“Ben, Suna. Suna Selen”

Pınar Çekirge
5781 Görüntülenme

Dionysos’un Çocukları” röportaj serimizin son konuğu Suna Selen ile geçtiğimiz gün hayattan, tiyatrodan, sinemadan konuştuk.

Sineklidağ’ın helacısı Şerif Abla‘dan mesela, Nicole Cerusier, Hıranuş’dan, Pamuk Prenses’in güzelliğini, iyi kalbini kıskanan o melun üvey anne’den, Mirzin Kadın, Füruzan, Rahşan Ecevit ve Elmas yorumlarından, sahnede, perdede yaşar kıldığı onlarca karakterden…

Dahası, “Sersem Kocanın Kurnaz Karısı” (“Biraz da benim üzerimde durun, beni analiz edin” ) , “Kelebekler Özgürdür”, “Tersine Dünya”, “Topuzlu”, “King Kong Kızları”, “Leyleğin Ömrü”,  “Akçalı Kel Mehmet”den. “Sizi Seviyorum Madam” adlı oyunla gelen İlhan İskender En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’nden. 1971 Antalya Film Festivali’nde “Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler”, 1993 Ankara Film Festivali’nde “Cazibe Hanım’ın Gündüz Düşleri” filmlerindeki başarısıyla  kazandığı En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu, 2003 İstanbul Film Festivali’nde “Gönderilmemiş Mektuplar” filmiyle değer görüldüğü En İyi Kadın Oyuncu ve tabii, 2011 Antalya Film Festivali Yıldırım Önal Anı Ödülü, 2016 Nadide Küntay Yaşam Boyu Başarı ödüllerinden.

Fatma Aliye ve Ahmet Cevdet Paşa’nın torunu Nimet ve Hüsamettin Selen’in kızları olarak dünyaya gelmişti Suna Selen. Anne ve babasının en büyük arzusu Suna’larının hukuk eğitimi alıp, başarılı bir avukat olmasıydı.

Ancak Suna Selen dört yaşında yaptığı resimlerle beğenilmenin, ilgi odağı olmanın tadını almıştı. Hayalinde resim eğitimi ve akademi vardı sadece. Neyse ki, Atatürk Kız Lisesi’nde okuyordu ve okul müdürü Adnan Eseniş, Türkiye’nin bu ilk pilot deneme lisesinde pek çok yeni uygulamaya önderlik ediyordu. Suna Selen’in müsamerelerde gösterdiği başarı, okul idaresi tarafından konservatuara yönlendirilmesini sağladı.

Fakat aile okulun bu kararını nasıl karşılayacaktı? Nimet Hanım kuşkulu ve hayli de isteksizdi. Ne yani, kızları oyuncu mu olacaktı? Asla!

Hüsamettin Bey eşini “Konservatuarda güzel konuşmasını öğrenecek, bu durum ilerde avukatlık yaparken hakimi etkilemesine, davaları kazanmasına neden olabilir” diyerek ikna etti. İstanbul Belediye Konservatuarı’nda Ercüment Behzad Lav, Max Maicnik’den dersler aldı Suna Selen.

On yedi yaşında hiç gönüllü olmadan İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne yazıldı. Mecburdu. Ailesine karşı çıkamazdı.

Ahh, şu bir yıl geçse de, bir an önce reşit olabilse…

Ve on sekiz yaşında İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü’ne gizlice kaydını yaptırdı. Olay duyulduğunda, evde, küçük çaplı bir kıyamet koptu.

Ve çok geçmeden de Şakir Paşa Ailesi’ne gelin gitti Suna Selen. Artık Suna Kabaağaç olmuştu. Üstelik akademiye devam etmesine engel olacak kimse de olmayacaktı yeni yaşantısında.

Dahası, nasıl derler, cennetlik bir kayınvalidesi vardı: Remzet Kabaağaç.

İstanbul Radyosu’nun sınavını kazanıp speaker olması, podyuma çıkıp mankenlik yapması (ki Olgunlaşma Enstitüsü’nün yöneticisi Refia Övünç kayınvalidesinin yakın arkadaşıyd) hatta Metin Erksan ile tanışıp “Gecelerin Ötesi” adlı filmde rol almasını yine Remzet Hanım’a borçluydu.

