Etrafta resimler var. Güneşli, çiçekli… “Seni seviyorum“lar… Ziyaretçiler şaşkın. Bağırmak istiyoruz ama sesimiz çıkmıyor. Kabus gibi. Eşi, Caroline’in yanına çıkıyor. Kulağına fısıldıyor. Anlatacak çok şeyi var. Ne anlatıyor acaba? Çok da uzatmamalı. Daha anneye veda etmek gerek. “Hoşça kal anne!“ Küçük eller, el sallıyor. “Bye bye!“ Artık O’nu bir daha göremeyeceğiz. Baba bekle! Bir öpücük daha! “Ben de!“ diyor Cassandre. “Ben de!“ diyor Antoine. “Ben de’“ diyor Fanny.
“Onu ben öldürmedim!“. Kadın’ın (İnci Türkay) çığlığı bizi oyun boyunca içsel bir yolculuğa çıkarıyor. Kadın kefene benzeyen, beyaz, uzun elbise giymiş. “Onu ben öldürmedim!“ Oyunun ilk repliği bu. Onu Kadın öldürmediyse, kim öldürdü? Neler oldu? Bu soruların cevabı Kadın’ın duygularındaki titreşimlerde, sesindeki iniş çıkışlarda, sızlanışlarında, hayatını sürdürebilmek için verdiği gayrette saklı. Çektiği vicdan azabıysa, zaten çekilmez olan hayatının beklenen sonucu gibi. Yine de çok fazla!

Liste oyununda, iç içe geçmiş iki karakter var. Biri bize hikayeyi anlatan Kadın, ötekiyse Caroline. Kadın düzenli, hayatının raydan çıkmaması için hep liste tutuyor. Bu listede alınacak hediyelerden, ödenecek borçlara kadar her şey var. Bir de “118’i ara!“ hatırlatması. Fakat Kadın bu numarayı neden arayacağını unutuyor. Numara listede anlamsız bir komut olarak kalıyor. Oysa o numara bir hayatı etkileyecek kadar anlam yüklü. Oyunun dramatik olayı bu unutuş. Kadın’ın iç çatışmasını başlatan, büyük vicdan azabı. Caroline ise, Kadın’ın tersine bozkırın ortasındaki bu köyde doğmuş. Üniversite okumuş, içinde ev olan manzara resimleri yapıyor. Bırakın liste tutmayı, kirli çamaşır sepeti salonun ortasında duran, çocuklarının duvarlara resimler yapmasına izin veren, dağınık, düzensiz biri. Çocuklarını seviyor, çocukları da onu. Caroline’in bu sevgiye ihtiyacı var. Belki de tek yaşam kaynağı çocukları. Tam da bu nedenle beşinci çocuğa “Evet“ diyor. Onun hayatının kırılma noktası da bu karar oluyor. Kadın’ın ise düşleri var. Küba’da bir plajda olmak istiyor, şafakta bir manastırda. O, Caroline gibi değil. Bir yolculuğa çıkmak, kendi hikayesinin içinde yürümek istiyor ama sıkı sıkıya takip etmesi gereken bir listesi var. Çocukların silinmesi gereken yeşil sümükleri, değişmesi gereken bezleri. Bozkırda korkunç rüzgarlar esiyor. “Sen anlatınca ben dışarıdaki rüzgarı duymuyorum“ diyor Caroline’e. Aslında Kadın için bütün bu listedekiler sorun değil. “Sorumluluklar yük değil, eksik olan bir ses, bir bakış“ onun için. Kocası Jean hep gitmek zorunda, O hep kalmak zorunda. Fakat Caroline var. İyi ki var! Onunla sinemaya gidiyorlar. Film çok acıklı. Kadın ağlıyor. “Caroline olmasaydı, daha az ağlardım“ diyor. Çünkü Caroline, O’nun sığınağı. Sonra o gün geldiğinde Caroline ona sığınıyor. Kadın’ın evindeki sallanan koltuğa oturuyor, sıcak çikolata istiyor. Kadın sıcak çikolatayı hazırlıyor fakat sadece Caroline’e. Çünkü kendini çok uzun zamandır unutmuş. Caroline ona bunu hatırlatıyor. Kadın ancak, onun yanında varlığını sezinleyebiliyor. Sonrasında listede unutulan numara, Kadın’ın yüreğini delik deşik ediyor. Artık biliyoruz, düzenli liste tutar.

