Tarkan Osoy yazdı: “Uyusun Da Büyüsün Ninni…”

editor
7,6K Okunma

Kültür ve Sanat… Hep yan yana veya arka arkaya kullanılan bizsel bir olgu. Bizsel derken bizim ülkemizdeki kullanılış ve anlayış biçimini kastediyorum. Bu iki kelimenin arka arkaya geliş psikolojisi; zihniyeti ve bakış açısını açıklıyor. Duruma diyalektik yaklaşıp, ters yüz ederek açıklamaya çalışacağım. Neden önce kültür kelimesi ve sonra sanat? Önce sanat ardından kültür gelemez mi? Genel düşünce ve kanılar şunlardır: Sanat yoluyla kültürlenme sağlanabilir. Kültürel faaliyetlerin başını sanat çeker ve çoğunu da sanatsal etkinlikler oluşturur. Kültürlendirmenin en önemli ve en etkin yollarından birisi sanattır.

Kültür ve sanat dediğiniz zaman ki denilmesinde bir sakınca yoktur; o vakit çok büyük, yüksek bir iddiada bulunmuş olursunuz. Kültür oluşturacak ve yaratacaksınız, olan kültürü de sürdüreceksiniz. Bunu çok geniş bir alan olan sanatın da katkılarıyla sağlayacaksınız. Sanat okyanus gibidir. Biz insanlar ise birer su taneciği. Dünyanın dörtte üçünün de sularla kaplı olduğunu düşünürseniz, duruma mecazen bakıp, bir anlam çıkarabilirsiniz. Geriye kalan kesimler karadır ve bu karaların üzerinde de ülkeler yer alır. İşte o ülkelerin de kendi kültürleri vardır. Ayrıca ülkeler tarafından paylaşılan kültürler bulunmaktadır. Bu ortak kültürleri yaratan en önemli unsurların başında da sanat gelir. Ya da ortak kültürlerin doğuşunu, gelişmesini ve yerleşmesini sağlayan en önemli etkenlerden biri sanattır. O yüzden doğru, kaliteli, seçilmiş, değerinin farkına varılmış, desteklenmiş, planlanmış, başarılı bir şekilde organize edilmiş ve her daim hatırı sayılır yatırım yapılmış sanat kültüre olumlu yönde katkıda bulunabilir. Bilinçli bir şekilde sanat ön plana alınır ve gereken değer verilirse doğru yol izlenmiş olur. Kaldı ki bizde bu pek de mümkün olmamaktadır. Kültür ve sanat deyip; kültür kelimesini öne aldığınızda, bahsettiğimiz izlenmesi gereken yoldan çok ama çok daha fazlasını yapmayı taahhüt etmişsiniz demektir.  Bu da; olan yolları takip etmek, iyileştirmek, yürüdüğün yolu bilmekten öte ben her yeri ve yolu kaymak gibi otoban yapacağım, yetmez yeni yollar inşa edeceğim demektir. O zaman anlıyoruz ki bunlar bizim ülkemizde bilinçsizlik sonucu oturmuş (oturtulmuş) kavramlardır. Oysaki kültür ve özellikle sanat oturtulması değil, her zaman dinamik ve aktif bir biçimde ayakta olması gereken unsurlardır.

Başka bir açıdan bakmaya ve konuyu kaldığı yerden ilintili olarak tırmandırmaya devam edelim. Bizdeki bu anlayışa ve oturmuşluğa paralel birimler vardır. “Kültür ve Sanat Müdürlüğü”, “Kültür ve Sanat Dairesi Başkanlığı”, Kültür ve Sanat Şube Müdürlüğü” gibi… Ya da “Sosyal ve Kültürel Daire Başkanlığı…” Sanat da bu dairenin içinde idare edilecek unsur olarak kabul edilir. Yoksa çok kültürsüzce davranılmış diye düşünüle-bilir. Yani sanat işlerine bu daireler bakar. Evet… Sadece bakarlar. (İstisnalar kaideleri bozmaz) Bir daire ve bu dairenin içindeki kültürlü kişiler sanatsal bakış açılarıyla, dairenin dışına çıkmadan faaliyetlerde bulunur ve mesai harcarlar. Hepsi de çaplarının büyüklüğünden ve genişliğinden bahsederler. Fakat hemen hemen hiçbirinin okyanustan haberi yoktur. Kara parçalarından, kara parçalarının üstündeki ülkelerden, o ülkelerin şehirlerinden, o şehrin içindeki dairelerden ve o dairelerin bakış açılarındaki genişlikten söz edeceksek; önce su tanesinden başlayıp da okyanusa varılacağını bilmek gerekir. Sonuç itibariyle okyanustan öte dünya ve evren kültürünü edinmiş daire başkanlarına ihtiyaç duyulacaktır. O zaman yarıçaptan bahsedebiliriz. Çaptan bahsedebilmek için, bu başkanların da başkanlarının ve onların da başkanlarının vizyon sahibi olması gerekecektir. Bu anlamda çap genişleyince belki bir ihtimal gelişme kaydedebiliriz. Dünyada örnekleri var. Üstelik az da değil.  Sanat ve kültüre önemli bir bütçe ayırıp yatırım yapmak şart. Yatırımın da doğru ve bilinçli kullanılması gerekiyor. Eh madem kültür ve sanat; o zaman olması gerekenden de fazlasını beklemek en doğal hakkımız. Tabi bizde yatırım anlayışı da farklı. Bizde “en büyük ve en doğru yatırımı biz yaptık” yarışı yok. Keşke olsa. Fakat söylevi var. Dolayısıyla “yarışı varmış da en birincileri onlarmış” gibi sloganları var. Şekli ise şöyle: Biz yatırımı yaptık, güzel güzel yatırdık. Masalı da anlattık. Yattı ya haliyle uyuyacak ve yatırılıp da uyuduğu için büyüyecek. Yani biz yatırımımızı yapıp, bu kadar para harcayıp yatırdık. Uyanınca büyümüş olacak.

Bir de en çok bütçeyi biz ayırdık, biz yatırım yaptık diyorlar ya. Neye göre, kime göre? Tabii ki yurdumuzdaki yaklaşımlara, bakış açısı ve daha önceki istatistiklere göre. Baz alınacak verilere ek düşünce şekli buysa denecek bir şey yok. Fakat gene de nitelik ve nicelik ilişkisi içinde düşüncede sorgulama yapmak en doğal hakkımız. Ben hakkımı kullanıp bu yazıyı kaleme aldım.

TARKAN OSOY

Benzer Yazılar

Bu web sitesi size daha iyi bir performans sunmak için cookie kullanmaktadır. kabul edin Devamını Oku