Damla Narcı yazdı: Taht Baki Gölgeler Fani: “Altın Kafes”

editor
7,9K Okunma

İktidar, yalnızca siyasal bir yönetim biçimi olarak değil, aynı zamanda toplumsal ilişkiler içinde üretilen ve sürdürülen bir süreç olarak da düşünülebilir. İnsanlık tarihinin erken dönemlerinden itibaren bireylerin hayatta kalmak için oluşturduğu küçük ve sıkı bağlı yapılar, ortak bir bilinç ve davranış rejimi üretmiştir. Émile Durkheim’ın “kolektif bilinç” kavramıyla tarif ettiği bu durum, bireyin toplulukla kurduğu bağı içselleştirilmiş bir düzene dönüştürürken; Ferdinand Tönnies’in “Gemeinschaft” olarak adlandırdığı yapı, bu düzenin duygusal ve organik bağlarla kurulduğunu gösterir. İktidar ise sosyolojik bağlamda, bu iki yaklaşımın kesişiminde, dışsal bir baskıdan çok, söz konusu içsel uyumu koruyan bir ilişki biçimi olarak ortaya çıkar.

Bu yazı, iktidarı doğrudan siyasal kurumlar ve yönetim biçimleri üzerinden tartışmak yerine, onu toplumsal ilişkiler ağı içinde biçimlenen bir süreç olarak ele almayı tercih eder. Bu nedenle analiz, politik sistem tartışmalarından çok, kolektif bilinç, aidiyet ve çözülme gibi sosyolojik dinamikler üzerinden ilerler.

Yazarlığını Salih Ahmet Sak’ın yaptığı, rejisini ise oyunu tek başına sırtlanan oyuncu Osman Ataseven’in üstlendiği Altın Kafes, Tiyatro 2Bir ekibi’nin işbirliğiyle sahnelenen bir yapım olarak, gönülsüzce iktidara gelen bir Hakan’ın kaybetme korkusu ve yetersizlik hissiyle yaşadığı dönüşümü sahneye taşıyor. Modern bir tragedya dokusuna sahip oyunda, zamandan ve mekândan bağımsız bir ülkeyi yöneten Hakan karakteri, etrafındaki yönlendirici güçlerin çizdiği rota üzerinde kanlı adımlarla ilerlerken, aynı zamanda ülkeyi de felakete sürükler. Hakan, oyun boyunca kendi sonunu elleriyle hazırlarken, hırsına ve kibrine yenik düşen tüm tragedya karakterlerine de bir göz kırpıyor.

Hakan karakteri, başlangıçta kolektif bir yapının parçasıyken, zamanla onun üzerinde konumlanan bir figüre dönüşür gibi görünse de, bu dönüşümün faili doğrudan kendisi değildir. Aksine, etrafındaki yaverler, yönlendirici figürler ve iktidar mekanizmasının taşıyıcıları, Hakan’ı kendi arzuları ve çıkarları doğrultusunda şekillendirir. Bu noktada Durkheim’ın kolektif bilinç kavramı tersine dönerek işler; Hakan, topluluğun değerlerini içselleştiren bir özne olmaktan çıkar, kolektif içindeki farklı çıkar odaklarının müdahalesine açık bir yüzeye dönüşür. Bu durum,  Tönnies’in “Gemeinschaft”tan “Gesellschaft”a geçiş olarak tanımladığı çözülmeyi görünür kılar: organik bağlara dayalı topluluk yapısı, yerini manipülasyonun ve araçsallaşmanın belirlediği bir ilişki ağına bırakır.

Hakan’ın yaşadığı süreç bu nedenle bir “iktidar kazanımı”ndan çok, giderek derinleşen bir “iktidar tarafından ele geçirilme” hali olarak okunabilir. Bu durum yalnızca politik değil, aynı zamanda psikolojik bir kırılma olarak sahnede görünür hale gelir. İktidarı sürdürme arzusu, Hakan’ı sürekli bir başarısızlık korkusuyla yüz yüze bırakırken; bu korku giderek içselleşir ve kendi içinden işleyen bir cellada dönüşür. Böylece iktidar, düzeni koruyan bir mekanizma olmaktan çıkar, kendi sürekliliğini sağlamak adına gerilim üreten bir alana evrilir.

Osman Ataseven’in sahnede tek başına üstlendiği performans, bu çözülmeyi beden üzerinden görünür kılar. Hakan’ın yanı sıra Vezir, Valide Sultan, Muhabir, Meraklı Teyze, İsyankâr Muharrir ve Anlatıcı gibi karakterler arasında kurduğu geçişler, yalnızca teknik bir ustalık değil; aynı zamanda tekil bir beden içinde çoğul bir toplumsal yapının nasıl temsil edilebileceğini gösterir.

