“Ömürlük Sevda Nâzım”

editor
1217 Görüntülenme

Usta şair Nâzım Hikmet’in “Kuvâyi Milliye”si tiyatro sanatçısı Genco Erkal’ın görüntülü yorumuyla sanatseverlerle buluştu. Nâzım’ın 119’uncu doğum günü vesilesiyle konuştuğumuz Erkal, “Bundan 55 yıl önce bende başlayan Nâzım sevdası bir ömür sürdü” diyor.

Ömrünü sanata adamış bir isim Genco Erkal. 61 yıl boyunca inandığı yoldan yürüyen usta tiyatrocu için öncelik hep seyircisi oldu. Birikimini sunarken ise toplumsal meselelere duyarlılık göstermekten şaşmadı hiç. Bugün 119’uncu yaşına giren usta şair Nâzım Hikmet’le de yolları hiç ayrılmadı.

Kerem Gibi, Her Gün Yeni Baştan, Merhaba, İnsanlarım gibi oyunlarıyla Nâzım’ın hayatından kesitler sunan Erkal, en son Kuvâyi Milliye’nin görüntülü yorumuyla dinleyiciyle buluştu.

Erkal duygularını, “Bu ilk göz ağrımı bugün DVD olarak kaydedebilmek, onu gelecek kuşaklar için de kalıcı bir yapıta dönüştürebilmiş olmak benim için büyük mutluluk” diye anlatıyor.

Birgün gazetesinden Işıl Çalışkan, usta sanatçı ile Nâzım’ı ve onun sanatına etkisini konuştu.

Kuvâyi Milliye’yi ilk okuduğunuzdaki hislerinizi merak ettim. Büyük bir etki bırakmış olmalı ki Kuvâyi Milliye bu kez sizin görüntülü yorumunuzla birlikte sunuluyor. Nâzım’ı yaşıyor ve yaşatıyorsunuz adeta…
İlk okuduğum Nâzım kitabı Kuvâyi Milliye’ydi. Yıl 1965. O zamana kadar Nâzım hep yasaklıydı. Tek bir şiirine ulaşamazdınız. Bu kitap benim için Nâzım’ın şiir dünyasına açılan kapı oldu. O güne kadar hiçbir şiir beni böylesine derinden etkilememişti. İçeriğinin ötesinde, şiirin müziği, ritimleri, ses zenginliği inanılmazdı. Kimi yerde gümbür gümbür fırtına oluyor, kimi zaman lirik, kimi zaman mizah tadında ve pek çok yerde sanki sinemada film izliyorsunuz gibi, öylesine görsel. Tabii asıl önemli özelliği, belki de dünya edebiyatında ilk ya da az rastlanan özelliği, bir Kurtuluş Savaşı’nı yüksek rütbeli komutanlarıyla değil sıradan neferlerini kahramanlaştırarak anlatmasıydı. Mustafa Kemal’e elbette çok özel bir konum ayrılmıştı ama destanın esas kahramanları Karayılan, Kartallı Kâzım, Şoför Ahmet, Arhavili İsmail, Kambur Kerim gibi halktan kişilerdi.

Zaten ilk dizelerden belli oluyor bu tavır:

Onlar ki toprakta karınca,
suda balık,
havada kuş kadar
çokturlar;
korkak,
cesur,
cahil,
hakîm
ve çocukturlar,
ve kahreden
yaratan ki onlardır,
destanımızda yalnız onların maceraları vardır.

İşte bundan 55 yıl önce, bu şiirle, bende başlayan Nâzım sevdası bir ömür boyu sürdü. Bu ilk göz ağrımı bugün DVD olarak kaydedebilmek, onu gelecek kuşaklar için de kalıcı bir yapıta dönüştürebilmiş olmak benim için büyük mutluluk.

