Ev nedir, ait olmak nedir?
“Ev nedir?” denilince ilk akla gelen cevap “Ev insanın kendini ait hissettiği yerdir.” olur. Bu ait hissetme kişinin yalnızca fiziksel olarak orada olmasını, bulunmasını değil; bütünsel, organik bir bağ kurma hâlini de kapsamaktadır. Kişi varlığını pek çok farklı biçimde olumlarken temel olumlama, bir yere aidiyettir. Bu yolla kişi varlığının bilincinde olarak toplumsallaşır.
Abısta Tiyatro’nun 19 Ocak günü Beyoğlu Ses Tiyatrosu’nda prömiyerini yaptığı “Çok Fazla Uzaklaşmış Olamam Evimden” adlı oyunu, ev metaforu üzerinden var olmayı, görünür olabilmeyi, ötekileştirilmeyi işliyor. Bu metaforun sahipleri hiçbir yere ait olmayanlar. Yazar- yönetmen Nazlı Başaran mekânsız, zamansız kimseleri görünür kılarak “öteki” olanı sahne önüne çıkarıyor.
Onlar – Biz
“Her zaman bizi çağır. Bizi destekle. Bizim avuç içlerimizi okşa. Biz seni görürüz. Sen bizim alkışımız ol. Biz sana iyi bakarız. Sen bizi uyluk kemiğimizden tanı. Biz sana merhamet gösteririz. Anlayacağınız onlar bizi hep seveceklerini söylüyorlar. Ama bir şartları var.”

Absürt tiyatroda sıklıkla tercih edilen “kimliksizleştirilme”, bu oyunda da karakterlerin adlarının numaralardan ibaret olmasıyla karşımıza çıkıyor.
Evlerinden uzaklaştırılmış olan NO1, NO2, NO3, NO4 ve NO5 için zorunlu kılınan uzam tekinsiz, karanlık, dar sınırlar içinde yaşamayı zorunlu kılan bir atmosfer. Sahne zamansızlığın alımlanacağı şekilde örülerek zaman belirsiz kılınıyor. Sıkışmışlık vurgusu, kapalı-içeride olma durumuyla pekiştiriliyor. Mekânın kasveti ve karanlığı karakterlerin içinde bulunduğu baskıyı, ümitsizliği ve özgürlükten yoksun olma hâlini yansıtıyor. Öte yandan, oyunun karakterlerin bavullarda uyuklamalarıyla açılması, oyun boyunca vurgulanan “sıkıştırtılma”ya dair bir ipucu. Başat aksesuar olan bavulun dekoru da oluşturduğunu, sahnede yığınla bavul olduğunu görüyoruz.
“Işığı ceplerimize doldurmalıyız. Bu cılız ışık bizim ışığımız.”
Özgürlüğü karşılayan ve oyunda en önemli gösterge olan ışık, eve ulaşma çabasını ve eski özgür yaşamı çağrıştırıyor. Karakterler ellerinden alınmış olana ulaşmaya çabalıyor ve onu arzuluyorlar.
Korkunun hâkim olduğu oyunda karakterler sürekli olarak tekinsizlik içinde ve tedirginken seyirciler de çalınan kapıyla dışarının, yani “diğerlerinin” tehlikesini duyarak karakterlerin yaşadığı korkuyu duyumsuyorlar.
Cehennem Başkalarıdır
Karakterler oyun boyunca dışarıya ait olanı, ışığı arzuluyor ve ona ulaşmak için birbirleriyle mücadele ederek birbirlerini suçluyorlar.
“Aç köpekler gibi saldırıyorsunuz. Hepiniz birbirinizi bir avuç ışık için öne atıyorsunuz.”
Jean Paul Sartre’ın Gizli Oturum oyunundaki gibi, içeride olmaya mecbur edilme; bu mecburiyet içerisinde suçlayıcı bakışlar, suçlayıcı gözlerle örülü bir evrenin işlenmesini andıran oyun aklımıza şu alıntıyı getiriyor: “Cehennem başkalarıdır.” Diğerlerinin ötekileştirmelerine maruz kalmanın yanında, biz de birbirimizin cehennemi haline geliyor ve böylelikle diğerlerinin arzuladığı ortamı sağlayarak uyumluluk seviyesini yükseltmeye çabalıyoruz. Birisi özgürlüğü arzularken bir başkası bu özgürlüğe karşı çıkarak onun da kendisi gibi uyumlu olmasını ve belirlenen sınırların dışına çıkmamasını isteyebiliyor. Oysa, dayatılan çıkışsızlıkla birlikte kabullenmeyi olumlayan da, bunu kurgulayan da başkalarıdır.
Çekincesiz sorgulamalısın şairliğini, kalemini kırmalısın
“Ben bir başkasıdır” diyemiyorsan çıkmışken şu yola
Ve üstü örtülemeyen gerçekliğin şahidi olmak varken
Bin yılların dipnotunu düşmek varken tarihe…

