Yücel Erten yazdı: “Şecaat Arzederken…”

editor
5,6K Okunma

Levent Üzümcü, 10 Ekim 2026 tarihli tweeti ile yine kostaklanmış. Gelin, çırpıştırdıklarına tek tek bakalım. Bu yazıda Üzümcü’nün yazdıkları tırnak içindedir, eksiksiz aktarılmıştır.

“Hakkımda genel sanat yönetmenliğim sırasında insanların ekmeğiyle oynadığıma dair bir takım söylentiler çıkaranlar var.”

* Ne söylentisi? Tutarsızlıklarla, yanlışlarla ilgili eleştirilerimi açık açık yazdım. Yaklaşık 30 yazı. Toplasanız bir kitap eder. Hepsi de sadece sosyal medyada değil, ‘Tiyatro… Tiyatro… Dergisi’nde yayınlandı. Bir tekine bile, tek bir cümlelik cevabın olabildi mi? Susmayı seçtin ve aynı davranışları sürdürdün. Şimdi ‘bir takım söylentiler çıkaranlar var’ diyerek, açık açık yazılmış ve senin bir türlü cevap veremediğin bütün eleştirileri; aklınca değersizleştirme, bir süngerle siliverme çabasındasın.

İki sanatçı Hatice Altan ve Özlem Karabay’ın ekmeğiyle oynamadın mı? Hem iş mahkemesinde, hem de istinafta ‘işe iade’ kararı verilmesine rağmen, her ikisini de sokağa koymadın mı? Bunun neresi söylenti? Yaşanmış bir gerçeği, millete ‘söylenti’ olarak yutturmaya kalkarsan; ‘mağdur’ pozisyonunda ‘Zavallı Necdet’ rollerine yatarsan; elbette gereken cevapları alacaksın. Şüphen olmasın.

“Kısa bir açıklama gereği doğdu; ödenekli tiyatroların en ciddi sorunlarından biri, sınavsız olarak kurumlarda yer alan çalışanlardır.”

* Hiçbir dayanağı olmayan bir iddiayı, ayıbını örtmek için ‘sorun’ sayıyorsun, sözümona bir ‘ilke’ uydurup ‘hüküm’ kesiyorsun: Sınavsız girenler, ödenekli tiyatrolarda en ciddi sorunlardan biriymiş!

Sen ömründe bir ödenekli tiyatroda kurumsal yöneticilik yaptın mı? Hayır.

Bir kamu kuruluşunda? Hayır.

Ömür boyu bir kurum tiyatrosunda bir tanecik oyun sahneledin mi? Hayır. Sen bilmeyebilirsin ama, yönetmenlik tiyatro pratiğinin temel dayanaklarından biridir.

Bir kurumsal tiyatronun yasa, tüzük, yönetmelik çalışmalarına bir katkın oldu mu? Hayır.

Bir şehir tiyatrosunun kuruluş felsefesi, yapılanması konusunda fikir üretip yazdın mı? Hayır.

Sakın şimdi İzmir Şehir Tiyatrosu’nun kuruluş çalışmalarından söz etmeye kalkma. Çünkü orada taşeron sistemini savundun; itirazla karşılaşınca da sustun oturdun. Sonra da ya yoktun, ya kafa salladın.

Kurulmuş ve tıkır tıkır işleyen İzmir Şehir Tiyatrosu’na, Orhan Alkaya, Eren Aysan, Zeynep Altıok Akatlı ve daha birkaç kişiyle birlikte gizlilik içinde hazırladığınız bir yönetmelik taslağıyla darbe yapmaya kalkıştın mı? Evet, kalkıştın.

Tiyatro konusunda ilgi, bilgi ve birikimi meçhul Başkan Cemil Tugay’ın, siyasi tercihiyle, tiyatro geçmişine bakılmadan Genel Sanat Yönetmenliğine paraşütle indirildin mi? Evet, indirildin.

Sonra da o görevde her adımında, her söyleminde çuvalladın mı? Evet, çuvalladın!

Şimdi hangi liyakatle böyle bir hüküm kuruyorsun? Dayanağın ne?… Kanıtın nerede?… Yok.

Bu alanlarda tek satırlık deneyimi olmayan biri böyle bir hüküm keserek bir tweet atacak; bununla ellerini yıkamayı deneyecek; konuyu bilmeyenler de inanıverecek, öyle mi?

