Zehra Miller: “Temas ile Sanatın Buluşturan, Birleştiren ve İyileştiren Gücünü Ortaya Çıkarıyoruz”

Ayçe Özyiğit
19K Okunma

Karaköy’ün tam kalbinde yer alan Tünel’de bir sergi yer alıyor şu günlerde; Temas…

Karaköy’den Şişhane’ye çıkan o kısacık yolun başında Down sendromlu bireylerin elinden, kalbinden çıkmış resimler gidip görmemiz için bizleri bekliyor. “Kaçımızın haberi var, kaçımız gidip gezdik? Hak ettiği değeri ilgiyi gördü mü?” Tüm bu soruların havada kalmaması için o muazzam ve kalpten resimler 11 Nisan’a kadar bizleri bekliyor.

Zehra Miller bana işini, kendisini ve öğrencilerini anlatırken bir anı belirdi hafızamda. Gözleri görmeyen bir arkadaşım rahatsızlığını tanımlarken görme engelli kelimesi yerine kör kelimesini tercih ettiğini söylemişti. “Benim rahatsızlığım bana bir engel teşkil etmiyor, bunu engel haline getiren insanlar” diye eklemişti. Yaratılan her şeyi kendi dünyamıza ait gördüğümüz için bizden “farklı” bireylerin yaşamını da kendimize bağlı görüyoruz. Koluna girerek gideceği yere götürmek, karşıdan karşıya geçmelerine yardım etmek ya da sokakta karşılaştığınızda sizlerden farklı olduğunu kanıtladığınız bakışlarınızı saklamak onlara yardımcı olmak anlamını taşımıyor. Bunlar sadece kendi vicdanınızı yüceltmek ve anlık kurtarışların verdiği tatminden öteye gitmiyor. Biz farklı değiliz. Onlar da farklı değil. Bu yolu birlikte yürümek bu kadar zor olmamalı. Zehra Miller’ın da çabasıyla, enerjisiyle ve isteğiyle bunu kanıtladığına inanıyorum. Kimse bizlerden bir şans istemiyor. İçlerindeki potansiyeli görmemizi istiyorlar.

Sizlerden ricam bu sergiyi gezerken merhamet duygusuyla hareket etmeyin. Kendilerine şans tanındığı zaman ne muhteşem işler ortaya çıkarabilecek kişilerin yaptığı güzel bir iş olarak düşünün. İnandığım şu; başarmak çok zor değil. Sadece o fırsatın önünü birileri kapatmasın.

Ayçe Özyiğit: Sizi kısaca tanımak isteriz. Zehra Miller kimdir? Biraz kendinizden bahsedebilir misiniz?

Zehra Miller: Ben 25 yıl boyunca -2023 senesinde emekli olana kadar- M.E.B’e bağlı okullarda Türkiye’nin farklı bölgelerinde Görsel Sanatlar Öğretmenliği yaptım. Aralık 2023’te İstanbul Büyükşehir Belediyesi katkısıyla farklı ilçelerdeki Down sendromlu bireyleri bir araya getirerek beraber “sanatla dışavurum atölyeleri” başlattım ve o günden bu yana bu tarz sanatsal projelerimi sürdürmeye çalışıyorum.

Ayçe Özyiğit: Tomurcuk Kooperatifi’nde gönüllü olarak sanat danışmanlığı da yapıyorsunuz. Yolunuz nasıl kesişti Tomurcuk Kooperatifi ile? Oradaki çalışmalarınızdan söz edebilir miyiz?

Zehra Miller: Tomurcuk Kooperatifi 2006 yılında bir grup zihinsel engelli bireyin annelerinin çabasıyla kurulan bir Kooperatif. Tomurcuk anneleriyle yolum 2024 yılında birleşti ve Türkiye’nin ilk sosyal kooperatifi olduğunu duyunca canı gönülden katkı sunmak istedim. Tomurcuk Kooperatifi Sanat Danışmanı olarak hayata geçirdiğim “TEMAS – Sanatla Buluşan Dünyalar” projesi kapsamında; Tomurcuk Kooperatifi, İETT, Türkiye Spastik Çocuklar Vakfı, Türkiye Arçelik ve Türkiye Castrol iş birliğiyle atölye çalışmaları gerçekleştirdim. Bu atölyelerde, Down sendromlu gençler kurum temsilcileriyle bir araya gelerek birlikte üretmenin gücünü deneyimledi ve ortak sanat eserleri ortaya çıkardı. Ortaya çıkan eserler, İETT’nin katkılarıyla, Dünya Down Sendromlular Günü kapsamında; Down sendromuna dikkat çekmek ve farkındalık oluşturmak amacıyla, 25 Mart 2026 Çarşamba günü saat 11.00’de Karaköy Tünel girişinde düzenlenen açılışla sanatseverlerle buluştu. Sergi, 11 Nisan’a kadar ziyaret edilebilecek.

