Murat Gülmez, Türk tiyatrosunda özellikle dekor ve sahne tasarımı alanındaki çalışmalarıyla öne çıkan ödüllü bir sahne tasarımcısıdır. Lisans eğitimini Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sahne Tasarımı Bölümü’nde tamamlamıştır. Akademik eğitimi süresince sahne estetiği, mekân dramaturjisi ve görsel anlatı üzerine yoğunlaşmış; tasarım pratiğini kuramsal bir zeminle birlikte geliştirmiştir.
Gülmez’in sahne tasarım anlayışı, metnin dramatik yapısını mekânsal bir dile dönüştürme üzerine kuruludur. Çalışmalarında dekoru yalnızca bir arka plan unsuru olarak değil, dramaturjik anlatının aktif bir bileşeni olarak ele alır. Özellikle çağdaş tiyatro metinlerinde parçalı yapı, bellek ve zaman ilişkisini sahne mekânı üzerinden görünür kılmaya yönelik tasarımlarıyla dikkat çekmektedir.
Sanatçı, profesyonel kariyeri boyunca İzmir Devlet Tiyatrosu ve Kocaeli Şehir Tiyatroları başta olmak üzere, birçok alternatif tiyatrolarda ve önemli kurumlarda birçok oyunun sahne ve dekor tasarımını üstlenmiştir. Bu üretimler, hem klasik hem de çağdaş metinlerin sahnelenmesinde görsel anlatının belirleyici rolünü güçlendiren niteliktedir.
İzmir Devlet Tiyatrosu’nda sanat hayatına devam eden Gülmez, tasarımını gerçekleştirdiği yapımlar arasında Yaşamak mı Yoksa Ölmek mi ve Medea Material gibi dikkat çeken projelerle tiyatro çevrelerinde geniş yankı uyandırmıştır. Bu yapımlarda geliştirdiği sahne estetiği, mekânın dramatik gerilimle ilişkisini derinleştiren özgün çözümler sunmaktadır. Gülmez, kariyeri boyunca bir çok oyunda görev yapmış ve birçok ödül kazanmıştır.

Murat Gülmez
Görev Aldığı Bazı Oyunlar:
2025 — Faust (Dekor Tasarımı), Beyaz Adam Ağaçı Keser (Afiş), Kerbela (Dekor Tasarımı), İki Yeşil Susamuru (Dekor Tasarımı), Hepyek (Dekor Tasarımı), Yalancı (Dekor Tasarımı)
2024 — Medea Material (Dekor Tasarımı), Kaktüs Çiçeği (Dekor Tasarımı), Devlet Ana (Dekor Tasarımı), Aldatma Sanatına Giriş (Dekor Tasarımı), Çifte Nikah (Dekor Tasarımı), Rembetiko Efsanesi (Dekor Tasarımı), Nereye (Dekor Tasarımı)
2023 — Martı (Dekor Tasarımı)
2022 — Troyalı Kadınlar (Dekor Tasarımı), Çılgın Zamanlar (Dekor Tasarımı), Othello (Dekor Tasarımı), Yaşamak Mı Yoksa Ölmek Mi? (Dekor Tasarımı), Annapurna (Dekor Tasarımı)
2021 — Tek Başıma (Dekor Tasarımı), Sırça Kümes (Dekor Tasarımı), Vahşet Tanrısı (Dekor Tasarımı)
2020 — Yastık Adam (Dekor Tasarımı)
Ödüller
Yapı Kredi Afife Tiyatro Ödülleri (2024) – Yılın En Başarılı Sahne Tasarımı – Yaşamak mı Yoksa Ölmek mi
Yapı Kredi Afife Tiyatro Ödülleri (2025) – Yılın En Başarılı Sahne Tasarımı – Medea Material

Faust
Deniz Genç: Sahne tasarımınızda beslendiğiniz temel kaynaklar nelerdir ve bu etkiler estetik yaklaşımınızda nasıl bir sahne diline dönüşür?