“Bu kimselerin kurumlardaki varlığı iş barışını engellemektedir.”

* Ohhoo, beyefendinin egosu bombe yapmış anlaşılan. Sanırsın Ortadoğu’ya barış getirecek! Sana yaltaklanmak isteyen birkaç kişi, sana gelip aslı astarı olmayan iddialarda bulunacak; sen de işine geldiği için “iş barışını bozdular” diye çığrınarak sanatçıları işten atacaksın. BOP’a mı özendin? Seninle aynı görüşte olmayanları işten atmakla iş barışı mı sağlanır?

Tiyatro dünyamızın neredeyse tamamı kınadı bu davranışını. Halâ kafana dank etmedi mi?…

“O yüzden 2024 yılında, göreve başlar başlamaz, kurumda çalışan ve benim görev süremden önce belediyenin içinden kuruma kaydırılmış ve sınavsız kurumda yer alan personellerin, belediyenin, kendilerinin geldiği birimlerine döndürülmelerini aylarca istedim.”

* Yalan 1: Bu konuda yazılı bir tek belge gösterebileceğini sanmıyorum. Sen, sanatçıların işten çıkarılmalarını bizzat kendi imzanla istedin. Belgesi, her iki mahkeme dosyasında kapı gibi duruyor. Sen bu kafayla pencereye yeltenme, düşersin falan maazallah!

“Toplam 4 kişiden 3’ünün görev yerleri değiştirildi. 1 personelin ise belediyeyle ilişiği kesildi.”

* Yalan 2: Bir değil, iki sanatçının işine son verdin. Bir dramaturgla bir uzmanı da sürgüne gönderdin. İşin tuhafı, bu yalanın altında da bir yalan var: ‘Sınavsızlar gitmeliydi!’ diye sallıyorsun ya hani? Ama Belediye’den sınavsız gelmiş olan bir kişiyi de hiç göndermedin. Bu nasıl bir mantık?… Yalan senin ağzına yuva yapmış olmasın Üzümcü? Yoksa Başkan’ın şandellemesi nedeniyle kontrpiyede kalıp istifa etmek zorunda kaldığın için; kederinden ne dediğini bilmiyor musun?…

Sanatçıları, bürokrat ağzıyla ‘personel’ diye adlandırman da, ayrı bir ayıp. Onlar, İzmir Şehir Tiyatrosu’na, senin becerebildiğinin kat kat üstünde hizmet vermiş ve dürüstlükle, coşkuyla emek katmış SANATÇI’lardır. 30 yılda bu ayrımı öğrenemedin mi başçavuş?!

“Kurum tiyatroları tüm çalışan kadrosunu sınavla almaktadır, almalıdır da.”

* Öyle midir? Sen İstanbul Şehir Tiyatroları’na sınavla girdiğinden emin misin örneğin? Bunu kanıtlayabilir misin?

“Bir kimsenin yapılan sınavda jüri olması, ona o kurumda çalışma ve kadro hakkı tanımaz, tanımamalıdır.”

* Yalan 3: Tasarımcı Özlem Karabay, o sınava jüri üyesi olarak çağrıldığı için kuruma girmedi. Kurumun kadrolu kurucularından biri olduğu için sınavlardaydı, dalgacı demagog! Ayrıca Hülya Nutku da aynı biçimde kurumun atanmış kurucularındandı ve Özlem Karabay gibi Direktördü. Yaşıyor olsa, sınavsız girdi deyip ona da mı sepet havası çekecektin, şuursuz artist?!…

* Karabay, kuruluş yönetmeliğine göre, Genel Sanat Yönetmeni Yücel Erten’in önerisi ve Başkan Tunç Soyer’in onayı ile 3 ‘Kurucu Direktör’den biri olarak kadroya atanmıştır. Kurumun kurucularındandır. Ataması, personel atamaya yetkili tek kişi olan başkan tarafından yapılmıştır. Çünkü o kurumu kurmak için bir sınav beklenemezdi, sınav yapmak için, kurucu kadro oluşturmak gerekirdi… Başkana kanunen verilmiş bu atama yetkisi, senin gücüne mi gitti, yakışıklı? Kanun orada, Yönetmelik orada, ben buradayım, Tunç Soyer hapiste; mahkeme kararları da tarihin vitrininde asılı!

