“Sokrates’in Savunması“, Zamanın Ruhunu Yansıtarak Sahnede Gerçeklik, Etik ve Estetiği Birleştiriyor

Burcu Okutucu
4907 Görüntülenme

Özgür Tiyatro Genel Sanat Yönetmeni, Academy İzmir Eğitim Koordinatörü, İzmir Tiyatroları Derneği Başkanı olan ve bir dönem ATÜK (Amatör Tiyatrolar Üretim ve Yayın Kooperatifi ) Başkanlığı görevini üstlenen Özgür Başkaya, kurucusu olduğu Özgür Tiyatro ile Aşkın Vatanı Yoktur ve Ben Marxist Değilim oyunları ile seyirciyi tiyatroyla buluşturuyor. Özgür Tiyatro ve Tiyatro Via  ile ortak bir işbirliği içinde, İzmir Ensemble adı altında “Sokrates’in Savunması” sahnelenmeye devam ediyor. Toplumcu tiyatro persfektifiyle hareket eden ve sahnede estetik politikayı benimseyen, bu tek kişilik oyunun oyuncusu Özgür Başkaya ve oyunun yönetmeni Günay Toprak ile “Sokrates’in Savunması” üzerine konuştuk…

Burcu Okutucu : Sokrates’in Savunmasını sahneye koyma fikri ve yollarınızı oyunun yönetmeni Günay Toprak ile buluşma süreci nasıl gelişti?

Özgür Başkaya:  Sokrates’in Savunmasını sahneye taşımak çok uzun zamandır aklımda olan bir projeydi. Hatta sekiz sene öncesinde düşündüğüm, ancak o zamanlar “oynanmaz bu oyun” diyerek rafa kaldırdığım oyunlardan biriydi. Günay ile turnede olduğumuz bir gün “bu oyunu yönetir misin?’”diye sordum kendisine. Ve onun da heyecanla oyunu sahneye taşımak istemesi üzerine birlikte yola çıktık. Pandemi süreci başlamış olsa da oyunu sahneye taşıdık.

Günay Toprak: Daha önceki yıllarda, tiyatroyu sokağa taşıyan, sokaktaki halkla tiyatroyu buluşturan bir çizgide hareket ederek “Sokakta Tiyatro” hareketini destekleyen pek çok çalışmada bulundum. Ancak bu durumun sokak tiyatrosu ile karıştırılmasını istemem. Önemli yazarların önemli oyunlarını inceleyerek sokağa uyarladık ve sokakta sahneledik. Tiyatroya ulaşamayan insanların ayağına tiyatro getirerek insanları tiyatroyla tanıştırdık. Kent soylu, burjuva kültürüne ait bir gelenek gibi görülen tiyatroyu daha fazla sokağa taşıdık. Özgür bana bu fikirden söz ettiğide turnedeydik ve turne süresince oyun üzerine çok düşündük ve çok tartıştık. Sonunda Özgür Başkaya ile “Sokratesin Savunması” oyununu sahneye taşımaya karar verdik.

Burcu Okutucu: Sizi bugünün Türkiye’sinde Sokrates’in Savunmasını sahneye taşımaya iten nedenler nelerdir ?

Özgür Başkaya: Beni bu oyun sürecine taşıyan en büyük neden, insanların yaşamın anlamı konusunda, gerekirse yaşamı da reddedecek kadar net, kendine ve dünyaya karşı dürüst, tırnak içinde “ahlaklı” bir bakış açısı ile hareket edebilmeleri, yaşamlarını anlamlandırmaları ve bu anlam için ölümü bile göze alabilmeleri gerçeği idi. Oyunu ben yönetseydim, belki de Sokrates’i bir trajik kahraman olarak sahneye taşırdım. Ancak Günay öyle yapmadı ve iyi ki de karaktere öyle bakmadı. Çünkü amacımız, “Sokrates’i halk için anlaşılır” kılabilmekti. Ve böylece Sokrates felsefesi üzerinden, sokaktaki insana ‘yaşamın anlamının’ ne olduğunu sorgulatabilmekti. Tüm bunlar benim oyunu sahneye taşımam için yeterli nedenler oldu.