Murat Gülmez: Benim için sahne tasarımının kaynağı tek bir disiplin değil — gündelik hayatın tamamen kendisi. Bir inşaat alanındaki iskelet sistemi, terk edilmiş bir fabrikanın paslı yüzeyi ya da müze salonundaki sessizlik… Hepsi sahneye taşınabilecek potansiyel mekânlar bunlar. Bunları doğru şekilde kodlayıp matematiğini oluşturursan sahneye çok güzel oturtuyor ve o duyguyu verebiliyorsun. Zaten hayatın içinde olan şeyler bunlar.
Bunun yanında resimden ve ressamlardan çok besleniyorum; özellikle enstalasyonları izlemeyi ve incelemeyi seviyorum. Geçmişten bugüne yapılmış işlerin bazı parçalarını kendi oyunlarımda da kullanmışımdır. Bir de sinema dilini seviyorum — özellikle “cut” kavramını. Bir şey geliyor, “cut”, sonra yeni bir şey başlıyor. Yani tek bir mekânın kurgusundan ziyade aynı mekânın çok farklı açılardan gösterilmesi beni ilgilendiriyor. Bu da sahnenin dönebilmesini, aynı nesnenin farklı açılardan farklı duygular yaratmasını sağlıyor.
Deniz Genç: Dünya sahne tasarımı pratiğini takip ederken hangi tasarımcılar veya estetik yaklaşımlar sizin için referans oluşturuyor ve yönetmen–tasarımcı birlikteliği sizin üretim sürecinizde nasıl karşılık buluyor?
Murat Gülmez: Aslında belirli isimleri takip etmiyorum. Günümüzde bilgiye ve görsele ulaşmak çok kolay olduğu için belli isimlerden çok onların sahneye nasıl bir yaklaşımla koyduklarıyla ilgileniyorum. Özellikle mekânı sabit bir dekor olmaktan çıkaran, organik bir yapıya dönüştüren performans işlerini seviyorum.
Yönetmen ve tasarımcı ilişkisine gelince; bu ilişkide genellikle bir hiyerarşi gözetildiğini görüyorum ama bence olmamalı. Ben düşünce ortaklığını daha doğru buluyorum. Hiyerarşi olursa bir sanatçı diğerinin yaptığına saygı duymuyor. O yüzden hiyerarşiyi yok ediyorum — onun fikirlerini dinliyorum, onun da benimkileri dinlemesini istiyorum. Eğer masa başındaki çalışmada fikir ortaklığı sağlanamazsa açıkça söylüyorum: “Teşekkürler, ama olmayacağı belliydi.” Boşu boşuna birbirimizi yoralım. Ben emir eri değilim, arada fark var.
Yönetmen de işe bu hiyerarşiyle girmemeli; herkesin fikrinden beslenebilmeli ve akıllıca davranmalı. Tasarımcıyı doğru yönlendiren, onun fikirlerinin altını çizen ve ona alan bırakan yönetmenlerle çok güzel işler çıkıyor.

İki Yeşil Su Samuru
Deniz Genç: Sahne tasarımını bir ‘mekân üretimi’ mi yoksa bir ‘anlam üretimi’ pratiği olarak mı görüyorsunuz?
Murat Gülmez: Sahne tasarımı benim için mekân üzerinden anlam üretme pratiğidir. Kurulan her mekân bir düşünce biçimini temsil eder. Bu açıdan bakıldığında boş bir platform bile anlam taşır — o anlamı belki sadece biz biliriz, seyirci anlamayabilir, ama orada son derece zekice kurgulanmış bir anlam vardır. O boş alan seyircinin kafasında bir beklenti de yaratır; beklenti fikrinin kendisi bile bir kavramdır.
Çok güzel bir sözüm var: “Tiyatro teklif eder, tiyatro asla zorbalık yapmaz. ‘Bunu anlayacaksın’ demez.” Biz sadece teklif ederiz. Siz ne anlıyorsanız o. Sanatın özü de bu. Ben size dikte edemem. Bir sanat eserinin künyesinde ne anlattığını yazmak kadar kötü bir şey yok — yapma! Beni yönlendirme. Biz de sahnede bunu yapıyoruz. Nihayet Makamı’na gelen seyirci oyunla öyle organik bir bağ kuruyor ki: “Girdik ne bu dedik, çıktık evet buymuş dedik.” Olay tam da bu.