Halâ ne sınavı geveliyorsun sen? Olmayan ve olması da mümkün olmayan bir sınavı rüyanda mı gördün? Tiyatro ile ilgisi meçhul, esnaf lokantaları yarışması yapmak gibi bir projen vardı. Onu geliştirirken çok kuru fasulye yedin de kâbus mu gördün?…

Ya peki senin sınavsız aldığın elemanlar? Sanatçı, yazar ve dramaturg Ege Kızık ile uzman Helin Kat’ı başka kurumlara sürgün ederken; yerlerine sınavsız yerleştirdiğin elemanlar? Bir profesör eşi, bir CHP Milletvekili’nin kızı, özel kalem havasında ‘aldım’ deyip, iki gün sonra sokağa koyduğun kadın yurttaş filan? Onlar da kuru fasulye kâbusunun üzerine içilen serin soda mı? Kafanı topla da öyle gel istersen Üzümcü…

“Kurumlarda genel sanat yönetmenlerinin göreve geldikten sonra yanında kendisiyle çalışacak ekibi getirmesi son derece doğaldır. Doğal olmayan, bu ekibin tiyatronun kadrosuna dahil edilmesidir.”

Daha beteri var: Bir sene önce sordum şu soruyu, sık sık da tekrarladım; bir cevap veremedin. Bunları söyleyenin, dürüst ise ne yapması gerekirdi Üzümcü? Kurumla 3 yıllık kısmî süreli bir iş sözleşmesi yapması gerekirdi, değil mi? Ama sen ve yaverin ne yaptınız? Kendinizi 3 yıllık kısmî süreli bir iş sözleşmesi ile değil, daimî iş sözleşmesi ile kuruma başlattırdınız. Yani bir anlamda sınavsız olarak kurumun kadrolarına çöktünüz! Bu ne demek? 3 yıl tamamlanınca ayrılmak istemezseniz; kurum sizi ancak tazminat ödeyerek gönderebilecekti. Cemil Tugay büyük oryantalini yapınca istifa etmek zorunda kalmasanız; muhtemel ki 65 yaşından emekli oluncaya kadar kuruma yapışmış olacaktınız. Eheheheeey Üzümcü! Nerede kaldı o zaman senin sözümona ilkelerin? Nereye kaçtı o sahte devrimci-demokrat söylemler?…

3 yılda bir değişen genel sanat yönetmeninin yanında getirdiği yardımcılarına kadro vermesi, süreçte hem iş barışını hem de tiyatro içinde olması gereken iş disiplinini bozacak şeylerdir.”

* İşte ‘iş barışı’ ve ‘iş disiplini’ diyerek kestiğin, tahta kılıç teneke kalkan bir ahkâm daha. El birliği ile uçamayan kuşa çevirdiğiniz kurumda, 3 yılda -hattâ bir olasılıkla 6 yılda- kadroya eklenecek, kuruma emek vermiş 3 sanatçı, iş barışını bozarmış; her şartta sokağa atılmalıymış… Ne münasebet? Belediye o sanatçılarla bir ‘Fatih Terim Sözleşmesi’ yapsa, belki. Yoksa elbette Direktörlük görevi sona erince, Sanatçı olarak kurumda kadroya geçme olanakları karşılıklı olarak aranabilmelidir. Hele kurumun kadrolu bir Kurucu’sunu ve yetişkin, deneyimli, değerli bir sanatçısını, kapının önüne koymaktaki bu anlamsız inat ve ısrar; ancak kindar kafa ve ruh yapılarına yakışan bir tutumdur.Terminolojik olarak bunu ‘derebeylik özentisi’ diye adlandırmak da mümkündür tabii.

’Sanatçı Direktör’lerimizin, direktörlükten ayrıldıkları zaman ‘Sanatçı’ statülerinin devam edebilmesi konusundaki taslak yönetmelik maddesini, nezaket gereği Kurucular Kurulu’na iletip görüş sormuştum. ‘Hayırlı olsun’ diye onaylayan bir mesaj yazdığını unuttun mu? O mesajı pişpirik oynarken mi çekmiştin bilmem ki?… Ama bu fikri, kör bir fil gibi çiğneyip geçmek; sahte demokratların işine gelmiş olsa gerek.

