Otele Hoş Geldiniz, Çıkışınız Nehirden

İsmail Cem Özkan
7,6K Okunma

Nehirlerle çevrili, yosunların her şeyi teslim aldığı, kasvetli bir yerde otel işleten anne ve kızı Martha, otellerine gelen müşterilerini öldürüp paralarına el koyarak, deniz kenarında kumların ayakları yaktığı sahillerde bir hayat kurma özlemi içindedirler. Bir zengini daha öldürdülerse, o hayallerine kavuşacaklardır.

Nihayet otellerine Jan adında bir müşteri gelir. Oteli işleten anne ve kız Jan’ın çocukken terk ettiği ailesidir ancak onlar bunu bilmemektedirler. Jan tereddüt içindedir; onlara nasıl açıklayacağını bilememektedir. Olayların akışına göre davranacaktır. Eşi Maria ise bu plansız sürece karşıdır; Jan’ın ailesine açılması konusundaki çekingenliğini sorgulamaktadır… Jan, aslında otele adımını attığı andan itibaren geri dönülmez yola girmiştir.

Bir “varoluş” sorgulamasıdır metin. Elbette Camus, kara mizahın her unsurunu ustalıkla kullanır; okurunu da sahnedeki seyircisini de yabancılaştırır. Jan yabancıdır; geçmişten gelen değil, yeni bir müşteridir. Martha için bu yabancı hayallerine giden bir yolu açacaktır. Annesi ise bu defa isteksizdir, yorgundur. Bu cinayet son olacaktır ama o son adımı atmakta zorlanmaktadır.

Oyunu dekoru merkezi bir öneme sahiptir. Gizem aslında dekorun içinde başlamaktadır. Zemine bir S harfi çizilmiş gibidir. Sahneye girişler ve çıkışlar S harfinin açık alanlarından yapılmaktadır. Ön taraf lobi, müşteri kabul yeridir. Arka taraf ise birinci kattaki odadır.

Oyun ilerledikçe mekânın somutlaşmaktadır. Başlangıçta eşyaların durduğu yerleri, neden bir masanın giriş bölümünde, bir taburenin kapının yanında durduğunu kafamızda somutlaştıramıyoruz; metnin soyutluğunu yansıtan aksesuarlar ve bu sahne düzeni, oyunu akışında somutlaşacak ve her şey yerli yerine oturacaktır.

Işık tasarımı ön ve arka taraf üzerine iki bölüm üzerinden düşünülmüş; kırmızı ışıkla olayın nerede geçmediği belirlenmiştir. Aydınlık bölüm, öykünün anlatıldığı alandır. Geçişler iç içedir.

Müzik oyunun sadece girişinde ve finalinde kullanılmaktadır. Ceset taşıma sahnesi dışında oyun boyunca müzik kullanılmamıştır.

Seyircinin metnin yoğunluğu ve düşünsel ağırlığı altında nefes almasını sağlayacak unsurlar kullanılmamıştır. 90 dakika boyunca sahneden sadece oyuncuların sesleri gelmektedir. Boşluk yok gibidir. Sahneler birbirine ardışık ve es vermeden, seyirciye düşünme, yorumlama fırsatı sunmadan hızla akmaktadadır sahnede. Oysa felsefi boyutu ağır basan böyle bir oyunda her sahne, her replik başka bir sorgulamanın ağırlığını bünyesinde taşımaktadır ve bence bu yüzden rejinin seyri ve düşünmeyi kolaylaştırıcı unsurlar kullanmayı tercih etmesi elzemdir.

Yoğun biçimde kullanılan duman efekti, bölümler arasında geçiş ve nehrin sisli halini sahneye taşımaktadır… Ölümün sessiz bir ifadesidir anlamda…

Ölüm gelmektedir ama bu korkunç gerçeği çaresizce izlemekle yetinmek zorunda kalan bir seyirci vardır. Ölüm yabancıdır, hayaller ise gerçek!

