Erdem Alpyürük ile Nilüfer Belediyesi 2023 Tomris Uyar Yılın Yazarı Öykü Ödülü vesilesiyle tanıştım. Konya Devlet Tiyatrosu tarafından sahnelenen oyunu “Hevesi Kursağında Kalanlar Kulübü”nün duyurularını gördüğümde çok heyecanlandım ve oyun turnede Ankara’ya gelmişken seyrettim. İlk defa bir arkadaşımın oyununu sahnelenirken görmek onu daha da yakından tanıma isteği yarattı bende. Meraklı bir okur ve izleyici olarak kafamdaki soruları kendisine yönelttim.
- Seni hiç tanımadığını farz ettiğin bu röportajın okuruna kendini nasıl tanıtmayı istersin?
En zor soru en başta geldi. İnsan kendini yeterince tanır mı acaba? Yine de kestirmeden yanıtlayayım; edebiyata ve sahne sanatlarına olan açlığını doyurmaya son yıllarda fırsat bulabilen biriyim diyeyim.
- Özgeçmişini incelediğimde ODTÜ mezunu İnşaat Mühendisi’nin yazmaya, şarkı söylemeye, rol yapmaya ve tiyatroya uzanan bir yolculuğu olduğunu görüyorum. Böylesine büyük değişiklikler özellikle biz kadınlar için cesaret gerektirir. Senin içindeki yazarı, oyuncuyu, genel anlamda sanatçıyı ortaya çıkaran şey ne oldu?

Aslında kendi mesleğimi bırakıp farklı bir alana yönelmiş değilim. Böyle bir lüksüm olmadı zira ama bu yolculuk yıllar içinde kendiliğinden gelişti. Kamuda ve özel sektörde mühendisliğin yanı sıra tercümanlık, basın müşavirliği, idarecilik yaptım. Yazı ve tiyatro ise sonradan girdi hayatıma ve şimdi kendi mesleğimle birlikte ilerliyor. Bazıları neden baştan bu mesleği seçmediğimi, ya da neden daha önce uğraşmadığımı sorsa da ben bunun için hayıflanmıyorum ve ‘geç’ ‘hiç’ten iyidir diyorum. Esasında mühendis kökenli ve analitik düşünceye sahip olmak hayatın her alanında kıymetli bir altyapı sağlıyor ve bunun olay trafiğini düzenleme, aksayan yönleri görebilme, kurguyu belli bir matematiğe oturtma bakımından önemli bir geri bildirim ve katkı sağladığı kanaatindeyim.
Cesaret kısmına gelirsem, ilk sorunun cevabı da burada olabilir biraz. Çocukluğumdan beri gözlem yapmakla, yazmakla, oynamakla ilgiliydim hep ama şimdi dönüp baktığımda bu merakımı kapalı bir kutuda bekletmişim gibi geliyor. Önemli bir hastalık nedeniyle geçirdiğim ameliyatlar ve ağır tedavilerden sonra sanırım ciddi ve gri suratlı mesaime renk katmak için o sırada ODTÜ Mezunlar Derneği’nde yeni kurulan Müzikal Tiyatro Topluluğu’na katıldım. Sonrası bildik hikâye. Sahne tozu, hayatın tadı tuzu gibi geldi bana. Farklı ekiplerle çeşitli oyunlarda rol aldıktan sonra daha kapsamlı bir oyunculuk eğitimi arayışına girdim ve Ankara’daki Sadri Alışık Kültür Merkezi’nde on beş aylık sahne sanatları ve oyunculuk programına devam ettim. Ayrıca kısa sürelerle de olsa birebir oyunculuk ve audition eğitimleriyle kendimi geliştirmeye çalıştım. Bazı film ve dizilerde rol aldım. Bir yandan da oyun, senaryo ve öykü yazma konusunda kendimi geliştirmeye çalıştım. Yani oyun yazma işi oyunculuktan sonra geldi. Öykücülük ise ondan da sonra.
- Çok yönlü bir sanatçısın, sana baktığımda bu güzel küçük hanımefendinin içinde Youtube videoları çeken başka başka kadınları da görüyorum. Bizlere Youtube kanalından bahseder misin?
