Toplumsal Cinsiyet Normlarına Meydan Okumak: Cüneyt Üstün ile Söyleşi

Neslihan Ekim

Okan Bayülgen’in, Shakespeare’ın meşhur trajedisinden esinlenerek yazıp yönettiği “Richard” adlı oyun, sanat dünyasının farklı disiplinlerinden sanatçıları bir araya getirmiş. Bir tiyatro kumpanyasının içinde geçen oyunda, oyunculuk disiplinlerindeki farklılık hemen dikkat çekiyor. Oyunda bu bağlamda bir dil birliği yok. Devlet Tiyatrosu’nun klişe oyuncuğunu da görüyorsunuz, bulvar tiyatrosunun basit tiplemesini de… Yeni kuşak oyuncuların çoğu da inandırıcılıktan uzakta. Okan Bayülgen zaten bildiğiniz gibi.  Tüm bu oyuncuların arasında bir isim var ki, açık ara kendini belli ediyor. Sahnede oynadığı her anın içini doldurmuş, sahne enerjisi çok yüksek ve oyunculuğunun her detayı ikna edici. Hayran olmamak mümkün değil.  Cüneyt Üstün! Nam-ı diğer CÜCÜ! 

Shakespeare’in dönemindeki kadın rollerinin erkekler tarafından oynanmasının mirasını sorgulayarak, toplumsal cinsiyet normlarına meydan okuyan bir sanatsal ifade biçimi sunuyor seyirciye. Keşke diğer tüm kadın rollerinde de benzer bir seçime gidilseymiş dedirtiyor. Peki kim bu adından oldukça fazla söz ettiren oyuncu? Tiyatro tiyatro dergisi olarak kendisini biraz daha yakından tanımak istedik… 

Neslihan Ekim – Merhaba… Haydi seni tanıyalım. Sanat yaşamın nasıl başladı?

Cüneyt Üstün   Çok küçük yaşta dans eğitimi alarak başladım. Hep sahnede olmayı istiyordum. Bu heyecan beni 17 yaşımda Anadolu Ateşi ile tanıştırdı. Bir sınav açılmıştı, girdim ve kazandım. Orada çok iyi bir eğitim aldım. Çok iyi hocalarla çalıştım. Oktay Keresteci gibi…  18 yaşımda solist dansçı oldum. Bir taraftan da sınavlara hazırlandım. Mimar Sinan modern dans bölümünü iki kez kazandım fakat ikisinde de kariyerime ağırlık vermek istediğim için çalışma hayatıma devam ettim. Anadolu Ateşi ile pek çok ülke gezdim, çok fazla tecrübe kazandım. Şu an sahnede en ufak bir başarım varsa bunu o dönemde edindiğim sahne tecrübesi sayesindedir. En büyük sahnelerde, binlerce seyircinin karşısına çıkıyor olmak  çok fazla şey öğretti. 

Neslihan Ekim – Bir dönüm noktası var mı peki o süreçte?

Cüneyt Üstün – Beyhan Murphy benim dönüm noktalarımdan biridir. Sahneyi tamamen bırakmak üzereydim. Her şey bitti, benden hiçbir şey olmaz dediğim bir dönemde Beyhan Murphy beni kolumdan tuttu ve ayağa kaldırdı. 

Neslihan Ekim – Sen aynı zamanda bir Drag Queen’sin… O hikayeyi de biraz anlatır mısın?

Cüneyt Üstün – Ben tam Anadolu Ateşini bırakma dönemindeyken bana Cahide’den teklif geldi. Önce kendime güvenemedim ve kabul etmedim, ertesi yıl tekrar teklif gelince hadi dedim bir deneyeyim. Çok sevdim. Star oluyorsun bir anda çünkü ve içimdeki o star ruhu çıktı, çok eğlendim. Cahide’de iki sezon çalıştıktan sonra kendi şovumu yapmam gerektiğini anladım. O dönemden beri devam ettiriyorum.

Neslihan Ekim – Duygusal olarak nasıl konumlandırırsın Drag Queenliği?

