Yazmıştım: CHP’ye yanaşık-yapışık bir sürü insanın içine AKP kaçmış… Mantık, ahlâk, duruş, yürüyüş, 23 yıllık AKP modeli kursları başarıyla bitirmiş gibi…
Türk Tiyatrosunda ‘sanatsal özerklik’ ilkesiyle ilk kez bir ödenekli tiyatro, bir laboratuvar kurulmuştu: İzmir Şehir Tiyatrosu. İlk 3 yılında büyük bir ivme aldı.
Üçüncü yılında İzmir Şehir Tiyatrosu ile artık bir ilişkisi kalmamış Orhan Alkaya, Zeynep Altıok Akatlı, Eren Aysan, Cezmi Baskın, Bilgehan Oğuz ve Levent Üzümcü, kurumu hiçe sayarak, sinsice bir darbe girişiminde bulundular. Bir zoom görüşmesinde gizlice hazırladıkları ve Belediye Meclisi’nden geçirmeyi denedikleri yönetmelik, bu koltuk düşkünlerinin kuruma çökme girişimiydi. Püskürtüldü.
Başkanlık görevinin Tunç Soyer’den Cemil Tugay’a geçmesi üzerine; darbecilerin ve pay kapmak isteyen destekçilerinin tiyatroya çökme hevesi hortladı. Tugay’ın çevresine yapıştılar. Kapalı kapılar ardında yine ‘gizlice’ hazırlanan bir yönetmelikle, ‘sanatsal özerklik laboratuvarı’nın ve onu yaşatan ilkelerin yok edilmesine yol açtılar. Bilgisizliğin kör hırsıyla, akıllarının ermediği ilkeleri yok ederek; düşünsel temeli ve yapılanma biçimiyle tiyatroyu 40 yıl geriye sürüklediler. Ne için? Kendilerine prestij koltukları sağlamak için.
Bugün İzmir Şehir Tiyatrosu’na musallat olmuş bu darbecilerden Levent Üzümcü, damat pozisyonunda Genel Sanat Yönetmeni koltuğunda; Orhan Alkaya ile Zeynep Altıok Akatlı da düğün sahipleri olarak; kurumun tepesine oturtulmuş bir vesayet mekanizmasının, gereksiz ve anlamsız Danışma Kurulu’nun koltuklarında arsızca sırıtıyorlar. Ne işe yaradıklarını bilen, gören yok. Söylemiştim ben size; içine AKP kaçmış insan çok…
Bunca AKP usulü hinlik, sonuçta bir işe yarasa; belki ses etmeyebilirdik. Ama İzmir Şehir Tiyatrosu, 8 ayda külhana, darbeci Üzümcü de külhanbeyine döndü.
İlkesizlik, programsızlık, üretimde çöküş, bütçede hovardalık merakı, Kurucu Genel Sanat Yönetmeni’ni kurumun tarihinden silme hevesi, çocukça yalanlarla repertuvar kıyımı, yönetmen ve öğretmen yokluğu, boş büyüklenme, sözüne sadık duramama, nefret kusan davranışlar, sözlü yalan üretme ishali, beceriksizliğini köşe bucak kaçarak örtmeye çalışma, uygunsuz atama, çetele tutma, kamera kayıtlı mobbing, keyfî sürgün ve nihayet savunma bile almadan işten çıkarma hunharlığı… Biliyoruz, AKP’nin bu toplum üzerindeki etkisi neredeyse çeyrek yüzyıldır sürüyor ama; Magna Carta ilan edileli de 810 yıl oldu.