Martha rolünde Gülsefa Dede, oyunun başlangıcında öne çıkmasa da ilerleyen bölümlerde, özellikle tirat bölümünde sesi ve beden kullanımıyla öne çıkıyor. Yönetmenin tercihi Gülsefa Dede’yi diğer oyuncuların önüne daha görünür kılıyor.

Anne rolünde Özgür Oktay ise o bezgin, isteksiz, hayatın sonuna gelmiş, artık beklentisi kalmamış bir çaresizliği, çevreden kaynaklanan o yosunların içinde kendine alan açmış ruh halini başarıyla yansıtıyor. Ölenin kendi oğlu olduğu gerçeği ile yüzleştiğinde “Özgürlüğümü yitirdim. Cehennemin başlangıcı bu” diyerek adeta nehrin karanlık sularına doğru yöneliyor.

Jan rolünde Nejdet Serkan Sadıkoğlu, rolünü üzerine çok iyi kuşanıyor. Hem tonlamada hem de beden kullanımı oldukça başarılı…

Jan’ın eşi Maria rolünde ise Hatice Tezcan, oyuncu kumaşının kalitesini kendisini özellikle ölüm sonrası kız kardeşi ile yüzleşmesinde ortaya koyuyor; başlangıçtaki endişeli eş halinden acı gerçekle yüzleşmeye evrilen karakterinin farklı ruh hallerini kusursuz biçimde yansıtıyor

İhtiyar uşak rolünde Barış Refikoğlu, deneyimli oyunculuğunu, ustaca kullandığı jest ve mimikleriyle ve can verdiği karakteriyle bütünleşerek ortaya koyuyor. Oyunun en gizemli karakterini büyük bir başarıyla canlandırıyor

Lefkoşa Belediye Tiyatrosu’nun “Yanlışlık” oyununu İstanbul’da izleme şansına ulaştım. Hayatımda ilk defa Kıbrıs’tan gelen oyuncuları izledim. Oyunda Türkçe’nin Kıbrıs ağzı ile mi oynanacağını merak ediyordum en çok. Ancak Kıbrıs TV programlarında olduğu gibi İstanbul ağzıyla konuşuluyordu…

Kıbrıs’ta uzun yıllardır pek çok toplumsal, politik sorun yaşanıyor; bütün bu sorunların içinde tiyatro bir nefes alma alanıdır. Tiyatro, insanlığın iyiden, doğrudan, güzelden yana birikiminin süzülerek seyirciye yansımasıdır. Lefkoşa Belediye Tiyatrosu bu anlamda çok önemli bir tarihsel sorumluluğu başarıyla taşıyor.

İnsanlık sanatla ilerlemiş, toplumlar tiyatroyla gelişmiş, barışa ve kardeşliğe doğru yol almıştır. Tek tip düşünceye, tek tip yaşantıya karşı her zaman tiyatro var olacaktır; çünkü tiyatro, toplumlara ayna olurken, aynı zamanda gerçekliğin farklı biçimlerde ortaya konmasını sağlayarak insanlık için vazgeçilmez bir sanat dalı olagelmiştir.

İSMAİL CEM ÖZKAN

Yanlışlık (Lefkoşa Belediye Tiyatrosu)

Yazar: Albert Camus

Çevirmen: Ayberk Erkay

Yönetmen: Nehir Demirel

Dekor & Kostüm Tasarım: Özlem Yetkili

Işık Tasarım: Salih Kanatlı

Müzik: Hüseyin Kırmızı

Afiş Tasarım & Fotoğraf: Umut Ersoy

Dekor & Kostüm & Reji Asistanı: Ali Moda

Işık Uygulama: Fırat Çelik

Müzik & Efekt Uygulama: Mehmet Eseri

Oyuncular: Özgür Oktay, Gülsefa Dede, Nejdet Serkan Sadıkoğlu, Hatice Tezcan, Barış Refikoğlu

Benzer Yazılar

Bu web sitesi size daha iyi bir performans sunmak için cookie kullanmaktadır. kabul edin Devamını Oku