Tiyatro Kooperatifi deyince o illet pandemi geliyor aklıma. Tiyatronun süregelen sorunlarını nasıl da görünür kılmıştı. Daha kurulduğunu müjdeleyecek, gücünü niçin ortaklıktan aldığını anlatacak, zamanla rüştünü ispatlayacak demeye kalmadan kendini o can pazarının içinde bulmuştu. Şimdi her şey acildi. Tüm masa başı çalışmaları masada kalmış, o kısa/orta/uzun diye ayırdıkları vadelerin hepsi kısalmış, ilgili mercilerden gereken fayda gelmeyince örgütlü yapı olarak iş başa düşmüştü. Sonrasında soluklanabildi mi bilmem ama Kooperatifin müdahale edeceği başlıklar ve çözüm arayışları bitmedi. Nasıl bitsin? Hızlıca geçiştirilmeyecek, öyle dünden bugüne olmayan sorunları var tiyatronun. “Esnaf mısın be kardeşim” diyenlere verilecek kadim bir cevap… Bir de tek başına altından kalkmakta zorlandığında, seninle birlikte elini taşın altına koyan, sürekli sancıyan o yalnızlık duygusundan seni çekip çıkaran, omuz başında duran hak savunucu bir yapı…
Ayrıntılara boğmak istemesem de kuruluşundan bu yana, her sene düzenlediği kampanyalarla, kazanılan sahneler, vergi yüklerinin azaltılması, borçların yapılandırılması, faturalara indirim uygulanması, devlet desteği, bağış, sponsorluk, salon kiraları, personel maaşları, şeffaflığı, engellilere yönelik tiyatroya erişilebilirlik kılavuzu, ulusal/uluslararası temsiliyetleri, iş birlikleri, çalıştayları ve hatta vize problemleri gibi konu başlıklarında alınan yolları tek tek anlatasım var. Ama mevzuatta tiyatronun tacir statüsünden çıkartılıp kültür işletmesi olduğunu kabul ettirmek konusu var ki tüm can yakıcılığıyla duruyor masada. O durdukça “Tiyatro Kooperatifi de bir şey yapmıyor ki” cümlesi kuruluyor. İşte bunu kabul etmek gelmiyor içimden. Bu çetin yıldan da sağ çıkabilecek miyiz derken yine fokurdayan bir gündemin içinde bulduk kendimizi. Uzun zamandır durum böyle diye meşru sanılmasın olan bitenler. Yapılmayanları değil, yapılanları görmenin yararına inanan ama zamanı geldiğinde yapılmayanların kaydını tutan bir yerden sormak istiyorum. “Türkiye’deki özel tiyatrolar için 21. yüzyılda dünya standartlarında tiyatro yapabilme alanını tesis etmeyi” bir dilek olmaktan çıkartmak için “ekonomik fayda üretme potansiyeline sahibiz” diyerek ortak akılla çalışmak; sosyal kooperatifçiliğin gücünü, fark gözetmeksizin tüm özel işletme tiyatroları için kullanmak; bir meslek birliği oluşturmak; bir yol bulmak, dahası o yolu açmak… Şimdi bunlar az şey mi?
Seçtiklerimizin seçildikleri yerde kalmasına şükrettiğimiz bu tuhaf zamanda, Kooperatifin yeniden seçilen her bir yönetim üyesine kolaylık diliyorum. Hepsi adına Gülhan Kadim ile “Bu Yaz Sahnelerimizi Kapatmıyoruz” kampanyalarını konuşurken Kooperatinin yolculuğunu es geçemedik. Konuştukça kültür sanat ekosistemimizdeki bu diğerkâmlık benim için Kooperatifi tanımlayan sıfatların başına geçti. Ve bu sefer görünür kılınan şey “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz” cümlesiyle tiyatronun kolektifliği, dayanışmanın güzelliği oldu.

Gülhan Kadim
Pınar Erol: Tiyatro Kooperatifi aslında Oyuncular Sendikası’nın çağrısıyla “nasıl bir model olabilir” tartışmasının sonucunda ihtiyaçtan doğuyor. Öncesinde başka girişimler olsa da maya bu sefer tutuyor ve bu örgütlü yapı, Mayıs 2018’de on üç özel tiyatronun girişimiyle başlayıp otuz iki özel tiyatronun bir araya gelmesiyle 26 Haziran 2019’da İstanbul’da resmen kuruluyor. Bunu diğerlerinden farklı kılan neydi?