“Temas” sergisi; sanatın birleştirici ve kapsayıcı gücünü görünür kılarken, Down sendromlu bireyler ve ailelerinin üretimleri aracılığıyla toplumsal farkındalığa katkı sunmayı amaçlıyor. Çünkü sanat, dokunduğu herkesi eşitleyen bir güçtür. Ayrıca İETT, Tomurcuk Kooperatifi gençlerinin ürettiği resimlerden oluşturulan kolajı kullanarak bir otobüsü giydirdi. Proje sloganı etkili bir şekilde kullanılarak toplumsal farkındalığın artırılması hedeflendi. 17 numaralı bu özel tasarım otobüs, Tomurcuk Kooperatifi’nin bulunduğu lokasyonda Nisan ayı boyunca trafikte yer alacak. Bu çalışma, Down sendromuna yönelik farkındalığı artırmayı ve görünürlüğü güçlendirmeyi amaçlıyor.

Ayçe Özyiğit: Down sendromlu bireylere yönelik çalışmalarınız ne zaman başladı?

Zehra Miller: 2017 yılında İstanbul’da Kartal bölgesinde çalışırken Beşiktaş’ta bir okula tayin oldum. İlk temasım oradaki bir kaynaştırma öğrencisiyle oldu. O dönemde okul müdürü özel eğitimde oldukça donanımlı olmasına rağmen bazı öğretmenler ve öğrenciler özel öğrenciler konusunda yeterince bilgiye sahip değillerdi. Bu sebeple öğrencimiz ve annesi kabul görmek konusunda ciddi sıkıntılar yaşıyordu. Ben de sanatın birleştirici gücünden yola çıkarak o öğrenciyle birlikte ortak işler yürütmeye başladım. Öğrencimin gitmiş olduğu özel bir rehabilitasyon merkezi vardı. Derslerimin olmadığı zamanlarda gönüllü olarak oraya gitmeye başladım. “Ebeveynlere nasıl bir katkım olabilir? Yaşadığı zorlukları nasıl hafifletebilirim?”, duygusuyla ilerledim ve artık elimi cebimden çıkarıp bir şeyler yapmak istediğimi fark ettim. Özellikle yurt dışında özel eğitim bireylerine yönelik sanatsal çalışmaların neler olduğuna dair merak ve öğrenme isteği duydum. Böylelikle 2018 yılında ücretsiz izin alarak İngiltere’ye gittim. Down sendromu üzerine öncü çalışmalar yapan John Langdon Down’un dönüştürdüğü Langdon Down Centre’da yapılan çalışmaları yakından takip ettim. Bir yıl boyunca özel eğitim alanında faaliyet gösteren kurumlarla temasa geçtim, onları inceledim. Ayrıca bu süre boyunca bazı zamanlarda da gözlemimi dışarıdan sürdürdüm. Sürekli “daha fazla ne yapabilirim”, noktasındaydım ve o günden bu zamana geldim.

Ayçe Özyiğit: “Temas” Down sendromlu bireylerin resimlerinden oluşan bir sergi. Sanat danışmanı olarak Down sendromlu gençlerin özgün dışavurumunu nasıl sağladınız?

Zehra Miller: Elbette ki Tomurcuk Kooperatifi ailelerinin desteğiyle oldu. Çünkü orası çok özel bir alan ve bu konuda özellikle ebeveynlerin buna izin vermeleri gerekiyordu. Birkaç atölye yaptık. Sonrasında öğrencilerle aramızdaki bağı fark edince de çok kolay bir şekilde ilerleme sağladık. Birçok üniversitede ve bienallerde birlikte üretmeye, hemen hemen her atölyeye katılım sağlamaya çalıştık. Artık onlar da birer sanatçı olduklarının farkındalar. O kadar çok sergiler açtık ve o kadar çok atölyelerde bulunduk ki her biri çok kıymetli bir iş yaptıklarını fark ettiler.

