“Yazdığım her şey, bizzat yaşamasam bile, yaşadıklarımla yakından bağlantılıdır. Her yeni eser bana özgürleşme ve arınma sağladı; çünkü hiçbirimiz ait olduğumuz toplumun sorumluluğundan ve suçundan kaçamayız.”
Bu sözler Norveçli oyun yazarı Henrik İbsen’e ait. Yazdığı oyunlarla kendi zamanında sansasyon yaratmış, özellikle oyunlarının sonuyla adı skandallara karışmış ve belki bu yüzden kariyerinin en parlak dönemlerini gönüllü bir sürgünde, farklı Avrupa şehirlerinde geçirmiş İbsen. Oyunlarında ele aldığı meseleler ve tasarladığı karakterler, yazarın çevresinde olup bitenlerden esinleniyor. Yaban Ördeği’nin fotoğrafçı Hjalmar Ekdal’ı, İbsen’in de fotoğrafçısı olan “ilginç ama sanatsal parıltıdan yoksun” bulduğu genç bir fotoğrafçıdan alıyor esinini ya da aynı oyunun Hedvig’i İbsen’in dindar ablasıyla aynı ismi taşıyor, dönemin gazeteleri Tüccar Werle gibilerin haksız kazançlarını, kereste ticaretiyle bir gecede zengin oluşlarını yazıyor. Halk Düşmanı’nda Doktor Stockman’ın hikâyesi gazetelere haber olan bir kaplıca doktorunun hikayesinden izler taşıyor. Bunlar, İbsen üzerine okurken karşımıza sık çıkanlar. Ona Avrupa’da büyük ün kazandıran 1879 tarihli Bir Bebek Evi’nin Nora karakteri ilhamını İbsen’in tanıdığı bir kadından alıyor. Ama Nora’nın ortaya çıkışında ve devamında bundan çok daha fazlası olduğunu birkaç yıl önce öğrendim.
Oyunun olay örgüsü ve Nora karakterinin gelişiminde İbsen’in yakından tanıdığı genç yazar Laura Petersen Kieler’in olduğu son yıllarda sıkça anılır oldu. Öyle ki İngiltere’deki Breach Theatre ile Oxford Üniversitesinde tiyatro profesörü olan Kirsten E. Shepherd arasında yürütülen bir sanatsal araştırma, İbsen’in Nora’sının ardındaki Laura Kieler’e ve onun edebi mirasına odaklanıyor. Ve oyunu bu bağlamda yeniden yazan “Burning Down the House” adlı bir performans tasarımıyla uğraşıyor. “Tiyatroyu bir alev topu makinesine dönüştürerek” İbsen’i de ateşe tutan bir yaklaşımları var. İbsen gibi erkek yazarların dönemin yazar kadınlarının hikayelerini, bedenlerini sömürmeleri ve kendilerini haklı görme biçimleri nedeniyle. Oyun, Nora’ya saldırgan biçimde yaklaşan kocası Torvald gibilerin yanına oyunun yazarı ve Laura’nın dostu İbsen’i de ekliyor. Nora/Laura sadece kocasına değil yazarına/İbsen’e karşı da mücadele veriyorlar. Bu sanatsal araştırma 2024 yılında, Skien Tiyatrosu ev sahipliğiyle düzenlenen Uluslararası Ibsen Ödülleri’nin sahiplerinden biri olmuş.

Laura Kieler
Laura Kieler kimdir, peki?
