Tarkan Osoy yazdı: “Doğaçlama Gösteri ve Doğaçlama Tiyatro”

editor
6,9K Okunma

Son yılların en eğlenceli, sevilerek yapılan, aralarında yetenekli kişilerin de olduğu doğaçlama gösteri ve grupları konusuna da değinmek istedim. Ülkemizde son yirmi beş yıl içinde moda haline gelen…  Profesyonel veya çoğu da amatör olan, topraklarımızda bolca bulunan grupları ve gösterilerini es geçmek doğru olmazdı. Nasıl ve kimler tarafından başlatıldı? Bizden önce yurt dışındaki örnekleri nasıldı? Bazı ülkelerde lise ve üstü okulların yaratıcılığa dayanan yarışmalarına kadar uzanan yapı nasıl evrildi? İsminin “tiyatro sporu” olması gibi konularda defalarca yazılan, çizilen ve konuşulanların detayına girerek herkesin bildiklerini tekrarlamak istemiyorum. Yirmi beş yıl önce bir araya gelen arkadaş grupları tabu ya da sessiz sinema oynarlardı. Özellikle Amerikan filmlerinde sıkça gözlemlediğimiz ve öğrendiğimiz, arkadaş ve aile toplantılarının vazgeçilmezini bize taşıyarak evrenselliği yakalamıştık. Derken birçok kutu oyunu ve puzzle (yap-boz) konusunda da evrenselliğe geçiş yaptık. Kaldı ki: Hepsi de birbirinden eğlencelidir. Oyun konsolları da öyle. Fakat şimdi bunların yerine geçen şey doğaçlama grupları oluşturup, gösteriler yapmak oldu. Hani neredeyse her mahallenin birkaç topluluğu olduğu gibi bu toplulukların da farkında olmadığı şeyler var. Sonuç itibariyle evde ya da belirli alanlarda grup halinde oynanan, güzel vakit geçirip de eğlenilen tabu, sessiz sinema vb. oyunları başkalarının da izlemesine benzer bir yapı çıktı ortaya (eş, dost ve akrabalar). Aslında ve özünde durum bundan öteye gitmiyor. Üstelik bu tarz oyunlarda asıl eğlenen ve keyif alanların oyunu bizzat oynayan gruplar olduğu da unutulmamalıdır. Elbette kendi aralarında eğlenilen, gülünen şeylere ve düşülen durumlara eş, dost, akraba çevresi ve onların da çevreleri gülecek ve eğleneceklerdir. Bu da biraz şartlanmaya dayalı, gelir geçer, yanıltıcı ve geçici bir ortam sağlayacaktır. Ortamlar defalarca yeniden kurgulanıp, deneyimlenebilir. Bu çizgiye kadar her şey yolunda ve normaldir.

Sosyal çevre içinde genel geçer, ortalama herkesin düşünebildiği ve yaptığı esprilerin ortaya çıkması, kişilerin gerçek hayat içindeki yapısı, statüsü, sınıfsal konumu vb. hesaba katıldığında içinde bulundukları ya da düştükleri komik durumların gülme refleksi yaratması çok normaldir. Tabu, sessiz sinema gibi oyunları yarışma ruhu haricinde eğlenceli kılan ve insanları birbirlerine kaynaştıran özelliği biraz da bu yapılarından kaynaklanmaktadır. İnsana insan olduğunu hatırlatırlar. Bu açıdan eğlenceli, keyifli bir araçtır. İnsanı insana insanla anlatmak gibi özel bir çabası yoktur ve bu bağlamda bir yol, yöntem değildir. Oyunlar işlevi açısından yarışmayı, rekabeti, kazanma hırsını, eğlenmeyi, güzel vakit geçirmeyi ve yaptığından keyif almayı sağlarken insanı doğal halindeyken yakalayıp, tepki vermesini sağlar. Bu durumdan çok hoşnut ve mutlu olan grupların o an yaşadıkları duyguları çevreleriyle paylaşmak istemeleri en doğal haklarıdır. Ayrıca bunun için ekstra çaba sarf etmeleri de normaldir. Aslında bunun en iyi yolu yeni kişileri (oynanan oyunu seyrettirmekten çok) oyuna dâhil etmekten geçer.

