Yaşar Ersoy yazdı: “Neoliberal Postmodern Zamanlarda Tiyatronun İçine Düştüğü Haller” (1)

Konuk Yazarlar
10,6K Okunma

Neoliberal postmodern anlayışla, dünyada olduğu gibi, bölünmüş adamızın kuzey yarısında da yaşamın her alanında, yozlaşmadan kaynaklanan bir cümbüş sürülür piyasaya. Bu cümbüş bir İngiliz anahtarı gibi sanatı da kıskacına alır.

Neoliberal postmodern bulamaç anlayışın bütün araç ve gereçleriyle yüreklere ve kafalara enjekte ettiği bir cümbüş… Kuralsızlığın kural, ilkesizliğin ilke, duruşsuzluğun duruş, etiksizliğin etik, biçimsizliğin biçim olduğu, estetik ve içerik yoksunu, toplumsallıktan soyutlanmış birey merkezli bir cümbüş… Ve vur patlasın çal oynasın, boynu altında kalanın boynu kopsun.

Toplumsal hayatın baskın gerçeğini ve dayatılan ceberut düzeni, görmezden gelen, görünmez kılmaya çalışan eğlence ve parodiye dayalı bir cümbüştür bu enjekte edilen… Mevcut düzeni kutlama biçimine dönüştürülmüş, sermaye destekli hükümet soslu, alacalı bulacalı bir cümbüş…

Bu cümbüş içinde tiyatro sanatı bir yandan vasatlaştırılır diğer yandan da piyasalaştırılır ve ticari bir meta haline getirilir. Bir de bunlardan ayrı en sağlam eserleri bile yapı bozumuna uğratarak, anlamı manipüle ederek, “Anlamayana Kadar Tiyatro” yapanlar türer. Bu üç gruptan ayrı bir de postmodern “muhalif(!)” tiyatro yapanlar var… Bunlar illâ da neoliberal düzeni, yaptığı tiyatro ile eleştirecekler diye diretirler… Ama öyle toplumcu gerçekçi anlayışla değil, tehlikesiz gerçekleri konu alarak, kocaman yalana bir doğru karıştırarak, toplumsallıktan uzak birey odaklı, düzeni aklayarak, bireyi kötüleyerek eleştirirmiş gibi tiyatro yaparlar… Ve kapitalist neoliberal düzenin arzuladığı, parçalanmış, çaresiz, yalnız, bunalımlı, psikopatolojik insanın üretilmesine hizmet ederler. Postmodern anlayışla “muhalif(!)” post-dramatik tiyatro yaparlar. Yani neoliberalizm, kendi muhalifini de kendine göre şekillendirir. Böylece düzene muhalif post-dramatik tiyatro yapanlar, düzenin muteber sanatçıları haline gelirler. Neoliberalizmin moda anlayışı dışına düşenler ise, modası geçmiş eski kafalı olurlar.

Tiyatro, tarih boyunca insanın kendini ve toplumunu anlamlandırma çabasının en güçlü araçlarından biridir. Antik Yunan’dan modern döneme kadar tiyatro, hem estetik bir ifade biçimi hem de derin bir düşünsel sorgulama alanı olarak varlığını sürdür. Ancak 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren ortaya çıkan postmodern anlayışla birlikte tiyatronun yapısında köklü değişiklikler meydana gelir. Bu değişimler, ilk bakışta yenilikçi ve özgürleştirici gibi görünse de, zamanla tiyatronun anlamını ve işlevini zayıflatan bir yozlaşmaya dönüşür.

Postmodernizm, modernizmin evrensel akıl, ilerleme, bilim, hakikat gibi “büyük anlatılarına” karşı çıkar. Gerçekliğin göreceli olduğunu, mutlak hakikatlerin olmadığını savunur. Toplumsal gerçeklikten kopuk, birey odaklı, parçalanmış temaları, bağlamından kopuk ele alır. Postmodern kültür, imgelerin ve simgelerin çoğalmasına odaklanırken derinlikten uzaklaşır, giderek vasatlaşır ya da anlam kaybına uğrar. Diğer yandan da tüketim kültürünü pompalar; pazarlama, reklam, moda, show amaçlı gösterilere yönelerek piyasa odaklı gösteriler yapar. Bu yüzden kimi eleştirmenler postmodernizmi, “kapitalizmin ideolojik bir aleti” olarak görür. Edebiyat eleştirmeni, düşünür Fredric Jameson ise postmodernizmi “kapitalizmin kültürel mantığı” olarak tanımlar ve özgürleştirici olmadığını, daha çok sistemin yeniden üretimine hizmet ettiğini vurgular.

Potmodernizmle birlikte tiyatroda, klasik yapıların, dramatik sürekliliğin ve anlam bütünlüğünün öneminin yitirilmesine yol açılır. Sahne artık bir hikâye anlatma aracı değil, parçalanmış imgelerin, absürt anlamsız, tutarsız söylemlerin ve izleyiciyi rahatsız etmeyi amaçlayan cinsel ve şiddete dayalı gösteri alanı haline gelir. Geleneksel anlamda karakter gelişimi, olay örgüsü ya da tematik derinlik gibi unsurlar yerini rastlantısallığa, çoğu zaman anlamsızlığa bırakır. Metin merkezli tiyatrodan uzaklaşılır, show amaçlı gösterilerle, düşünsel derinliğin yitirilmesine neden olunur. Böylece tiyatro bir sorgulama alanı olmaktan çıkıp, sadece biçimsel oyunlarla seyircinin kısa süreli ilgisini çekmeye çalışan yüzeysel bir performans gösterisine dönüşür. Klasik, modern tiyatronun anlatı gücünden uzaklaşan bu yeni anlayış, yaratıcı olma adına çoğu zaman boşluk ve bunalım üretir.

Bu konuyu daha geniş bir şekilde yazmakta olduğum ve yakında yayınlayacağım kitabımda okuyabileceksiniz. Bu üç bölümden oluşan yazıda neoliberal postmodern zamanlarda tiyatronun içine düştüğü halleri; vasatlaşmaya, anlamsızlaşmaya ve piyasalaşmaya tek tek bakmaya çalışacağım.

YAŞAR ERSOY

Lefkoşa Belediye Tiyatrosu kurucusu, oyuncu, yönetmen, yazar 

Benzer Yazılar

Bu web sitesi size daha iyi bir performans sunmak için cookie kullanmaktadır. kabul edin Devamını Oku