Kerem Gibi, Her Gün Yeni Baştan, Merhaba, İnsanlarım ve dahası… Nâzım Hikmet’i defalarca sahnenize taşıdınız. Sanatınıza etkisini dinlemek isteriz…
Biz bu ülkenin politik tiyatrosunun ilk kuşağıyız. İki büyük ozan bize yol göstermiştir. Biri Brecht, biri Nâzım. Karanlıkta yol alırken ne zaman boşlukta kalsak bu iki büyük yol göstericiye başvururuz. Benim için özellikle Nâzım. Onunla aramızda kolay tarif edilemeyecek bir tutku, bir sevda ilişkisi vardır. 1975 yılında onun şiirlerinden ilk oyunum Kerem Gibi’yi sahneledim. Ülkemizde ilk şiir-tiyatro örneğiydi. O gün bugündür büyük ozanla yolculuğumuz sürüyor. Giderek onunla özdeşleştim, onun sözcüsü, yaşayan sesi oldum. Başlangıçta bu tehlikeli bir işti. Yasaklamalar, yargılamalarla uğraşıyorduk. Onun, ülkemizde geniş kitlelere ulaşmasına, artık rahat rahat okunuyor, izleniyor olmasına katkıda bulunduğum için gurur duyuyorum.

ETKİLEYİCİ OLDUĞU İÇİN KORKTULAR

Nâzım’ı sahnenize taşırken birçok yasakla ve baskıyla karşılaştınız. Kerem Gibi yargılandı örneğin. Nâzım Hikmet’in doğum günü etkinliğine katılıp, Nâzım şiirleri okumaktan 8 yıl pasaport yasağı kondu. Bu kadar korkulan nedir?
İktidarlar muhalefetten hiç hoşlanmazlar. Ama sanatın tarihini de muhalif, kural tanımaz, kurulu düzene karşı, asi sanatçılar yazar. Sanatçı ne kadar güçlü olursa, ondan o kadar korkulur. Nâzım çok etkileyiciydi. En yasaklı dönemlerinde bile kâğıt parçalarına yazılmış şiirleri hapishaneden gizlice dışarı çıkıyor, elden ele dolaşıyordu. En önemlisi sadece aydınların değil, sıradan insanların da anlayabileceği bir şairdi. Özellikle gençler arasında, siyasi muhalefetin en güçlü olduğu yıllarda bu şiirler eylemin ortasında bayrak gibi dalgalanıyordu. Korktular, yasakladılar, ayrıca adamı 13 yıl hapiste tuttular, vatandaşlıktan attılar. Ne oldu? Bugün hâlâ ülkemizde en çok okunan ozandır. Yurtdışında da en çok tanınan yazarımızdır.

omurluk-sevda-nazim-829395-1.

Nâzım Hikmet Ran 3 Haziran 1963’te geçirdiği kalp krizi sonucu Moskova’da, memleket hasreti içinde yaşamını yitirdi.

 Nâzım uzun yıllarını hapiste geçirdi ve ülkeden gitmek zorunda kaldı. Bunlar yaşanmamış olsaydı şiiri nasıl etkilenirdi?
En basitinden Kuvâyi Milliye ve Memleketimden İnsan Manzaraları yazılmamış olurdu. Her iki kitaptaki kişilerin çoğu, ozanın hapishanede tanıdıklarından ya da orada tanıdığı kişilerin anlattıklarından esinlenerek girmişlerdir bu kitaplara. Ayrıca Nâzım’ın anlatım biçimini de büyük ölçüde hapishanenin belirlediğini düşünüyorum. Gün boyu yazdığı şiirleri akşam vakti koğuşlara giderek oradaki mahkûmlara okuduğunu, onları tepkilerini değerlendirdiğini ve özellikle şiirini onların anlamasına özen gösterdiğini biliyoruz. Şiirinin böylesine yaygın olmasının, geniş kitleleri etkilemesinin sırrı budur bence. O bir paşazadeydi, seçkin bir aileden geliyordu, ama mahpushane onu halkla tanıştırdı, ona okul oldu.