Ya tiyatro?

Hem ailede zaten bir tiyatrocu vardı: Şirin Devrim. ”Peki” dedi, Remzet Hanım yine, Cahit Irgat ile çalışabileceğini söyledi.

Suna Selen, 1959-1960 sezonunda  Oda Tiyatrosu’nda Cahit Irgat ile “Şafakta Gelen Kadın” ve “Gökteki Kaldırımlar” adlı oyunlarda rol aldı. Artık tiyatro sahnesindeydi.

Aile bütçesine katkıda bulunmak zorundaydı. Koca bir konakta, on iki kişi yaşıyorlardı. Ve masraflar kayınvalidesi Remzet Hanım’ın annesi, kızkardeşi ve kendisinin cüzi gelirlerinden karşılanıyordu.

Şans ve rastlantıları doğru kullandı Suna Selen.

İlk masal filmlerinde oynadı örneğin. “Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler*, “Ayşecik ve Sihirli Cüceler”, ‘Külkedisi”,  “Binbir Gece Masalları”.

Metin Erksan, Ertem Eğilmez, Bülent Oran, Yusuf Kuçenli’den çok şey öğrendi sinemaya dair. Tiyatroda, beyaz perdede, televizyon dizilerinde her biri öbürünü aşan, birbirinden üstün roller oynadı, yorumlara imza attı. Tek sözcükle “düzey” sergiledi. Yeteneği, oyunculuk gücü, sahne hakimiyetiyle her defasında “prototip” bir oyuncu olmadığını kanıtladı.

Gülriz Sururi, “Bir An Gelir” (2003 ) adlı kitabında şöyle diyordu:

“Keşanlı’dan aklımda kalanlar Suna Selen’in çok başarlı olduğu (…) Helacı Kadın Şerif Abla için Suna Selen geliyor Engin’in (Cezzar) aklına. Tip çok iyi, ama şarkı? Ses? Acımasızım bu konuda. Çağırıyorum Suna Selen’i. Kırk yıllık dost Suna. Açık açık söylüyorum. “Bu bela şarkıyı söyleyebilirsen rol senin.” Bu her rolün başarılı sinema oyuncusu, küçük rolleri birinci plana çıkarma üstadı, oyuncu, çeşitli filmlerden kareler çıkarsanız aynı oyuncunun oynadığına kimse inanmaz, öyle başarılı bir sinema oyuncusu, dünyanın en mütevazı sanatçısı aynı zamanda. Hiç gocunmuyor. O’na eski oyunun ses bandını veriyoruz. Çalışacak ve Engin’le dinleyeceğiz. “Hırlısı hırsızı, kirlisi kirsizi…” Ay, düşünmesi bile zor. Haldun Bey, ne diyeyim bilemiyorum. Nereden geldi bu ilham, bu resitatif, bu benzersiz, bu unutulmaz şarkı?”

Söz Suna Selen’de.

“1988 yılıydı. Gülriz’ler “Keşanlı Ali Destanı”nı televizyon için, üstelik ilk kadroya sadık kalarak çekmek istiyorlardı. Semiha Berksoy televizyona çıkmam, demiş. Şerif Abla rolü için acilen birinin bulunması gerekiyor tabii. Engin bana geldi. ‘Alto bir ses lazım’ dedi. Ben o sırada günde üç paket sigara içiyorum. Sahnede uzun bir repliğim olduğunda, araya noktalı virgüller koyarak aktarmaya çalışıyorum filan. Sigara zorluyor nefesimi. O şarkılarda ne yapacağım? Kafam karmakarışık. Bir gün vapurda Mina Urgan ile karşılaştık. Durumu kendisine aktardım. Dikkatle dinledi ve şunları söyledi: ‘Sana bu rolü kabul et ya da geri çevir, sigarayı bırak ya da devam et, diyemem. Ancak böyle bir rol bir sanatçıya sunulan çok büyük bir fırsattır.’ Denemeliyim, diye düşündüm. Bir buçuk ay süren prova ve bir ay kadar süren çekim döneminde hiç sigara içmedim. Sesimin, nefesinin açıldığını fark ettim bir zaman sonra…”

Üçüncü eşi Güner Sümer’in önerdiği “Hüzzam” oyunundaki Mahpeyker rolünü, oğlunun küçük olduğu gerekçesiyle reddeden Suna Selen, bu defa Helacı Şerif Abla’yı sımsıkı kucaklar ve sergilediği zirvede oyunculukla bir kez daha belleklere yerleşir.