Deniz Genç: Dekor sizin için metni taşıyan bir araç mı, yoksa metni dönüştüren bağımsız bir özne mi?
Murat Gülmez: Dekorun sadece metni taşıyan bir araç olduğunu düşünmüyorum. Doğru kurulduğunda metni dönüştüren bir özneye dönüşebilir. Bazen bir sahne tasarımı metinde olmayan bir duyguyu görünür kılar ya da metnin o duygusunun altını sert bir biçimde çizer. Önemli olan bunu bilinçli olarak seçmek.
Bu yüzden dekor metinle eşit düzlemde vardır; bir anlatımın katmanıdır. “Metin özne, dekor yan öğe” diyemeyiz — hepsi aslında öznedir. Öyle düşündüğümüzde çok zekice işler yapabiliriz.

Medea Material
Deniz Genç: Bir sahne tasarımında boşluk ve doluluk arasındaki dengeyi nasıl kuruyorsunuz?
Murat Gülmez: Boşluk benim için aktif bir unsurdur. Her şeyi doldurmak yerine izleyicinin zihninde tamamlayacağı alanlar bırakmayı önemsiyorum. Doluluk ise ancak gerekli olduğunda devreye girer. Bu dengeyi kurarken sahnenin nefes almasına izin vermek en temel düşüncem — aşırı boşluk da iyi değil, organik olması önemli.
Bir de dikkat ettiğim şey şu: Sahne yatay ve dikey olarak düşünülür. Seyirci yatay unsurları görmez, ama yatay oyuncu için çok önemlidir — dizilim yapılır, katman oluşturur. Dikey olanı ise seyirci görür; dikey nesneler vurucu olandır, yatay nesneler oyuncu içindir. Ben hikâyeyi böyle ayırıyorum. Oyun kalabalıksa mutlaka yatay düzlemler oluştururum; az kişiliyse yataydan çok dikeye giderim. Bu da oyunun öznesini o katmana doğrudan yerleştirir.
Deniz Genç: Estetik ile işlevsellik çatıştığında hangi taraf ağır basar?
Murat Gülmez: Başından beri konuştuğumuz hikâye bu aslında. İşlevsel olmak bizim için çok önemli — zaten az zamanımız var, deneme-yanılma lüksümüz yok. Aklıma ilk gelen hem estetik hem işlevsel olmak zorunda. Bu yüzden kalem elime gelmeden çok önce bir sürü şey dönüyor kafamda: Yatarken, televizyon izlerken, yolda yürürken sürekli düşünüyorum. “Çok estetik, çok güzel ama kullanamayacaklar” ya da “Atölye bunu yaparken çok zorlanacak” gibi çatışmalar yaşıyorum — ama bir yandan da çatıştırmamaya çalışıyorum. Estetik işlevin içinden doğduğunda anlamlı hale geliyor.
Bir tercih yapmak gerekirse, oyuncunun hareketini kısıtlayan bir estetik yaklaşımın sürdürülebilir olmadığını düşünüyorum. Kollektif bir iş yapıyoruz; oyuncunun dekorları işlevsel kullanması şart. İşlevsellik estetiğin yönünü belirleyen rehberdir.

Nihayet Makamı
Deniz Genç: Işık, ses ve nesne ilişkisini dramaturjik bir yapı mı yoksa atmosfer kurucu bir katman olarak mı ele alıyorsunuz?
Murat Gülmez: Işığı hiçbir şekilde ayrı düşünemezsin. Ben yaptığım her tasarımın ışıkla birlikte değer kazanacağını bilerek yaparım. Ama Devlet Tiyatrosu gerçeğini de göz ardı edemiyorum — çok başarılı ışık tasarımcılarımız olduğu gibi, düşük profilli olanlar da var. Eğer kimliği güçlü değilse o tasarımcıya düşer diye, ışık tasarımcısından bağımsız olarak da değer kazanacak şekilde çalışırım: ya boyarım ya da kendi içinde gölge oyunları yaratırım. İyi bir ışık tasarımcısı varsa o gölgelere girmem, doğru açılardan işi bitirir — ama kimin yaptığı önemli.