Liste oyunundaki Kadınla Caroline, bir Telma ile Luis (1), bir Claude ile Margot (2) ikilisi gibi değil. Bir yolculuğa çıkıp, sonucu ne olursa olsu, özgürleşemiyorlar. Birbirlerini sonuna kadar destekleyen karakterler de değiller. Kadın’ın vicdan azabı bu yüzden. Sıkışmış dar bir alanda, günlerce görüşmedikleri oluyor. Caroline artık değişemez, hayatta değil ama oyunun finalinde Kadın iç hesaplaşmalarını yapmış, yeni bir sayfa açmaya karar vermiş, yağan bembeyaz karla arınan, umutla güne başlayan bir karakter haline gelmiştir.
Oyunun yazarı, Jennifer Tremblay üniversitede yaratıcı yazarlık eğitimi almış. Şiirler, öyküler, makaleler ve televizyon dizileri yazan, Kanadalı çağdaş bir yazar. Liste oyunuyla da çeşitli ödüller almış, oyun beş dile çevrilmiş. Oyun gerçek bir hayat hikayesine dayanmaktaymış. İnci Türkay oyunun hakları için yazarla iletişime geçince arkadaş olmuşlar. Karakteri sahnede canlandırırken, karakterin katmanlarının çözümlemesini, oyunun yazarıyla konuşarak yapma şansını bulmuş.

İnci Türkay’ın Liste oyununda sergilediği Kadın’ın karakteri, bir başka karakter olan Caroline’in hikayesiyle iç içe geçiyor. Kadın’ın hikayesi, Caroline’in hikayesiyle bir bütünlük kazanıyor. Farklı iki karakter gibi görünseler de, devamlılıkları var. Kadın’ın hikayesi sürerken Caroline’in hikayesini dinliyoruz, onun hikayesi biterken Kadın’ın hikayesi başlıyor. Oyunda adı anılmayan tek karakter Kadın. Böylelikle karakter bütün kadınları içine alıyor, sesi oluyor diyebiliriz. Oyunda sıkıntı halinden çaresizliğe; öfkeden acımaya; vicdan azabından şefkate kadar, birbirine hızla geçen bir dizi duygu var. İnci Türkay’ın oyunculuk başarısı bütün bu farklı duyguları, yüksek tempoda dengeleyerek, etkileyici biçimde seyircisine geçirmesinde yatıyor. Oyuncu, temposu hiç düşmeyen oyunda duygu geçişlerini hayranlık uyandıracak bir ustalıkla dengeleyerek, oynuyor. Kendi duygularını anlatırken, bebeğin ağlama sesinin yarattığı duygusal çöküşten, ertesi güne, çocukların anaokulunda olduğu, dinlenebileceği güne geçişteki neşesini ustalıkla birbirine yedirebiliyor. Oyun tek perdelik bir monolog ama içi çok kalabalık. İnci Türkay, sahnedeki efektlerle, sinevizyonla, Caroline’i simgeleyen sallanan koltukla, yağan karla da oynuyor. Böylece bir oyunculuk şöleni izletiyor seyircisine.

Bu noktada sözü oyunun yönetmeni Ayşegül Hardern’e bırakıyorum. Bize oyunu şöyle anlatıyor: “Oyun metninde, oyun yeri düzenli, mükemmel bir mutfak. Ben bu yeri sembolik bir dünyaya taşımak istedim. İlkin oyunda bir sorgu ışığı kullanmayı düşündüm ama ışığın yaratacağı gölgelerin daha etkileyici olacağı sonucuna vardım. Diğer bir yapı taşı Kadın’ın giydiği kostüm oldu. Belden kemerli, Kadın’ın rahatlamasına, kendini özgür hissetmesine asla izin vermeyecek, korse tadındaki bu kostümle, mükemmel kadının görüntüsünü elde etmeyi amaçladım. Bu mükemmel görüntünün altındaki Kadın’ın bilinçaltına inmek istediğimde, kabus görmenin en uygun ortam olacağını düşündüm. Oyun gölge görüntülerin tüle yansımasıyla başlar. Görüntüler yakın zamanda karakterin yaşadıklarını, sıkışmışlık halini seyirciye yansıtır. Aklımdakilerin görüntüye dönüşmesi, sinema yönetmeni Baran Gündüzalp sayesinde oldu. Kadın’ın tüm duygularını, inişlerini çıkışlarını destekleyen beste ile Cem Tuncer son noktayı koydu. Dekordaki bordo kumaş Kadın’ın bilinçaltına yapacağı yolculuğun başı ve dönemeyeceği bir yolculuğun başlangıcını temsil ediyor. Bu haliyle kan ve damar göndermesini de içinde taşıyor. Sahnede sallanan sandalye ise Caroline’in vazgeçilmez sembolü. Hüznü, hüzünle anlatmaktansa, tersi duygularla ilerlemek istedim. Bazen ses efektleriyle görsel dili zenginleştirdim. Sallanan koltuk efekti gibi. Görsel olarak, oyuncunun da sallanarak anlatması gibi.”
Prömiyerini Londra’da yapan oyunun ışık tasarımını A. Sedef Ayter, çevirisini L. Selin Atakay, sahne tasarımını da Gülfem Özdoğan yapmış. Oyun Türkiye’de oynanmaya devam etmekte.
SERAP IŞIK
Kaynakça:
- Telma ile Luis, senarist C. Khouri, yönetmen R. Scott
- Kaçaklar, oyunun yazarları P. Palmade ve C. Duthuron