Burcu Okutucu: Antik Yunan oyunlarında sahnede ütopik, gerçek ötesi, karmaşık, hatta çözümlenmesi zor karakterler görmemiz mümkün. Ancak bu oyunda Sokrates, sanki içimizden biri  gibi. Reji ve oyunculuktaki bu samimiyet ve gerçeklik sizce seyirciye de yansıyor mu?

Günay Toprak: Bunun fark edilmesi gerçekten çok mutluluk verici. Çünkü tam olarak da amacımız buydu. Bir turne  yolculuğu sırasında bu oyunu sahnelemeyi tasarlarken, oyunun dramaturjisini yaparken sürekli düşündüğümüz şeylerden biri de “gerçeklik ve samimiyetti.” Trajik kahramanlar bir düşüncenin savunucularıdır, karakterler genelde tek tip ve birbirine benzerler. Ancak ben bir taş ustası olan Sokrates’i “en gerçekçi” haliyle sahneye taşımayı seçtim. Duruşunda ve tavrında çok tutarlı ve kararlı bir karakter Sokrates. Ancak içimizdeki pek çok insanda da var bu özellikler. Ben buna inanıyorum, inanmak istiyorum.

Burcu Okutucu: İnsanların duyguları, düşünceleri, yaşayış biçimi, hedefleri tarih içinde çok farklılaştı, belki deformasyona uğradı. O zamanki insanın doğa ve yaşamla olan mücadelesiyle, günümüz modern insanının teknolojik, ekonomik ve toplumsal mücadelesi çok farklı. Sokrates bu anlamda insanlığı ve onun gündemini yakalıyor mu?

Günay Toprak: Elbette yakalıyor çünkü bu oyun tam bir direniş öyküsü aslında. Hepimiz içimizde bir parça Sokrates olabilmek için direniyoruz. İçimizde pek çok kişinin “direnmekte” olduğuna inanıyorum. Sıradan insanın hayattaki mücadelesini ve direnişini çok önemsiyorum. Bizim Sokratesimizi seyirci çok sevdi ve benimsedi. Biz Özgür ile oyunun hedef seyirci kitlesini belirledik ve oyunu her yerde, kentte, köyde, kırsalda oynayabilecek şekilde tasarladık. Oyunun rejisini de bu doğrultuda inşa ettik ve böyle yorumladık. Bu metin “zamanın ruhunu” yakalayan evrensel bir metindir. İşler yolunda gittiğinde kimse varoluşu ya da sistemi sorgulamaz. Ne zaman işler ters gider, ne zaman çöküş dönemi gelir, işte o zaman insan daha çok düşünür ve sorgular. Bu anlamda oyunumuza, tam da gündemin orasında duran bir  oyun diyebiliriz.

Özgür Başkaya: Bu oyun her şeyden önce turneye çıkacak. Karaburun’da küçük bir köyde oynadık oyunu. Bir savunma hikayesi olarak oynadık. Ve onlar için aralarından birinin, belki de kendi kardeşinin, akrabasının, köylüsünün, kendi savunmasını dinlemek asla anlaşılmayacak bir şey değildi. Herkes anlar bunu.

Burcu Okutucu: Althusser, ‘‘Felsefenin olduğu gibi, tiyatronun da derininde konuşan politikadır” der. Sizce Sokrates’in etik felsefesi gibi, O ‘nu sahneye taşıyan sizin estetik faaliyetiniz de dolaylı biçimde bir eyleyiş olarak nitelendirilebilir mi?

Özgür Başkaya: Estetik faaliyetin politikadan bağımsız olması beklenemez. Hatta hiçbir faaliyetin politikadan bağımsız olması beklenemez. Her sanat kendi içinde “politik bir eylemdir.” Sizin yaptığınız o biricik çok kıymetli olan sanatınız elbette çok mühim, çünkü bunu insan ve toplum için yapıyorsunuz. Bu titizlenmeyi yaparken siz hayata karşı bir duruş sergiliyorsunuz ki zaten oldukça politik bir eylemdir.