Ayçe Özyiğit: Sergide yer alan eserlerin ortaya çıkış aşaması nasıl oldu peki? Belli bir tema veya teknik sınırlandırması yaptınız mı yoksa katılımcıları tamamen sezgisel bir üretim sürecine mi bıraktınız?

Zehra Miller: Sergi için mono baskı tekniği ile yola çıktık. Fakat bu teknik sonrasında duo baskıya evrildi. Projemize, ilk olarak başlangıç atölyelerine Tomurcuk Kooperatifi çatısı altında çeşitli kurum liderleri ve temsilcileri ile Down sendromlu yetişkin bireylerimiz eşleştirilerek başladık. Atölyeleri her ne kadar yönergeler eşliğinde başlatsak da çalışmanın son 20 dakikasında tüm bireyleri serbest bıraktık ve herkes kendi istedikleri renklerle çalışmayı tamamladılar. Çalışmaya onların sezgisel-duygusal tarafları yön verdi ve o an hissettikleri duygu ne ise onu kağıdın üzerine renk olarak döktüler. Bizler de ortaya çıkan bu çalışmalara “duo baskı” ismini verdik. Burada yapmak istediğimiz nörotipik bir bireyle Down sendromlu bir bireyin ortak zemin üzerinde birlikte sanat üretmesini sağlamaktı. Açıkçası estetik bir kaygı gözetmedik. Tamamen duyguların ön planda olduğu bir çalışma ortaya çıksın istedik.

Ayçe Özyiğit: Sergi için katılımcılara boş bir tuval mi sundunuz yoksa önceden belirlenmiş bir kompozisyon iskeleti üzerinden mi ilerlediniz?

Zehra Miller: Bu proje ortaya çıkmadan önce “sanatla terapi eğitimi” aldığım iki psikolog arkadaşımla “yönergeleri daha sade bir dile indirgeyerek sanatla terapiyi Down sendromlu bireylere nasıl uygulayabiliriz?” diye düşündük. Down Sendromlu birey hassasiyetlerini araştırarak ve gözlemlerimizden faydalanarak sanatla dışavurum atölyeleri için birçok etkinlik yapmaya başladık. Sonrasında yönergelerle ilerleyerek her bir bireyin keyif alarak yapabileceği bütün boyama tekniklerinin yer aldığı etkinlikler oluşturduk. Her hafta farklı bir etkinlik yaptık.  Onlar da çok güzel sanat eserleri ortaya çıkardılar. Bir süre bu şekilde devam ettikten sonra “Temas” projesinde uygulayabileceğimiz boyama tekniği ve uygun etkinliği belirledik ve sanatsal çalışmamızın ismini de duo baskıya dönüştürmeye karar verdik. Belli ölçülerdeki duralit zemininde seçtikleri akrilik boya renkleriyle serbest çalışmalar yapmaları ve istedikleri malzemeyi kullanmaları konusunda -spatula, kulak çöpü, fırça vb.- onları özgür bıraktık. Çalışmanın sonunda muhteşem eserler ortaya çıktı, onları sergilememek haksızlık olurdu.

Ayçe Özyiğit: Malzeme seçimi kriterleriniz nelerdi? Down sendromlu bireylerin motor becerilerini ve duyusal hassasiyetlerini göz önünde bulundurarak özel fırçalar, tutuşu kolaylaştırılmış aparatlar veya belirli boyaları mı tercih ettiniz?

Zehra Miller: Öğrencilerimizin hepsi yetişkin Down sendromlu bireyler. Fakat; “Hassasiyetleri ya da alerjileri var mı? Bu öğrencilerin hastalıkları neler? Ne tarz bir durumda reaksiyon gösterirler?”, gibi bilgileri kurum müdüründen öğrendik ve bir toplantı yapıp tüm bu bilgiler eşliğinde kullanacağımız malzemeleri belirledik. Sonrasında nasıl karşılık vereceklerini görmek adına denemeler yaptık. Bizim için önemli olan onların tercihiydi. Ortak bir akılla hareket ederek malzeme seçimi yaptık. Yani öncesinde; “istediğiniz malzemeyi kullanabilirsiniz”, diyemedik. Hassasiyetlerini göz önünde bulundurarak, hoşlandıkları türü ve çalışmayı tespit ederek yol aldık.