Rimbaud da tıpkı Jean Paul Sartre gibi, bir başkasının ‘’biz”in inşasında etkili olma durumunu, yaşamı inşa etmenin başkasının yaşamıyla var olduğunu görerek, başkasıyla var olma durumunu Ben Bir Başkasıdır şiirinde işliyor. Aslında biz yaşantılarımızı aslında bize özgü sanırız fakat yaşam tam olarak başkalarının yaşamıdır. Bunun ayırdında yaşamak ise oldukça az rastlanan bir durumdur. Bunu fark eden karakter ise paradoksal sancılanmalar içeresinde dönüşümünü sağlayarak başarılı bir dramatik kurguyu sağlıyor.
Bir bakıma, Shakespeare’in defalarca yorumlanan oyunu Hamlet’in sahip olduğu dramatik sancı da böyle bir şey. Hamlet başkalarının hayatını yaşadığını, başkalarının oluşturduğu kanonlara göre öç almak durumunda olduğunu gören bir karakter olarak dramatik karakterler arasında tarihsel bir konuma sahip. Bu oyunda da, NO3 karakterinin dönüşüm aşamalarını görebilmek mümkün olsaydı, dramatik kurgunun daha sıkı örülebileceği söylenebilir.
Yalnızlığı kendin seçmişsin gibi davranıyorsun. Bu korkunç yalnızlıkla başa çıkmak için böyle bir hikâye mi uydurdun kendine?
NO5, yaşantısını kendi tercihi zanneden NO1’in aslında kendisine dayatılan yaşamı istemeden de olsa nasıl içselleştirildiğini vurguluyor bu replikte. Bizler kabullenmiş çaresizlik içindeyiz diyor oyun. Oyunun önünü açtığı sorgulamardan biri de bu.

Günümüzde, sosyal medya platformlarında kaliteli yaşam rehberleri bireyselliği tüm insanlığı kurtaracak yegâne güç olarak sunarken, biz sistematik bir şekilde yalnızlığı benimsemekte ve bencilleşmekteyiz. Toplumsal olandan uzaklaştırmak sistematik bir yöntem olarak işlerken biz yalnızlaşmanın, – oyundaki “içeri”– içerisinin daha güvenli olduğunu düşünüp özgürlüğü unutmuş bireyler olarak tüm bencilliğimizle mutlu yaşam rehberlerinin zavallı birer müridi haline geliyoruz. Peki bunun ne kadar farkındayız?
Öğrendiğim dil ne demek? Dil demek onların dili demek. Sonra kendi dilimi unuttum. Ve evvela onların yaralarını yaladım köpekler gibi.
NO3 oyunda öncü rolünde olan karakter. Dönüşümünün gerçekleşme aşamasını tahmin ederek son aşamalarına -karakterin dönüşümünde son aşamalar- tanık olduğumuz karakter NO3, kabullenilmiş çaresizliğe yenilmeyi reddederek diğerleriyle olmayı tercih etmeyen ve kanonlarını yıkmaya çabalayan isyancı güç rolünde. Özgürlüğü korkusuzca kucaklamayı arzulayan ve bunun için ölümü dahi göze alan bir devrimci adeta. Eylemci karakter NO3, NO5’i eylemsellikten uzak pratiği ile eleştirerek “Yazdıklarınla bir yere varıyor muyuz? Artık susmak istemiyorum. Ben bu kapıyı kırıp dışarı çıkmak istiyorum.” diyor. NO5 ise eylemsellikten uzakta, teoride kalan tepkiselliği ile eleştirilen bir yazar. Bu noktada, oyun metni sol literatürde sıklıkla karşılaşılan teori – pratik tartışmasını açarak eylemsellikten yana tavır alıyor.

