Tarkan Osoy yazdı: “Emek, Teşvik, Övgü ve Tiyatro”

editor
7,2K Okunma

Tiyatronun tarz, tür, akım ve yöntemlerine göre kural, kuram ve dinamikleri vardır. Uygulayıcıların da bunları bilip, gözeterek tiyatro oyunlarını sahneye koyması gerekir. Elbette rejisörün sanatın her dalında olduğu gibi özgürlüğü olmalıdır. Uygulama, uyarlama ve kurgulama hakkı vardır. Önemli olan bunu tiyatronun teknik, kuram, kural, yöntem ve diğer sanat dallarıyla ilişkilerini de bilerek gerçekleştirmesidir. Yönetmenin sahneye koyduğu eserin içeriğinin, yazarının ve sanat akımının farkında olarak yaklaşımlar ya da yorumlar getirmesi gerekir. Uygulayıcı olarak yaklaşımını oyuncularına net bir şekilde iletmesi, yukarıda saydığımız tiyatronun bütün özellikleri açısından işleteceği dinamiği oyuncularına benimsetmesi çok önemlidir. Tabi bu noktada karşımıza çıkacak en önemli unsur oyuncunun niteliği olacaktır. Yani uygulayıcı olarak yönetmenin bilinçli bir şekilde ortaya koyduğu yaklaşımı, tiyatro kural, kuram ve tekniklerini bilen ve uygulayabilen oyuncuların anlayarak, kavrayarak ve inanarak yapımda yer almaları gerekir. Kısacası yönetmenin, sahneye koyduğu oyunun rejisine, tiyatronun tüm özellikleriyle hâkim olması şart. Sahnede uyguladığı her aksiyonu ve yarattığı eylem çizgilerinin her anını; neyi neden yaptığını ya da neden öyle uyarladığını, kurguladığını, sentezlediğini, uygunluğu ve uyumunu da gözeterek çok iyi bilmelidir. Tiyatro oyuncuları, yani sanatçıları da bilinçli bir şekilde yönetmenin yaklaşım ve uygulamalarına karşılık verebilmelidir. Kaldı ki bu oyuncunun sanat yapabildiğini gösteren en önemli sorumluluklarından birisidir. Şimdi bunu prova aşamasından yola çıkarak daha fazla açalım.

Prova tiyatro için ne anlam ifade eder? Çok kısa olarak internette bile bulabileceğiniz bir tanımda şöyle yazıyor: Bir oyunu düzenli ve disiplinli bir yolda ortaya çıkarabilmek için yapılan ön çalışma. Güzel. Peki, asıl gösteri öncesi yapılan bu ön çalışmalara kimler katılacak? Seçilmiş kişiler. Seçilip de tercih edildikten sonra oyundaki rollerin teslim edildiği kişiler. Aslında rol yapma sanatını gerçekleştirecek olan sanatçı adı ve vasfı taşıyan kişiler. Amatörlerde ise yeteneği, yatkınlığı ya da özverisi olan gönüllü kişiler. Prova yönetmenin yorumlamasıyla ve sanatçıların yaratıcılıklarıyla oyunun ortaya çıkarılması için yapılan çalışmaysa, bunun için sanatçıların da daha önceden edindikleri bilgi ve deneyimleriyle gerçekleştirecekleri başka bir ön çalışmayı gerektirmesi hiç de anormal sayılmamalıdır. Provaya geliş amacı salt yönetmenin direktiflerine uymak, sahne trafiğine katılmak, ezber yapmak ya da ezber oturtmak olunca iş tiyatro sanatından ve hatta amatörlükten bile uzaklaşıyor. Gerçek tiyatro oyuncusu yani tiyatro sanatçısı yazarın hangi sanat akımında bir oyun yazmış olduğunun, hangi tarzda, türde bir oyunda rol aldığının, yönetmenin yaklaşımının farkındadır. Rol çözümlemesini ve ezberini yapmış, oyuna hâkim, diğer rollerin ve o rolleri oynayacak sanatçı arkadaşlarının da oyun içindeki yerini bilerek ve domestikleşmekten kurtulmuş bir vaziyette provalara katılır. İşte o zaman tiyatro sanatındaki gerçek anlamı ve işleviyle provadan söz edebiliriz. Konvansiyonel tiyatro için geçerli olan asgari şartlar bunlardır.

Amatör tiyatro toplulukları ise işi bilen bir sanatçıyla çalışınca daha verimli daha sanata yakın bir oyun sahneleme şansına sahip oluyorlar. Fakat sıkça karşılaşılsa da pek dillendirilmeyen, kaleme ya da tuşlara alınmayan bir durumdan bahsetmek istiyorum. Çeşitli gazete, dergi, TV kanalları ya da sosyal ağlarda amatör topluluklar hakkında yazılan, çizilen ve söylenenler kafa karıştırıcı olabiliyor. Bu da bir övgüyü bir teşviki yanlış anlamakla vücut buluyor. Haberlerin başlıkları da aşağı yukarı şöyle kaleme alınıyor : “Tiyatro sanatçılarına taş çıkardılar.” “Profesyonellere taş çıkarttılar.” Aslında bu tarz başlıklar birer anlatım biçimi. Emeklerinin, çalışmalarının sonucunu simgeleyen güzel bir atıf ve bir benzetme olarak da gurur verici. Fakat böyle yazıldı çizildi diye havaya girip, işini gücünü bırakarak, kendilerini oldu sanıp, amatörce de olsa sanatla uğraşmayı bırakarak, taşlarla uğraşmaya başlarlarsa sonuç hiç de iyi olmuyor. Olamıyor. Emeklerini, çalışmalarını, varsa kendilerini çalıştıran deneyimli yönetmenlerini ve yönetmenlerinin çabalarını alkışlıyor, destekliyor ve olumluyoruz. Doğru, bilinçli, estetik bir sanat kaygısı taşıyarak yapılan tüm sanatsal faaliyetleri amatör olsun, profesyonel olsun, amatör ruhla profesyonelce olsun alkışlıyoruz. Benim gibi düşünen birçok sanatçı arkadaşım ve büyüğüm var. Yeter ki sanat adına nitelikli işler yapılsın.

Düşünün ki kurulan yeni bir orkestraya: Daha önce az çok nota okumayı öğrenmiş, eh biraz da kör gözüm parmağına misali gitar çalmış fakat yetenekli bir arkadaşı dâhil ettiniz. Götürüp piyanonun başına oturtup, önüne de notaları koydunuz. “Konserde bu parçaları çalacağız” dediniz. O da size baktı ve “ardı ardına hangi siyah ve beyaz tuşlara basacağımı gösterin, prova yaptıkça çalmış oluruz” dedi. Bu yöntemle verilecek konserle, benzer yöntemle sahnelenecek oyun arasında çok büyük farklar yok. Sanat var mı? Ben cevabı biliyorum fakat çocukça bir kaprisle “söylemem” yani yazmam diyorum.

TARKAN OSOY

Benzer Yazılar

Bu web sitesi size daha iyi bir performans sunmak için cookie kullanmaktadır. kabul edin Devamını Oku