Pınar Çekirge – Oda Tiyatrosu’nun ardından Bulvar Tiyatrosu ve Münir Özkul ile çalışmaya başlıyorsunuz…

Suna Selen – Doğru, 1960 – 62 yılları arasında “Sevgili Gölge”, “Toreadorlar Valsi” (Generalin Aşkı), “Leyleğin Ömrü”, “Bana Çiçek Yollama” adlı oyunlarda rol aldım. Sonraki yıl Karaca Tiyatrosu’nda Çetin Köroğlu ile “New York’ta Bir Pazar”, “Romanoff Juliet” i sergiledik.

Yavuz Pak – Bu arada Ses Tiyatrosu, Arena Tiyatrosu, And Tiyatrosu, Gen-Ar Tiyatrosu döneminiz var. 1966’dan 1968’e kadar devam eden bir süreç diyebiliriz.

Suna Selen – “Sasafra Dallarındaki Rüzgar”, “Kanlı Nigar”, “İstanbul Efendisi” adlı oyunlarda rejisör Mahir Canova, Deniz Uyguner ile çalıştım.

Pınar Çekirge – Ve Ersan Uysal’ın yönettiği…

Suna Selen – Bana 1969 yılında İlhan İskender En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’nü getiren “Seni Seviyorum Madam”.

Pınar Çekirge – 1969-70 sezonu. LCC Bizim Tiyatro’da Haldun Taner’in yazdığı “Sersem Koca’nın Kurnaz Karısı”. Yönetmen Çetin İpekkaya. Münir Özkul, Sevil Üstekin, Çetin İpekkaya, Meriç Başaran, Öcal San, Hüseyin Kutman, Önder Güç, Yıldırım Ataç, R.Kemal Arduman, Muadelet Tibet, Yalçın Kaftan’lı kadroda Hıranuş karakteriyle büyük bir başarıya daha imza atıyorsunuz.

Suna Selen – Çok güzel bir çalışmaydı. Haldun Bey’in eserinde rol almak da ayrı bir güzellikti, kuşkusuz.

Yavuz Pak – 1970’lerde beyaz perdede daha sık görüyoruz sizi.

Masal filmlerinin ardından “Senede Bir Gün”de Hilmi Efendi’nin gelini Zeynep rolünde yine farklı bir karakterle izleyici karşısına çıkıyorsunuz. Ama tiyatrodan kopmuyorsunuz…

Suna Selen – 1974 yılıydı. Yıldız Kenter’in yönettiği “Reçetesi Peçete” ile Kent Oyuncuları’nda sahne aldım.

Pınar Çekirge – Gelelim seksenli yıllara. Tiyatroya ilk başladığınız dönemde, demin bahsetmedik, Cahit İrgat’ın yanısıra Sadık Şendil, Cem Ayata ile de çalışmıştınız. Şan Tiyatrosu, Yedi Tepe Oyuncuları, Bakırköy Belediye Tiyatrosu’nda sırasıyla Rana Cabbar, Haldun Dormen, Oben Güney, Taner Barlas’ın yönettiği oyunlarda oynadınız.

Suna Selen – “Gol Kralı Sait Hopsait”, “Kelebekler Özgürdür”, “Sayın Muhbir Vatandaşlar” ve “Zilli Zarife” bu yılların ürünleriydi.