Gülhan Kadim: Bizim de Kumbaracı50 olarak kurucuları arasında yer aldığımız, yaşaması ve sürekliliği için çok desteklediğimiz bir oluşumdu. Birçok tiyatro tarafından da sahiplenildi. Çünkü gerçekten ihtiyaç duyulan bir çatıydı. Yıllar içinde birçok kez denenen ama çeşitli sebeplerle sürdürülemeyen farklı yapılar oldu. Ama burada işletmelerin bir araya gelmesi, daha kurumsal bir yapının olması kurtarıcı bir çatı oluşturdu. Çünkü Kooperatif içinde kimse kimsenin tiyatro yapısına, ne söylediğine ya da sanatsal bakışına bakmıyor. Tamamen kültürel işletmeler olarak bir arada olduğumuz için birlikte başka hakları savunuyoruz.
Pınar Erol: Temelde ekonomik sorunları ortaklaştığınızı görerek yapının kooperatif olmasına karar veriyorsunuz. Yani tabiri caizse İstanbul’un iki yakasının tiyatroları, tiyatronun iki yakası bir araya gelsin diye bir araya geliyor. Ve tek başına savaştığınız problemleri birlikte çözmek için yola çıkıyorsunuz. Bu oluşum bir yandan da tiyatronun kolektifliğinin altını çiziyor.
Gülhan Kadim: Herkes uzun zamandır kendi ekonomik koşullarıyla ve krizleriyle uğraşıyor. En azından insan yalnız olmadığını, bunun kendi beceriksizliği olmadığını; koşulların çok zorladığını, birçok meslektaşının, tiyatronun ve sahnenin aynı problemlerle uğraştığını anlıyor bu çatı altında. Ve bunları birlikte konuşmak bile gerçekten iyi geliyor insana. Yoksa biliyoruz ki gitgide yalnızlaşıyoruz. Gitgide destek bulamayarak tek başımıza ayakta kalmanın yollarını deniyoruz. O yollar bile gitgide kapanıyor maalesef. Yani o kadar daralıyor ki yaşayabileceğimiz alan… Hele şimdi, ülkedeki ekonomik koşullar bize çok büyük bir darbe vuruyor. Özellikle bu sezon herkes için çok zor geçti. Ocaktan, marttan itibaren böyle kıyım kıyım gittik. Seyircinin azalması bizler için büyük bir moral ve kaynak eksikliği. Dolayısıyla böyle zamanlarda elimizde bir çatının olması gerçekten iyi geliyor. Zaten uzun ve kısa vadeli problemlere çözüm bulmak ve hak aramak için kurulmuş bir yapıydı. Ülkenin durumunda, sosyal yapıda, ekonomik koşullarda, deprem olduğunda, pandemi olduğunda hemen projeler geliştirmek gibi kısa vadeli çözüm arayışlarımız, toplumsal fayda yaratan projelerimiz oluyor bizim de.
Pınar Erol: Kuruldunuz, merhaba demeye kalmadan pandemi patlayınca tüm o vadeler bozuldu.