Üzümcü, nihayet bir açıklama yayınlamaya cesaret edebildi. Megalomani manifestosu gibi başlıyor: “adımın toplumdaki karşılığı üzerinden kendilerini gündemde tutma sevdasına kapılan birileri”… Ben buna ne diyeyim, acil şifa dilerim!…
Gerisi bir-iki beylik ağlaşma cümlesinin etrafında, dön dolaş yine aynı yalanlar, yanılgılar, yanıltmalar, saptırmalar, vehimler, iftiralar… Yazılarımda hepsini tek tek kamuoyunun önüne serdim; görmek isteyen dönüp bakabilir. Sonsuza kadar aynı şeyleri tekrarlamam gerekmez. Anlayan anladı. Anlamazdan gelen, içine AKP kaçmış yancılara da uğurlar olsun…
Yalnız bu, açıklama değil, ‘duyuru’ymuş! Ve sıkı durun: Orada savunma bile almadan işten çıkarma işlemlerinin, Belediye tarafından gerçekleştirildiğini de duyuruverdi Üzümcü. Yalan-gerçek, bilemem?… Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nın, bu konuda bir tekzibine rastlamadım. O zaman yeniden soralım:
Sonuçta, sorumluluğu üzerinden atmaya çabalarken; “Belediye” yaptı diyor. Belediye kim? Belediye diye birisi mi var? Yok elbette. Belediye bir tüzel kişilik. ‘Belediye’ diye soyut bir özne öne sürmek, bulanıklıktır. Üzümcü, ya “Ben istedim” diyecek; ya da “Başkan istedi” diyecek. Öyle “Benim haberim yok, bilgim yok. Belediye yapmış.” deyince; işten çıkarılan meslektaşlarımız kimvurduya gitmiş gibi olur. Bu iş, bir CHP yönetimine yakışmaz.
Kaldı ki yakın zamanda basından öğrendiğimize göre; Üzümcü daha önce, sanatçı Hatice Altan’ın sosyal medya paylaşımlarını, bir işten atma gerekçesi olarak Yönetim Kurulu’na getirmiş. “Ancak Yönetim Kurulu Üyeleri, ‘düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamındadır’ diye reddetmişler. Üzümcü bu kez kimseye haber vermeden, Yönetim Kurulu’nu hiçe sayarak yukarıdan iş bağlamış.” Yani önce haberi var, sonra haberi yok, öyle mi? Böyle hileli davranışlar da CHP yönetimine yakışmaz.
Öte yandan İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde Başkan’dan başka böyle bir hareketi yürütmek kimin haddine düşmüş? Bilindiği gibi Başkan’ın devredemeyeceği tek yetkisi ‘atama’ yetkisidir. Dolayısıyla, imzası olmadan işten çıkarma da mümkün değildir. Peki, o zaman o bulanık ‘Belediye’ lâfı edildiğinde; zımnen ‘Başkan’ın kastedildiği anlaşılmaz mı? Ben öyle anladım mesela. Herkes de öyle anlamakta özgürdür.
Peki bu olayda bu ne anlama geliyor? Büyükşehir Belediyesi Başkanı Sayın Tugay, İzmir Şehir Tiyatrosu çalışanlarının sosyal medya hesaplarını incelemeye mi aldırmış? Geçmiş paylaşımlarına ilişkin çetele mi tutulmuş? Bu çeteleden, gözdağı vermek üzere kurban mı aranmış? CHP’li başkanımız, düşüncesini açıkladı diye sanatçı kıyımına tenezzül mü ediyor? Bundan medet mi umuyor? Darbeci Üzümcü bunu mu söylüyor?…
Hem allem-kallem edip sanatçılarını sokağa atacaksın; hem de kabahati belediyeye yükleyip sıyrılmaya çalışacaksın. Biri ona belediyede çalıştığını hatırlatsa iyi olur.
O zaman Üzümcü böylece Sayın Başkan’ın, değerli kurum sanatçılarını -savunma bile almadan- işinden ve aşından etmesi ile; AKP kursundan mezun bir kasaba politikacısı gibi davrandığını ima etmiş olmuyor mu?… Diyorum ben size: CHP’de içine AKP kaçmış insan çok!…
Aslında Üzümcü bu tercihiyle kendi acizliğini, o sanat kurumunda bostan korkuluğundan öte bir fonksiyonu olmadığını da itiraf etmiş oldu; ama korkarım farkında değil.
Neyse… Ben, beceriksiz şöhret Üzümcü’nün hile ve yalanlarını tekrar tekrar açıklamaktan da; İzmir’e yığılmış bir figüran kahvehanesine cevap yetiştirmekten de yılmam, bıkmam. Kahveyi döktüler, fincanı kırdılar, kabahati kediye yüklemek için debelenip duruyorlar. Görevimdir, kitabını da yazdım zaten.
Unutmayın, kurnazlıkla aptallık kardeştir; yan basarsanız, yamukluk yaparsanız, gözüm üstünüzde. Hadi şimdi sağdan sağdan, terbiyeli terbiyeli yürüyün. Sizi bana sayıyla mı verdiler sanıyorsunuz?!…
YÜCEL ERTEN
İzmir, 30 Nisan 2025
