Türkiye’de özel tiyatro yapmak; yüksek vergi yükleri, fahiş salon kiraları, stopaj kıskacı ve kamusal desteklerin yetersizliği nedeniyle yıllardır adeta bir “hayatta kalma mücadelesi” olarak tanımlanıyor.
Tam da bu yapısal krizin ortasında; “Birlikten güç doğar” sloganıyla yola çıkan, özel tiyatroları tek bir çatı altında toplamayı vaat eden Tiyatro Kooperatifi ve benzeri oluşumlar, başlangıçta sektör için büyük bir umut ışığı olarak görüldü. Ancak geldiğimiz noktada bu yapılar, kolektif bir dayanışma alanı olmaktan ziyade, belli başlı aktörlerin kişisel veya kurumsal çıkarlarını konsolide ettiği ikiyüzlü bir vitrine dönüşmüş durumdadır.
Sahnede dayanışmayı, kolektif üretimi ve adil paylaşımı savunanların; sıra kendi örgütsel pratiklerine geldiğinde elitist, dışlayıcı ve pragmatik davranması çelişkinin en büyüğüdür. Kağıt üzerinde tüm bağımsız tiyatroların sesiymiş gibi boy gösteren, lobicilik faaliyetleri yürüten ve kamuoyuna “sektörün tek temsilcisi” imajı çizen bu oluşumlar, gerçekte küçük ve bağımsız tiyatroların sorunlarını çözmek bir yana, onları vitrin süsü olarak kullanmaktan öteye geçememektedir.
Eylemsizlik ve Çözümsüzlük Sermayesi
Görünürde herkes için mücadele ediliyormuş havası estirilirken; alınan teşviklerin, fonların, sponsorlukların veya yerel yönetimlerle yapılan işbirliklerinin pastasından payı hep aynı “vitrin” isimler almaktadır. Tiyatronun mutfağında ezilen, salon bulamayan, faturalarını ödeyemediği için kapanma noktasına gelen onlarca küçük topluluk; bu oluşumların bürokratik toplantılarında sadece birer istatistiki veri olarak kalmaktadır.
Birlik ve beraberlik illüzyonu, sektörün gerçek sorunlarını çözmek yerine mevcut statükoyu korumaya hizmet eder. Sorunların çözülmemesi, ironik bir şekilde bu yapıların varlık sebebini sürdürmesini sağlamakta; çözümsüzlük üzerinden bir “sektör temsilciliği” gücü devşirilmektedir. Oysa hakiki bir dayanışma; sadece kurumsal büyüklüğü olanların değil, en marjinalize edilmiş, en küçük sahnesiz tiyatronun da hakkını eşit şekilde savunmayı gerektirir.
Dayanışma mı, Yeni Bir Hegemonya mı?
Özel tiyatroların ihtiyacı olan şey; muktedirlerle masaya oturduğunda sadece kendi tiyatrosunun bütçesini veya reklamını düşünen “temsilciler” değil; şeffaf, adil ve gerçekten kolektif bir hak arayışıdır. Birlik görüntüsü verip arkada kendi lobisini yapan ikiyüzlü tavır, bağımsız tiyatrocuların sadece ekonomisine değil, dayanışmaya olan inancına da darbe vurmaktadır.
Bugün Türkiye tiyatrosunun en büyük ihtiyacı, bu konforlu ve çıkar odaklı örgütlenme biçimlerini sorgulamak; mış gibi yapan birlikteliklerin maskesini düşürerek samimi, eşitlikçi ve tabandan gelen gerçek bir dayanışma ağını örmektir. Aksi takdirde, sahnede alkışlanan tiratlar, kulisteki ve örgütlerdeki bu pragmatik gerçekliğin gölgesinde samimiyetini kaybetmeye mahkûmdur.