Pınar Çekirge – Üstelik “Zilli Zarife” ve televizyon için çekilen “Keşanlı Ali Destanı” ile üç  Haldun Taner oyununda rol alıyorsunuz. Bu da çok önemli. Ve doksanlı yıllarda Suna Selen’i İstanbul, Diyarbakır Devlet Tiyatrolarında görüyoruz. Kenan Işık, Engin Cezzar, Coşkun Irmak, Bülent Emin Yarar, Hakan Çimenser, Ege Aydan, Nesrin Kazankaya, Mahmut Gökgöz, Mahir Günşiray’ın rejisörlüğünü üstlendiği oyunlarla izleyici karşısına geçiyorsunuz.

Suna Selen – “Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz”, “Budala”, “Macbeth”, “Ferhat ile Şirin” ve Diyarbakır da oynarken sahnede bombanın patladığı, ölümden kıl payı kurtulduğumuz “Topuzlu”, “Kanlı Düğün”, “Tartuffe”, “Atçalı Kel Mehmet”, yeniden bu defa İstanbul’da Mahir’in rejisiyle “Kanlı Düğün”…

Yavuz Pak – 2000’li yıllarda yine ağırlıklı olarak ödenekli tiyatrolardasınız. İstanbul Devlet Tiyatrosu, İzmit Şehir Tiyatrosu… Bu defa Nur Subaşı, Emre Koyuncuoğlu, Mehmet Ergen…

Suna Selen – Ayrıca, Işıl Yücesoy, Kenan Işık, Atilla Şendil, Elif Erdal, Murat Karasu’nun yönettiği oyunlarda görev aldım.

Pınar Çekirge – Hangi oyunlar?

Suna Selen  ” Gel Evlenelim Yürü Boşanalım”, “Kırmızı Yorgunları”, “Yaban”, İKSV için hazırlanan “Arıza”, “King Kong’un Kızları”, “Antigone”, “Kalpak”, “Tersine Dünya”, “Filozof Ahmet”… Bir de Mavi Kumpanya’da “Yıldızların Gölgesinde Ağlamak”. Bu arada belirteyim, 2004’de yaş haddinden Devlet Tiyatrosu’ndan emekliye ayrıldım ve figüran kadrosundan yevmiyeli olarak devam ettim.

Provalar, turneler, ödüller. Diyarbakır Elazığ yolunda meydana gelen trafik kazasında, turne otobüsünün üç takla atması… Ölümden dönüş.

“Sayın Muhbir Vatandaş”ın final sahnesinde geçirdiği iş kazası sonrası ödenekli tiyatrolara yönelmişti Suna Selen. Açılan sınavı kazandı ve ataması çok geçmeden Bursa Devlet Tiyatrosu’na yapıldı. Ancak çocuğu küçüktü, düşündü, kararını verdi. İstanbul Devlet Tiyatrosu’na suflöz olarak tayinini istedi.

Suflöz olarak, nasılsa yeterli performans sağlayamaz” diyenlere inat vazifesini başarıyla yerine getirdi. Üstelik suflöz görevi üstlendiği “Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz”da yönetmen Kenan Işık’ın talebiyle oyuncu olarak da piyeste rol aldı.

Pınar Çekirge – Aslında, hani neredeyse başlamadan biten bir Dormen Tiyatrosu döneminiz de var, değil mi?

Suna Selen – Hukuk Fakültesi’ne okurken, Haldun’un Cep Tiyatrosu’nda açtığı kurslara katılmıştım. Hatta Haldun Dormen, Metin Serezli, Altan Erbulak, Erol Günaydın, İlhan İskender, Yıldız Alpar, Zerrin Arpad’lı ile “Teyzesi” adlı oyunun provalarına katılmıştım. Ancak nişanlım Cem Kabaağaç, “Bizim ailede tiyatrocu olmaz” diye ısrar edince, malum akademiyede yeni kayıt olmuştum, resim eğitimini riske atmak istemedim ve oyundan ayrılmak durumunda kaldım.

Pınar Çekirge – Bıraktığınız rol önce Sevim Aksoy tarafından prova ediliyor sanırım, sonra da Süheyla Aykut tarafından oynanıyor. Peki nişanlınızın size tiyatro yasağı getirirken, unuttuğu bir gerçek yok muydu?