Kadro şişmesinden dem vuracaksan eğer; bu da saçma. Senin işe başladığının ikinci ayında gereksiz bir sınav açıp oyuncu kadrosunu % 60 arttırmana ne diyeceğiz o zaman? 2 sahnede görev yapmak için yeterli olduğu kanıtlanmış bir kadroyu şişirmenin anlamı ne? Anlam yok. Kamu yararı ne? O da yok. Hovardaca bir savurganlık! Yaş gruplarını bile gözetmeden kadroyu ve bütçeyi şişireceksin. Buna rağmen üretimi düşüreceksin. Düşen üretimle, günahsız genç sanatçıları, toplum karşısında ‘bankamatik sanatçı’ pozisyonuna sürükleyeceksin. Sonra da ‘barış, disiplin, falan’ diye dayanaksız ahkâm keseceksin. Ne tatlı bir gevşeklik!

Ama işte matematik tutmuyor: Kadroya 3 yılda bir -belki de 6 yılda bir- eklenme ihtimali olan 3 sanatçıdan rahatsızsın ama; ortada mantıklı bir neden yokken, bir batında kadroda tam 15 yıllık şişirme yapıyorsun. Bilgisizlik sonucunda, gereksiz bir yoğunlukla Yönetim Kurulu’na yığılmış bürokratların da bu hesabı hiç sormadığı anlaşılıyor…

“Örneğin ben, tanınan hak 3 kişi olmasına rağmen, göreve gelirken yanımda sadece 1 genel sanat yönetmen yardımcısı getirdim ki o da benimle birlikte istifa etti.”

* Sen, 2 yıldır yönettiğini sandığın İzmir Şehir Tiyatrosu’nun mevcut yönetmeliğini bile bilmiyorsun anlaşılan. Eski iş ortağını yanında zembille getirdin ama, yönetmelikte “Genel Sanat Yönetmeni yanında 3 yardımcı getirir” diye bir hüküm yok. İşin felsefesini bilmediğin için uyduruyorsun. Ya da bilerek çarpıtıyorsun ki, o daha fena. O konu, doğrudan Yönetim Kurulu’na girecek 3 Direktör ile ilgilidir. Ama siz, kurumun belkemiği direktörleri Yönetim Kurulu’ndan çıkarıp, bürokrat amirleri soktuğunuz için; arabayı atın önüne bağlamış oldunuz. At arabasının da bir şerefi vardır yahu!

Daha önce yazdım: Üstelik o ‘Genel Sanat Yönetmeni Yardımcılığı’ adını verdiğiniz o yandan çarklı buharlı makamın, Yönetmelik’te tanımı bile yok!

“30 yılını hem ödenekli hem de özel tiyatrolarda çalışmış biri olarak, yukarıda saydığım ve tiyatro emekçilerinin bildiği ancak kamuoyunun bilmediği teknik ve kadro yapılanmasıyla ilgili eksik ve yanlış gördüğüm şeyleri de düzeltmek ve ardımdan gelecek yöneticilere olması gereken bir kadro yapılanmasını bırakmak bir görev olduğu kadar aynı zamanda ödenekli tiyatroların devamıyla ilgili de önemli bir konudur.”

* Şu yazıntı(!)daki yapıntı(!) bilgelik ve ustalık edasına bakınca; neredeyse insanın ıslak terlik arayacağı geliyor. Tenekeden tayyare davranışlarını kamuoyu önünde aklamak için bu yazıntı yetmez Üzümcü!

Sen değil miydin “Faşizmin en iyi bildiği şeydir sanatın ve sanat emekçisinin ekmeğiyle oynamak.” diye uluorta yazan?

Kesinleşmiş mahkeme kararlarına rağmen İzmir Şehir Tiyatrosu’nun sanatçıları Hatice Altan ve Özlem Karabay’ı işinden aşından ederek, kendi adını kendin koymuş olmadın mı sen?…

Üstüne bir de bu çelişik fikir kırıntılarını, millete ilke diye yutturup temize çıkmaya çalışmak! İyi tezgâh vallaha!…

YÜCEL ERTEN

İstanbul, 11 Ekim 2026

Benzer Yazılar

Bu web sitesi size daha iyi bir performans sunmak için cookie kullanmaktadır. kabul edin Devamını Oku