Sanatta Hak İhlalleri – Mayıs 2021 Raporu

editor
904 Görüntülenme

Sanat Meclisi tarafından hazırlanan “Mayıs 2021 Sanatta Hak İhlalleri Raporu”nu okurlarımızla paylaşıyoruz:

Sanat alanı koca bir sezonu salgın hastalık, yokluklar, açlıklar ve ölümlerle geride bıraktı. Sanat 2020-2021 sezonunda yapayalnız bırakıldı. Göstermelik destekler ise hiçbir derdine deva olmadı. İşte Mayıs 2021’de sanat alanının durumu: 

  • Pandemi kısıtlamalarına rağmen konser programları iptal edilmeyen ve sağlıklarından endişe eden Ankara Operası Orkestrası sanatçıları, tüm çabalarına rağmen tedbir alınmaması ve yaklaşık 20 nefesli çalgının konserde görevlendirilmesi üzerine isyan etti ve çareyi prova sırasında Sağlık Bakanlığı İhbar Hattına ihbar etmekte buldu. İhbar üzerine polisin prova sırasında Ankara Opera Sahnesi Büyük Tiyatro’ya girmesiyle prova iptal edildi. 
  • Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğünün destek vermeye uygun bulduğu film projeleri arasında Bakan Yardımcısı Ahmet Misbah Demircan’ın danışmanlığını yaptığı bir filmin de yer aldığı ve bakanlıktan 1 milyon TL destek alacağı ortaya çıktı. Skandalı ortaya çıkaran CHP Milletvekili Murat Emir, “Bu skandal, seçici kurulun tarafsızlığına ve desteğe hak kazanan film projelerine de gölge düşürmüştür. Filmlerin değerlendirme aşamasında Bakan Yardımcısı Ahmet Misbah Demircan, bulunduğu konum itibariyle tüm projelere eşit mesafede durması gerekirken, tam aksine başvuran projeler arasından birine danışmanlık yapmış, kendi danışmanlığını yaptığı film projesine kaynak sağlanmasına aracılık etmiştir” dedi.
  • Pandeminin başından beri getirilen kısıtlamalar nedeniyle müzisyenler ve tiyatrocular uzun süredir işsizlikle mücadele ediyor ve seslerini duyurmak istiyor. Tiyatro Üreticileri ve Yapımcıları Derneği Başkanı Hasan Tanay da bu duruma dikkat çekerek oyuncuların ve salon sahiplerinin içine düştüğü maddi çıkmaza işaret ederek “Biz hakkımız olanı istiyoruz, hakkımız olan bir sadaka gibi verilmesin. Derler ya, ‘Ölüm yerine sıtmayı tercih etmek.’ Gerçekten biraz o noktaya getirildik. Bizi öldürmüyorlar ama sürüm sürüm süründürüyorlar. Kamusal bir hizmet yapan tiyatro alanı ve tiyatro emekçileri olarak anayasa anlamında bir güvencemiz olmasına rağmen işlemeyen bir yasa var, mevzuat eksikleri var. Pandemi dönemiyle birlikte tiyatro emekçileri işsiz kaldılar. Bağımsız oyuncular için söylüyorum, kiraları var bunların. Bunların yemek, içmek gibi temel ihtiyaçları var. Bunları karşılayacak alanlardan yoksun kaldılar. Şimdi bunun sorumlusu kim? Bunun sorumlusu pandemiden önce de pandemiden sonra da devlettir. Ülkemizde yarın kültür sanat alanına dair hiçbir şeyin olmaması, çoraklık demektir. Salonu olanlar; salon kiralarını ödeyemediler, salonlarını kapatanlar var, depolarını kapatanlar var. Oyuncuları sigortalamak ağır bir yük… Tiyatro sahibi de bir emekçi, oyuncu. O sorumluluğu üstlenmiş bir kişi olarak değerlendirelim, senede bir kez destek almaya çalışıyor. Onun büyük bir kısmı vergiye, sigortaya gidiyor. Dekoru var, kostümü var, telif ücretleri var. Devletin bu alana destek vermesi gerekiyor. Tiyatro yapımcılarının derdi bu. Bağımsız oyuncuların derdi daha başka, hiç yoklar. Bütün çalışan tiyatro emekçilerin sigortalarının devlet tarafından kesinlikle yapılması gerekiyor. Bu sorumluluğu sosyal devlet olarak devletin alması gerekiyor. Ayrıca para vermeyin, tiyatrolara oyun oynayacakları ücretsiz salonlar yaratın, ulaşımlarını sağlayın, tanıtımlarını yapın. Para vermeyin; paranın olduğu yerde kir başlar, eşitsizlik başlar. Fransa’da gençlere kültür sanat faaliyetlerinde bulunabilmeleri için 300’er Euro destek kartı gönderildi. Bizim ülkemizde bırakın öyle bir şeyi keşke şu an tiyatro emekçilerinin pandemide, iş yapamadıkları dönemde en azından asgari yaşamlarını sağlayacak her ay düzenli olarak giderlerini karşılasa ya da hasta oldukları zaman en azından bu pandemi döneminde sigortalarını karşılayacaklarını söyleseler. Tiyatrocular kafelerde benzinliklerde, inşaatlarda iş arıyor” dedi. 