Gülhan Kadim: Pandemi olduğunda daha bebekti Kooperatif. Ve o korkunç süreçten inanılmaz bir çalışma ve çabayla güçlenerek çıktı. O dönemki Yönetim Kurulu çok özverili çalıştı. Birçok proje, çok hızlı bir şekilde geliştirildi. Sonrasında deprem oldu. Orada da ne yapabiliriz, nasıl faydalı olabiliriz üzerinden hemen çocuklara yönelik “Renkli Hayaller Sahnesi” projesi geliştirildi. Şimdi de büyük bir ekonomik buhran yaşıyoruz. Bunun için de kısa vadede etkili olacak projeler geliştirmeye çalışıyoruz. Uzun vadede zaten artık herkesin ifade ettiği tiyatroların tacir statüsünde değerlendirilmesinin yarattığı sorunlar ve ağır vergi yükü üzerine çalışıyoruz. Aslında Bakanlık ve daha büyük yapılar tarafından değiştirilmesi gereken konular bunlar. Gerçekten inat ederek çalışmak gerekiyor. Bu konuda bazen Kooperatifin arka plandaki çabası görünür olmayabiliyor ama Türkiye’de herhangi bir kanunu değiştirmek yıllar alabiliyor. Ülke konjonktüründe her şey sürekli değiştiği için de sekteye uğruyor çalışma. Kısa vadede nasıl çözümler bulabiliriz diye sorduğumuzda da bu sezonki korkunç durumlar, büyük panikler, krizler çıkıyor karşımıza. Yani tiyatrolar kapanmak durumunda kaldı. Seyircinin modu o kadar düştü ki herhangi bir şey seyretmeye ya da herhangi bir yere katılmaya motivasyonu kalmadı. Dolayısıyla biz böyle yuvarlana yuvarlana bir sezon geçirdik. Çoğu tiyatro, sezon bitse de bu yükten kurtulsak diye bakıyordu. Sadece biz de değiliz. Sahne sanatlarının tamamını kapsıyor bu durum. Müzisyenlerden de aynı şeyleri duyuyoruz. İşte bu noktada bütün bu zorluklara, zorlamalara, yalnızlaşmaya, ticarileşmeye, yaşadığımız sisteme karşı bir duruş olarak bir kampanya başlattık bu yaz. Hayatın temel parçası olan bütün sanatsal etkinlikler yapılamayacak noktaya getirilince, biz de “Bu Yaz Sahnelerimizi Kapatmıyoruz” dedik.

Pınar Erol: “Bu Yaz Sahnelerimizi Kapatmıyoruz” cümleniz, sahnesi kapanan tiyatrolarının hüznünün üzerine dirençli de bir şey söylüyor. Hem tiyatronun sezonluk olmadığını, sürdürülebilir olduğunu söylüyor hem de o bir aradalığın gücünü hissettiriyor.
Gülhan Kadim: Doğru, hem o anlamı var hem de yaz sezonu çok uzun oluyor ve çok zor geçiyor. Çünkü sahnelerde bütün giderler aynı kalırken sizin hiç geliriniz olmuyor. Belki bunda biraz diretmek de gerekiyor. Bazı tiyatroların (DasDas gibi, Asmalı Sahne gibi) sahneleri açık kalıyor; Sadece yazın kısa bir dönemi kapatıyorlar. Biz bu yaz kampanyasını, geleceğe yatırım olarak da gördük. Yine inat ederek yazın da tiyatronun aktif olmasını sağlayabiliriz, projeye gelecekte destekçi bulabiliriz dedik ve Kooperatif ortaklarını kapsayan bir kampanya oluşturduk. Buna attığımız ilk adımlar gibi bakabiliriz. Belki ileride festivale dönüşür, kim bilir.
Pınar Erol: Dediğin gibi bu kampanya Kooperatif ortaklarını kapsıyor. Oyununu sahneleyecek yer bulamayan, salonlar tarafından bir türlü sıraya bile alınmayan küçük tiyatrolar burada da kendine yer bulamıyor. Onlar ne yapsınlar?
Gülhan Kadim: Ortak olsunlar. Bu çatının altında olmanın illa ki avantajları, getirileri oluyor. Genişlemek, daha çok ortağa sahip olmak bizleri güçlendirir. Herkesi kapsadığınızda Kooperatifin projesi olmaktan çıkıyor. O zaman da birtakım kriterler oluşturmak gerekiyor. Sonuçta biz bir kamu kurumu değil, dayanışmayı örgütleyen bir sosyal kooperatifiz. Bizim de yapabileceklerimizin dışında büyük yükler ve sorumluluklar üstlenmek gibi bir durumumuz olamıyor maalesef. Yönetim Kurulu zaten büyük bir özveriyle çalışıyor. Projeyi oluşturmak, sınırlarını çizmek, içeriğini hazırlamak, ortaklardan gelen istekler, öneriler, şikâyetler üzerinden ne yapabiliriz diye ilerliyoruz. Genele açtığımızda başka bir sistem işlemeye başlıyor. Bu ve benzeri projelerde yer almak isteyen tiyatroların Kooperatife dahil olmaları ne güzel olur.
Pınar Erol: “Bu Yaz Sahnelerimizi Kapatmıyoruz”u tam da kendini aniden sezonu kapatmış bulan tiyatroların çoğunlukta olduğu bir zamanda söylüyorsunuz.