Cüneyt Üstün – Duygusal bakmıyorum aslında. İsmimi ya da sesimi değiştirmiyorum. Kendim neysem, nasılsam öyleyim, sadece kıyafetlerim ve makyajım var. Şu an ki halimden daha farklı bir şey hissetmiyorum. Bir değişim geçiriyormuşum gibi gelmiyor. Drag Queen’de çok ince bir sınır var o çizgiyi geçmediğin sürece sahnede inanılmaz özgür olduğum, insanların toleransının yüksek olduğu ok eğlenceli bir meslek. Pek çok şey yaptım. Dansçı oldum, modellik yaptım şimdi oyunculuk yapıyorum ama Drag Queen olmanın yeri ayrı. Çok seviyorum. 

Neslihan Ekim – Zorlukları neler?

Cüneyt Üstün – Topuklu ayakkabılarla 3 saat performans yapıyor olmanın bir zorluğu var ve elbette. Alkollü seyirciye oynamanın zorlukları var ama başıma şimdiye kadar bir aksilik gelmedi. Gösterimin amacı iletişim üstüne kurulu, canlı şarkı söylüyorum, kendimi seyirciye tanıtıyorum ve kendimi iyi ifade ettiğimi düşünüyorum. Beni seviyorlar.

Neslihan Ekim – O zaman gelelim Richard’a… Nasıl oldu? 

Cüneyt Üstün – Projeyi konuşurlarken, Okan Bayülgen Drag Queen aradığını söylemiş. Volkan Ateş Gündüz de ‘’Benim bir arkadaşım var’’ diye beni önermiş. Ufak bir roldü ilk önce. Sonra benim Drag Queen halimi görünce Lady Anne’i bulduk dedi Okan Bayülgen. Dünyada bir ilk dedi. Ben bu sırada internetten Richard oyununa bakıyorum, role bakıyorum. Nereden bileyim? Oyunun ismini biliyorum, Shakespeare’i biliyorum ama Richard hakkında bir fikrim yok. Hemen araştırdım, öğrendim. Provalara girdik, bir Okan Bayülgen imajı var gözümde. Okuma provası yapılırken bütün oyunculara bir şeyler söylüyor, “Eyvah dedim şimdi bana da köpürecek”. Çok mükemmeliyetçi biri çünkü. Sıra bana geldi, okudum. ‘’Evet, işte bunu istiyorum’’ dedi. Biraz rahatladım. Prova sürecinde de çok destek oldu rolü çıkarırken. Bana çok büyük bir değer kattı, hayatımda bana yeni bir yol açtı. O yüzden O’na çok saygı duyuyorum. Seyircilerden aldığım tepkiler de iyi olunca daha çok kendime güvenmeye başladım. Keyifli bir süreç oldu. Zaten mutsuz olduğum bir işinde olmayı tercih etmiyorum prensip olarak. Hala da çok keyifli ilerliyor diyebilirim.

Neslihan Ekim – Bundan sonra kariyerinle ilgili ne var aklında?

Cüneyt Üstün – Oyunculuk çok keyifli, inanılmaz mutluyum. İkinci oyunum yine Shakespeare (Kahkaha) Bir Yaz Gecesi Rüyası. Oberon’u oynadım. O da çok keyifliydi. Cinsiyetsiz bir Oberon rolü çıkardım. Tiyatro Türkiye’de ne kadar zor olsa da, içinde olmaya devam ederim gibi geliyor. 

Neslihan Ekim – Türkiye’de “öteki’’ olmak ve mesleki kariyerinde varoluş halini nasıl değerlendiriyorsun?

Cüneyt Üstün – Ben şanslı kesimdeyim. Evet, bir eşcinsel olarak bu ülkede yaşıyorum ama saygı görüyorum, insanlar beni seviyor ve hep böyle oldu. Çocukluğumdan beri ailem, arkadaşlarım, öğretmenlerim hep bana tam destek halindeydi. Hiçbir zaman kimliği saklamak zorunda kalmadım. Böyle bir ortamda benim kadar şanslı olmayanlara umut olmak değerli elbette. Evet, hiç kolay değil ama vazgeçmesinler. Sevdikleri şeyleri yapsınlar, korkmasınlar. Hiç kimse için değişmesinler. Ben şansız bir çevrede olsaydım da değişmezdim. Çevremi değiştirirdim ama yine kendim olurdum. Kimse kendinden vazgeçmesin. Bizim hikayelerimizin daha görünür olması lazım. Görünmeyen insanlar için de bu şart. “Evet, bizden bahsediyorlar” demeliler. Biz de varız. Buradayız. Televizyonda ambargoluyuz mesela biz. Kesinlik istemiyorlar. Gey olarak olamazsın ama heteroseksüel olarak gey rolü oynayabilirsin gibi bir saçmalık var. Değişeceğini umuyoruz. Mesleğini yapamayan LGBT-İ bireyler başka yollara yöneliyorsa da bu onların suçu değil, toplumun ve sistemin suçu… 