Çevre kişi ve grupların aynı ortamda bulunup, oynayanları seyretmeleri durumu duygudaşlık yaratma isteğinden (duygudaşlık yaratma değil) öteye geçmez. Ayrıca alt metninde bulunduğu sosyal yapı yani grup haricindeki çevresine de kendisini ispatlama çabası vardır. İşte doğaçlama gösteri gruplarının yaptıkları da aşağı yukarı buna benziyor. Bu kapsamda doğaçlama gösteri gruplarında gözlemlediğim durumlar ve yanılgılar ise şöyle:

1) Yukarıdaki satırlarda belirttiğimiz ortalama durumları… Yani günlük hayatta tüm insanların yaşadıkları doğal, sıradan, olağan, eğlenceli ve keyifli anların, gösteri yoluyla ve oyuncuların yetenekleriyle seviyesini yukarı taşıdıklarını, özel ve öznel hale getirdiklerini düşünmeleridir. Hem yapısal hem de genel olarak benzerlerinden (diğer doğaçlama gösteri gruplarından) farklı olmadıkları halde farklı oldukları yanılgısına düşmeleridir.

2) Bunu da grup halinde seyircilerin önünde (kısıtlı sayıda katılımcının da eklenmesiyle) kotararak, kendilerine pay çıkarıp ispatladıklarını düşünerek ilerlemeleridir.

3) Üstelik doğaçlamayı gerçekleştirenlerin oyun içinde yaşadıkları duygu, düşünce, aldıkları keyfin görünür kılınması yoluyla aynı oranda seyredenlere geçtiği, birebir duygudaşlık yarattığı gibi başka bir yanılgıya kapılmaktadırlar. Gene daha önce belirttiğimiz neden sonuç ilişkisiyle çevrelerinin gülmesi, tepki vermesi bu yanılsamayı körükleyen en büyük etkendir.

4) Tabu, sessiz sinema vb. oyunların insanı doğal haldeyken yakalayan bir araç olduğunu, oyunun kendisinin (özellik ve kurallarıyla) oynanırken çaktırmadan böyle bir ortamı sağladığını belirtmiştik. Var olan doğaçlama gösteri ve uygulama biçimleri amaçları açısından bu kendiliğindenliği ve doğallığı yaratıyor mu?

Aslında doğaçlama gösterinin bu bağlamda sadece bir araç olabileceğini, amaç gibi yaklaşılarak gerçekleştirildiğinde sanatsal bir faaliyet haline gelemeyeceğini tam da bu noktada belirtmek gerekir. Ayrıca grup ve gruptaki kişilerin (kendi iç dünyalarında ister araç ister amaç olarak düşünsünler) kendilerini olgunlaşan bir sanatçı ya da tiyatro sanatçısı olarak görüp, lanse etmeleri de doğru değildir. Diğer yandan gerçekten içlerinde yetenekli bazı kişilerin bulunduğunu da inkâr edemeyiz. Ancak bu saf ve salt yetenek yukarıda belirttiğimiz koşullarda yüzlerce kez yapılan gösteri ile bu sayede kazanılan pratiklikle bile en fazla zanaat efekti yaratmaktan öteye geçmeyecektir.

5) Gerçek bir sanata ve sanatçıya dönüşebilmesi için doğaçlama da olsa o sanatın tarz, tür, yapı, teknik, kuram ve kavramlarına uygun olarak sahnelenmesi gerekir. Sanatçısı olmak için de (yeteneği işin içine katmanın zamanı geldi) bir ustanın yanında usta çırak ilişkisiyle, kademe kademe sanatın inceliklerini öğrenerek ya da eğitim kurumlarına girip, eğitimini tamamladıktan sonra ilk adımları atmak en doğrusudur.