Gülhan Kadim: “Sezon bitti mi, bitmedi mi, perdeyi kapattık mı, artık oynamıyor muyuz” cümleleri ile bir anda bitiverdi tam da dediğin gibi. Ve sezonun bu duygu içerisindeyken kapanması iyi gelmedi. O yüzden devam edeceğiz, önümüzde başka sezonlar da var, bu yazı bu duyguyla geçirmeyelim, birbirimizin sahnesinde oynayalım dedik. “Bir bilet alana ikinci bilet yüzde elli indirimli olsun, askıda biletler olsun, üniversite öğrencileri tiyatroyla buluşsun” cümleleri kampanyayı biraz daha özel kılsın istedik. Olumsuz duyguları üzerimizden atalım ve devam etmenin nasıl bir güç vereceğine odaklanalım diye de çıktı kampanya. Bir yandan da yeni sezona başlamak için bir motivasyon oluşturmak istedik.
Pınar Erol: Tam da bahsi geçmişken içi seni, dışı beni yakan bilet fiyatlarına gelelim. Sizin kampanyanız bu tarafıyla da seyirci dostu bir uygulama oldu. Çünkü siz dünyadaki yüzdesinden farklı olarak o bilet geliri ile yaşamaya çalışan işletmelersiniz. Yegâne kaynağınız bu. Seyirci de tiyatrocu da birlikte feragat ediyor o oyun için.
Gülhan Kadim: Bunları duymak çok güzel gerçekten.

Pınar Erol: İstanbul’daki özel tiyatroların sayısını, Tiyatro Kooperatifinin yetmişin üzerindeki ortağına oranladığımızda niceliği nasıl değerlendiriyorsun? Bildiğim kadarıyla Kooperatif sürekli çağrıda bulunuyor. Sence diğer tiyatrolar neden dahil olmuyor?
Gülhan Kadim: Kooperatif ortağı olarak iyi bir sayıda olduğumuzu düşünüyorum. Bu kadar tiyatronun bir araya gelebilmesi ve bir arada kalabilmesi bence büyük bir başarı. Artık tiyatro yapamayan ve devam edemediği için ayrılan ortaklarımız da var. Yeni kurulan ve katılma talebinde olan tiyatrolar da var. Kooperatifte neler yapılıyor, nasıl bir işleyiş var diye soranlar da var. Biz de ortaklara ne kadar fayda sağlayabiliriz ve bu faydaları ne kadar uzun ömürlü sunabiliriz diyoruz. Geleceği düşündüğümüz bir vizyondan da bakmaya çalışıyoruz. Bu noktada Yönetim Kurulu Başkanı Mert Fırat bence çok az kişide olan bir bakış açısına sahip olduğu için onun da yönlendirmeleri oluyor. Yönetim Kurulundaki arkadaşların kendi tiyatrolarını işletmeyi sürdürebilmek anlamında uzun deneyimleri ve esneklikleri var. Bu arkadaşların böyle bir yapının Yönetim Kurulunda olmaları bence iyi bir kazanım. Yani birileri elini taşın altına sokuyor. Birtakım projelerde çalışma grupları oluşturuluyor. Oralarda da ortaklardan sorumluluk alanlar oluyor. Belli başlıklarda birlikte çalışmak, birbirimizi tanımamızı sağlıyor. Sezon içerisinde birbirinizin salonlarında oynuyorsanız tanışıyorsunuz. Böyle sosyal alanlar hiç yok. En azından yılda bir iki kez bile olsa fiziksel buluşmalar, çevrimiçi toplantılar düzenliyoruz. Yani o yüzleri görmek ya da o fikirleri duymak bile tiyatro genelinde neler olduğunun fikrini geliştiriyor sizde. Neden katılmadıkları hakkındaki soruya dönersem, o gerçekten çok kişisel bir mesele olabilir. Bu tür yapılara inanmayanlar da olabilir. Buna ihtiyaç duymayanlar da olabilir ya da bilmiyorum böyle bir cesareti olmayanlar, kendini orada görmeyenler de olabilir. Bunun birçok sebebi olabilir. Ama en azından bir şans verilmeli ve neler oluyor diye bir kapıdan bakılmalı diye düşünüyorum. Çünkü sorumluluk almazsak ve çoğunluk için çalışmazsak bireysel olarak buradan kurtulmamız çok da mümkün değil. Hep dediğimiz gibi “Ya hep beraber ya hiçbirimiz”. Daha ticari gözüken büyük yapılar, kendi yolunu biraz daha kolaylatabilme şansına sahip olabilir. Ama bu dönemde onların bile ne kadar zorlandığını görüyoruz. Çünkü aslında destekçiler olmadığında, sponsorlar bulunmadığında ciddi yaralar oluşuyor. Oralarda da destek azaldığında ve maalesef tek bir kaynağa gitmeye başladığında -ki burada kaynaklar artık eşit değil- bir dengesizlik oluşuyor. Bu dengesizlikte Kooperatifin, ortaklarına nefes olacak başka kaynaklar yaratması gerekiyor. Burada çok önemli bir noktada durduğunu düşünüyorum Kooperatifin.