Rahmetli Seyhun Ayhan Işık ile otururken bir fikir söylerdim: “Bak böyle sallanan spotlar yapalım, ışıklar sahnenin üzerinde gitsin gelsin.” O da “Murat, bu bana yazar” derdi. Ben de “Yazsın, sana yazsın” derdim. Ama finalde çok güzel bir iş olurdu. Bir de şöyle bir anlayış var: “Ben yaparım, siz koyun.” Ama sen o objeyi cayır cayır yakıyorsun, bütün sahteliği ortaya çıkarıyorsun. Dekor bir nesne boyarken nasıl üç renk kullanılırsa — orta ton, açığı ve koyusuyla boyut yaratılırsa — ışıkta da öyle. O objeye üç gölge vermezsen boyutlandıramazsın. Hepsini yanlış katmanlayınca son derece estetikten uzak bir görüntü çıkıyor.
Deniz Genç: Sahne tasarımında seyirciyi pasif bir gözlemci olmaktan çıkaran yaklaşımlarınız nelerdir?
Murat Gülmez: Bunu kasıtlı olarak yapmıyorum — kasıtlı yapınca çok didaktik oluyor. Seyirciyi direkt içine almak iyi bir şey değil. Belirsizlik, eksiklik ve çağrışım alanları bırakmak önemli. İzleyici sahnede gördüğüyle kendi deneyimi arasında bir bağ kurduğunda artık sadece izleyen değil, oyunun bir parçası haline geliyor. Bunun için izleyicinin sahnede tanıdık bir şey görmesi gerekiyor — eğer çok ekspresyonist bir iş yapmıyorsan, gören kendisiyle bağ kuruyor.
Ama açıkçası ben hiçbir tasarımı “bağ kursun” diye yapmıyorum. Genel hikâyede oyuna hizmet ediyor mu, etmiyor mu diye bakıyorum. Bazı seyirciler geçmişini görüyor, bazıları “Ben bunları yaşadım” diyor — ama hiçbir şey ifade etmeyen de olmuyor. Sonuçta “teklif ve alış hikâyesi” bu. Ama bunu asla öncelemiyorum.

Yaşamak mı Yoksa Ölmek mi
Deniz Genç: Bir sahne tasarımının başarısını ne belirler: metinle kurduğu ilişki mi, yönetmenle uyumu mu, yoksa seyircide yarattığı etki mi?
Murat Gülmez: Ayırmak zor, ama en belirleyici olanın seyircide yarattığı etki olduğunu düşünüyorum. Çünkü bir prodüksiyonu çıkarmaya çalıştığımız bütün sürecin sonunda o karşılaşma anı için yapıyoruz bunu. O yüzden ben ilk prömiyer akşamlarında protokolde değil, seyircinin arasında otururum. Dekor o karanlıkta ilk göründüğünde sağı solu dinlerim — ne düşünüyorlar diye. Işıklar henüz o büyülü dünyayı aydınlatmadan önceki o an çok önemli.
Ama şunu da söyleyeyim: Bugüne kadar aldığım 5-6 ödülün prodüksiyonu kötüydü — yönetmenin başarısızlığıydı. Bir prodüksiyon sadece dekor üzerinden ödül alıyorsa, o iş aslında tiyatro değil; ben orada şov yapmışım, o kadar. Bu benim için ödüllendirici değil, bir ceza aslında. Haddinden fazla bir şey yapmışım ve onların üstüne çıkmışım — bu benim hatam. Yönetmenin de beni durdurmamış olması onun bakış açısıyla ilgili. Orası benim oyun alanım, ben coşarım, her şeyi yaparım; ama birinin beni dizginlemesi lazım. Yönetmen beni durdurmazsa ben herkesi öldürürüm orada.
Deniz Genç: İki Yeşil Su Samuru’nda sahne tasarımınız, gerçeklik ile kurmaca arasındaki geçişleri nasıl ele aldı?
