Deney Atölyesi’yle “1 2 3 4=Bakkhalar”…

Sadık Aslankara
11,1K Okunma

Çevre tiyatrolarını oluşturan genç toplulukların, dünya tiyatrosunun klasiklerine ilgisi yeni değil. Üstelik bu ilginin, merkezdeki tiyatrolarca sunulan bildik, alışıldık gerçekleştirimlerinden farklı, sıra dışı, deneyci, öncü açılımlarla bezeli, yaratıcı cinliklerle örülü yaklaşımdan ötürü tüm tiyatrolarımız için ufuk açıcı bir yaklaşım getirdiğini de ekleyelim.

Öte yandan sözgelimi gerek merkez gerekse çevre tiyatrolarınca yoğun biçimde sergilenerek işlenen kimi klasik oyunların kendilerince ya da farklı yazarlarca yapılan yorumlamalarının dikkat çekici değişkeler halinde seyirci önüne getirildiğini de anımsayabiliriz.

Nitekim çok geniş yelpazede özellikle Hamlet, Medea çeşitlemelerinden kalkarak dile getirilen sorunsallar aracılığıyla ülkemizdeki siyasal bozunuma, kadınların yaşadığı baskıcı, yasakçı tutuma yüzyıllar, binyıllar öncesinden bir eleştiri getirmek, olaylara yaklaşımda, bunu gündemlemenin “aklıselim” bir yol olabileceğini de algılatıp çağrıştırıyor insanda diyebiliriz. (Bu konuyu, farklı başlık altında bir yazı olarak tasarlıyorum.)

Tiyatromuzda Yeni Bir Soluk; Deney Atölyesi…

Ne var ki Deney Atölyesi, sözünü ettiğim topluluklardan çok farklı olarak kendi söylemiyle “klasik” nitelemine dayalı anılan dünya tiyatrosu örneklerini, klasik tragedyaları buna katarak ortaya çıkardıkları, tiyatral somut bir ana gövdeyi yeniden yaratım sürecine alarak ortaklaşmacı katkılarla işleyen topluluk halinde, bugüne kadarki çalışmalardan farklı bir konum sergiliyor.

Ön hazırlıkları, çalışmalarıyla birlikte yuvarlama on beş yıla yayılan bir geçmişi var topluluğun. Ne tuhaf, tiyatro sanatı açısından yüksek düzeyli bir öndeyişle, ekip olarak Serkan Karabayır, Tuba Ardıç, Sanem Soğukpınar, Mehmet Ergün, Cevahir Burak Yalçın, Tuncay İyilikçi işbirliğiyle yola çıkıp perde açtığı anlaşılan böylesi ilginç kuruluma sahip Deney Atölyesi’ni, ben ilk kez izliyorum ne yazık ki.

Bundan böyle yakalayabildiğim oyunlarını izlemeye izlerim de geride kalanları, topluluğun o günlerden bugünlere herhalde farklı aşamalardan geçerek taşımış oldukları düşünülebilecek estetik yaklaşımını, sahne çözümlemesini kaçırmış oldum artık.

Ama son olarak Güngör Dilmen, Oruç Aruoba çevirilerinden yararlanarak Euripides’ten Serkan Karabayır’ın uyarlayıp yönettiği, belli ki gerekli dramaturgiyi de yapıp sahneye taşıdıkları “1 2 3 4=Bakkhalar”, nice eksik veri barındırsa da topluluğu tanımayla ilgili görece Deney Atölyesi’ni tanımamın da taşlarını döşemiş oldu diyebilirim kendi payıma.

“1 2 3 4=Bakkhalar”; İki Ucu Keskin Bıçak…

Deney Atölyesi, oyunun, “akıl, duygu ve deliliğin tanrısı Dionysos’un Thebai yolculuğunu ve onun halkını felakete sürüklemesini konu al(dığını)” yazıyor sunuşunda. Ardından ekleyip, “Tanrılar hep haklı mıdır? Krallar?” diye soruyor. Demek ki bir biçimde bizi çelişkilerin önüne çıkararak, bunları sorgulayıp tartışmamız isteniyor oyun aracılığıyla.