  • Bir buçuk yıldır işsiz olan müzik emekçileri, yaz aylarının yaralarına merhem olmayacağı görüşünde. Salgının ilk günlerinden bu yana canlı müzik yasak. Müzik aletleri ve sesleri ile para kazanan yüz binlerce müzisyen tam bir buçuk yıldır işsiz. Müzisyeniyle, organizasyoncusuyla, ışıkçısıyla, sesçisiyle, rodisiyle, tonmaister’ıyla kocaman bir sektörden söz ediyoruz. Devletin 15 ay boyunca 5 kereye mahsus olmak üzere yaptığı biner TL’lik desteğin yetersizliği bir yana bu destekten faydalanamayan on binlerce emekçi var. Müzik sektörünün başındaki derdin yalnızca pandemiyle sınırlı olmadığını söyleyen MÜYAP Genel Koordinatörü Bülent Forta, “Bugüne kadar müzik hep ilk vazgeçilen şey oldu. Dolayısıyla müzikten para kazanan insanlar açısından da sıkıntılı bir durum ortaya çıktı” diyor. Önümüzdeki süreçte pandemiden ders alarak hareket etmek gerektiğine vurgu yapan Forta, düşüncelerini şöyle aktarıyor: “Müzik sektörünün ve kültür endüstrisindeki bütün sektörülerin son derece örgütsüz ve kayıt dışı olduğunu anladık. Dolayısıyla bu bir ortak talebi de imkânsız hale getirdi. Önümüzdeki süreçte müzik sektöründe emeğiyle çalışan bütün insanlar bu örgütsüzlük problemini nasıl çözeriz diye düşünmek zorundalar. Sendikalaşmaktan tutun kooperatifleşmekten çıkın bir sosyal güvenlik ve dayanışma perspektifiyle bir araya gelmek zorunlu.” Vergi yüklerinin ağırlığından bahseden Forta, “Bu devletin ağır vergi yükleriyle zaten insanlar üç kuruş para kazanıyorken yüzde 60’ını da devlete vererek kayıt içine girmeleri mümkün değil. Devletin de bu oranları düşürmesi gerekiyor ki bu sektörde bir kayıt içi sosyal güvenlik tarafından garantiye alınmış bir yapı olsun. Ayrıca yeni dijital dönemde canlı müzik için ekonomi yaratacak yeni iş modellerinin geliştirilmesi ve bunların kolaylaştırılması lazım.” Canlı müzik sektörünün artık ayakta kalamadığını ifade eden organizasyon şirketi Gnl Entertainment’ın CEO’su Alp Çağrı Günal ise, düşüncelerini şöyle aktarıyor: “Birçok arkadaşımız bu işi bıraktı. Restoranların, esnafın ne kadar isyan ettiğini görüyorsunuzdur. Onlar bu 14 ayın belki 6 ayını kapalı geçirdiler. Biz 15 aydır kapalıyız. Dolayısıyla bir yıldan fazla bir süre işimizi hiç yapmadan ayakta kalmamız mümkün değil. Bizim başka alanlarda iş imkânımız olduğu için şanslıyız ama sadece canlı müzik işi yapan arkadaşlarımızın çoğu bıraktı bu işi. 2022’nin başı gibi düşünürsek sektörde pandemiden yüzde 70-75 küçülmüş olarak çıkarız. Dünyada bu oran yüzde 40-45’lerde.” Salon İKSV Direktörü Deniz Kuzuoğlu ise kapanma sonrası etkinlik izinlerine bağlı olarak, mesafeli ve açık hava etkinliklerinin yapılabilmesi yönünde umutlu olduklarını ancak tam kapasitelerde büyük katılımlı festivaller ve konserler için planlamaların 2022’yi gösterdiğini anlatıyor. Kapalı konser mekânları için vaka sayılarının ve aşılanma yüzdelerinin belirleyici olacağını aktaran Kuzuoğlu, “Salon İKSV gibi 450 kişi kapasiteli ve çoğunlukla ayakta düzende programı olan bir mekân için mesafeli ve oturma düzenli etkinlikler yapmak ekonomik açıdan sürdürülebilir değil” diyor ve devam ediyor: “Özellikle bağımsız konser mekânlarının bu süreci hızlandırabilmeleri için belirli süre ön ödemesiz ve düşük faizli kredi imkânlarından, konser biletlerine uygulanan rüsum ve KDV oranlarının yeniden düzenlenmesine kadar mutlak surette destek paketlerine ihtiyaçları var. Avrupa’da sıkça örneklerini duyduğumuz kontrollü pilot konser ve festivallerin yapılmaya başlanmasının da süreç yönetimini ve ihtiyaçların belirlenmesinde çok faydalı olabilir.” Müzisyen Ezgi Aktan, yaz ayları için umut değil de belki umut kırıntısından söz etmenin mümkün olabildiğini anlatıyor. Aktan, “Konserler ufaktan fiziksel mesafeli ve tedbirli de olsa başlarsa sadece bu kadarını bile yapabiliyor olmak yok sayılmadığımızı görmek anlamında bana çok iyi gelecek” diye konuşuyor. 1 yıldan uzun süredir müzisyenlerin işlerini yapamadığını hatırlatan müzisyen, düşüncelerini şöyle aktarıyor: “Bu hem maddi hem manevi çok büyük bir sorun. En azından bugünden sonrası için daha kapsamlı ve gerçek desteklerin sağlanması gerektiğini düşünüyorum. Mesela İBB’nin gerçekleştirdiği İstanbul Bir Sahne projesini çok değerli buluyorum. Müzisyenlere konser verme imkânı tanıdıkları için hem üzerimizdeki ölü toprağı atılıyor hem de bu yaptığımız maddi bir karşılık buluyor. Benzer projelerin çoğalması bize bir nebze olsun moral olacaktır.”
