Ankara Kültür Sanat Platformu’nun 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kapsamında düzenlediği söyleşide farklı mesleklerden kadınlar bir araya geldi.
Ankara Kültür Sanat Platformu, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü için farklı meslek gruplarından kadınlarla Doğan Taşdelen Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde söyleşi gerçekleştirdi.
Ankara Kültür Sanat Platformu’ndan yazar ve editör Süreyya Köle’nin moderatörlüğünde gerçekleşen etkinliğe editör ve grafik tasarımcı Dilan Aydemir, tıp doktoru yazar Prof. Dr. Esin Davutoğlu Şenol, tiyatro oyuncusu Gaye Filiz Alacacı, sanat tarihçisi ve arkeolog Hale Zehra Sekmen, sosyolog ve müzisyen Handan Aksoy, gazeteci Özlem Akarsu Çelik, televizyon yöneticisi ve gazeteci Ülkü Alasya ile gazetemiz Evrensel’in Ankara büro muhabiri Zeynep Algedik konuşmacı olarak katıldı.
Tıpta kadınların var olması için hekimlik başarısı yetmiyor
Prof. Dr. Esin Davutoğlu Şenol, tıbbın nasıl erkek egemen bir bakışa sahip olduğunu anlattı: “Modern tıbbın tarihi çok yeni. Tıbbın içerisinde kadın olmanın ne kadar zor olduğunu, yalnızca hekimlik başarısının yetmediğini; sizi ötekileştirilmelerine karşı, sizden beklenen o ‘melek kadın’ rolüne karşı sesiniz yükseldiğinde önünüze çıkarılan engeller aslında kadınlar için en büyük engel.” Akademi içerisinde kadın olmaktan da bahseden Şenol, akademide hem kadın üretkenliğinden hoşlanılmadığını hem de kadın dostu olmaya çalışıldığını söyledi.
“Sesi çıkan herkes cadı ilan ediliyor”
Devlet Tiyatrolarında oyunculuk yapan Gaye Filiz Alacacı konuşmasında, “Ben kadın olduğum için değil; konuştuğum ve susmadığım için her zaman mobbinge, cezalara maruz kaldım. Benim kurumumda, tiyatro çevremizde kadın olduğum için sıkıntı yaşamadım. Kadın ve erkekler o kadar sindirilmiş ki burada; sesi çıkan herkes cadı ilan ediliyor” dedi.
“Derdimiz erkekler değil, erkeklik”
Sosyolog ve müzisyen olan Handan Aksoy, “Toplumsal cinsiyet rolleri, doğuştan itibaren bize yüklenen kodlar. Bu ülkede kadın sorununu hissetmemeniniz mümkün değil. Biz ‘kadın kadının kurdudur’ diye büyütülüp; ‘kadın kadının yurdudur’ bilincine ulaşabilmek için emeğin gerektiğine inanıyoruz. Biz kadınlarla değil, ataerkiyle sorun yaşıyoruz. Bu toplumda kadınların küçüklükten itibaren erkeklerle rekabet etmeleri yasak. Dolayısıyla kadınlar birbiriyle rekabet halinde büyütülüyor” dedi. Erkeklik ve kadınlık üzerinden bir tartışmayı açan Aksoy, “Ataerki bir kadın için ne kadar korkunçsa, bir erkek için de o kadar korkunç. Bizim derdimiz cinsiyet değil, erkekler değil: erkeklik. Kız kardeşlerimizi öldürüyorlar her gün gözümüzün önünde. Bizim kadınlar üzerinden değil, politik olarak yorumlamamız gerekiyor” dedi.
“Medyada kadın yönetici temsili, haberlere feminist duyarlılıkla bakmaktır”
Söyleşinin bir diğer konuğu olan gazeteci Özlem Akarsu Çelik, “Kadın gazeteciler bu kadar sert, bu kadar kavgacı, dediğim dedik olmazsa; hala bugün dünyanın en köklü haber ajansı Reuters’a 171 yıl sonra kadın bir genel yayın yönetmeni atandı haberini okumazdık. Şu an ana akımda, ulusal kanallarda neredeyse yok denecek kadar az kadın genel yayın yönetmeni var. Ulusal gazetelerde ise yok. Yerelde vardı ancak yereli de Basın İlan Kurumu bitirdi. Medyada kadın yöneticilerin temsili, haberlere feminist duyarlılıkla bakmak demektir” şeklinde konuştu.
Türkiye’de hiçbir resmi kurumun erkek şiddeti çetelesi tutmadığını söyleyen Çelik, “Bunu kadınlar yaptı. İlk yapan bianet’in kadın editörleri oldu. Bianet’in çetelesi şu işe yaradı: Her gün en az bir kadının öldürüldüğünü gördük” dedi.
Kadın muhabirler cinsiyetçilik ve polis şiddetiyle karşı karşıya
Gazetemiz Evrensel’in Ankara büro muhabirliğini yapan Zeynep Algedik ise, kadın muhabirlerin sahada yaşadıkları cinsiyetçi yaklaşımlara ve polis şiddetinin kadın muhabirleri hedef almasından bahsetti. Algedik, “Geçtiğimiz günlerde İstanbul’da aynı isimdeki iki kadın hayatını kaybetti. Kadınların ölümlerinin ertesi gününde yandaş gazetelerin attıkları manşetlerde ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları yer alırken; gazetemiz “İki Fatma Nur Tek Fail” manşetiyle çıkmıştı” diyerek kadınların medyadaki görünürlüğünün kadın gazetecilerin refleksleriyle mümkün olabileceğinin altını çizdi.
Arazide kadınlara her şey sorun
Sanat tarihçisi ve arkeolog olan Hale Zehra Sekmen ise arazide yaşadıklarını, “Çok arazide çalıştım. Elimde sepetimle, sırtımda çocukla dolaştım. Kazıda çocuğum donar diye bir yerde ateş yakardık. O zaman çok normaldi benim için. Şimdi bakınca hiç de normal değilmiş diyorum. Müzede çalışırken devlet seni yollar bir yere, nasıl gidersen git. Kadın olarak tuvalet bile sorun, her şey sorun” diye anlattı.
“Üniversiteyi bitirdim, CV’m var görmüyor musun?”
Editör ve grafik tasarımcısı Dilan Aydemir, “Tasarımcı ve editörlük kısmında erkeklerin daha yoğunluklu olduğu sektörlerde çalıştım. Benim yaşadığım kadın olmaktan ziyade dezavantajlı olarak sıkıntılardı. Rampa var mıdır, taksi bulabilecek miyim gibi bir mücadelenin içindeyim” diye anlattı. İş hayatında yalnızca kadın değil engelli olarak da ötekileştirdiğini ifade eden Aydemir, “Senin de aslında o ajansa katkı sunabileceğini düşünmüyorlar. Engelli ibaresini görünce, ‘Sen yapabilecek misin?’ diyorlar. Ben üniversiteyi bitirdim. CV’m var, görmüyor musun? Bu tarz ötekileştirilmelerden dolayı iki kat daha fazla zorlaşıyor benim açımdan” şeklinde konuştu.
“İş yerinde başka, evde farklıydım”
Televizyon yöneticisi ve gazeteci Ülkü Alasya, “30 küsur yıllık çalışma hayatımda kişilik olarak iş yerinde başka, evde sevdiklerimin yanında farklıydım. İş yerinde uzunca bir süre yöneticilik yaptım. Hem kadın hem erkek, televizyon yetkilileri; bunlarla muhatap olmak durumundaydım. O yüzden katı olmak zorundaydım” diye konuştu.
Söyleşinin ardından etkinlik müzik dinletisiyle son buldu.
