Kemâl Başar yazdı: “Doktor, Yaşayacak Mı?”

editor
7,2K Okunma

Cüneyt Arkan’la Frankfurt’taki evinin bahçesinde, havuza bakan bir köşede çaktırmadan sigara içiyoruz, artık bana sinirlenmiş… 45 senedir Almanya vatandaşı; Almanlar kazanç sormayı ayıp bilir. Sonunda, dördüncü keresinde dedi ki “Allah aşkına rejisörlükten, oyunculuktan kaç para alıyorsun, ben de operatör hekimim, başkası hesabına günde 30 ameliyat yapacağıma kurdum klinikleri, günde 30 ameliyatımı yine yapıyorum, ama başka doktorlar da benim hesabıma ameliyatlar yapıyor, şimdi daha iyi anladın mı, kafasız!”…

Bu ailesinin zoruyla, matematikle eğitim görenler, boyuna formül ezberleyip iftiharla mezun olanlar biz dil, tarih, sanat sepete yatkın olanlara moron gözüyle bakar. Sanki bizimki başarı değil, yapacağımız da meslek değil, okul hayatı boyunca öğretmenlerden tembel, haylaz muamelesi görürüz. Madem öğretmen de böyle düşünüyor, özünde saygılı çocuklar olan biz, hepimiz afacanlaşırız; yoksa okula başladığımızda ciddi çocuklardık. Alın, görün şimdi ürününüzü! Dünyadaki eğitim sistemini seveyim, ayrıca Cüneyt, sana ne, senin de verdiğin aklı seveyim! Al, geldiğimiz nokta…

O gece kapitalizm ilk defa hoşuma gitmişti oysa, ne yalan söyleyeyim. Dedim ki Cüneyt’e “Ben her yerden teklif alıyorum, İstanbul’da da Avrupa’da da sürekli reji yapıyorum, önümde en az 3 senaryo var, televizyonda da işler iyi gidiyor.”… Hay, demez olaydım… “Salak, anlamamışsın” cevabını verdi. Ben küçüklüğümden beri bana salak denmesine alışık olduğumdan umursamadım, kritik cevabı verdim, bok yedim: “Oğlum, ben yaptım mı öyle olmalı ki yepyeni bir oluşum; hiç salonlara girmeden, yazın parklarda, açık havada klasikleri Orta Oyunu sahnelemesiyle oynayan bir tiyatro yapısı yaparım mesela, kışın da diziye, sinemaya akarım”… “Aferin, sana lisedeyken attığım dayaklar işe yaramış, bak kafan çalıştı geri zekalı” dedi. Tanınmışlığını Belediye Başkanları ile hemen görüşmede kullan” diye de ekledi. Ertesi gün havaalanına Porsche’siyle bıraktı, “Ben kullanayım mı” dedim, “Şimdi beceremezsin, alışık değilsin, altından kaçar, 2 seneye bunun yeni modelini alırsın” dedi, kadran 280’i gösterirken…

Hemen ertesi gün randevuları aldım, 10 gün içinde Kadıköy, Beşiktaş ve Beyoğlu belediye başkanları ile görüştüm. Kadıköy “Bizim tiyatrolarımız var, projenize ihtiyacımız yok” dedi; sanki biz zenciyiz… Beyoğlu ve Beşiktaş ise “Çok iyi fikir, hemen başlayın” deyince Cüneyt’i aradım, bilgiç bilgiç “Gördün mü, hemen şirket kur” dedi. En afilisinden bir limited şirketi patlatacağım, Cüneyt’i yine aradım, “İsmi ne olsun”… “Benim kliniğin adı Emma, hoş bir isim, değil mi” dedi, Emma Sanat Gösteri Limited Şirketinin isim babası oldu, üstüne muhteşem fikrine destek vermek için bana ortak da oldu.

Londra’da müthiş 3 oyuncudan “Complete Works of Shakespeare – Abridged” seyretmiş, sonra ikisiyle Dublin Pub’da biralamış, yine Londra’da izlediğim, hayran kaldığım “Shakespeare in the Park” projesinin Türk usulünün ilk oyunu olarak İstanbul’da yapmak üzere, herkes çakırkeyifken, kahkah, kihkih arasında iznini sahiplerinden almıştım. Böylece projeme kalantor bir yapımcı ararken, Emma Limited’im sayesinde bizzat yapımcısı oldum, Cüneyt’ten de aferini kopardım. Bekle beni Abbasağa Parkı, Gezi Parkı! 2 ayrı oyuncu grubunu yönettiğim aynı oyunu 2 parkta aynı anda 2 ya da 3’er seans oynayacak, paraları sayamayacaktım. Yeni model Porsche’yi de 6 ayda altıma çekecektim. Yaşasın kapitalizmdi!