  • Tiyatro emekçileri bir buçuk yıldır pandemi nedeniyle ekonomik sıkıntılarla boğuşuyor. Kimisi yaşam mücadelesi veriyor, kimisi sahnesini ayakta tutmak için varını yoğunu ortaya koyuyor. Emekçiler “Bile isteye yok sayılıyoruz” diyor. Tiyatrolar resmiyette kapalı görünmese de sokağa çıkma kısıtlamaları nedeniyle “fiilen yasaklı” durumda. 15 yıldır oyunculuk yapan Ayça Güngör, “Pandemi sürecinin başlamasıyla, elimizden tiyatrolarımız, seyircilerimiz ve en önemlisi umudumuz alındı. Yetmedi! Kültürel mirasa bu denli katkısı olan insanlar yani sanatçılar, bir de devlet tarafından yalnız bırakıldı” diyor ve ekliyor: “Üzerine bir de devlet gereken desteği sağlamıyor. Yasaklara dair açıklamalar yapılıyor, tiyatroların ve sanatçıların -bırakın çözüm odaklı olmayı- durumuna dair tek kelime edilmiyor. Bile isteye yok sayılıyoruz. Kültür sanat alanında üreten sanatçılar olarak, bu süreç bizi toparlanması yıllar alacak bir yıkımın altında bıraktı. Birçoğumuz ikamet ettiği evleri kapatıp ailelerinin yanına, memleketlerine döndü. Göçler başladı. Üreterek para kazanma gayemizi kenara koyduk, sadece günü kurtaracak işler yapmaya giriştik. Ben şu an bir uygulama üzerinden metin düzenlemeleri yaparak sadece evin faturalarına katkı sunabiliyorum. Eşim akademisyen. Bizi ayakta tutan sadece onun maaşı. İstanbul’da yaşıyoruz ve kiralar korkunç. Bir akademisyen ve bir sanatçı olarak bu ülkede insanca yaşayamıyoruz! Sözün bile kendinden utandığı bir yerdeyiz. Bu ülkede insanlar Covid’ten değil, açlıktan ölmekten korkuyor artık. Devletin ‘önce insan’ demesi ve bu vurgunun arkasında durması gerekiyor. Bunu yapmadığı sürece bizi daha da zor zamanlar bekliyor.” 15 yıldır faaliyetini sürdüren Bolu Bölge Tiyatrosu, Bolu’daki tek tiyatro ve devlet desteğinden faydalanamadı. Tiyatronun kurucusu Onur Yamak, Anadolu’daki tiyatroların büyük şehirdekilerden daha büyük zarar gördüğünü ifade ediyor. Yamak, 1 buçuk yıldır kapalı olan tiyatronun tiyatroya gönül verenlerin kendi arasında topladıkları paralarla ayakta kaldığını anlatıyor: “Ek işlerde çalışanlardan oluşan tiyatrocular var bizde. Bu oyuncuların maaşlarından fedakârlık etmeleri sayesinde bu güne geldik. Ben şahsi olarak ayakta tutabilecek durumda değilim” diyor ve kirası faturası