Tiyatro çarşısında neye elini atsan çöküntü… Devlet Tiyatrosu’nun mâlum yönetimi bağımsız tiyatrolarla öz, sanatsal içerik üretme, dünyâyla bütünleşme konularında yarışamayınca, senelerdir en iyi yapım, en iyi yönetmen, en iyi oyuncu gibi ödüllerin çoğunu da sınırsızca para harcayabilen ödenekli tiyatrolarla yarışan sıfır ödenekli bağımsız tiyatrolar toplayınca, kendi cüce sanatsal varlıklarını devletimizin koca gölgesine siper ederek bizi boğma, tüketme, İstanbul’u domine etme, ödül jürilerini etkileme, kendine ikili ilişkilerle, güç kullanarak ödül verdirme, kamuoyunu yanlış yönlendirme çabalarına girişti.
Buna bir güçlü çıkış meslektaşım Kemal Aydoğan’dan geldi. Açıklamasında eşit şartlarda tiyatro yapılmadığını, halkın parasıyla sınırsız para harcayarak, kiminin bilet gelirlerindeki vergiden de muaf tutularak, en iyi tasarımcıları aldıkları peşin ödenekle maaşlı çalıştırabilen, böylelikle kolayca göz boyayabilen ödenekli tiyatrolarla sıfır ödenekli ve destekli bağımsız tiyatroların aynı kefede değerlendirilmesini eleştirdi. Çünkü biliyordu, seçici kurul üyelerinin çoğu da içi boş, özden, sanattan uzak, süsü püsü, kalabalığı, hamâseti öne çıkaran yapımları tiyatro sanıyordu. Çoğu ne sanatın olmazsa olmazı olan üslüp nedir, biliyordu, ne de özgür düşünce ve özgünlük olmadan sanat olan tiyatronun yapılamayacağını… Bu bildiriyi okuduğumda, ben tiyatro konusunda sığ olmayan herkes gibi şunu çıkardım: “Bağımsız tiyatrolar herkesçe desteklenmeli; çünkü özgür düşünce ve belli bir üslûpla, sanat olan, halkın sesi olan tiyatroyu ancak bağımsız olanlar yapabilir. Halkın faydasına olan budur.”… Meslektaşımı candan kutluyorum.
Bu konuda başka bir atılım, eminim iyi niyetle, ama çok hatâlı, konuyu etraflıca düşünmeden ya da derinine algılayamayan bir düşünceyle yazıldığı belli bir bildiri olarak geldi. Bu seferki bozuk düzenin değirmenine kova kova su taşıyordu. Farkında değillerdi sanırım. Yoksa bağımsız tiyatrolara, yâni halkın gerçek tiyatrolarına aşağılama niteliğindeki bu karârı vermezler, alelâcele de açıklamazlardı.
Yeni Tiyatro Ödülleri ödenekli tiyatroları ve bağımsız tiyatroları ayrı değerlendirecekmiş. Bu ortamda, bu kadar düşüncesizce bir şey olabilir mi? Siz nasıl tiyatro profesörü, tiyatro doçentisiniz diye sorabilir miyim? Neler oluyor, farkında değil misiniz? Erbil Göktaş’dan ve bu sene kimler var, bilmediğim jüri üyelerinden derhâl etraflıca düşünmesini ve bu karardan dönmesini ricâ ediyorum.
Bu karar kökten yanlıştır. Ödeneklilerin bizi ikinci sınıf tiyatro görme ve kamuoyunu böyle yönlendirme alçaklığına destektir. Aymazcadır. Yemez, ama kanser gibi yayılır, böylece özden uzak, güdümlü, hamâsetten beslenen yapılar prim yapar. Halka tiyatro diye yutturulmaya devâm eder.
Bağımsız tiyatroların yaptığı tiyatroyu en üst sınıfta değerlendirmeyen ya bilgisizdir ya da eyyamcıdır.
Bana ve ekibime acıyan ya da ikinci sınıf gören de câhilin alâsıdır.
Erbil Göktaş’ı 30 senedir tanırım. Değerli düşünceleri, yazıları vardır. Câhil olmadığını biliyorum. O zaman biraz daha akıl, biraz daha derin düşünme…
Ödenekli tiyatroları ödül mekanizmasının dışında tutarak başlayabilirsiniz.
KEMÂL BAŞAR
Tiyatro Keyfi Sanat Yönetmeni
