Sanatçının sanatçı olabilmesi için kendi yeteneğinin farkına vararak, bilinçli bir şekilde yaratma sürecine geçişi öngörülür. Sanatını yaratmaya, üretmeye ve dalına göre üretilenin icra edilmeye başlanmasından sonradır ki sanatçının sanatından söz edilebilir. Ancak sanatçı adayının yetenekleri doğrultusunda eğitilmesi ve geliştirilmesi şarttır. Ustalaşma itkisinden yoksun bir sanatçı adayı zanaatkâr bile olamaz. Sanatçının gerçek bir sanatçı olabilmesi için eğitilmiş bir yeteneğin haricinde ustalaşmak itkisine de sahip olması gerekir. Herhangi bir sanat dalının eğitim sistemi de aslında bu alt metinden hareket ederek oluşturulur. Ustalaşmak itkisi biraz da içgüdüsel bir durumdur. Gerçek bir sanatçı; ustalaşma itkisi sayesinde becerisini doğru kullanmaya yönelir, disiplin, sabır ve yüksek irade gücüyle çalışır. Belli bir zaman sonra tecrübe ve birikim onu ustalığa ulaştırır.
Sanatçı genel itibariyle toplumun göremediklerini görür, duyumsar, önceden hisseder, güçlü sezgileriyle de herkesin anlatamayacağını sanat yoluyla gene herkesten farklı bir biçimde anlatır, ifade eder. Tüm bunların yaratıma, üretime katkısı tartışılmaz. Ancak bunun da salt hevesle gerçekleşmeyeceği kesindir. Gerçek sanatçılık için adanmışlık belki de olmazsa olmaz bir kural olarak karşımıza çıkar. Ömür boyu sürecek bir tutkuyla yaşanacak karşılıksız aşk gibidir sanat. Başarılı ve usta sanatçıların taşıdığı özellikler ve ortak noktalar genel yapı içinde böyle ifade edilebilir. Fakat önemli bir diğer unsur da estetik duygusudur. İnsandaki estetik duygusunun; gelişim sürecindeki sanat eğitimi ve oluşturacağı kültürel birikimi sonucunda estetik beğeni düzeyine dönüştürülmesi gerekmektedir. O zaman sanatçı için olası potansiyel: Yetenek ve estetik duygusudur. Gelişmiş toplumlarda sanata verilen değeri sadece sanatçılarıyla ölçmek yanlıştır. Sanatçı uzun zaman sonra var olan potansiyelinin dışa vurumlarını değerlendirip, kendini geliştirerek ve yukarda bahsettiğimiz öğelerle disiplinlerin işlemesini sağlayıp önemli bir sanatçı kimliğine sahip olmuş olabilir. Önemli olan potansiyellerin çok daha erken farkına varılması ve doğru bir yönlendirmeyle zamanında değerlendirilmesidir.

Böyle bir eğitim ve öğretim sistemi içinde kendisinin bile tam farkında olamadığı potansiyelin gözlemlenip daha sonra yönlendirilmesi çok önemlidir. Tabi öncelikle bu potansiyelleri görüp, fark edip ardından da nasıl değerlendirilip yönlendirileceği konusunda donanımlı hale getirilmiş eğitmen ve öğretmenlerin yetiştirilmesi söz konusu olacaktır. Öncelikli olarak bu alt yapıyı sağlamış toplumlar, ülkeler sanatta, sporda, bilimde ileri gitmektedirler. Sadece öğretmen ve eğitmen değil ebeveynlerin de bilinçli ve potansiyelin farkına varabilme yetisini az çok edinmiş olmaları gerekmektedir. Gelişmiş toplumların alt yapıları bilinçli ebeveynleri de yaratmaktadır. Peki, bu neden gereklidir? Sanatçı sanata ve kendine olan inancı yüksek kişidir. Diğer insanlardan farklı meziyet ve yeteneklere sahip olduğunu fark etmesi yetmeyecek ve buna inanacaktır. Erken yaşlarda potansiyelinin farkına varılan sanatçı adayının, daha çocukluk yaşlarından itibaren yönlendirilmesinin ne kadar önemli olduğu ortadadır. Fakat daha ergenlik dönemini bitirip de ehil biri olarak kendi yaşam felsefesini, kendi yaşam şartlarını ve düşüncesini sağlıklı bir biçimde oturtmamış birinin yönlendirilmesi sırasında çok bilinçli, sistemli ve belki de bilimsel bir yol izlenmesi gerekmektedir. İşte erken yaşlarda potansiyeli fark edilen bir sanatçı adayının yönlendirilme sürecinde eğitmen, öğretmen, uzman, aile ve çevresinden; sanata ve kendisine güvenmesi için her anı doğru hamlelerle dolu kaliteli bir desteğe ihtiyacı olacaktır.
Sanatsal yaratıcılık çoğu toplumlarda ilham yoluyla gerçekleştiğine inanılan mistik bir olgudur. Esinlenmenin inançsal bağlantıları kurularak yeteneğin ve üretmeyi sağlayan itkinin (ilhamın) tanrı ya da tanrılar tarafından insanlara bahşedildiği düşünülmektedir. Hatta bu dogmatikliğe varmakta ve kabul görmektedir. Daha da ötesinde ritüellerden doğan tiyatro sanatı dolayısıyla da yazın, müzik, resim, yontu ve mimari sanatlara pragmatik yaklaşımlar getirmiştir. Bu yapıdaki birçok toplum sanatı gereksiz görmekle paradoksa düşmüştür. Bu açıdan da bakıldığında farklı bir duyuş, seziş içinde olan sanatçının potansiyeli tanrı ya da tanrılar tarafından kendisine verilmiş özelliklerken, ayrıca tanrı veya tanrıların verdiği ilhamla (esin) üretmekte, yaratmaktayken, sanat olarak yarattıklarının, ürettiklerinin kabul görmemesi, gereksiz bulunması ikilemini de getirmektedir. O zaman sanatçı nedir? Kimdir? Yaratma alışkanlığı olan ve bazı ölçütleri barındıran kişidir. Bu noktada anahtar kelime yaratıcılıktır.

Gelinen noktada sanatçıda olması gereken özellikler varoluşuna ait olanla sonradan kişiliğine göre edineceği özellikler olarak ikiye ayrılabilir. Tekrar belirtmek gerekir ki her ikisi de sanatçı adayının içinde yaşadığı toplumun; siyasi, inanış, bilimsel ve sanatsal olarak yapısına göre değişkenlik gösterecektir. Bilimsel derken ekonomik, sosyolojik, psikolojik, tarihsel, coğrafi koşulların da etkisi kastedilmiştir. Kültürü ve kültürün gelişimi de bunlara paraleldir. Birinci olarak: Yetenek, yaratıcılık, estetik duygu ve ustalaşma itkisi gibi özellikleri, ikinci olarak da: Bilgi, kültür, disiplin, çalışkanlık, sevmek, inanmak, istemek, sabır, irade, birikim ve olgunlaştığını gösteren tecrübeyi sayabiliriz.