ödenmek zorunda olan sahnenin önümüzdeki süreçte salonun akıbetinin belirsizliğinden yakınıyor. Pandeminin ne zaman sonlanacağını bir muamma olarak ifade eden Tiyatro Kooperatifi Yönetim Kurulu Başkanı Iraz Yöntem, sağlık koşulları güvenli hale geldiğinde hemen eskiye dönüşün çok kolay olmayacağını anlatıyor. Yöntem, bu noktada da sanatın iyileştirici gücünün devreye girdiğini hatırlatıyor. Yöntem, düşüncelerini şöyle aktarıyor: “Kültür-sanat kurumları varlıklarını sürdüremezse, emekçilerini yaşatamazsa hem korkunç bir toplumsal ve ekonomik kayıpla karşı karşıya kalacağız hem de kültürel birikimlerimizi kaybedeceğiz ve çorak bir ortamın içinde bulacağız kendimizi. Bu yüzden özellikle sahnelerin ekonomik olarak desteklenmesi çok önemli… İlgili tüm kamu kurum ve kuruluşlarının, yerel yönetimlerin ve hatta özel sektörün destekleri hayati önem taşıyor. Ne yazık ki şimdiye kadar yapılan destekler bu süreci atlatmak için yeterli değil.” Tiyatroların akıbetinin belirsizliğinin söz konusu bile olmaması gerektiğini savunan Bağımsız Tiyatro Birliği Başkanı Kımız Bozkır, “Tiyatroların akıbeti söz konusu olmaz, tiyatro insana dairdir ve son iki insan yok olana dek hep olacaktır. Keşke tüm ülkelerde olduğu gibi ayrımsız olarak tiyatro insanlarına çalışamamanın verdiği zararları, sosyal güvenceyi karşılayan bir sistemde yaşasaydık. Her şey normal olsa da biz yoksulluğu umudu taşıyabildiğimiz kadar varız sokakta, salonlarda, alanlarda. Her şey normale döndüğünde toplumda görülen yıkım ve yapımla birlikte tiyatro da yaşamayı sürdürecek… Ama şu kesin; tiyatro çok malzeme biriktirdi hem de kara komedi türünden ve gerçekten sonuçları çok şeylere gebe bu günlerin!” diyor. Tiyatroların hâlâ açık olduğunu ancak kısıtlamalardan kaynaklı olarak saatler ve günler konusunda sıkıntı yaşadıklarını aktaran Bozkır, “Biz yine ‘nerede kalmıştık’ deriz ki seyircimizle bu günlerde bile buluştuk daha da sevinçle buluşuruz” diyor. Tiyatro Kooperatifi’nin yayınladığı raporda salgın sürecinde ek destek alamadıkları takdirde özel tiyatroların yarısının sahnelerini kapatmak zorunda kalacağı belirtildi. Rapor sonuçları yaşananların vahametini bir kez daha gözler önüne sererken emekçiler önümüzdeki sürecin daha kötü olacağından kaygılı. 