Pınar Erol: Zaten “gücümüzü ortaklığımızdan alıyoruz” hashtag’iniz var. Birbirini ileriye taşımayı hedefleyen bir yapının, kimseyi geride bırakmaması kıymetli. Bir de muhatap alınan bir merci durumundasınız.
Gülhan Kadim: Ben hâlâ “Kooperatif ne yapıyor ki” denildiğini duyuyorum. Bu bana büyük haksızlık gibi geliyor. 26 Haziran 2019’daki kuruluşundan itibaren işin içinde olan biri olarak o arkadaşlara sormak istiyorum: Hangi tiyatro örgütlenmesinin bu kadar yıl yaşadığını gördünüz? Demek ki bir şeyler yapılıyor ve bir arada tutan bir şeyler var ki bu sürüyor. Yani aslında pozitif bakmak gerekiyor. Çok var ya o bizde: “Onlar da böyle, bunlar da şöyle” diye hep eleştirmek. Herkes artık her şeyi çok biliyor maalesef çağımızda. Tiyatro dünyasında da en iyi tiyatroyu herkes kendisi yapıyor gibi bir durum oluyor. Artık bu bakıştan kurtulmak gerekiyor. Canlı olarak sanat icra eden bu sanat dalının şu an çağıyla da mücadelesi var. Bütün bunların bir aradalık getirmesi gerekiyor zaten. “Gelecekte nasıl bir tiyatro tahayyül ediliyor” da birlikte konuşulabilecek bir konu. Ben durup dururken herhangi birine, gelsene seninle şunları konuşalım diyemiyorum böyle bir çatı olmayınca. Ama Kooperatifte bir başlık belirlediğinizde ve ortaklara çağrı yaptığınızda katılan kırk-elli tiyatro ile o başlığı konuşabiliyorsunuz. Böyle başka bir zemin yok ki.
Pınar Erol: Bu üçüncü dönem yönetimi mi? Ve aynı yönetim tekrar mı seçildi? Sen de Tiyatro Kooperatifi yapısı içerisinde üç dönem (2021-2024) Etik Kurul Üyeliği görevini üstlendikten sonra şimdi de Muharrem Uğurlu ile Başkan Yardımcılığı görevine devam ediyorsun.
Gülhan Kadim: 2019’dan beri her yıl seçim yapıyoruz. Mevcut Yönetim Kurulu mayısta ikinci dönemini tamamlayacak. Önümüzdeki sene başka adaylar çıkacaktır, bayrak değişimi olacaktır diye düşünüyorum. İhtiyaçlar ve fayda sağlayabilmek doğrultusunda gerektiği kadar çalışacağız Kooperatifte.

Pınar Erol: Tiyatro Kooperatifi, ortakları için sosyal ve ekonomik çözümler ararken diğer özel tiyatroları da gözetiyor mu? Elde ettiğiniz kazanımlar onlara da fayda sağlıyor mu? Ve bu görülüyor mu?