Ayçe Özyiğit: Sergide yer alan tüm eserlerde ortak bir dil ortaya çıktı mı peki?

Zehra Miller: Down sendromlu bireylerle beraber liderlerin bir arada çok güzel ortak bir çalışma yaptıklarını söyleyebilirim. Bence tam bu noktada sanatın buluşturan, birleştiren ve iyileştiren gücü ortaya çıktı. Hepsi çok kıymetli eserler. Gerçek bir temas diyebilirim ortak dil için.

Ayçe Özyiğit: Serginin Karaköy Tünel gibi şehrin en dinamik noktalarından birinde seçilmesinin özel bir nedeni var mı? Katılımdan ve sonuçlardan memnun musunuz?

Zehra Miller: Kesinlikle var. Ben yaklaşık bir yıl önce Common Purpose Türkiye-Ortak İdealler Derneği’nde Tomurcuk Kooperatifin yönlendirmesiyle “Meridyen 16 ” eğitimine dahil oldum. Eğitim farklı sektörlerde kurum lider ve temsilcilerini kapsıyor. Bu eğitim programı benim uzun zamandır olmasını arzu ettiğim bir proje olan Temas’ın -içeriği olan Kurum liderleri ile Down sendromlu bireyleri İstanbul’da sanatsal bir atölyede buluşturma- sadece düşüncede kalmayarak gerçeğe dönüşmesine olanak sağladı. Eğitimde yer alan tüm arkadaşlarıma projemden bahsettim. Aslında temel çıkış noktam “Down sendromlu bireylerle liderleri bir araya getirirsek bu bireylere de istihdamda yer açabilir miyiz?”, sorusu oldu. Böylelikle biz hep beraber Temas projesi üzerine yoğunlaştık. Projemi yaklaşık 70 kişinin olduğu bir eğitim grubunda paylaştıktan sonra Arçelik, Castrol, İETT ve Türkiye Spastik Çocuklar Vakfı yöneticileri tarafından değerlendirmeye alındı ve orada atölyeler yapmaya başladık. Aslında projemiz 8 ay önce kabul gördü. İETT de bizim iştirakçimiz olduğu için bu projeye onlar ev sahipliği yapmak istediler ve bu özel çalışma için de en doğru yer olarak 150 yıldır İstanbul’un tam kalbi ve en özel yeri olan Karaköy Tünel seçildi. Bu anlamda İETT’ye gönülden teşekkür etmemiz gerekir. Gerçekten desteklerini hiç esirgemediler ve bu sayede bu sergiyle Tomurcuk Kooperatifi’nin de görünürlüğü arttı. Sergiye katılan izleyicilerimiz, tramvayı kullanan yolcular serginin konusunu -resimlerin Down sendromlu bireyler tarafından yapıldığını- öğrendikleri zaman hem duygulandılar hem de bu yapılanın çok kıymetli bir çalışma olduğunu fark ettiler. Tünel bu kadim şehrin ruhunu taşıyan sokakların tam kalbinde gerek özel tarihi gerekse lokasyonundan ötürü çok iyi bir seçim oldu. İyi ki bir sanat galerisi yerine bu tarihi Tüneli seçmişiz çünkü gelen dönütler gerçekten çok pozitif. Yıllardır farklı lokasyon ve zeminlerde sergi açan biri olarak diyebilirim ki hayatımın en özel sergisi, yeri ve lokasyonu oldu. Hayal ettiğimin de üstünde gerçek bir temas yaşadık. Sanat bizi bir araya getirdi.

Ayçe Özyiğit: Bu proje sizin kendi sanat pratiğinizde veya dünyaya bakışınızda neleri değiştirdi?

Zehra Miller: Yıllarca nörotipik bireylerle sanatsal atölyeler gerçekleştirdik ve bunları sanatseverlerle paylaştık. Şu an bulunduğum noktada sanatın ne kadar kapsayıcı olduğunu fark ediyorum. Bir gün büyük firmaların veya kurumların liderleriyle Down sendromlu öğrencilerimi bir araya getirip böyle bir çalışma yapmak benim için çok çabuk ulaşılacak bir hayal değildi ama hayatın dinamikleri size sürprizler yapabiliyor. Bu proje bizlere sanatta insanların eşitlendiğini gösterdi. Düşünün; aynı zemin üzerinde birlikte hareket ediyorsunuz. O an sadece siz varsınız ve o kadar özgür yol alıyorsunuz ki kimsenin müdahalesi yok, unvanı yok, kurallar yok; hepiniz aynısınız, insansınız. Önemli olan kısım buydu ve ben bu duyguyu en çok da liderlerde hissettim. Bu çalışma esnasında Down sendromlu öğrencilerimle nörotipik bireyin eşitlendiğini hissettim. Bir noktada sanat eşitliyor sizi.