  • Müzisyen Ceylan Ertem özgürlük çağrısı yaptı. İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmeye, gazeteci ve yazarların tutuklanmasına, özgür olmamaya, iklim krizini umursamayan popülist liderlere, hayvanları öldürenlere itirazı olduğunu belirten Ertem, şunları kaydetti: “Ben de çocukken, ‘gitarımı çalacağım, şarkılarımı yazacağım, aman da hayat ne kadar güzel olacak’ diye düşünüyordum ama böyle bir memlekette, dünyada yaşıyoruz. Elbette ki çok yoğun baskılar hissediyoruz. Özgürlükler kısıtlanıyor. Benim özgürlüğüm olmasa bile başka birisinin özgürlüğü kısıtlandığında tabii ki ses çıkarmak istiyorum. Politik mesajlar veren müzisyen gibi anılmak istemiyorum ama ne yazık ki çimdikleniyorum, bana da tokat atılıyor ve ben de bağırıyorum. Herkesin, karikatüristlerimizden ressamlarımıza, heykeltıraşlarımızdan dansçılarımıza, hepimizin özgür bir şekilde düşüncelerimizi, yaşadıklarımızı, başkalarının yaşadıklarını kâğıda, resme, sese harekete dökebilmesinden yanayım. ‘Acaba tutuklanır mıyız, başımıza bir şey gelir mi, savcılığa çağrılır mıyız, tepki alır mıyız, linçlenir miyiz, konsere korumayla gider miyiz, heykellerimiz kaldırılır mı, resimlerimiz yırtılıp atılır mı, filmlerimiz yakılır mı’ diye düşünmemeliyiz. Çok insan, çok müzisyen, çok sanatçı kendini geri tutuyor korkudan. Korkuyoruz, ‘onlar korkak’ falan demiyorum, çünkü ben de korkuyorum.” 
  • Teatra Jiyana Nû (Yeni Yaşam Tiyatrosu) tarafından sahnelenen “Bêrû” adlı Kürtçe tiyatro oyununun yasaklanması kararının iptali için açılan davada, Gaziosmanpaşa Kaymakamlığı gönderdiği yazı ile yasak kararını savundu. “Bêrû: Klakson Borîzan û Birt” (Yüzsüz: Klakson, Borazanlar ve Bırtlar) oyunu 13 Ekim 2010 tarihinden İBB Şehir Tiyatroları Gaziosmanpaşa Sahnesinde sahnelenmeden saatler önce kaymakamlık kararıyla süresiz olarak yasaklanmıştı. Gaziosmanpaşa Kaymakamlığının katılmadığı duruşmaya MLSA avukatlarından Zelal Pelin Doğan katıldı. Doğan, “Söz konusu oyun süresiz bir şekilde yasaklanmıştır. Müvekkilim oyunu izlemek isteyen bir vatandaş. Süresiz yasaklama eylemi şekil ve amaç yönünden hukuka aykırıdır. Keza 1999’da bir tiyarto grubu benzer bir uygulamaya maruz kaldı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de ‘Ulusoy ve diğerleri Türkiye kararında’ ihlal kararı verdi” dedi. Gaziosmanpaşa Kaymakamlığı mahkemeye gönderdiği yazıda, oyunu yasaklayan kararını savunarak, oyunun ‘genel kamu düzenini bozabileceği gerekçesiyle, huzur ve güvenliğin, kişi ve dokunulmazlığının tasarrufa müteallik emniyetin ve kamu esenliğinin sağlanması amacıyla bu tiyatro oyununun Gaziosmanpaşa ilçesi sınırları içerisinde tüm açık/kapalı alanlarda yapılmasının süresiz olarak yasaklanması kararı aldıklarını belirtti. Kaymakamlığın yazısında ayrıca, Teatra Jiyana Nû tiyatro grubu hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca “örgüt propagandası yaptıkları” iddiasıyla adli soruşturma açıldığı kaydedildi. Avukat Ramazan Demir yaptığı açıklamada, yerel mahkemelerden çıkacak olumsuz karara göre, davayı Anayasa Mahkemesi’ne ve ardından da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne götüreceklerini belirtmişti. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nın pandemi döneminde destek amacıyla sahnelerini özel tiyatrolara açma kararı almıştı. Mezopotamya Kültür Merkezi (MKM) bünyesinde yer alan Teatra Jiyana Nû da Dario Fo’nun “Bêrû” (Yüzsüz) adlı oyunu ile başvurmuştu. 13 Ekim tarihinde Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde sahnelenmesi beklenen oyun, Gaziosmanpaşa Kaymakamlığı’nın “Kamu Güvenliği” gerekçesi ile aldığı karar sonucunda yasaklanmıştı. Oyun 13 Kasım 2020 tarihinde de Urfa Valiliği tarafından il merkezi ve ilçeleri dâhil olmak üzere Urfa coğrafi sınırları içinde süresiz olarak yasaklanmıştı. Dari Fo’nun oyununu Dilawer Zeraq Kürtçe’ye çevirdi. Nazmi Karaman’ın yönetip Rugeş Kırıcı, Ömer Şahin, Rewşan Apaydın ve Cihat Ekinci ile birlikte oynuyorlar.
  • Tiyatro Kooperatifi sanatla ilgili olan tüm kurumları ve herkesi sorumlu davranmaya çağırıyor.Salgın ile mücadelede normalleşme adımları açıklanırken, 1 yılı aşkın süredir hayatta kalma mücadelesi veren özel tiyatroların ve kültür sanat kurumlarının akıbetine yine değinilmedi! Vardığımız noktada ekonomik, kültürel ve sosyal kalkınmaya önemli katkıları olan pek çok özel tiyatro kapandı, birçoğu da kapanma tehlikesiyle karşı karşıya. Bugün itibarıyla KDV ve stopajlardaki düzenlemelerin de “eski normal”e dönmesi, özel tiyatrolar için ekonomik yıkımı daha da hızlandıracak. Covid-19 önlemleri kapsamında yapılacak tüm düzenlemelerde özel tiyatroların ve bu kurumlarda görev alan binlerce emekçinin de gözetilmesini talep ediyor; ilgili tüm kamu kurum ve kuruluşlarını sorumlu davranmaya, kalıcı ve adil çözümler üretmeye çağırıyoruz. 

2020-2021 sanat sezonu sona erdi. Ardımızda müzikten, tiyatrodan, plastik sanatlardan, danstan oluşmuş koca bir enkaz yığını kaldı. Sanat alanı üretemedi, ürettiğini paylaşamadı. Sanat insanları Mart 2020’den bu yana soluk alamadı. Aç kaldı, giderlerini karşılayamadı. Bütün sanatçılar açıkça şunu gördüler ki ülkede salgın hastalık, savaş, doğal afet gibi özel bir durum ortaya çıktığında hiçbir güvenceleri yoktur ve kaderlerine terk edileceklerdir. Sanat alanı bu dönemde örgütsüz ve dağınık olmasını çok ağır bedellerle ödedi. Yeni bir sanat sezonuna doğru giderken yaşadığımız süreçle açık bir hesaplaşma yaşamadan devam etmemiz çok olanaklı görülmüyor. Ölen öldü peki şimdi kalan sağlar ne edecek? Ne eyleyecek?

0

Benzer Yazılar

Bu web sitesi size daha iyi bir performans sunmak için cookie kullanmaktadır. kabul edin Devamını Oku