Gene gözlemlerim sonucunda doğaçlama topluluklarının yarattığı ilginç bir durum ise: Kişilerin günlük yaşamda kabul etmeyecekleri, görünmek istemedikleri durumlara düşmeleri sonucu insanların eğlenip, gülmelerini benimsemeleridir. Bir de bunu kendi çevresinden daha geniş çevreye taşıma istekleridir. Moda olması gibi özel bir durumdan dolayı… Yaşları kaç olursa olsun: Meşhur olma ya da kendince keşfedilip bir anda önüne sınırsız imkânlar sunulacağı beklentisine girme… Kurgusal ve planlı şekilde hazırlanan fakat genel seyirci kitlesine farklı lanse edilip de sunulan TV şovları efekti yaratması, yanılsamalı biçimde benzerini yaşadığı hissiyatına kapılarak kendini yapay biçimde tatmin etmesi gibi duygu ve gerekçelerle kabullenilmişlik ortaya çıkıyor. Belirtmek istediğim: Normalde yapı, konum, sıfat, mevkileri ile insanların kendilerini koydukları yer ve seviye açısından örneklerini verdiğimiz oyunlarda bile yer almayacak kişilerin doğaçlama gösterileri içinde yer almayı kabullenmiş olma durumlarıdır. Bunu olumsuz anlamda ele aldığım için yazmıyorum. Fakat durum yağmurdan kaçarken doluya tutulmaya benziyor. Yıllar önce gerçekleştirdiğimiz bir tiyatro atölyesi kapsamında doğaçlama çalışmalar yapıyorduk. Katılımcıları gruplara ayırıyor, onlara bir konu veriyor, kurgu için belirli bir süre tanıdıktan sonra hazırladıklarını sahnede canlandırmalarını istiyorduk. Kırklı yaşlarında bir öğretmen ağabeyimizden grup içinde konuya uygun olarak kadın ticareti yapan bir kişiyi canlandırması istenmiş. O da yoğun bir şekilde buna itiraz etmiş. Ahlaki açıdan böyle bir tipi canlandırmayacağını belirtmiş. Daha sonra grup halinde konuya uygun şekilde tipi değiştirmeye karar vermişler. Bu sefer tipi hırsız ve büyük bir dolandırıcıya dönüştürmüşler, kabul etmiş ve sorun çözülmüş.

Artık öyle bir duruma gelindi ki… Eşler, dostlar, akrabalar, tanıdıklar etrafındakileri bu tarz grupların gösterilerine götürmeye kalktıklarında davet edilenlerin: “Doğaçlama mı? Eğer öyle ise çevremizde fazlasıyla vardı. Ayıp olmasın diye gittik. Sağ ol, biz almayalım artık.” şeklinde cevaplarlarıyla karşılaşmak mümkün… Bu noktada davet eden açısından da gizli ve yeni bir ana fikir vücut buluyor: “Kuzguna yavrusu şahin görünürmüş.”

Bu tarz gruplar bana bir anımı hatırlatıyor. Sene iki bin dört… “Biz Bize Kabare” adlı oyunumuzu sahneliyoruz. Çocuk yaş grubundan on yaşlarındaki bir öğrencimiz ailesiyle birlikte oyunumuza geliyor. Ailece moda evi işletiyorlar ve anne, baba ile en büyük abla işin başındalar. Pazar sabahı tüm aile kahvaltıda bir araya geliyor. Büyük babalar ve büyük anneler falan hep birlikteler. Ufaklık bizim oyundan etkilenmiş olacak ki: “Ben sabaha kadar düşündüm. Bundan sonra ne yapacağımızı buldum. Moda evini falan kapatalım. Artık hepimiz tiyatro yapacağız” diyor.

Yani benim de demem o ki: Eğer konu doğaçlama gösteri, uluslararası afili adıyla: “Improw Show” ise sorun yok. Örneklerinden yola çıkarak isteyen istediği gibi gösterisini sunabilir. Yeter ki bu tarz gruplar neyin ne olduğunun, neyi ne kadar yaptıklarının bilincinde ve farkında olsunlar. Her gösterilerinin altında, üstünde, yanında ya da arkasında “Doğaçlama Tiyatro” ifadesini ve ibaresini kullanmasınlar.

Fakat konu günümüzün Postmodern, yenilikçi, performatif “Doğaçlama Tiyatrosu” ise iş başka. Durum burada sanata ve estetiğe doğru yol alıyor demektir. Tabi ki bu tarz oyunlarda yönetmen olmayacak. Fakat gene de bu tarzda oyunlar sahneleyen profesyonel toplulukların tiyatronun kural, kuram ve dinamiklerinden faydalandıklarını unutmamak gerekir. Amatör tiyatro toplulukları da (yukarıda bahsi geçen amatör doğaçlama gösteri grupları değil) bu tarzdaki profesyonel ve öncü sanatçılardan sahne planlaması ve uygulama teknikleri açısından yol göstermelerini isteyebilirler.

TARKAN OSOY

Benzer Yazılar

Bu web sitesi size daha iyi bir performans sunmak için cookie kullanmaktadır. kabul edin Devamını Oku