Ayçe Özyiğit: Sanatın iyileştirici ve birleştirici gücünün bu tür etkinliklerle somutlaştığını söyleyebilir misiniz?  Farklı sanatsal eyleyişlerin, dezavantajlı bireyler üzerindeki etkileri hakkında neler düşünüyorsunuz?

Zehra Miller: Sanatın ruhu iyileştiren bir tarafı var. Ben yaklaşık 2017’den beri bu atölyeleri yapıyorum ama herhangi bir dezavantajını açıkçası göremedim. Bahsettiğiniz gibi daha çok iyileştirici, birleştirici tarafını gördüm. Yaptığım atölyelerde sadece Down sendromlu bireyleri değil ailelerini de bir araya getirdim. Bu defa aileler de yaşadıkları sorunların sadece kendilerine ait olmadığını, aynı sorunları başkalarının da yüklendiğini gördü. Aileler arasında her atölyede etkileşim sağlandı, özel gereksinimli birey sanat yoluyla desteklenirken bir yandan da ailelerde de iyileşme gerçekleşmiş oldu. Günümüzde “anda kalmak” diye moda bir terim var. Down sendromlu bireyle daha önce temas ettiniz mi bilmiyorum ama bir saat boyunca o anda kalıyorsunuz ve o sürede aklınıza başka hiçbir şey gelmiyor. Bir saat boyunca siz oradasınız. Hem üretiyorsunuz hem paylaşıyorsunuz hem de keyif alıyorsunuz. “Hangi rengi kullanalım? Acaba ben onun alanına geçiyor muyum? O benim alanıma geçer mi? Ya da birlikte ne üretebiliriz?”, sorularına odaklandığınız için sadece anda kalıyorsunuz. Ben her zaman şunu söylüyorum; “İçinde bulunduğunuz anda kalmak isterseniz Temas atölyelerine katılmalısınız.”  Burada sizi hayal kırıklığına uğratacak hiçbir şey yok. Çünkü Down sendromlu bireylerde filtre yoktur.

Ayçe Özyiğit: Arthur Hiller, Akademi Jean Hersholt İnsani Yardım Ödülü’nü alırken yaptığı konuşmayı düşündüm sizi dinlerken; “Zaten yapmanız gereken bir işi yaptığınız için ödül almanız çok utanç verici”, demişti. Severek yaptığınız zaman iş olarak görmüyorsunuz yaptığınızı.

Zehra Miller: Tıpkı söylediğiniz gibi, ben bunu iş olarak tanımlamıyorum. Ben iş yapmıyorum sevdiğim bir şey yapıyorum, çünkü ben gönüllüyüm. Yaklaşık iki yıldır Tomurcuk Kooperatifi’ne gönüllü olarak sanat danışmanlığı veriyorum ve bundan çok büyük keyif alıyorum. Bu “gönüllülük” kıstası da “canım istediğinde” anlamına gelmiyor. Gönüllülük de bir program, bir plan gerektirir. Ona uymak zorundasınız. Yapılacakları işaretlediğiniz bir takviminiz vardır ve bunları öteleyemezsiniz. 25 yıl öğretmenlik yaptım -yanlış anlaşılma olmasın öğretmenliği de çok severek yapıyordum, ama şu an burada manen verdiğimden çok almak anlamını taşıyor benim için yaptığım çalışmalar. Açıkçası gönüllü olmanın vermek anlamına geldiği düşünülür ama o aradaki nüansı ancak yaşayan bilir. Benim nezdimde bazen gönüllük aslında verdiğinden çok almak da olabiliyor. Çoğu zaman da alma-verme dengemin eşitlendiği bir özel alan.

Ayçe Özyiğit: Peki bu tür etkinlikleri organize edebilmek için kurumsal yapılardan yeterli destek alabiliyor musunuz?