10 gün geçti, geçmedi, Gezi patladı. Benim yazlık tiyatro sahneleri, terör alanı ilan edildi. Alem parkta tiyatroyu gördü.

Stratejik hata olduğunu o an kavrayamadım, geri vitesi de sevmeyen bir karakterim var, hemen oyunu tek gruba indirip sahne versiyonu şeklinde yeniden yönettim. Eh, yapacaksak bir repertuvar tiyatrosu olmalıydı. Tek oyunla olur mu! Ah be geri zekalı… Hiç sahnelenmemiş “Rain Man” MGM’in elinde gül gibi duruyordu. Bir Alman tiyatrosuyla birbirimize gireceğimize onlar da yaptı, biz de… Dünyadaki ilk sahneleniş, Rain Man… Havalı duruyor, değil mi? Olaylar sırasında Reha Özcan, Devrim Evin, Tamer Levent, Ece Özdikici’li kadroyu kurdum; Gezi bitti, biz prömiyer yaptık. Kapılar kırılıyor, oyuna ilgi öyle…

Olmayacak şey oldu, MGM’in tiyatro bölümü iflas etti. Başına bir taş kafa kayyum atandı, oyunun satışını durdurdu, Nuh dedi, peygamber demedi, biz de durmak zorunda kaldık. Yılın oyunlarından biri böylece ekonomik açıdan battı.

Başlarken yazın açık hava yapılacak sadece derken, zorunlu olarak kışlık salon arayışına girdik, Borusan Oto’nun Beşiktaş Stadı’nın oradaki galerisinin içinde 120 kişilik bir blackbox salon var, orayla anlaştık. Bizim salonumuz oldu, Borusan Oto Dolmabahçe de sponsorumuz… Güle oynaya yeni oyunlar yaptık; Cahide Sonku, Öykülerden Oyunlar, Gözlerin Ardında Müzikal, Tut Elimden Rovni, Amy Winehouse… Biz yine bir oyunla yurtdışında festivaldeyken stadın orada bir patlama, polislerimiz ve kimi vatandaşlar şehit oldu. Üstümüzdeki otelin kırılmadık camı, düşmedik, parçalanmadık levhası kalmadı, koca otel kapandı, birkaç ay tadilata girdi, o kadar…

Borusan Oto Dolmabahçe kapandı. Bizim sahne ve sponsorluk gitti.

Başka bir turneden o gün dönmüşüz, Fetö kalkışması yaşandı. Yetmedi, üstüne devalüasyon, ekonomik kriz…

Yılacak mıydım? “En büyük komedileri yapalım o zaman” dedim. Ben başarısızlığı sevmem. Cüneyt, “Aferin” dedi.

Hop, pandemi… 4 yıl!

15 yılda 30 prodüksiyon yaptık. Ne ödüller, ne başarılar, ne turneler… Ortada para yok. Bu nasıl kapitalizm!

Tiyatro Keyfi Atölyeleri’ni kurduk, nice oyuncu yetiştirdik. Hesabım; marka yaratacağız, dünyaya açacağız, her yerde kuracağız… Doğal afeti bitmedi, kavga dövüşü bitmedi, ekonomik krizi bitmedi. Kurduğumda Euro 2.53 idi, bugün 53.2…

Şimdi bugün şöyle… Ben bir rakip tiyatronun sanat yönetmeni sayıldığımdan başka hiçbir tiyatroda oyun yönetemiyorum. Yurtdışında yaptığım rejilerle idare ediyorum. İstanbul böyle… Kardeşçe, dayanışmayla, el ele, bilgiyi ve tecrübeyi paylaşarak hep birlikte çarşıyı ve kendimizi büyütmek, seyirciyi arttırmak varken meslektaşın ettiğini kimseden göremeyeceğin garip bir anlayış hakim şehre… Çoğu zaman tiyatro işletmesiyle, yetiştirdiğimiz gençlerin problemleriyle, gelecekleriyle, oyuncuların, çalışanların keyfiyle uğraşmaktan, maddi manevi kaybettiğimin haddi hududu yok.

Cüneyt ortaklıktan geçen sene ayrıldı; ama en azından Tiyatro Keyfi ofisi Porsche’ye bakıyor.

KEMÂL BAŞAR

Benzer Yazılar

Bu web sitesi size daha iyi bir performans sunmak için cookie kullanmaktadır. kabul edin Devamını Oku