Gülhan Kadim: Umarım… Bence görmek isteyen görüyordur. Her şey şeffaf çünkü. Biz hep çalışmalarımızı açıklamaya, anlatmaya ve görünür kılmaya çalışıyoruz. Bunda da iyi bir noktada olduğumuzu düşünüyorum. Bu biraz da niyet meselesi. Daha olumlu bakabilenle ilişkiler daha iyi yürüyor ve görünüyor diye düşünüyorum. Tabii ki eleştirilere de açığız. Yaptığımız şeylerle ilgili geri dönüşler farklı olabilir. Ortaklardan gelenleri de, dışarıdan gelenleri de duymaya çalışıyoruz. Aslında iki temel eksende çalıştığımızı söyleyebilirim. 1) Türkiye’deki tüm tiyatrolar için hak temelli savunuculuk. Daha önce de söylediğim tiyatroların tacir statüsünden çıkarılması, vergi yükünün hafifletilmesi gibi çalışmalar bu başlıkta. Dolayısıyla elbette tüm tiyatro alanını gözetiyoruz. 2) Ortağımız olan tiyatrolarla birlikte yürüttüğümüz özel projeler ve bu birliğe dahil olan tiyatrolar için özel faydalar ve iş birlikleri yaratma çabası.
Pınar Erol: Her sene bir kampanya düzenleyerek hem kaynak yaratıyor hem dayanışmanın örneği oluyor hem de bilinirliğinizi artırıyorsunuz. Süreçte “Bizde Yerin Ayrı” , “Yaz Buluşmaları”, “Artık Çözüm İstiyoruz”, “Kumbara Sende” ve “Renkli Hayaller Sahnesi” gibi başlıklar altında çözümler aradınız. Aslolan kalıcı iyileşmeler sağlamak. Başından beri hep “sürdürülebilir” diyoruz ya, acil durumlarda başvurulacak sürekli bir fon, bir kaynak oluşturabiliyor musunuz mesela?
Gülhan Kadim “Kumbara Sende” projesi, özel tiyatroların sabit giderlerine karşılıksız maddi destek yaratmak için oluşturduğumuz bir program. Bu programla, 30 tiyatronun 249 ihtiyacı karşılandı mesela. Sahne kirası, fatura giderleri, personel ücreti, salon tahsis ücreti vb… Biz kaynak bulmaya ve toplumsal fayda yaratan projeler üretmeye yönelik çalışıyoruz. Ayrıca bir sorunla karşılaştığınızda bunun çözümü için ilgili yerlere, örneğin yerel yönetimlere ulaşmayı sağlamak da önemli. Çünkü ilçelerindeki tiyatroların o yerel yönetimi ilgilendirmesi gerekir. O ilçenin onu sahiplenmesi, yaşatması ve bir değer olarak görmesi gerekiyor. Kooperatif olarak bu ilişkileri güçlendirecek, kendimizi daha çok anlatacak, o sahnelerin sözcülüğünü de yapabilecek bir konumda oluyoruz. Karşılaşılan sorunlarda bu kanalları kullanmak, onu çözüme ulaştırmak gibi daha kendi içimizde çözdüğümüz durumlar oluyor.
Pınar Erol: Hak temelli bir örgütlenme modelini önceliyorsunuz ve bu yapısıyla Türkiye’nin ve dünyanın ilk tiyatro kooperatifi oluyorsunuz. Bu, İstanbul’un ardından bölgelere yayılıyor. İlk Güney Marmara Kooperatifi olmak üzere altı farklı bölge kooperatifi (Ahura, Akdeniz, Ankara, Ege ve Karadeniz Tiyatro Kooperatifleri) kuruluyor. Böylece hedeflerinizden biri olan Kooperatif Birliği de kuruluyor galiba.
Gülhan Kadim: Henüz o konfederasyon, birlik resmen oluşmadı. Onun için biraz daha zamana ihtiyaç var. Onun aşamaları da var. Ama o bölgelerin birbiriyle ve İstanbul’la iletişimini sağlamak önemli bir görevdi bence. Dolayısıyla bu da başarılan noktalardan birisi.
Pınar Erol: Bir de ulusal ve uluslararası yapılarda temsiliyetleriniz var.