Murat Gülmez: İki Yeşil Su Samuru çok fazla sahnesi olan, bazıları yarım sayfa bazıları iki sayfa, tonlarca geçişi olan zorlu bir oyun. Aslında tiyatro için yazılmamış; sonradan tiyatroya montaj yapıldığı için en büyük problem de buydu. O yüzden yürüyüş yolları yaptık. İşlevsel oldu mu? Bence çok olmadı. Fikir güzeldi ama uygulamada düşündüğüm gibi olmadı — sahneler o kadar kısa ki, bir şeyin banttan gelmesi ve sahnenin bitmesi çok kısa süre alıyor. Öyle bir şey kurguluyorsan tadı olması lazım; her tabloda tekrar edince olmadı. Ona göre tabloları seçip, o tablolara göre kullanılmalıydı. Fikir güzeldi, uygulama yanlıştı.
Bu oyunda mekânı sabit bir gerçeklik olarak kurmak yerine akışkan bir yapı olarak düşündüm. Nesneler ve yüzeyler sahne boyunca anlam değiştirerek gerçeklik ile kurmaca arasında bir geçiş alanı oluşturdu; seyirci net sınırlar yerine sürekli dönüşen bir algı içinde kaldı. Fikir buydu. Ama bazen düşündüğün şeyle uyguladığın tutmuyor — bunlar gerçekler.

Faust
Deniz Genç: Faust’ta tarihsel atmosfer ile çağdaş sahne dili arasında nasıl bir denge kurdunuz?
Murat Gülmez: Faust’ta tarihsel bir atmosferi birebir kurmak yerine özünü bugünün diliyle yeniden yorumlamayı tercih ettim. Malzeme seçimleri ve sahne düzeni geçmişe referans verirken aynı zamanda bugünün estetik algısıyla ilişki kuracak şekilde tasarladım. Bazı yüzeyler özellikle mapping’e hizmet etsin diye oluşturuldu; oyunda bu yüzden tüm yapı ton-sur-ton görünüyor — konstrüksiyonun dışında renkler tek tonda. Böylece projeksiyon geldiğinde aşırı renklerle boyamasının önüne geçtik.
Bir sorun da sahne seçimiydi. Ayşe Emel Mesçi tarihsel dokusu nedeniyle Ankara Küçük Tiyatrosu’nu seçti; ama Faust gibi bir oyun için kulis derinliği bu kadar az, kulisleri bu kadar yetersiz küçük bir yerde çalışmak benim için çok zorlayıcıydı. Uyarılarıma rağmen çalışmayı yaptık, sahnenin önüne köprü kurduk, uzatmalar ekledik. Bu ne doğurdu? Oyun turneye gittiğinde o köprüleri yeniden bağlamak gerekiyor — aynı sahne derinliğindeki mekânı bulmak lazım. Pratikte Faust her yere gidemez hale geldi. Şimdi devamlı arıyorlar: “Nasıl sokacağız?” Geçmiş olsun. Ben uyardım.
Deniz Genç: Medea Material sahnelemenizde mekân, metni destekleyen bir arka plan mıydı, yoksa başlı başına bir anlatı unsuru mu?
Murat Gülmez: Bu projede kesinlikle mekân bağımsız bir anlatı unsuruydu. Oyuncunun bedeniyle sürekli ilişki kuran, onu yönlendiren ve zaman zaman sıkıştıran bir yapı olarak kurguladım. Böylece metnin duygusal yoğunluğu sahnede fiziksel olarak karşılık buldu — amaç da buydu, güzel de oldu.
Ama Heiner Müller ve avangart tiyatro özel bir alan; standart bir cevapla üzerinden geçmek doğru olmaz. Avangart tiyatronun varoluşunda hem çelişki hem uyum var — çelişki de işe yarıyor. Mekânı bambaşka kurgulayıp oyuncu bambaşka oynadığında da etkisi olabiliyor. Avangart tiyatro biraz bukalemun gibi: doğru anlatıya ulaşılacaksa uyuma gerek yok, çünkü seyirci uyumsuzluğun da bir uyumu olduğunu anlıyor. Onun için avangart tiyatroyu biraz farklı değerlendirmek lazım.