Burcu Okutucu: O halde bazı eserlerin yorumlanırken bilinçli biçimde içi boşaltılarak, deforme edilerek, özel bir gayretle politik yönleri bastırılmaya ve hatta yok edilmeye çalışıldığı söylenebilir mi?

Özgür Başkaya: Elbette. Burjuvazinin aslında temelde yaptığı her şey politiktir. Ancak biz bir şey yaptığımızda, bunu derhal politikadan uzaklaştırmaya çalışırlar. Öyle ki, politik olmayan bir sanata ancak “ahmaklar“ inanır. Kısacası, sanat da politiktir, bizim sahnelediğimiz bu eser de politiktir.

Burcu Okutucu: Özgür Bey, siz uzun yıllardır sadece tiyatro sahnesinde değil, sahne dışında da tiyatro ve sanatın sorunlarıyla mücadele eden, örgütlü faaliyetlerde öne çıkan, aykırı olarak nitelendirilen bir isimsiniz. Kendinizi bir “at sineği” olarak görüyor musunuz?

Özgür Başkaya: (Gülüyor) Evet kendimi bu bağlamda bir “at sineği” olarak görüyorum. Oynadığım karakter de kendini bir at sineği olarak adlandırıyor ki, bu anlamda Sokrates’le kendi aramda bir bağ kuruyorum. Ancak Sokrates, yaşamla ilgili “neden-sonuç bağlarını” kurmada benden çok daha iyi. İzleği benden çok daha geniş. Ben de bu konuda çok kötü olmasam da, yine de  onun kadar iyi bir izleğe sahip olmayı isterdim. Sokrates’i bana yaklaştıran bir diğer şey ise, o dönemde yaptığı eylemlerde “devrimci bir tutuma” sahip olması. Evet, ben gençken devrim yapmadım ancak devrimci faaliyetlerde bulundum. Ancak şunu gördüm; belli zaman dilimlerinde, siz isteseniz de devrim yapamazsınız, çünkü toplumsal koşullar ve açılımlar buna uygun değildir. Hatta engeldir. Böyle zamanlarda Marx’ın da söylediği gibi “en devrimci eylem gerçektir, hakikattir, hakikati söylemektir.” İşte şu anda bizim de yaptığımız bu ve bu nedenle insanların “aykırı” gördüğü bir yerde konumlanıyorum. Oysa o sert çıkışların hep nesnel sebepleri var. Bu röportajı okuyanlara şunu söylemek isterim: Benim gerek farklı platformlarda, gerek Tiyatro… Tiyatro… Dergisi’nde yazdığım yazıları mutlaka okusunlar.

Burcu Okutucu: Sizce tiyatronun etiğini belirleyen unsurlar nelerdir?  Estetik ve etik arasında dolaysız bir bağ kurulabilir mi?

Özgür Başkaya: Biz kavramsal olarak etiği yanlış tanımlıyoruz. Etiği ahlakla ya da ahlak felsefesi ile birlikte değerlendirmek yanlış olur ve bu bizi yanlış yollara sürükler. Bu bağ değişkendir. Kimi zaman dolaylı, kimi zaman ise birbirinden bağımsız bir süreçle ilerler. Bu sorunun üzerine bir kitap yazılabilir ancak şunu diyebilirim ki, biz bu oyunda “gerçeklik, etik ve estetiği” bir araya getirmeyi amaçladık.

Burcu Okutucu: Amatör tiyatrolar ile profesyonel tiyatrolar arasında etik olarak ne gibi farklılıklar var size göre?