Girdik biz de bu deliğe. Herkes izledi. Bir çift göz izledi bizi. Gözledi.
Gözlenmek; absürt tiyatroda en fazla tercih edilen tekinsizlik yaratma biçimlerinden biri olarak karşımıza çıkar Bu oyunda da duymak eyleminden sonra gözlenmek, tercih edilen tekinsizlik biçimlerinden biri; fakat bu söylem düzeyinde tercih edildiği için duyma kadar etkili olmuyor. Oyuncuların da söylem düzeyinde içselleştirdiği görülen bu tekinsizlik durumu biraz yüzeysel kalıyor.
Oyuncuların ilk oyun heyecanını hissettiğimiz oyun, yer yer yüzeysel repliklerle örülmesine rağmen oldukça başarılı ve etkili bir koreografi ile ile öne çıkıyor. Koreografinin etkisi yalnızca illüzyon yaratmaktan ve seyircilerin odağını canlı tutmaktan ibaret değil. NO3’ün özgürlüğe ulaşma çabasına dair önemli bir destekleyici unsur olan koreografi, özgürlüğü simgeleyen ışığa ulaşmaya çalışma çabasını da yansıtıyor ve oyunun nabzını tekdüze olmaktan uzaklaştırıyor. Oyun iniş çıkışlı, tekdüze ritme sahip olmayan bir yapıda tasarlanmış.
Oyuncuların sahnede kolektif anlayışla yakaladıkları başarılı uyum, oyunun uzun süren bir çalışmanın ve emeğin ürünü olduğunu kanıtlıyor. Bu noktada, Atakan Şurdum Avcı, Mert Aşemez Pihava, Pelin Habiçoğlu, Setenay Özbaşve Recep Özdemir’in başarılı oyunculuklarından bahsetmeden geçmek eksik kalacaktır.

Son olarak, oyun uzamı ve seyir uzamına değinecek olursak: Ses Tiyatrosu’nda yapılan prömiyerde, her iki uzamın bütünleştiğini gözlemlediğim oyunun küçük sahneler için büyük kalabileceğini, daha büyük sahnelerde ise küçük kalabileceğini tahmin ediyorum. Bu nedenle oyunun seyir zevkinin orta ölçekte sahnelerde yükseleceğini düşünüyorum.
ELİF ŞEKERCİ
Oyunun Künyesi:
Yazan ve Yöneten: Nazlı Başaran
Reji Asistanı: Göksu Şekeroğlu
Proje Koordinatörü: Pelin Habiçoğlu
Oyuncular
Atakan Şurdum Avcı, Mert Aşemez Pihava,
Pelin Habiçoğlu, Setenay Özbaş, Recep Özdemir
Işık Tasarım: Alev Topal
Dekor Tasarım: Mert Aşemez Pihava
Kostüm Tasarım: Atakan Şurdum Avcı
Afiş Tasarım: Mert Aşemez Pihava
Hareket Düzenlemesi: Nazlı Başaran
Oyun süresi: 65 dk / Tek Perde
Oyun Programı:
27.02.2025 Perşembe / 20:30
Claphall / İstanbul
11.03.2025 Salı / 20:30
Eksi On Altı Mekan (Karma Drama) / İstanbul
20.03.2025 Perşembe / 20:30
Koma Sahnesi / İstanbul