Laura Petersen belediye başkanın kızı. İbsen’e hayran genç bir yazar. Yirmi yaşındayken, İbsen’in Brand oyununun devamı niteliğinde Brand’ın Kızları diye bir oyun yazıyor, oyununu İbsen’e ulaştırmaya ve hayranı olduğu yazarla tanışmaya çalışıyor. İbsen, oyununun devamını yazmaya heves etmiş bu genç yazarla ilgileniyor. Laura’nın babasının işi sebebiyle, o yıllarda Dresden’de yaşayan İbsen’i ziyaret ettiği, iki ay kadar evlerine gidip geldiği ve İbsen’in karısı ve ailesiyle de iyi vakit geçirdiği söyleniyor. Laura’nın şen şakrak biri olması sebebiyle İbsen’in ona “tarlakuşum” diye seslendiği de. (Evet, Nora oyununda Torvald, Nora’ya böyle sesleniyordu.) Laura, babasının vefatı sebebiyle Danimarka’ya yerleşiyor ve orada âşık olduğu bir öğretmenle, Victor Kieler ile evleniyor. İbsen ailesiyle yazışmayı da eksik etmiyor. Laura’nın eşi vereme yakalanıyor ve doktor sıcak bir iklime, mümkünse, ekonomik olduğu için İtalya’ya gitmelerini öneriyor. Ancak para yok ve Victor bir erkek için en kötüsünün borçlanmak olduğunu düşünüyor. Laura kocasından gizleyerek bir başkasından borç alıyor, her zamankinden çok çalışarak bu borcu kapatacağını düşünüyor. İtalya seyahatinde Victor iyileşiyor fakat Laura biriken borcu ödeyebilmek için son yazdığı kitabın yayınlanmasına umut bağlıyor. Ve sırdaşı ve danışmanı İbsen’e yazıyor, bu kitabın yayınlanmasının son umudu olduğunu ekleyerek. Laura’nın istediği şey İbsen’in yayıncısı Hegel’e kendisi için bir tavsiye mektubu yazması. İbsen biyografisi yazarları, İbsen’in Laura’nın bu eserini pek beğenmediğini, tavsiye etmekten de mahcup olduğunu, yine de bu tavsiyeyi yayıncısına ilettiğini yazıyorlar. En azından Laura’ya yazdığı mektupta tavsiye mektubunu gönderdiğini söylüyor İbsen. Mektupta İbsen ayrıca, “kadının bu kadar çok yük çekmemesi, aşk uğruna bu kadar kahıra katlanmaması ve çok çalışmaması, eşinin de bu olanları bilmeye hakkı olduğunu ve bu yükü birlikte sırtlanmaları gerektiği”ni vurgulayarak Laura’ya eşine her şeyi anlatmasını tavsiye eder. Sonuç tahmin edilebilir. Danimarkalı yayıncı Hegel, Laura’nın kitabını yayınlamayı reddeder. Laura borcu ödeyebilmek için sahte imzayla senet düzenler ve bankadan para çekmeye çalışır. Her şey ortaya çıktığında kocası Victor’un tepkisi serttir. Böyle bir kadının çocuklarına annelik yapamayacağını söyler. Sinir krizi geçiren Laura, kocası tarafından akıl hastanesine yatırılır. Çocuklarını görmesi yasaklanır, boşanma davası açılır. İbsen’in akıl hastanesinde onu ziyaret ettiği ve bu sıralarda Laura’nın hikâyesini bir oyun kurgusunda işlemeyi aklına koyduğu söylenir. Onu harekete geçiren fikir şu: “Bugünün toplumunda bir kadın kendisi olamaz; bu toplum tamamen erkek egemen bir toplumdur, kanunları erkekler tarafından yazılmıştır ve kadın davranışlarını erkek bakış açısıyla yargılayan suçlayıcılar ve hakimler vardır.”
Bir Bebek Evi oyunu çalışma notlarında Nora (belki de Laura) için şunlar geçiyor: “Sahtekarlık yapmıştır ve bununla gurur duyar; çünkü bunu kocasına olan sevgisinden, hayatını kurtarmak için yapmıştır. Ne var ki kocası, geleneksel bir onur anlayışıyla, yasanın yanında yer alır ve duruma erkek gözüyle bakar.”