Neslihan Ekim – Sinema ve tiyatro alanları bu konuda daha cinsiyetsiz ve eşitlikçi bir zeminde aslında. Sanata yönelmelerini ister misin? Çaresizliğe karşı bir yol olabilir mi?

Cüneyt Üstün – Kesinlikle. Hepimiz yapmalıyız bence. Bir şekilde öncü olabilecek projeler olmalı ve bu durum çoğalmalı. Ne kadar görünür olursak, kendi varoluşumuzu ortaya koyarsak, hikayelerimizi anlatırsak o kadar normalleşecek aslında bu algılar. Geylerin arasında güllüm diye bir şey vardır ya, bir süre sonra her şeyle güllüm geçer hale geliyoruz. Çok umursamıyoruz bakışları, kafamıza takmıyoruz söylenenleri gibi bir durum var. Gelen tüm kötülüklere kahkaha ile cevap vermeye başladık. Bu çok güçlü bir şey aslında ve bu insanların bir şeyler başarabildiği görmek çok güzel olurdu. Genel anlamda ülkece ölüm uykusundan uyanmamız gerekiyor. Herkesi insan olarak görüp, kimi kimi sevdiği, kimin kiminle seviştiğini falan umursamamak lazım. Bir kadın ve erkek yolda elele yürüdüğünde normalken, iki gey elele yürüyemiyor hala. Alt tarafı cinsel yönelim. Size ne! 21.yy’da bunu mu tartışacağız? Bir sürü şeyin üstünü örtmek için ‘’ötekiyi’’ öne atmak gibi bir huyu var sistemin. Kafayı biraz o üstü örtülen meselelere çevirmek lazım. 

Neslihan Ekim – Oyunda sen aslında ‘’öteki’’ olma durumunu kırıyorsun. Bu bilinçli bir tercih mi?

Cüneyt Üstün – Evet. Okan Bayülgen zaten oyunun ana eksenini ‘’öteki’’ üstüne kurduğu için oyundayım ama sevişme sahnesinde kimse yadırgamıyor. Toplumsal cinsiyet rolleri çerçevesinde okumuyor seyirci o bölümü. Beni gerçekten kadın zannedenler bile var. Bu bir algı kırılması elbette ve önemli.

Neslihan Ekim – Eklemek istediğin bir şey var mı?

Cüneyt Üstün – Tiyatroya bu ülkede daha fazla yatırım yapılması lazım. Herkesin elini o taşın altına koyması gerekli. Ben gireli iki yıl oldu, zorluklarını görüyorum. Gerçekten bu işe yıllarını vermiş, okumuş etmiş insanlar bence hak ettikleri değeri görmüyorlar. Daha çok özverili olup, tiyatronun gelişmesi için yeni gelen oyuncuların önünün açılması lazım. Kendimden bahsetmiyorum bu arada, arkadaşlarımdan bahsediyorum. Daha da iyi yerlerde olsun istiyorum. Çok güçlü insanlar var bu ülkede, sadece sanata, tiyatroya bu insanlara zaman ayırmalılar, onların başarılı olmaları için yatırım yapmalılar. Bunu çok isterim. 

Neslihan Ekim – Çok teşekkür ederim.

Cüneyt Üstün – Ben de sana ve Tiyatro… Tiyatro… Dergisi’ne teşekkür ediyorum.

NESLİHAN EKİM

1

Benzer Yazılar

Bu web sitesi size daha iyi bir performans sunmak için cookie kullanmaktadır. kabul edin Devamını Oku