Nihayet Makamı
Deniz Genç: Nihayet Makamı’nda sahne tasarımınızın çıkış noktası neydi ve kurduğunuz sürreal sahne dili, oyunun anlatısını nasıl dönüştüren bir anlam üretti?
Murat Gülmez: Nihayet Makamı’nda sürreal bir kurgu var — oyunun metni öyle olmasa da görsellik sürrealist. Çıkış noktam oradaki zaman algısını kırmaktı: Eski bir konak ama mekânı o lineer, hepimizin bildiği konaktan çıkarıp parçalı bir rüya ortamına koymak istedim. Oyunun anlatısı daha içsel ve sezgisel olduğu için dekor da oraya doğru evrildi. Bence güzel bir iş oldu.
Bu oyun bir enstalasyon fikrinden çıktı — ama herhangi bir sanatçının enstalasyonu değil. Bizim dekorcularımızın enstalasyonu. Dekor atölyesine giderken oyunların yığıntısını gördüm ve dedim: “İşte bu.” Bunu daha sürreal bir estetikle nasıl yerleştiririm diye düşündükten sonra ortaya çıktı. Diyorum ya, bazen sokakta yürürken çıkıyor dekor.
Bununla bağlantılı güzel bir örnek de verebilirim: İskender Altın’ın yönettiği Sokrates’in Son Gecesi. Bir CD’yi sahnede havada duran bir nesne olarak tasarladım — yaklaşık 800 kilo, yatay demirler ve karşı ağırlıklarla. Rüçhan üstte oynuyor, ortadaki delikten çıkıp giriyor. Merdiveni koyunca çıkış yolu, kaldırınca hapishane. İnsanlar “Bunu neyle bağladınız?” diye soruyordu — sihirbazlık gibi görünüyordu. Ama oyunun ruhunu o kadar iyi anlatıyordu ki Talay Toktamış “Benim öğrencim beni geçti” deyip dekora sarılarak ağlamış.
Metafor meselesine de değineyim: Fuayeye butafordan horozlar yaptım, Sokrates’in kimliğini anlatan bannerların üzerine astım. Seyirci oyuna girerken görüyor; içerde ise Sokrates’in eşi diyor ki “Ben sabah olmasın diye çevredeki bütün horozları boğdurttum.” Anlamı önceden görmek, sonradan kavratmak kadar keyifli bir şey yok. Seyircinin kendini zeki hissetmesi lazım — hazır verirsen olmaz. İpuçları vermek, metaforun keyfi bu.

Medea Material
Deniz Genç: Medea Material ve Yaşamak mı, Yoksa Ölmek mi oyunları ile kazandığınız Afife Jale En İyi Dekor Tasarımı ödülü, sizin için ne ifade ediyor ve bu ödül sahne tasarımına bakışınızı nasıl etkiler?
Murat Gülmez: Bu ödül benim için sonuçtan çok sürecin görünür olması anlamına geliyor. Sahne tasarımının da en az diğer alanlar kadar güçlü bir anlatı aracı olduğunun kabul edilmesi önemli. Ama üretim biçimimi değiştirdiğini söyleyemem; aksine daha fazla soru sormama neden oldu.
Deniz Genç: Yurt dışında birlikte çalışmak istediğiniz yönetmenler, sanatçılar veya tiyatro toplulukları var mı? Bu tercihlerinizi belirleyen unsurlar nelerdir?
Murat Gülmez: Gönül ister ki National Theatre’da ya da bir Broadway müzikalinde iş yapılsın. Ama Türkiye’nin o anlamda uluslararası arenada konumlanış biçimi bunu doğrudan mümkün kılmıyor. Bununla birlikte Türkiye’den yurt dışında proje yapan yönetmenlerle çalışma deneyimlerim oldu — Romanya’daki Romeo ve Juliet bunlardan biri ve çok iyi bir iş oldu.
