Bunu çok kıymetli buluyorum. Çünkü önümüz açık deniz ve kaybolmaya meyilli yeni dimağlar yetişiyor bu modernliğine tükürdüğümün çağında. Enka Sanat yaptığı belgesellerle birkaç kerteriz bırakıyor yola. Hiç değilse anlayana.
Enka Sanat’ın bu “Ustalara Saygı” kuşağını kıvançla kucaklıyorum.
Diğer belgeselleri de izlemeyenler, onları nerede bulacağınızı ben söylemeyeyim artık.