İbsen’in döneminde oyunlar roman gibi okunurdu ve yazar için önemli olan önce kitap olarak basılması, farklı dillere çevrilmesiydi. Nora’nın 1879’daki ilk baskısı sekiz bin kopyayla basılıyor, ki bu oldukça yüksek. Kitap çok geçmeden başka dillere çevrilir ve yeni baskıları yapılır. Aynı yıl Danimarka’da Kopenhag Tiyatrosunda ilk gösterimi olur. Bir yandan oyun, kadın karakterin karıştığı imza sahteciliği ve finalde kocasını ve çocuklarını terk etmesiyle olay olur, çok konuşulur. İbsen’in kendisine büyük ün kazandıran Nora oyununda, yazarın (Laura’nın) rızasını almadan kendi hikayesini kullanmasına haklı olarak öfkelenir, üzülür Laura. İki yıl sonra, çocuklarını görebilmek için Victor’la barışır, çocuklarına ve evine döner, Victor’la yeniden evlenir. İlginçtir, birkaç yıl sonra sahnelenecek ve ona ün kazandıracak oyunu Onurlu Adamlar’ı yazıp yayınlatır. Oyunda İbsen’e üstü kapalı göndermeler olduğu da eleştirmenlerce not düşülmüş. İbsen, Nora’sı ün kazanırken içerideki hikayeyle Laura kendi hayatının ifşa edildiğini ve toplum nezdinde bir kez daha küçük düşürüldüğünü düşünür. Herkes onu imza sahteciliğiyle bilecektir.
Beni bu hikâyede İbsen’in yanı sıra, eylemleriyle dehşete düşüren bir diğer isim, dönemin İbsen kadar ünlü, köşe başlarını tutmuş yazar ve teorisyeni George Brandes oldu. İbsen’in dostlarından ve esinlendiği isimlerden olan Brandes, 19.yüzyıl edebi akımları ya da yönelimleri konulu konferans serisiyle dönemin yazarları üzerinde ve edebiyat hayatında belirleyici bir isim. Brandes, bir yazısında Nora oyununa esin kaynağı olan genç yazarın (Laura Kieler) söylendiği gibi hasta eşini tedavi etmek için değil, evini dekore etmek için imza sahteciliğine giriştiğini yazar. Bu hamlesiyle İbsen’i korumak istediği kadar genç yazar kadınlara yönelik bir düşmanlığı da körükler. Brandes’in yazısı büyük yankı uyandırır ve Laura’yı çok üzer. Laura, İbsen’in bir arkadaşına ulaşarak, İbsen’in bir açıklama yapmasını ve bu yazıyla ilgili bir yalanlama yayınlamasını ister. İbsen, Kieler çiftinin kendileri çıkıp da yalanlamadığı bir şeyi niye kendisinin yalanlayacağını anlamsız bulduğunu belirterek bu öneriyi reddeder. Kısa bir süre sonra Laura, İbsen’in yaşadığı dairede yazarla bir araya gelir ve dört saatlik bir görüşme gerçekleştirir. Biyografik çalışmalarında bu görüşme sırasında İbsen’in ağladığını ama yine de Brandes’in makalesiyle ilgili bir yalanlama yayınlamayacağını söylediğini yazar. İbsen’in biyografisini yazan Meyer, kolaylıkla bir gazetede bu yalanlamayı bastırabilecek İbsen’i bu tavrından dolayı “korkak ve iki yüzlü” bulur. Öte yandan Meyer, bu “gözü yaşlı görüşme”yi “hayatı uzun süren bir trajedi olan yaşlı bir kadının (Laura) karışık ve renkli bir fantezisi olabileceğinden de şüphelenir.”

My nNme İs Laura Kieler- Breach Theatre
Nora oyununun da döneminde çok kolay kabul görmediğini biliyoruz. Laura gibi Nora’ya da rahat yüzü yoktur. Örneğin oyun ilk kez sahnelenecekken Nora oynayacak oyuncu yazardan finali değiştirmesini, mutlu son yazmasını ister. Kocasını ve çocuklarını terk eden bir Nora’yı değil, evine dönen, barışan bir Nora ister. Oyun bir müddet böyle bir sonla oynanır ancak dönem Laura ve kuşağı yazar kadınlarının da öncülüğüyle kadın hareketinin yükseldiği bir dönemdir ve seyirci artık kapıyı çarpıp giden Nora’ları görmeye hasrettir.
