Tarkan Osoy yazdı: “Takdir Sizlerin…”

editor
6,3K Okunma

Orta Çağ’da, bin yıllık karanlık dönemde gülmenin insanın yüzünde şeytansı bir ifade yarattığı düşünülüyordu. O yüzden: Gülmek ve güldürmek şeytan işiydi. Komedyalar da bu yüzden tehlikeli ve insanları günaha sokan oyunlardı. Oynamak ve seyretmek şeytansı davranışlardı. Tragedyalar bile Orta Çağ karanlığından nasibini aldı. Birçok eserin ve düşüncenin sakıncalı, yanlış, günah olması nedeniyle saklandığı, yok edildiği biliniyor. Bazılarının ise ibretlik örnekler olarak, özellikle teşhir edildiği… Böylece; bu tarz eserlerin, düşüncelerin kötü ve şeytansı yönleriyle insanlara, toplumlara zarar verdiği, yanlışa sürüklediği, dinsizleştirdiği, tanrıya karşı isyan ettirdiği ispatlanıyordu.

Oysa ki gülmek insani bir duygu, bir tepkidir. Kaldı ki: Orta Çağ bile gülmeyi, sanatı özellikle de tiyatro içgüdüsünü yok edemedi. Dünya bin yıllık Orta Çağ karanlığından çıktı. Az sayıdaki bilim ve sanat adamı sayesinde Orta Çağ geride bırakıldı. Yani: Tabiri caiz ise Rönesans’a bir avuç sanatçı ve bilim adamı öncülük etti. Orta Çağ’dan çıkılıp, Rönesans ve Reform hareketleri gerçekleştikten sonra sanat geçmiş Karanlık Çağ’a göre daha önemli, değerli ve özgür kılındı. Tekrar eski gücüne kavuşmaya çalışırken daha da gelişme şansı buldu. Böylece sanat akımları da doğmaya başladı.

Sanatçı kültürlü, aydın, gelişmiş ve öngörüsü yüksek kişidir ve bu özelliklerinden dolayı toplumun öncüsüdür (denebilir mi?) Ürettiği, yarattığı ve gerçekleştirdiği sanatı haricindeki tüm hayatında sanatçı kimliğini taşır (mı?) Yaptığı her şeyden hem kendi hem de toplum adına sorumluluk hisseder (mi?) Gerçek bir akil kişi olmalı (mı?)… Şimdi diyeceksiniz ki: “Ne kadar çok ve gereksiz şey yükledin sanatçıya…” Sorun burada zaten. Bizim ülkemizde sanatçı kavramının içi tam manasıyla, hakkı verilerek doldurulamadığı için gerçek sanatçının anlamı unutulmuş durumda.

Aslında doğru üretilen ve yaratılan sanat doğru sunulup da takip edilirse çok şey değişir. Toplumlar gerçek sanat ve gerçek sanatçılar sayesinde eğlenmekten öteye geçer, duyguları ve düşünceleri törpülenir, bilgilenir, öğrenir, aydınlanır, değişir, gelişir, daha iyi insanlar olurlar. Gözlem yapmayı, hayat boyu öğrendiklerini pratiğe aktarmayı, daha iyi algılamayı, anlamayı ve yorumlamayı öğrenirler. Sanatı dünyanın en güzel alışkanlığı haline getirmek gelişmiş toplumlar yaratacaktır. Kabul etmek gerekir ki eğitimin de bu konuda etkisi çok büyüktür.

Ben gene de, en azından tiyatro ve oyuncu sezgisinin olduğuna inanıyorum. Biraz ironik olacak fakat bunun en güzel örneğinin futbol statlarında vücut bulduğunu duyup, görebiliriz. Bağırıp da takımına destek olmayan seyirciye ne diye tezahürat yapılır? “Burası sinema, tiyatro değil, bağırmayan taraftar istemiyoruz…” Demek ki özümüzde, en azından içgüdü olarak tiyatro ve sinema nasıl izlenir (uyulmasa da) hala biliniyor. İçten içe bu kültür yaşıyor. Bunu iyi değerlendirmek lazım…

Bazı sezgileri süzüp değerlendiriyorken günümüzdeki oyunculuklara ve sezgisine de göz atmak gerekebilir. Baştan uyarmakta fayda var. İğneyi kendimize çuvaldızı başkasına batırmak zorunda kalacağız. O yüzden: Bir kez daha geçmişin ayak izlerine bakarak yolumuzu bulmaya çalışalım. Orta Çağ’dan kalma bir oyun için yazılan yazıda, oyunculukla ilgili şu tanımlara rastlıyoruz:

“Bu gösterilerdeki kişilerin çoğu oynuyor sayılmaz; bunların hepsi de kendilerini oynuyorlar. (…) bu amatör oyuncular genellikle eğitimsiz, okumamış kişiler; kimi esnaf, kimi memur(…) sesleri zayıf, konuşmaları anlaşılmıyor, zaten doğru dürüst de konuşamıyorlar.” (1)

Grotesk bir yaklaşımla: Peki, bu satırlar size neyi hatırlatıyor? Tanımlamalar sahnelerden, televizyon ekranlarından tanıdık geliyor mu? Aşağıdaki son bir alıntıyla genel yorumu siz okurlara bırakıyorum. Takdir sizlerin efendim.

Tiyatro insanı ve yönetmen Roberto Ciulli‘nin şu sözleri ile bitirelim:

“Bir oyuncunun oyunculuk eğitimi aldığı için oyuncu olmadığını, kendini oyunculuk yönünden tamamlanmış hisseden kişinin çoktan öldüğünü belirtmiş. “Oyuncu kimliğini sürdürebilmek için sürekli savaşmak, eksiklerini kapamak, kendini durmadan yenilemek zorundadır. Biz ancak kendini sürekli olarak yenileyen, yaratıcı oyuncuyla kurtulabiliriz.” (2) 

TARKAN OSOY

 

Kaynakça:

(1) : Oyunculuk Tarihi 1 –  Özdemir NUTKU, Dost Kitabevi.

(2) : Oyunculuk Tarihi 2 –  Özdemir NUTKU, Dost Kitabevi.

Benzer Yazılar

Bu web sitesi size daha iyi bir performans sunmak için cookie kullanmaktadır. kabul edin Devamını Oku