Özgür Başkaya: Öncelikle amatörlükle acemiliği birbirine karıştırmamak gerekir. Birincisi, amatörlük işini “aşkla yapan”, gönül bağı ile bağlı olan demektir. İkincisi, amatörlük profesyonelliğe giden yolda bir basamak “değildir.” Üçüncüsü, amatör oyunculuk insanı “alıklaştıran ve ahmaklaştıran dizilerde” oynamanın bir yolu “değildir”. Dördüncüsü, amatör oyunculuk dünyayı çöpe döndüren, tüketim kültürünün bir parçası olan “reklamlarda” oynamanın yolu “hiç değildir.” Amatör tiyatrocu demek, işini aşkla yapan, toplumu önemseyerek tiyatroyu sevdasıyla birlikte halkla buluşturan kişinin adıdır. Amatörlük tamamen bir ‘’seçimdir”, asla bir’ ‘basamak” değildir.

Günay Toprak: Amatör tiyatroculuk aslında; genel-geçer ana akım estetiğin “dışında” ve onun değinmediği, burjuvazinin ele almadığı konuları işleyebilen “özgür ve yenilikçi” bir tiyatro anlayışıdır. Durumlara her zaman alternatif ve farklı bir gözle yaklaşır. Ve bu çok kıymetli bir şeydir. 68’lerde kapitalizm bunalımıyla birlikte amatör guruplar yeni biçim ve yeni estetik anlayışları ortaya çıkartmıştır. Bu yenilikçi tavır, sonrasında televizyon sektörüne de ışık tutmuştur.

Burcu Okutucu: Peki, “Amatör ruhla, profesyonel işler yapıyoruz” cümlesi sizin için ne ifade ediyor?

Özgür Başkaya: Böyle bir ifade benim için bir anlam taşımıyor. Profesyonellerin iki ifadesi vardır: Birincisi, ’’Biz amatör ruhla profesyonel bir iş yaptık.’’ İkincisi ise, ’’Amatörler sahneye çıkan seyricilerdir.’’ Bu ifade de “kepazeliktir.” Çünkü biz amatörlerin birinci plandaki amacı sanatımızı yapmaktır, eve ekmek götürmek değilidir. Sanatımızı eve ekmek götürme kaygısı ile yapmadığımız için, “sansüre asla izin vermeyiz” ve “otosansür yapmayız.” Ne söylemek istiyorsak onu söyleriz. Bu nedenledir ki, “demokrasi kültürünün tiyatrodaki belkemiğidir amatörlük!!!”

Tiyatroyu bir vücut olarak düşünürsek, amatörlük, bütün ana damarlar dışında kalan kılcal damarlardır ve onlar olmadan yaşamak mümkün değildir. Tüm bunları amatörlüğü kutsamak için söylemiyorum. Ancak, istiyorum ki amatörlüğe gereken ilgi ve önem verilsin, amatörlük kelimesi yanlış anlamlarda kullanılmasın.

Burcu Okutucu: Sokrates’in Savunması’nın yazarı, Sokrates’in talebesi Platon sadece doğal bir yeteneğe sahip oldukları için kendilerini üstün gören sanatçıları eleştirirken şunları söyler : “Sanatsal yaratıcılığın, bilgiye gereksinim duymadan, bilgiden azade bir biçimde geliştirilebileceğine dair bir kanı, aslında yaratıcılığın kendisine en büyük ihanettir. Sanatçı bir anlamda felsefenin eyleyicisidir ve bu yüzden salt hazla ve hedonizm ile bağlantılı sanatsal yaratım eksik ve yanıltıcıdır. Ancak bilgiye dayanan ve mükemmelliği esas alan, iyi ile bir bütün olmayı amaçlayan sanat insanlığa ışık tutabilir.” Katılır mısınız Platon’a?

Özgür Başkaya: Platon kendi içinde kesinlikle doğru söylüyor. O felsefi olarak ve doğal olarak elbette bilgi ile ilgilenir. Sokrates zaten oyunda tam da bunu söylüyor; “tragedya yazarlarına” gittiğini ve onların hiç bir şey bilmediğini ifade ediyor. Platon da hocasının söylediğinin altını çiziyor bu anlamda. Ancak biz bilgiyi elbette önemsiyoruz ama “kutsamıyoruz”. Estetiği, sanatı, sanatçı olmayı da keza önemsiyor ama kutsamıyoruz.