Suna Selen – Olmaz mı? Nihayet, bir gün Şirin Devrim Amerika’dan döndü. “Hani sizin ailede tiyatrocu olmazdı?” dedim.

Yavuz Pak – Alternatif mekanlarda yapılan tiyatro oyunları hakkında ne düşünüyorsunuz?

Suna Selen – İzliyorum. Ama doğrusunu söylemek gerekirse, pek heves etmedim. Bir de oralarda yapılan tek kişilik oyunlar var. Meddahlıktan farkı ne bunların?

Yavuz Pak – Peki, tiyatronun geleceği hakkında ne düşünüyorsunuz ?

Suna Selen – Asla karamsar değilim. Hele şu salgın tümüyle bir noktalansın, her şey daha iyiye gidecek.

Yavuz Pak – Hiç bu mesleği seçmekten ötürü pişmanlık duyduğunuz oldu mu?

Suna Selen – Asla !

Pınar Çekirge – Çocukluğunuzda izlediğiniz Walt Disney imzalı “Pamuk Prenses” filmindeki cadı kraliçe desem…

Suna Selen – Kabusum olmuştu. Gece yatarken duvarda siluetini görürdüm o derece… Nasıl etkilenmişsem artık.

Pınar Çekirge – Ve rastlantıya bakın, 1970 yılında o rolü beyaz perdede yaşar kıldınız ve bu defa siz kim bilir kaç çocuğun korkulu rüyası oldunuz…

Suna Selen – Drama terapi mi desem… O rolle birlikte yıllar yılı kabusum olan cadıdan da kurtuldum.

Pınar Çekirge – İlle dediğiniz bir rol oldu mu?

Suna Selen – Şöyle izah edeyim, üstlendiğim karakteri en inandırıcı, en sahici haliyle ortaya koymak benim için tek koşuldu. Sanat emekçisi olmak yetiyordu bana.

Pınar Çekirge – “Beyaz Melek” filminde Mirza Kadın bir doruktu, hiç kuşkusuz. “Zincirbozan” da Rahşan Ecevit. Mesela “Bitlis’te Beş Minare”de Hacı Gümüş’ün annesi, “Bir Genç Kızın Romanı”nda Gülten ve daha niceleri. Sahi, “Gönderilmemiş Mektuplar” filminde Yusuf Kurçenli’ye itirazınız oluyor…

Suna Selen – Senaryoda annenin oğluna “karanfil kokulu” demesi, çok hoşuma gitmemiş, tuhaf gelmişti bana. Bu lafı söylemek istemediğimi filmin hem senaristi, hem yönetmeni olan Yusuf Kurçenli’ye ilettim. Beni uzun uzun dinledi ve “Biliyor musunuz, annem beni öyle çağırırdı” dedi. Durumu kavrayıp, o an ikna oldum.

Pınar Çekirge – Sizi tiyatroda mutlu eden bir rol oldu mu?

Suna Selen – Mutlu ve mutsuz da eden, evet. Bulvar Tiyatrosu’nda “Leyleğin Ömrü”nü oynuyoruz. Ben çılgın, neşeli, sahneye “Tren gelir hoş gelir..ley ley leylim ley” diye giren, oyun gereği ressama deliler gibi aşık olan bir hizmetçi kızı oynuyorum. Ancak role kendimi o kadar kaptırmış olacağım ki, ressamı canlandıran aktöre sahiden aşık oldum..

Pınar Çekirge – Kimdi o aktör?

Suna Selen – Münir Özkul.

Yavuz Pak – Buğulu bir pencere camına ne yazardınız?

Suna Selen – Birşey yazmaz. Kedi resmi çizerdim sanırım.

Suna Selen, eşine az rastlanır, sahnede, perdede, ekranda belleklere yerleşmiş yorumlara imza atmış, yaşsız ve büyük harflerle: GERÇEK OYUNCU.

Söylenecek hiçbir şey yok bundan başka. Sessizlik!

PINAR ÇEKİRGE – YAVUZ PAK
0

Benzer Yazılar

Bu web sitesi size daha iyi bir performans sunmak için cookie kullanmaktadır. kabul edin Devamını Oku