BİZİM BARİKATIMIZ SAHNEDİR
Bazen kendimi işe yaramaz hissettiğim anlar oldu. Sezon ortasından beri işsizim çünkü, sahnede değilim. Bir oyuncu için sahne sadece bir meslek değil, varoluş alanıdır. Mesleğine aşık bir oyuncunun seyirciden yoksun kalması ne demektir, yaşayan bilir.
Fakat, tam da o yoksunluğun ortasında kalemime sarıldım. Direnmeye, yazmaya, mücadele etmeye devam ettim. İlk dayanışma çağrım akademik kadrolarda karşılık buldu. Minicik bir kıvılcımdı belki ama ateşi yeniden harladı. Tam sönmek üzereyken verdim yine odunu, tekrar tekrar yazdım, örgütleniyoruz, bir araya geliyoruz, sonunda dayanışma kurululuyor.
Bu bir tiyatro hareketinden öte, bir Rönesans Hareketidir. İnsanlığın, sanatın ve dayanışmanın yeniden doğuşudur. Hala çok yolumuz var, ama yorulmadan, birbirimizi bırakmadan yürüyeceğimize artık daha çok inanıyorum. Çünkü biliyoruz:
Sahne bizim barikatımız, sanat bizim direncimizdir.
Aylarca sahneye çıkamadım. Birçok meslektaşım gibi sessizliğe bakmak zorunda kaldım. Fakat bu sessizlikte yankılanan bir şey vardı: yeniden doğma arzusu.
Bir kıvılcım gibi yaktı içimi.
“Rönesans” dedim, diyorum.
Ama bu tiyatronun değil, insanlığın Rönesansı. Tiyatro için Metamodernizm, bunu biliyoruz. Ki salınımlar aslında aynı…
Çünkü biz artık sadece oyun oynamıyoruz.
Biz bir halkın vicdanını, hafızasını ve hayalini taşıyoruz.
Sadece tiyatro için değil, bu ülke için yeniden doğuşu savunuyoruz.
Mustafa Kemal Atatürk‘ün sözüyle hatırlatmak isterim:
“Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.”
Biz o damarı yeniden canlandırmak, kanı yeniden dolaştırmak için buradayız.
Dünyadan örnekler gösteriyor ki gerçek dönüşüm ancak dayanışma ile mümkün:
We See You, White American Theater hareketi ABD’de tiyatroda eşitliği sağlamak için manifestolar yayınladı.
Broadway Cares/Equity Fights AIDS örgütü yıllardır sahne çalışanlarına destek sağlıyor.
Equity UK uluslararası düzeyde birlik ağları kurarak onurlu çalışma koşulları yaratıyor.
1914’te yayınlanan bir bildiride ise sahne emekçileri şöyle diyordu:
Sanatçılar birleşmeli… Böylece tek bir cephe olabiliriz.
Bizim cephemiz: sahne.
Bizim silahımız: sanat.
ŞİMDİ NE YAPMALI?
Daha iyi örgütlenelim: Her şehirde, her sahnede bir araya gelelim.
Dayanışmayı bırakmayalım: Oyuncular, yazarlar, ışıkçılar, dekorcular… bir zincirin halkalarıyız.
Sesimizi büyütelim: Yazalım, oynayalım, paylaşalım. Kitlesel algıda tiyatroyu görünür kılalım .
Ve kıvılcımı tutuşturalım: Çünkü ışık bir kaynaktan doğar, tüm Dünya’ya yayılır.
Bu bir çağrı değil, artık . Doğuşun müjdesi!
Halkına yaslanan sanatın, sanatçısına yaslanan halkın doğuşu.
Sadece kendimiz için değil, birlikte var olabilmek için
BİRLİKTEYİZ. BURADAYIZ. UMUDU SAHNEYE TAŞIYORUZ.
Yazdığım yazıların okunmaları 2.000–6.000 arasında değişiyor. Fakat etkisi çok daha büyükmüş. Gelen geri dönüşler umut verici. Meseleyi kitle endeksleriyle ölçemem ama etkisini hissetmek, görmek gurur verici. Gururumun arkasındaki öz ise “meslekdaşlarımla ilgili yanılmadığımın” kanıtı.
Yaptığım çağrılara kulak veren, aynı yolu birlikte yürüdüğüm tüm meslektaşlarıma bir kez daha selam olsun.
Bu yol yalnız yürümediğimi artık daha net görebiliyorum.
Ve biz, bu yolun ilk kıvılcımıyız.
**İnsan oldukça, sanat olacak.
Sanat oldukça, ışık hep yanacak.
Ve biz, bu ışığın ilk taşıyıcılarıyız. Gururla!
Tarihe not düşüyoruz:
Rönesans başlıyor!!!
IŞIK!