Gülhan Kadim: Bizden çok farklı yürüyor ya dünyada işler. Onlar, “Allah Allah, böyle olabilir mi” diye bize bakıyorlar, biz de “Vay be böyle de olabiliyor demek ki” diye onlara bakıyoruz. Oradaki örnekleri görmek, bakın dünyada böyle olabiliyor demek, oralardan çok kopmadan kendimize bir rehber çıkartabilmek ve bu rehberi gerekli makamlara sunabileceğimiz bir ilişki ve iletişim doğurmak mümkün oluyor böylece. Yani sadece kendi yapımıza ve kendi işleyişimize boğulmadan, yeniden keşfetmeye vakit harcamadığımız bazı noktaları ve burada işleyebilecek sistemleri alabilmek için de bir çabamız oluyor.
Dünya çapında 500’den fazla gösteri sanatları organizasyonu kapsayan IETM’in (International Network for Contemporary Performing Arts), Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Kreatif Endüstriler Meclisi’nin, önde gelen sivil toplum kuruluşlarının dahil olduğu TechSoup Global Network/TechSoup Türkiye’nin, şeffaf ve hesap verilebilir sosyal girişimlerin dahil olduğu Açık Açık Sosyal Girişim Platformu’nun üyesiyiz. Aynı zamanda, İstanbul Ticaret Odası 30 no’lu Bilgi İletişim ve Medya Komitesi’nde temsiliyetimiz bulunuyor.

Tiyatro Kooperatifi Yönetim Kurulu
Pınar Erol: Kılavuzunuz İnsan Hakları Bildirgesi, onun kapsayıcılığını düşünüyorum ama bir de Anayasanın 64. maddesinden bahsedelim ve yorumlayalım istiyorum. “Devlet, sanat faaliyetlerini ve sanatçıyı korur. Sanat eserlerinin ve sanatçının korunması, değerlendirilmesi, desteklenmesi ve sanat sevgisinin yayılması için gereken tedbirleri alır.” Hâl böyle olunca siz de kendi kaynaklarınızı yaratıyorsunuz.
Gülhan Kadim: Bu her zaman böyleydi. Yani yönetimlerden bağımsız olarak uzun zamandır böyleydi. Ama belki daha iyi dönemler ve şu anki evrensel koşullardan kaynaklı daha kötü dönemler olarak ayırabiliriz bu süreçleri. Bence asıl mesele, tiyatronun sosyal olarak bizim kültürümüzde yerleşik bir yer bulamaması. Avrupa’ya baktığımızda, tiyatroya gitmek o hayatın doğal bir parçası zaten. Kendiliğinden oluyor, bunun için büyük çabalar harcamanız gerekmiyor. Bu da bir alışkanlık oluşturuyor. Çocukluktan başlayan, eğitim sisteminin parçası olan bir şey bu. Bence bu sosyal hayatı sorgulamak için enerji harcamaya gerek de yok. “Niye böyle” demek yerine; “biz böyleyiz ve ne yapabiliriz” demek önemli. Bununla toplumsal olarak mücadele etmenin hiçbir faydalı dönüşü olmayacak nasılsa. O yüzden “Madem öyle, biz nasıl kendi seyircimizi geliştirebiliriz, bu yolda nasıl daha çok seyirci kazanabiliriz”e bakmalıyız. Çocuk tiyatrosu var; kalitelisi az… Ama gençlik tiyatrosu yok. Mesela orada büyük bir kayıp var. Üniversiteden sonra tekrar yakalamaya çalışıyoruz seyirciyi. Bence mesela buralara bakılması, buralarının zorlanması gerekiyor. Yapıcı olan kısmı bu olur. Bir şey inşa etmek, bir şeyi yeniden kurmak, eksikliği görmek, orayı kapatmaya çalışmak… Evet biz para aktarılmayan ve siz de orada oynayın denilen bir alandayız. Sadece sevdiğimiz ve sahnede olduğumuz için yapmıyoruz bu işi. Sahneye çıkıyoruz çünkü seyirciyle de bir şey paylaşmak istiyoruz. Bu his aslında zaten sahne sanatlarının bir parçası, bizim benzinimiz, yani motorumuz öyle çalışır. Çok güzel bir seyirciyle karşılaşmak; bir kişiye bile bambaşka bir yerden ulaşmak; bir gencin sizinle bağ kurulmasını sağlamak ve tiyatro aslında böyle bir