Zehra Miller: Ben şanslıydım. Bahsettiğim gibi Common Purpose Türkiye “Meridyen” eğitimindeki tanıştığım liderlerden çok yardım aldım. Projemi sunduğumda o kıymetli insanlar projeme inandılar. Çünkü gerçek ve özel bir projeydi. Dolayısıyla ben karşılık buldum ama bu eğitime katılmamış olsaydım Teması bu noktaya taşımak   çok daha zor olabilirdi. “Temas” çok   tanıtım yapabileceğimiz bir iş alanı olmadığı için bu büyük kurumlara ulaşmamız kolay olmazdı. Ben şanslıydım ki İETT, Arçelik, Castro, Türkiye Spastik Çocuklar Vakfı ve diğer kurumlar ile yolumuz birleşti. Kısa sayılabilecek bir sürede böyle güzel bir projeyi hep beraber hayata geçirdik.

Ayçe Özyiğit: Serginin yaygınlaştırılması ve farkındalığın artması adına planlanan başka çalışmalar var mı? Mesela tiyatro alanında oyun, skeç tarzı etkinlikler ya da drama çalışmaları olacak mı?

Zehra Miller: Elbette serginin bir çok kişiye ulaşması için sosyal medya hesaplarımızdan olan özellikle  instagramda, @tomurcuk_kooperatifi   ve kişisel atölye hesabım olan @art.istdowntherapy üzerinden sürekli paylaşımlar yapıyoruz. Serginin yanı sıra, farkındalığı arttırmak için başka planlarımız da var. “Temas: Sanatta Buluşan Dünyalar”, sanatın birleştirici gücüyle toplumsal farkındalık yaratmayı amaçlayan bir sosyal sorumluluk projesidir. Projeyi, büyük kurumlarda yaygınlaştırmak ve bütüncül bir etki yaratmak üzere yapılandırırken, aynı zamanda Tomurcuk Kooperatifi’ne sürdürülebilir gelir sağlayacak bir modele dönüştürmeyi hedefliyoruz. Önümüzdeki aylarda bu doğrultuda büyük şirketlerle görüşmelere başlamayı planlıyoruz. İkinci sorunuza gelince İstanbul Çağdaş Drama Derneği temsilcileri ile öğrencilerimize yönelik katkılarının ne olabileceği konusunda sözlü temasta bulunduk. Önümüzdeki aylarda bize dönüş yapmalarını bekliyoruz. Gençlerimiz hakikaten çok yetenekliler. Birçok oyunda da rol alabilecek yetenekte öğrencilerimiz var.  Nasıl ki resim, müzik, dans alanında başarılı oldular aynı şekilde tiyatroda da bu gençlerimizin başarılı olacaklarına canı gönülden inanıyorum. Çok özel ruhlara sahipler. Biz onlardan var olan potansiyellerini açığa çıkarmalarını istiyoruz ekstra bir rol yapmalarını istemiyoruz. Zaten yapamazlar da. Her biri şahsına münhasır. Size o kadar güzel temas ediyorlar ki o oyunculuğa ihtiyaç duymuyorlar. Umarız ilerleyen zamanlarda yapacağımız bir proje de tiyatro oyunu olur.

Ayçe Özyiğit: Benim sorularım bu kadar. Çok teşekkür ederim hem yaptığınız iş için hem de bu güzel sohbet için. Sizin eklemek istediğiniz, bahsetmek istedikleriniz var mı?

Zehra Miller: Benim için Tiyatro… Tiyatro… Dergisi’nin böyle özel bir projeye yer vermesi, bize zaman ayırması tabii ki çok kıymetli. Hakikaten bazı projelerin görülmesi için çok desteğe ihtiyaç var. Özellikle kıyıda, köşede kalmışsanız ve görülmüyorsanız. Tabii ki yaptığınız iş sizi de aileleri de tatmin ediyor ama herkese temas etmesinin anlamı çok daha kıymetli. O yüzden bu anlamda Tiyatro… Tiyatro… Dergisi’ne ve size çok teşekkür ederim. Gerçekten çok özel bir temasta bulunuyoruz şu an. Temas’la kalın…

AYÇE ÖZYİĞİT

Benzer Yazılar

Bu web sitesi size daha iyi bir performans sunmak için cookie kullanmaktadır. kabul edin Devamını Oku