İzmir Şehir Tiyatrosu’nun darbeci Genel Sanat Yönetmeni Levent Üzümcü, alnındaki kara lekeyi biraz olsun silebilmek için son şansını da kaçırdı. Solcu, ilerici, demokrat görünme pozlarının altında, nasıl ucuz bir derebeylik özentisi içinde olduğunu gösterdi.
Sanatçı Hatice Altan ile tasarımcı Özlem Karabay’ı, 27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde sorgusuz-sualsiz, nedensiz-açıklamasız, savunma bile almadan işten çıkarmıştı. Her iki sanatçı da, kendilerini işsiz ve aşsız bırakan bu haksız-hukuksuz durum karşısında mahkemeye başvurdular. Özlem Karabay’ın davası henüz sürüyor.
Hatice Altan’ın davasında ise, ilgili İş Mahkemesi “Davacının hizmet akdinin feshinin geçersizliğine ve davacının İŞE İADESİNE” karar verdi. Bunu hazmedemeyen idare, istinafa başvurdu. Ancak Bölge Adliye Mahkemesi’nin kararı da aynı yönde oldu: “İSTİNAF BAŞVURUSUNUN AYRI AYRI ESASTAN REDDİNE”… İnanın bu teşbihte hata yoktur: Hukuk; darbeci demokrat Üzümcü’nün derebeylik hevesini, kirli bir bulaşık bezi gibi yüzüne çarpmıştı.
Bu durumda İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay ve emrindeki hukukçular ile İzmir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Levent Üzümcü’nün önünde iki seçenek kalmıştı:
1- Sanatçı Hatice Altan’ı işine iade etmek,
2- İşe başlatılmaması halinde, işe başlatmama tazminatını ödemek.
Neyi seçtiler dersiniz? Tazminat ödeyip işe başlatmamayı!…
Hukuk, sanatçının haksızlığa uğradığına, işlemin usulsüz olduğuna dair mührünü basmış. Şimdi o sanatçının, en verimli çağında kuruma katkısının devamını sağlamak yerine; “Ödeyelim tazminatını gitsin” demenin akılla, mantıkla, vicdanla bağdaşır tarafı var mı? Sanırsınız, o tazminatı Üzümcü kendi cebinden ödeyecek. Ne münasebet! Senin-benim vergilerimizden ödeniyor.
Hem senin ödeyeceğin tazminat, bir sanatçının haksız-hukuksuz biçimde sanatından ve mesleğinden uzaklaştırılması gibi ağır bir manevî yaptırımın karşısında kaç para eder ki?…
Hadi diyelim ki; Başkan’ın, şirket yöneticilerinin ve hukukçularının tiyatro sanatına, sanatın özgürlüğüne, kurumların özerkliğine ve sanatçının düşünce ve eleştiri özgürlüğüne dair bilgi ve birikimleri yetersiz.
Peki; kendini sanatçı sayan, çevresine demokratlık klarkları çeken, Genel Sanat Yönetmeni pırpırı ile dolaşan birinin, vicdanı ve ahlâkı buna nasıl izin verir?
İki sanatçı işinden-aşından edilirken, “Bizimle, tiyatromuzla hiç bir ilgisi yok” yalanını pırtlatmak, nasıl bir ruh halidir? Tiyatroyla ilgili olması için daha ne gerekiyor? Seni işten attıkları zaman mı tiyatroyla ilgili olacak?…
Tiyatronun havasını solumuş, heyecanını duymuş, sahnenin tozuna dokunmuş, biraz mürekkep yalamış, azıcık dirsek çürütmüş bir tek insan; hukukun mühürlediği “İŞE İADE” kararına uyulmayışını ‘normal’ sayabilir mi?
Yoksa bu ortaçağ davranışını rezillik olarak görmeyen meslekdaşlarımız da mı var?…
Belli ki şimdi yine “Benim ilgim ve bilgim yok” diyecek. Önce kabardı: “Ben gönderdim!”. Nanenin konusunu alınca yan çizmeye çalıştı: “Başkanlık yapmış, benim bilgim yok”. Başkanı töhmet altında bırakırsa pabucun pahalı olacağı kafasına dank edince; bu kez konuya dair zırnık ilgisi ve bilgisi olmayan belediye şirketinin yönetimine yıkmaya çalıştı. Böylece Üzümcü, hiç bir şeyden haberi olmayan, görüşü ve fikri sorulmayan, ‘naylon Genel Sanat Yönetmeni’, hattâ ‘bostan korkuluğu’ rolüne soyunmak gibi bir zillete katlanmak zorunda kaldı.
Oysa biliniyor ki, Üzümcü 2 sanatçının uzaklaştırılması konusunu aylar önce Yönetim Kurulu’na bizzat getirmişti. Ancak Yönetim Kurulu; bir sanatçının düşüncelerini açıklamasının, suç olarak görülemeyeceğini belirterek reddetmişti. Buradan Üzümcü’nün böyle bir niyeti ve bilgisi olduğu pekalâ biliniyor. Üzümcü buna rağmen uyduruk ve cahilce bir ‘ilke’ safsatası ile, sanatçıların hukuksuzca işten atılmalarında ısrarcı oldu. Bu arada “Atılmaları hukukîdir. Tiyatroyla hiç bir ilgisi yok. Benim bu konuda konuşmam insanlık onuruna aykırıdır” gibi alengirli sözlerle göz boyamaktan geri durmadı.
Ama işte hukuk son sözü söyledi. Hukuksuzluk yapıldığına dair kesin hüküm koydu. Ne oldu şimdi o çokbilmiş kabaklamalar?
Asıl acıklısı da şu: “Benim o işle bir ilgim yok” diye yırtınan Üzümcü’nün işten çıkarma konusunda onayının olduğu ve yana yakıla bu sonucu istediği belgelendi. O belge; dava dosyasında, idarenin savunmasının orta yerinde, kayık tabak gibi duruyor…
Darbeci ve sahte demokrat Üzümcü, asmada bal kabağı yetiştirmeye kalkıştı; o kabak başına düştü…
YÜCEL ERTEN
İstanbul, 9 Aralık 2025