şey mi dedirtebilmek… Bunlar, bizim için hep özel şeyler. Ama işte orada bir eksilme olduğunda büyük bir sarsıntı geçiriyoruz. O yüzden de Kooperatif var. Çünkü duyguları işin içine kattığınızda bir şeylerle baş etmeniz ve bir arada tutmanız zorlaşıyor. Birileri öfkeleniyor, birileri üzülüyor, birileri kırılıyor ama kurumsal bir yapının altında olduğunuzda işletmeyi düşünmek durumunda kalıyorsunuz. Bence bunu başarabildiğinizde, o çatıyı sağlamlaştırıyorsunuz. Bunu Yönetim Kurulundan biri olarak değil; ortaklardan biri olarak da söylüyorum. Neye, kime küsüyoruz? Hepimiz aynı şeyi yapmaya çalışıyoruz. Hepimiz yaşama ve sürdürme mücadelesinin içindeyiz. Küsmek, kırılmak bazen muhatap bulamadığımız için de oluyor. O duygusal reaksiyonlar bizim eyleme geçmemizi de engelliyor. Bu da mesela çok bize ait yerel bir kod. O zaman mesleki olarak konuşmak zorlaşıyor, kişisel algılanmaya başlanıyor. Biz de buna alışığız, belki bunu seviyoruz ama diğerini de yapabilsek ne güzel olur. Eyleme geçmek için aslında daha teknik ve analitik düşünmek gerekiyor. Onun altında tabii ki istek ve arzularımız, olmasını istediğimiz dünya yatıyor. Ama o dünyanın olması için benim teknik olarak nasıl çalışmam, neler yaratmam gerekiyor? Bunun için sürekli ağlayamam. Bunun için sürekli şikâyet edemem. Ona bakarsan biz de Kumbaracı50 olarak çok büyük bir şeyin içinden geçiyoruz. Sezon bitsin diye beklerken şimdi yaz bitsin istiyoruz.
Pınar Erol: Hep dertlerden konuşuyor gibiyiz ama zaten Kooperatif o dertten doğduğu için böyle. Sektörün dertlerini madde madde yazıp birlikte çözmek için. O yüzden de psikolog seansları gibi oluyor Kooperatifin etkinlikleri konuşmak.
Gülhan Kadim: Ortaklaşmak ve bir örgütün altında belli noktalara fayda sağlamak bence çok önemli. Büyük bir eksikti, bence onu doldurmayı başardı Tiyatro Kooperatifi.
Pınar Erol: Kök sorunu “özel tiyatroların mevzuattaki yerinin, kamusal bir faaliyet olan tiyatro sanatına uygun olmaması” şeklinde saptamıştınız. Alanında iyileşme sağlandığında, “ticari işletme” yerine “kültürel işletme” olarak tanındığınızda bayram edeceğiz. Kültür Bakanlığından önce Ticaret Bakanlığı ile muhatap oldunuz yıllarca, bu sıralama bile absürt.
Gülhan Kadim: En büyük hedeflerden birisi o. Tam olarak bizim dinamiğimizi, tiyatronun nasıl işlediğini, burada nasıl bir ekonomi olduğunu anlatmaya çalışıyoruz. Bazı kuralların bizim çalışma biçimimize uymadığını, buraya özel bir kanun gerektiğini sürekli ve defaatle anlatmanız gerekiyor. Anlattığınız kişi gidiyor, yerine yenisi geliyor ve sizin her şeyi tekrar anlatmanız gerekiyor. Oradaki süreç o kadar uzun ki… Bürokrasi çok zor. Ve biliyoruz ki biz bu konuya yeniden başlayacağız. Geçmişte kimlerle neler konuştuğumuzu, hangi öneri dosyalarını götürdüğümüzü bir kez daha anlatacağız. O yüzden o kadar hızlı yol alınamıyor. Bu da yapılamadı denebilecek bir şey değil bu. İnat ve iradeyle, doğru bildiğiniz idealin arkasında durarak olabiliyor bazı şeyler. Bazen de yıllar alıyor tabii.

Pınar Erol: Sezon bitti mi bitmedi mi derken “Bu Yaz Sahnelerimizi Kapatmıyoruz” da bitti. Umarım daha iyi bir sezon bizi bekliyordur. Vakit ayırdığın için teşekkür ederim.
Gülhan Kadim: Tüm bunları görünür kılmak için bir platform olması ve bununla ilgileniyor olman bile çok değerli, biz de çok teşekkür ederiz.
