Bir Kristal Kaseye Sığmayan Tiyatro: Ödülün Değeri, Sanatın Bedeli

Neslihan Ekim
5,3K Okunma

Haydi biraz “ödül” nedir, onu konuşalım. Kim verir ödülü? Söz konusu sahnede icra edilen, seyirciyle var olan bir mesleğin takdirini kim verir?

27. Afife Tiyatro Ödülleri bu ve benzeri soruları yeniden sorgulattı hepimize. Fakat bu kez mevcut sorgulamalardan, tartışmalardan ve eleştirilerden çok daha fazlasına şahit olduk! Yıllardır ödül sisteminde, kurum tiyatrolarının ayrı, özel tiyatroların ayrı değerlendirilmesi gerektiği; sadece İstanbul odaklı değil, tüm Türkiye’deki tiyatroları kapsayacak adil bir ödül sistemi kurulmasının artık zorunluluk olduğu ve jurilerin oluşumunun ve niteliklerinin tartışmalara yer vermeyecek kadar özenle yapılmasının değerlendirme sonuçlarında belirleyici olacağıyla ilgili pek çok konu başlığı üzerinde çok tartışıldı. Afif ödül töreninden sonra ise durumun şekli ve rengi değişti. Mesele, tiyatronun meselesi olmaktan öteye geçti! Ülkede mevcut tüm kurumların içi boşaltıldı diyenlere cevaben söylüyorum; ortada boşluk değil, gayet liyakatle doldurulmuş bir sitem var! Manzara ortada: Başka tiyatro oyunu kalmamış gibi Devlet Tiyatroları’na 16 adaylık verilmiş ve neredeyse tüm ödülleri de toplamışlar. Tebrikler!

Tebrikler! TİYATROYU ÖDÜLDÜRDÜNÜZ!

Kurumun başında bir kayyım var. Bu bir suçlama değil. Kimdir Tamer Karadağlı? Alınmaca gücenmece yok; eleştiri kaldıramayana istifa yolu açık. Kurumsal kimliği “Genel Müdür.” Hadi tamam, anladık, sindiremesek de tamam. Onun yardımcısı Sükun Işıtan, en iyi kadın oyuncu ödülünü alırken  Afife Jale isminin ağırlığını hiç hissetmemiş gibi “Değerli dostum Tamer Karadağlı’ya…” diyerek başlıyor söze. Salonda protesto… Elbette. Bir oyuncu olarak tüm samimiyetimle söylüyorum. Sahnede yuhalansam, orada durmaya devam edemem. Hele beni yuhalayan kişiler meslektaşlarımsa, mesleği bırakırım. Utancın böylesini dilerim ki hiç bir meslektaşım yaşamasın.

İşte yine başa döndük: Tiyatroyu tiyatrocular yönetsin meselesine.
Yıllardır neden aynı şeyi söyleyip durduğumuzu şimdi anlıyor musunuz?

Ödül sistemini düzenleyen Yapı Kredi’ye gelince… Yapı Kredi’nin tutumu, hakim kültür politikasıyla birlikte düşünülmeli: tiyatronun iş insanlarıyla olan ilişkileri, sponsorluklar, reklamlar… Üst aklın kiminle nasıl pazarlıklar yaptığı, döngüsel ekonominin nasıl işletildiği… Bildiğimiz konular bunlar. Ve bu konuların normal koşullarda sanatın bağımsızlığı için ekonomik özgürlük kazandıran bir araç olması gerekirken yarattığı bağımlılık ilişkilerini iyi anlamamız gerekiyor. Yanlış seçimler yapılıyor ve bu durum  liberal politika realitesi diyerek hafifletebileceğimiz ya da geçiştirebileceğimiz bir durum değil. Ne grevlerden ne boykotlardan ne de sanatçılardan çekinen, dilediği gibi at oynatan sermaye sınıfına kötü haber! Bu iktidar değiştiğinde, sanat sanat için de yapılsa sanatçılara muhtaç olduğunuzu anlayacaksınız. Sanat camiasından reklam verebileceğiniz, sponsor olabileceğiniz kimseyi bulamayacaksınız. Üstelik bunu boykot için de yapmayacağız. Size ihtiyacımız kalmayacak. Bizler, tüm bu sansürler, dayatmalar ortadan kalkınca, tüm dünyanın hayranlıkla izleyip yatırım yapacağı işler yapıyor olacağız. Tiyatrodan televizyona/sinemaya, bianellerden, festivallere bu koskoca sektörden pay alamadığınızda bilin bakalım ne olacak? Sadece buralardan mı peki? Hayır. Yurttaş artık Atatürk’ün tarafındadır. Sizler, O’na sırtını dönenlere ses çıkartmayanlar, iş insanlarımız… Sizler… Yaşar Ustaların muhatabı bile değilsiniz artık. Ne acı!