Biz şöyle diyoruz: ‘‘Bütün insanlar sanat yapabilir, sanat kimsenin tekelinde değildir.’‘ Öyle hemen alnında ilk ışığı hissedenden  sanatçı olmaz. Herkesin içinde sanatçı olabilme yeteneği vardır, yeter ki kişi toplum içinde kendine yer bularak, bunu ortaya çıkarabilme fırsatı bulsun. Ancak siz 12 saat çalışmak zorunda kalırsanız, doktora, öğretmene ücretli bir köle gibi davranır ve sanatçıyı da ücretli bir köleye dönüştürürseniz, o zaman sanattan söz etmek  pek de “mümkün olmaz”. Yaşam kaygısı içindeki insanın, sanat eserini seyretmeye, görmeye, dinlemeye bile vakti yokken, o insan nasıl sanatı üretebilecek bir duruma  gelebilsin? “Kapitalizm” işte böyle bir şeydir. Oysa sanatla uğraşan kişi düşünür, tartışır, üretir ve bunun sonunda da “isyan edebilir” ki, işte bu kimsenin işine gelmez.

Burcu Okutucu: Oyunla ilgili planlarınız, oynayacağınız yerler ve turneler hakkında bilgi verebilir misiniz?

Özgür Başkaya: Biz bu oyunu, açık alanlarda, meydanlarda, agoralarda, gidebileceğimiz her sahnede, ulaşabileceğimiz her şehirde, her kasabada, her köyde oynamak istiyoruz. “Oyunun doğduğu coğrafya” tam da burası, İyonya, yani İzmir ve çevresi. Bu oyunun kendi ortamına yakıştığına inanıyoruz. 

Bu oyunun aynı zamanda bir “gençlik oyunu” boyutu da var. Öğretmenlerin, okulların ve gençlerin dikkatini çeken bir oyun oldu. Oyun sonrasında seyircimizle söyleşi yapıyoruz, oyunla ilgili sorularını cevaplıyoruz. Çok şanslıyız, çünkü bu ülkenin her yerinde tiyatro var. Oyunu en çok da gençlere oynamak istiyoruz. Günümüzde ne yazık ki sanatla çok da iç içe olamayan bir nesille karşı karşıyayız. Bu anlamda gelecek tüm tekliflere elbette açığız.

Ancak şunu belirtmeliyim, biz oyunumuzu asla “pazarlamıyoruz”. Bizim oyunumuz alınıp satılan bir mal değildir. Biz oyunumuzu bir “dayanışma kültürü” içerisinde seyircimiz ile paylaşmak istiyoruz. Elbette ki belediyeler, Kültür Bakanlığı, demokratik kitle örgütleri, sol ve sosyalist çevrelerin desteklerine açığız. Çünkü biliyoruz ki kültürel ve “sanatsal muhalefet”, en az politik ve ekonomik muhalefet kadar önemlidir. Bunu anlamayan hiç bir çevre, halklarla yakın, derin ve büyük bağlar kuramayacaktır.

Burcu Okutucu: Çok teşekkür ederiz…

Özgür Başkaya – Günay Toprak: Biz de size ve Tiyatro… Tiyatro… Dergisi’ne çok teşekkür ederiz.

*****

“Sokrates’in Savunması”, her Salı günü saat 20.30’da İzmir Konak Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde sahneleniyor. Biletlerinizi, Biletinial.com adresinden, Nazım Hikmet Kültür Merkezi internet sitesinden ve gişelerinden temin edebilirsiniz.

BURCU OKUTUCU

2

Benzer Yazılar

Bu web sitesi size daha iyi bir performans sunmak için cookie kullanmaktadır. kabul edin Devamını Oku