İNANDI MI SONUNA KADAR GİDER

Hafızanızda nasıl yer etti Nâzım Hikmet? Nasıl biriydi? Birkaç cümleyle özetler misiniz?
Dünya görüşünü, siyasi düşüncelerini bir yana bırakıyorum. Elbette Nâzım’ı Nâzım yapan onlardır, ama insan olarak beni en çok etkileyen yanı içtenliğidir. Hatasıyla sevabıyla insan olarak çırılçıplak karşımızdadır. Olduğu gibidir. Yaptığı yanlışları herkesten önce kendi eleştirir. Kendini bu kadar iyi anlatan başka şair bilmiyorum. İnsan ilişkilerinde, siyasal eyleminde hep olduğu gibidir. Sevdi mi sonuna kadar sever, bir şeye inandı mı sonuna kadar onun peşinden gider. Yenilgilerini, düş kırıklıklarını açık yüreklilikle ifade eder. Böyle olunca insan onun hatalarını da kolayca affeder.

Pandemi bile sizin üretkenliğinizi durduramıyor. Twitter’dan bir belgesel üzerine çalıştığınızı duyurdunuz. İpucu var mı?
Evet, ben üretmeden duramıyorum. Pandemide öncelikle Dostlar Tiyatrosu’nun eski oyun kayıtlarını YouTube’da ücretsiz gösterime açtım. Onları tanıtan videolar yaptım. İnsanlar eve kapalıysa, tiyatroya gidemiyorsa ben de tiyatroyu onların evine götürürüm dedim, çok ilgi gördü. Onun dışında işte Kuvâyi Milliye’nin kaydı… Yeni oyunun provaları… Bu da ilk defa oluyor. Ne zaman oynanacağını bilmediğimiz bir oyunun provasını yapıyoruz. Ercan ve Gökhan Çağıran adlı iki müzisyen arkadaşla birlikte, ölümünün 30’uncu yılında Ahmet Arif’e Armağan adlı bir oyun çalışıyoruz. Bir de belgesel çekimlerimiz sürüyor. Sinemada biopic’ler var biliyorsunuz, biyografi filmleri, bizimki autobiopic olacak, yani bir otobiyografi filmi.

omurluk-sevda-nazim-829396-1.

ÜLKEYİ YÖNETENLERE KİMSE İNANMIYOR

Tiyatrocular, sanatçılar var olan sorunlara pandemi de eklenince büyük bir krizin içine düştü. Bu süreç nasıl olmalıydı sizce?
Bütün dünyada en büyük krizi müzik ve tiyatro sektörü yaşadı. Yaz aylarında tek tük birkaç gösteri dışında tiyatro yaşamı 10 aydır tamamen durdu. Hiçbir gelir yok. Oyuncusu, teknisyeni ve bu sektörden ekmek yiyen herkes işsiz. Uygar ülkelerde durumu telafi etmek için ekonomik destek programları yapıldı. Salon kiraları, vergi borçları, ısınma, aydınlanma giderleri donduruldu, affedildi ya da ertelendi. Bizde maalesef bunların hiçbiri yapılmadı. Çare ve destek olarak düşünülen özel tiyatrolara yardımlar ise, kimsenin ne olduklarını bilmediği, yeni kurulmuş, iktidara yandaş naylon şirketlere gitti.

İşin kötüsü bu durumun ne kadar süreceğini hiç bilmiyor olmamız. Günü gününe yaşıyoruz, duruma uyum sağlamaya, çareler üretmeye çalışıyoruz. Aşı bir çözüm yolu olabilirdi. İktidar bu konuda da kötü sınav verdi. Yeteri kadar önlem almadı. Bugün herkesin sorduğu hayati soruşu: Aşı nerede, ne zaman başlayacak, kaç kişiye yetecek, geri kalanın durumu ne olacak? En kötüsü nedir biliyor musunuz? Bu ülkeyi yönetenlere kimse inanmıyor. Verdikleri bütün bilgiler yalan. Her şeyi gizleyip, pembe tablolar yaratarak işi idare etmeye çalışıyorlar. Gördüğünüz gibi karamsarım, ama mutlaka bir yerlerde bir ışık görüp ona doğru yürüyeceğiz, umutsuz yaşanmıyor.

Kaynak: https://www.birgun.net/haber/omurluk-sevda-nazim-330485

 

0

Benzer Yazılar

Bu web sitesi size daha iyi bir performans sunmak için cookie kullanmaktadır. kabul edin Devamını Oku