Evet. P’erdem ya da Komediperdem. Dört koca eskitmiş ve beşinci koca adayıyla buluşmaya hazırlanan (kafası kırık) bir kadının türlü hallerini yansıtma fikrinden yola çıkarak, o kadının içindeki ve geçmişindeki başka başka kadınları da yarı hayali bir bilinç akışıyla aktaran, anlatı-skeç arası mini videolarla ilerleyen bir proje oldu. Beş kişilik bir ekip oluşturduk. Stüdyo ortamında, oyuncu koçu, asistan, profesyonel kamera ve ışıkla çalıştık. Oldukça profesyonel sayılacak bir işti yani. Jenerik müziğine kadar kendim besteleyip seslendirdim. Kostümler, arka planlar, tekst oluşturma vs derken epey emek verdim. Organik sorunsalından nöbetçi kuaföre, tüke(t)mişlik sendromundan dizi dövdüren dizilere kadar güncel konulara absürt bir mizah anlayışı ve ironik göndermelerle değinmeye çalıştığım bir ürün çıktı ortaya. Lâkin pandemi başlayınca ara vermek zorunda kaldık. Arkasından stüdyo taşınıp ekip de dağılınca yazmaya odaklandım ve bir daha uğraşamadım. Halen youtube’da Koca Bulma Rehberi başlığı altında otuz üç bölüm mevcut. Kanalın şu an bir görünürlüğü olmasa da, zira zamanımızda başarı ölçütü popülerlik / tanınırlık olarak kabul ediliyor, yaptığım işler arasında beni en çok tatmin eden, en fazla keyif aldığım çalışma olduğunu söyleyebilirim. Belki de fikirlenme aşamasından kanalda yayınlanmasına kadar tamamen benim kontrolümde ve gönlümce yaptığım bir iş olduğu içindir, bilemiyorum. Keyfimin kâhyasıydım yani.

- Senin Nilüfer Belediyesi’nin Tomris Uyar yılı 2023 Öykü Ödülü seçkisinde yer alan öykünü de severek okudum. Öyküye yönelmeni ve katıldığın yarışmaları merak ettim…Yarışmalar hakkında çok farklı fikirler var, senin bu noktada diyeceklerin nedir?
Öyküye yönelmem yeni sayılır. Dediğim gibi pandemide eve kapanınca sahne veya kanal işi sekteye uğradı fakat o dönem hayatımıza giren çevrim içi atölyeler farklı şehirlerdeki, özellikle İstanbul’daki usta senarist ve edebiyatçıların programlarına katılma olanağı sağlaması açısından benim için avantajlı bir öğrenme-üretme dönemine evrildi. Özellikle Jale Sancak Hocam benim için çok kıymetlidir. Katıldığım atölyeleri süresince iyi öyküler ürettiğimi düşünüyorum. Yarışmalara gelince, nadiren katılıyorum. Yarışmanın varsa teması, jürisindeki isimlerin saygınlığı, değerlendirme süreci ve yöntemi gibi unsurlar o yarışmanın prestiji konusunda az çok fikir veriyor zaten. Evet, sözünü ettiğin üzere bu konuyla ilgili farklı fikirler mevcut olmakla birlikte bir genelleme yapabileceğimi sanmıyorum. Adı üstünde, her bir yarışmadaki konumunuz diğer yarışmacılara ve şüphesiz jüriye endeksli oluyor. Çeşitli dergi ve kitap seçkilerinde yayımlanan, ödül aldığım öykülerim var. Ancak yukarıda youtube kanalıyla ilgili olarak bahsettiğim şekilde ister oyunculuk yapmak ister senaryo, tiyatro metni ya da öykü yazmak olsun, yani insan her neyle uğraşıyorsa, ille de belirli bir hedefe kilitlenmeden, üretme sancılarına girmeden kendi içine sineni, kendi ruhuna iyi geleni yapabiliyorsa özgürdür, mutludur ve eserleri de özgündür. Ben bilhassa özgünlüğü çok önemsiyorum.