Bir yılbaşı (Noel) arifesi hiç ummadığı bir dönüşümü yaşayan Nora’yı yeni bir yıla girdiğimiz günlerde yeniden okurken Nora’nın ardında yer alan “gerçek Nora’nın” hikayesini de bir kez daha kurcalamak ve yaşadığım şaşkınlığı bir yazıyla paylaşmak istedim. İbsen’in gözlemlediği bir insanın hayatından esinle bir oyun yazmasında çok rahatsız edici bir şey göremiyorum açıkçası. Üstelik Nora ve Laura’nın eylemlerindeki benzerliğin ötesinde İbsen’in oyunun da birçok yenilik var dramatik tasarıma dair. (Zamanın Noel arifesi olması, Tarantella dansı, Torvald’ın veremden değil çok çalışmaktan hasta oluşu, Dr. Rank’in kalıtsal hastalığı…) Ancak rızası alınmadan bir hikâyenin kullanılması, üstelik bu hikâyenin sahibine zarar olarak dönmesi, aile dostu bir insanın bu koşullarda yalnız bırakılması insanı şaşırtıyor. İbsen araştırmacılarından Joan Templeton, “Ibsen’in hayatta, kitaplarında olduğu kadar cesur kararlar alamadığını” söylerken haklı sanırım. Laura’nın yalanlama isteğini gerçekleştirmek neden onun için bu kadar güçtü? Laura’nın genç bir yazar kadın olarak karşılaştığı tüm o erkeklerden oluşmuş edebiyat ve yasa koyucular dünyasında karşıt bir şey yapmak İbsen için de zordu sanırım. Sonraki oyunlarını yazma sürecinde Brandes’le mektuplaşmalarına bakılırsa edebiyat ve yayıncılık dünyasının yasa koyucularıyla dengeleri de hep korumak zorunda kalmış. Breach Theatre’in araştırmasına yön veren soru bu noktada önemli. Bir hikâyeyi anlatma hakkı kimindir? Dedikleri gibi İbsen en azından Laura’dan esinle yarattığı ve başka bir gelecek biçtiği Nora’da Laura’nın sesini duyurmuş ve onu yüceltmiş midir? Yoksa Laura’yı uzun süren bir travmaya mı mahkûm etmiştir? Birinin hikayesine empatiyle yaklaşıp gerçek hayatta onun yapmasını isteyip yapmadığı şeyi kurmacada yaptırmak ile hikayeleri sömürmek ve mutsuzluk yaratmak arasında nasıl bir fark var?
Nora’ya mutlu son arayan zihin, Laura’ya bir mutlu son arıyorsa, onun Onurlu Adamlar’la başlayan edebiyat hayatının devam ettiğini, kitapları yayınlanan ve ülkenin politik gündemiyle ilgili yazılarıyla da tanınan önemli bir yazara dönüştüğünü ve 21. yüzyılda sanatsal araştırmalarla külliyatının yeniden açıldığını, bu yüzyılın kadın hareketiyle diyalog içinde Nora’nın hikâyesine sızarak kendi hikayesini sahnede anlatmaya başladığını söyleyerek bitireyim.
EYLEM EJDER
Okuma Önerileri:
Joan Templeton (1989). “The Doll House Backlash: Criticism, Feminism, and Ibsen”, Modern Language Association. Vol.104, s.28-40.
Breach Theatre. “Burning Down the house”, https://www.breachtheatre.com/burning-down-the-house-in-development/ Erişim Tarihi: 03.01. 2026
Breach Theatre. “My name is Laura Kieler”, https://www.breachtheatre.com/my-name-is-laura-kieler/ Erişim Tarihi: 03.01.2026.
Torch: The Oxford Research Center in the Humanities. https://www.torch.ox.ac.uk/my-name-is-laura-kieler-the-true-story-of-ibsens-a-dolls-house-0 Erişim Tarihi: 03.01.2026
Ibsen Scope. “Burning Down the House”, https://ibsenscope.com/grants/winner/burning-down-the-house/ Erişim tarihi: 03.01.2026.
Searching for Nora. “Laura Kieler”. https://searchingfornora.com/laura-kieler-ibsens-nora/ Erişim Tarihi: 03.01.2026
Michael Meyer (1971). Ibsen. Garden City: Doubleday.
