Sanatçı yasası ve sanat politikası hazırlığına girdiğimiz bu süreçte kafamı meşgul eden bir soru var. Biz kimiz? Gelip salonlarda oyunlarını izlediğiniz, resimlerimizle, heykellerimizle evlerinizi, iş yerlerinizi süsleyen, yollarda, düğünlerde, mekanlarda müziklerini dinlediğiniz eser sahibi ve üreticiler olarak kimiz biz?
Ciddi bir varoluş mücadelesi veriyoruz, hak taleplerimiz var. Eyvallah. Fakat kimiz yahu biz? Ne demektir sanatçı? Türkiye’de her eser üretene sanatçı diyebilir miyiz? Emek kısmı başka bir konu… Hukuksal olarak güvence altına alınması gereken emek tanımı ile eser üreticisi aslında farklı kavramlar. Kapsamları da farklı.
Örneğin; Halkevleri’nde eser üreten ve bunu kermes ile satışa çıkaran kişi sanatçı değildir. Üretim vardır yine fakat ama yaratım yerine, yaratılmışın kopyası bardır genelde. Yahut bir halk ozanı, aşık atışmasında yaratır fakat ürettiği emeği satamaz hatta satmaz. Aşıktır çünkü, sözünü söylese yeterlidir. İronik değil mi? Bu coğrafyanın sanatçı samimiyeti ve samimiyetsizliğine de bakmak lazım o halde. “Sanatçı konuşmazmış, konuşacak” diye sosyal medyadan paylaşım yapan meslektaşlarımızın çoğu yandaş medyayı boykot edip, “Oynamıyorum” diyemiyor.
Mesele ekonomik diyerek, bahane üretmeyi seven bir kitleye gerçekten SANATÇI denilebilir mi? Toplumsal sorumluluk önemli bir düzlem ve bu sorumluluk alanı sanatçının eylemsel etkenliği ile doğrudan ilişkilidir. Tuncel Kurtiz’den, Genco Erkal’a kadar kendi meslek alanımdan örnekler ararken buluyorum kendimi. Günümüze geldiğimizde aklıma kimse gelmiyor. Varsa söyleyin…
Var bu arada! Kendi kabuklarına öylesine çekilmiş durumdalar ki, boykot ettikleri sistemin içinde umutsuzluğun tuzağında bitap düşmüş durumdalar. Depresyon, buhran ne derseniz deyiniz. İntihar eden müzisyenler, oyuncular oldu. Onlar için yaşamak da direnmenin kendisi ve isimsiz bu sanatçılar en çok saygıyı hak edenlerdir benim yüreğimde.
Peki ya diğerleri? Sürekli kendi bireysel çıkarlarını gözeten, lafa gelince iktidarı eleştiren ama konuşmanın finalinde kendi reklamlarının peşine düşenler? Üretim? Yok. Sorsanız, hepimizden daha çok sanatçılardır. Hem sırtım aşınmasın, hem pekmezim dökülmesin… Yumuşatıyorum elbette, yoksa elini taşın altına sokmamak olarak tanımlamak da yeterli gelmez bu kitleler için.
Ve ünlülerimiz! Kitle gücü olup susanlardan bahsetmiyorum bile, onlar zaten korkaktır. Paylaşım yapıp, mesleğini belli bir etikle yapan ünlülerimizden bahsediyorum. Bildiniz mi? Severiz de onları. Onlarında çoğu örgütlenmeyi beceremiyor. Yoğunluktan efendim, elbette. Yoksa bir boşluk bulsalar atarlar kendilerini meydanlara… Ahhh ki ahh…
Eee elimizde kim kaldı? Kimdir yahu bu sanatçı? Kime, kimlere, neye göre bir tanım yapacağız biz? Bu sanatçıdır desek, diğeri hani bana diyecek, haksızlık diyecek, konuşacak duracak. Konuşmamız gerekenlerden uzaklaşıp, yine kendimizi başka şeyler konuşurken bulacağız. Sonuç? Yine eylemsizlik! Yine sistemin istediği oldu mu, oldu. Yorgunluğunuzdan öpüyorum. Herkese iyi tatiller. Hakkınızdır, çok çalıştınız bu ülke için! İstanbul’dan tatil olmasa çıkamayacaksınız, siz de haklısınız. Zaten biraz da hep siz haklı olduğunuz için… Geçmiş olsun ve teşekkürlerleri de bir sepet içinde bırakıyorum sizlere.
Söyleyebileceğim çok şey var fakat artık kimseyi eleştirecek, örgütlemek için enerji harcamak da istemiyorum. İnananlarla yola devam. Güzel günler gelecek ve o gün yanımızda olmayanlar içinde mücadele ettiğimizi göreceksiniz. Utanır mısınız bilmiyorum. Önemli de değil. Tek bir ricam var; Sanatçı kimdir sorusunu kendinize sürekli sorun. Lütfen!