- Her oyun yazarının hayalidir oyunlarını sahnelenirken görmek…Üstelik senin iki oyunun Devlet Tiyatroları tarafından sahnelendi. Bu süreci çok merak ettim, tiyatro oyunu yazmak nereden aklına geldi? Oyunlarının kabul süreci güç olsa gerek…

Oyunlarımızı sahnelerken, özellikle doğaçlama metinlerin yazım sürecine dahil olmaya, bu arada kendimin oynayacağı tek kişilik bölümler yazmaya başladım. Ardından çok sevdiğim profesyonel bir oyuncu çifti düşünerek yazdığım “Bekâra Yardımcı Aranıyor” adlı oyunum geldi. Onlar sahneleme fırsatı bulamayınca oyunu Devlet Tiyatrolarına sundum. On altı ay sonra, oyunun Edebi Kurul’dan geçip DT arşivine girdiğini bildiren resmi bir evrak geldi. Hayatımda aldığım en değerli sarı zarftı diyebilirim. Hemen akabinde Diyarbakır Devlet Tiyatrosunca “Yardımcı Aranıyor” adıyla sahneye konuldu. 2020 Şubat Ayında prömiyeri yapıldı, fakat maalesef Mart Ayında pandemi nedeniyle her yer kapandı. Sadece bir ay oynayabildiği için o sırada şanssızlık olarak düşünmüştüm ama ilerleyen süre zarfında tiyatrolar yarı kapasiteyle peyderpey açıldıkça, bu oyun da iki kişilik olduğu için avantajlı konuma geçti ve devam eden süreç dahil dört sezon boyunca sahnelendi, birçok turne yaptı. Yazdığım ilk oyunun bana aynı zamanda Yerli Yazar Teşvik Ödülü’nü getirmesi, gerçekten yeni metinler yazmaya teşvik etti beni. Kabul süreci konusunda ise haklısın, DT’ye her yıl yüzlerce başvuru oluyor ve doğal olarak değerlendirme süreci uzun ve zorlu geçiyor. Örneğin tam bir yıl önce verdiğim bir oyunum daha var, sonucunu heyecanla beklediğim. Dram bu seferki, bakalım…
- Hevesi Kursağında Kalanlar Kulübü’nü severek seyrettim. Çocukluğumda seyrettiğim kabarelerin tadını andım. Bu ilginç fikir nereden aklına geldi? Oyunun müzikleri de çok ilgi çekiciydi, kostümleri de…Oyunun bütünselliği içindeki etkini ve sahnelenme sürecini merak ettim…
Hevesi Kursağında Kalanlar Kulübü’nü müzikal oyun olarak yazdım. Belki de kendim birbirinden farklı işlerle -meslek demiyorum, zira ben mühendisim, mesleğim oyunculuk ya da yazarlık diyemem- uğraştığım için istediği işi yapamamış insanların bu işi denemelerine geçici olarak bu imkânı veren bir şirket üzerinden ütopik bir dünya yaratmak istedim. Bu oyun da absürt komedi tarzında ve ben gerek oyunlarımda gerekse öykülerimde absürt mizahı ve ironik dili seviyorum. Oyundaki tüm şarkı sözlerini karakterlere uygun ve eğlenceli biçimde yazmaya gayret ettim. Oyunun bence en büyük şansı da uluslararası üne sahip değerli müzisyen ve besteci Can Atilla’nın harika müzikler yapmış olmasıdır. Oyun Konya DT tarafından kısaltılarak sahneye konuldu ve ben herhangi bir aşamada sürece dahil olmadım. O yüzden bütünselliğine bir etkim olmadı.

- Bizleri şaşırtacak başka projelerin var mı?
Birkaç kısa film senaryom bir kenarda duruyor ama eğer şaşırtacaksa üç dört senedir üzerinde çalıştığım, dijital platforma uygun sekiz bölümlük bir dizi projem var. Diğer metinlerimden tamamen farklı, psikolojik-gerilim-macera türünde, kendi içinde çoklu katmanları olan oldukça sert bir hikâye. Şimdilik hayal tabii, kim bilir.
- Sen içinden farklı boyutlarda onlarca hediye çıkan bir kutu gibisin. Ben de oldukça meraklı biriyim. Bugüne kadar yaptıklarınla ilgili kimseye anlatmadığın, itiraf sayılabilecek bir şey var mı çok merak ediyorum…
Youtube kanalımdaki tipleme ve hikâyelerden oluşturduğum metnin oyunlaştırılarak ya da bir tür stand-up şeklinde sahnelenmesini isterdim. İtiraf sayılabilecek bir şey değil ama hani şu cesaret meselesinden söz etmiştin ya…Birkaç kez bunu kendim hayata geçirmem için önerenler de oldu, hatta sahneye uyarlamasını da büyük ölçüde hallettim sayılır ama nedense başkaları yapsın da ben seyirci olup alkışlayayım diye geçirdim durdum içimden. Bu da bir başka hayalim. Ne diyeyim, kendimi tiye alıyorum böyle durumlarda; bol bol hayal kuralım ki bol bol hayal kırıklıklarımız olsun değil mi?