Yıllardır Afife Jürisi’nin hiçbir eleştiriyi dikkate almaması da apayrı bir konu. Ama sonuç değişmiyor: O gece kaybeden “en iyi kadın oyuncu ödülüne” aday gösterilip o ödüle ulaşamayan insanlar olmadı.
Kazananlar ise; O ödülü bir gün alma umuduyla sahnede var olmaya çalışan ama aday bile olamayan  oyunculardı.
Ve diğer birçok başlıkta, erkek, kadın, LGBT… herkes. Işıkçısından, temizlikçisine varana kadar bu mesleğe emek veren, duruşundan vazgeçmeyen, mücadeleye devam eden  HERKES KAZANDI.

Aslında kaybeden, çok önceden kaybetmiş olan bir şeydi: Türk tiyatrosu.
Kazanansa her şeye rağmen sanatın birleştirici gücüne inanan, tiyatronun adaletine ve liyakatine sığınan insanlardı.

Ama itiraf edeyim, sıkıldım. Boş bir can sıkıntısı da değil bu.
Hiç kendi meslektaşlarınızdan utandınız mı? Benim zaman zaman minik utanmalarım oldu. Meslek etiğini en az doktorların hipokrat yemini kadar önemseriz çünkü. Rol çalmak diye bir tabir vardır mesela. Önde bir oyun varken yahut Karagöz’ün golü atması gerekirken sahnede dikkati kendi üstüne çekmek ayıptır. O kadar ince düşünmelidir bir oyuncu. Ödüle gelene kadar neler var neler…

Afife Jale’den özür dileyelim biz de.
Yeni akım bu: Utanınca başkaları adına özür dilemek. Gerçi ben kendi adıma bile beceremem bu özür işini. O kadar utanırım ki minicik bir meslek etiğini çiğnesem… Kulis yaptıysam mesela öfkeme yenilip, arkasından konuştuğum meslektaşımın yüzüne bile bakamam. Bana yapıldığında da özür değil, mahcubiyet beklerim. Hatasını anlayan insan zaten tekrarlamaz ayıbını. Gerçekten sıkıldım o yüzden. Çok üzgünüm mesleğim için. Çok!

Neresinden tutsam elimde kalacak bir “kristal kase”.
Küllük ediniz!
Nefesimin içi katran doldu yine. Cümlelerimden çamur akacak diye korkuyorum.

Bu ülkede kadın oyuncuysan ya Bediha gibi, ya Afife gibi olacaksın.
Öyle ya… Sabıkalı meslek bu. Ağzımızı bozacağımız şartlar da oluşmuş. Zaten çıkmış adın be kızım, bas küfürü! Yok… Onu da yapamıyorum. Korktuğumdan ya da derginin yayın politikalarından da değil. Gündelik hayatımda dahi bozamıyorum ağzımı. Sanatçısın sen. Örnek olma zorunluluğun var diyorum. Atatürk’ün sanatçıya verdiği değeri kendime sürekli hatırlatıyorum.

Sonra meseleyi cinsiyetinden soyup;’’ Muhsin Ertuğrul gibi, Adnan Saygun gibi olacaksın.
Oradaki o kararlılık olacak. Sahnede oyuncu olmak yetmeyecek. “Meslek aşkınla memleket aşkı bir bütün olacak’’ diyorum.
Bir erkek için damarlarına zehiri vurmayacaksın da, Anadolu’ya bir ömür feda edeceksin belki…
Mesleğe adanmışlık nedir?

Ağlıyorum. Adanmak nedir? Nedir adak? Kurbanla aynı şey olamaz!
Türk Tiyatrosu öldü. Kurban edildik sanmayın sakın! Orada olan, tüm meslektaşlarıma selam olsun!

Tiyatrodur; Ruhunda var yeniden doğmak! En iyi biz biliriz.

Tiyatrodur; Bir ölür bin diriliriz. Koronun sesi oluruz.

Tiyatronun ödülü aydınlığın kendisidir. Cephemizdir sanat! Ve yürüdüğümüz yol, söylediğimiz söz şifadır memlekete!

Koşullar şartlar ne olursa olsun, SEFERBERLİKTEYİZ! UNUTMAYIN!

Bizim cephemizdeki savaş epik de olsa, absürd de olsa, kazanan her zaman seyirci olacak. Seyircisiyle varolan sanat kazanacak! Kültü politikalarımız da, sanat politikamız da bellidir. Sanatçı tanımları açıktır. Az kaldı… Türkiye’de Tiyatro yeniden doğacak şüphesiz! Doğumunu halk müjdeleyecek şüphesiz! Gücünüzü koruyun, mücadeleye devam!

NESLİHAN EKİM

Benzer Yazılar

Bu web sitesi size daha iyi bir performans sunmak için cookie kullanmaktadır. kabul edin Devamını Oku