Oyunun hikâyesine değinmeyeceğim ben; meraklısı, Euripides’in oyunda anlattığı, seyredilen olaylara dönük hikâyesine kolayca ulaşabilir. Ben, oyun aracılığıyla önümüze gelen hikâyenin omurgadaki dolantıları yerine daha çok tragedyanın artalanına geçmeyi, oyundan kalkarak da ulaşılabilecek kavramsallığa, bundan çıkarılabilecek, özellikle günümüz Türk toplumunun karşı karşıya olduğu, başta kadınlar belli dogmalarla kuşatılmış insanımızı çok yakından ilgilendiren kimi sorunsallara dönük üzerinde durmamız gereken gerçekliğe eğilelim istiyorum.

Dionysos’un kim olduğunu biliyoruz, Bakkhalar’sa ona inanan, ermişlikle çılgınlık arasında gidip gelen savaşkan güçlü kadınlar topluluğu. Dionysos, kendi kültünü, inancını Bakkhalar aracılığıyla ilkin Thebai’de yerleştiriyor. Gerek Dionysos gerekse Bakkhalar, gerekçesi her ne olursa olsun Tanrı ya da kralın erkine karşı kır şenliği, özgürlük, kadın dayanışması yoluyla farklı bir algının önünü açıyor diyebiliriz.

Nedir bu? Bunu da oyunun sahne çözümlemesiyle birlikte deşelim.

“1 2 3 4=Bakkhalar”da Sahne Plastiği…

Sahne dışından bir ayin çağrısıyla açılıyor oyun, seyirci bu çağrıya ayak uydurup Bakkhaların başındaki kadınla, diyelim Kral Pentheus’un anası Agaue’yle birlikte ayinin katılımcıları olarak sıraya girip salondaki yerini alıyor. Öyleyse seyirci kadın erkek, ayinin katılımcısı, sahne de şenliğin yapıldığı kırlar, dağlar olmuştur artık.

Seyirci kır ortamına girer girmez bir Bakkhos bakiresiyle karşılaşıyor, esrik halde ayindedir, nefis dans gösterisiyle kadın özgürlüğü bağlamında oyunu mühürler âdeta. Sonra oyuna geçilecektir, Euripides’in tragedyası kendi yolunda akacaktır elbet ağırdan. Ama seyirci olarak biz, Dionysos’un bu şenlik için, bireyin özgürlüğüne, kendi kişiliğini gerçekleştirmeye, sanata, doğal yaşama dönük çağrısını nasıl ustalıkla gerçekleştirdiğine tanıklık yaparız. Bir salkım üzümle çıkagelmiştir çünkü Dionysos. Tek tek herkesi böylesi kutsal yaşama çağırır sonuçta. Üzüm tanesiyle tanışan seyirci esrikleşmeye hazırdır artık.

Sonuçta oyuncusundan ışıkçısına, müzikçisine bunca olanaksızlıklar içinde Deney Atölyesi’ni parlatıp tutuşturmayı bilen yönetmen-oyuncu Serkan Karabayır yönlendirmesinde büyük sahne disipliniyle sunulan bir oyun izliyoruz. Siz Euripides’in tragedyası olarak seyredebilirsiniz, sakıncası yok, bir başkası Türkiye’de baskılanmış, zincire vurulmuş insan doğası için bir isyan bağlamında da yorumlayabilir pekâlâ.

Bu güzelliğin yaratılmasında Friedrich Nietzsche’nin şiirleri, ressam Rafet Arslan’ın, müzisyen DouglasVegas-Umut Bozkurt’un,  hareket tasarımında Bilge Çelik’in katkılarını da vurguladıktan sonra oyuncuları sıralayayım…

Deniz Boldaz, Gizem Güneş Vergili, Görkem Günay, Cihan Bektaş, Tunç Mestci, Bilge Çelik…

Yolunuz açık olsun çocuklar!

Sevgili seyirci sizler benim gibi habersiz kalmayın, yakaladığınız yerde izleyin “1 2 3 4 = Bakkhalar”ı.

SADIK ASLANKARA

Benzer Yazılar

Bu web sitesi size daha iyi bir performans sunmak için cookie kullanmaktadır. kabul edin Devamını Oku