Oyunun sahne tasarımı ve dekoru sadece karanlıkta bırakılmış bir taht olarak minimal bazda  tasarlanmış olup, taht, adeta oyunun bir karakteri gibi, geri planda oyuncuyla etkileşim halinde varlığını sürdürür. Oyunun doruğa ulaştığı iki temel nokta bulunmaktadır. Bunlardan ilki, hikâyenin günümüze en yakın kurmaca epizodunda sosyal medyadan tanıdık gelen karakterlerin tetiklediği komik diyaloglardır. İkinci doruk nokta  ise, kuru sıkı tabancanın kullanılmasıyla ortaya çıkan derin sessizlik ve tedirginlik atmosferidir. Bu iki an, seyircide keskin duygu geçişlerine yol açarak oyunun pik noktalarını belirginleştirir.

Bu noktaların metin içindeki yerleşimi son derece zekice kurgulanmış; oyunun durağan ritmi, bir yanı uçurum olan keskin bir viraja sokulur. Ancak Ataseven, bu riskli geçişleri ustalıkla yöneterek yükselen tansiyonu yeniden dengeye taşır; adeta hiç sarsmadan vites değiştirir. Bu, oyunun geneline hâkim olan bir tavırdır: Ataseven, karakterler arası geçişlerde ayağını yere vurarak kimliğini değiştirerek , gaz–fren ritmiyle sahneyi yönetir. Oyunun finali ise Çehov’un meşhur sözünün güncellenmiş bir yorumu gibi, seyirciyi ikinci kez savunmasız yakalar.

Oyun metni, irili ufaklı taşlarla döşenmiş bir yapı gibi; ince imalar ve seyircinin zekâsına güvenen nüanslar üzerinden ilerler. Ancak epizotlar arasında köprü kuran Anlatıcı karakteri, çok katmanlı yapıyı daraltarak didaktik bir tona yaklaşır. Bu nedenle Anlatıcı’nın çıkarılması ve metnin bu doğrultuda revize edilmesi, zaten güçlü olan yapıyı daha da rafine hale getirebilir.

Ayrıca karakterlerin beden dillerinin daha ekzajere edilmesi, Commedia dell’Arte benzeri tiplemelerle sahne dilinin zenginleştirilmesi düşünülebilir. Dans ve müzik gibi destekleyici unsurlarla karakterlere daha belirgin izler kazandırılarak, anlatı yer yer karikatürize bir tona taşınabilir. Her ne kadar bir dram olsa da, metin genelinde inişli çıkışlı bir dramatik grafik kurulması dramatik etkiyi artıracaktır.

Tüm bu küçük görünen müdahaleler, dramaturg ile yazar arasındaki işlevsel ayrımı da görünür kılmaktadır. Dramaturji bu bağlamda, metne dışarıdan müdahale eden bir unsur olarak değil, sahneleme sürecinin düşünsel bir bileşeni olarak ele alınır. Altın Kafes özelinde dramaturjik okuma, metin ile sahne arasındaki ilişkisel yapının nasıl kurulduğunu ve anlamın bu süreç içinde nasıl yeniden üretildiğini görünür kılar. Bu açıdan dramaturg, sahne üzerindeki çoklu ilişkiler ağını organize eden değil, bu ağın nasıl çalıştığını düşünsel olarak açığa çıkaran bir pozisyonda yer alır.

Altın Kafes, iktidarı bireysel bir sahiplik meselesi olarak değil, toplumsal ilişkiler içinde sürekli yeniden üretilen bir süreç olarak ele alan yapısıyla, çözülme ve yeniden kurulum dinamiklerini sahne üzerinde görünür kılan bir çalışma olarak değerlendirilebilir. Hakan’ın hikâyesi bu anlamda bir yükseliş anlatısından çok, ilişkisel bir ağ içinde biçimlenen ve yönlendirilen bir dönüşüm süreci olarak okunur. Bu bağlamda oyun, yalnızca bireysel bir trajediyi değil; aynı zamanda kolektif yapının nasıl çatladığını, ortak değerlerin nasıl araçsallaştığını ve iktidarın bu kırılma üzerinden nasıl yeniden üretildiğini görünür kılar.

DAMLA NARCI

 

Oyunun Künyesi:

Yazar: Salih Ahmet Sak

Reji- Oyuncu  Osman Ataseven

Yardımcı Yönetmen: Nahid Abbaszade

Işık: Eren Uğurhan

Sahne Amiri: Hale Bilir

Afiş Tasarım: Aslıhan Ersoy

Benzer Yazılar

Bu web sitesi size daha iyi bir performans sunmak için cookie kullanmaktadır. kabul edin Devamını Oku