Şunu da söyleyeyim: Sahne tasarımı özelinde konuşursak, biz Avrupa ile aynı yerdeyiz — bir tık bile altında değiliz, hatta bazen üstündeyiz. Bunu Prag’da dört yılda bir yapılan Prag Quadrennial’de net görüyorum. Fotoğraflar, videolar, maketler… Biz hiç fena değiliz. Sanatsal merakım açısından ise iki yer dikkatimi çekiyor: Biri Rusya — tiyatro yaklaşımı Avrupa’dan bambaşka. Diğeri Kore. Koreliler çocukluktan gelen o detaycı, ince işleme kültürüyle inanılmaz şeyler yapıyorlar. Kore tiyatrosunda bir projenin içinde olmak, hatta asistanlığını yapmak bile isterdim. Broadway’deki devasa işleri de yapabiliriz, ama Kore’deki kültürel fark işe o kadar güçlü yansıyor ki ağzın açık kalıyor.

Murat Gülmez
Deniz Genç: Sahne tasarımını sinema perspektifinden düşündüğünüzde, sizi en çok etkileyen film mekân tasarımları hangileridir ve bu örnekler sizin sahne pratiğinize nasıl yansır?
Murat Gülmez: Belirli bir film adı aklıma gelmiyor açıkçası. Ama filmlerde şuna bakıyorum: Mekânın kurgusu, ışığın kullanımı — bazen o kadar tiyatral bir şey görüyorum ki ekranı durdurup fotoğrafını çekiyorum. Bu karelerden oluşan bir klasörüm de var. Mesela Birdy filmi… O atmosfer inanılmaz. Oradaki hastane, konstrüksiyonlar, köprünün altı — direkt fotoğraflıyorum. Sahlelerdeki oyuncuyla renk ilişkisini gözlemliyorum. Mekân, doku, ışık — filmlerde baktığım şey bu.
Deniz Genç: Tasarım sürecinde sizi etkileyen, unutamadığınız ya da üretim biçiminizi değiştiren ilginç bir anınızı paylaşabilir misiniz?
Murat Gülmez: Çok oluyor bunlar. Ama daha ziyade üretim anında değil, sahneye koyduğum anda gerçekleşiyor.
Mesela Bursa Devlet Tiyatrosu’na yaptığım Çığ oyunu: Sahnenin önünü komple sera naylonuyla kapatmıştım — amaç buğulu bir kar küresi yaratmaktı, seyirci hikâyeyi o kar küresinin içinde izleyecekti. Provada bu naylon seyirciye doğru şişmeye başladı. Neden? Kulisteki arka kapı açıldığında cereyan oluyor, naylon hop diye şişiyor. Dedim ki buna nefes sesi ekleyelim. Seyirci salona girdiğinde sesi açıyoruz: “Alıyor, veriyor… Alıyor, veriyor…” İnanılmaz bir etki. Bunu başka bir sahnede yapamazdınız. O sahnede oldu. Mucize gibi. Pratik olan bunu görüp kullanmak.
Bir de Konya için yaptığım Atinalı Timon oyunu var. Sahnede seyirciye doğru uzanan döşeme, içinde menteşeli bir parça var — Timon’un kapısı oluyor, o kapının üstünde konuşuyor. Ama indirirken bütün oyuncular dedi ki: “Çok ağır, altında kalırsak?” Herkes bana bakıyor, yönetmen dahil. “Ne yapacağız?” Ben de dedim: “Bırakın.” Aslında kafamdaki plan şuydu: Pat diye düşecek, sesinden bir şekilde faydalanırız. İndirmeyi düşünmemiştim — birinin eli sıkışır mı diye tereddüt etmiştim. Ama bıraktılar ve devasa kapı inerken altında hava sıkıştı, yavaş yavaş yere uzandı. Herkes alkışladı. Rastlantı. Ama oldu. Ondan sonra birkaç oyunda bilinçli olarak kullandım. Bazı şeyler rastlantıdır — rastlantıları kullanmak önemli.
DENİZ GENÇ
Fotoğraflar:
www.devtiyatro.gov.tr
www.afife.org
