Neray Pala yazdı: Apartman Boşluğundaki “Istırap Korosu”

editor

lk olarak geçen yıl 25. İstanbul Tiyatro Festivali’nde sahnelenen Istırap Korosu oyunu bu yıl da seyirciyle buluşmaya devam ediyor. Maltepe’deki bir apartmanın sakinlerinin hayatlarından kesitler sunan oyunun iki kişilik oyuncu kadrosunda Seda Türkmen ve Deniz Karaoğlu yer alıyor. Yönetmenliğini ve yazarlığını Murat Mahmutyazıcıoğlu’nun üstlendiği oyun, kent ve insan ilişkilerini bir apartmandaki yaşam üzerinden ele alırken seyirciye de kent yaşamındaki kendi deneyimlerini sorgulatıyor.

Anadolu Efes Mavi Sahne tarafından sahnelenen oyunun Meltem Çakmak’ın tasarladığı dekoru, siyah kasalara benzeyen iki tabureden ibaret. Birçok eve konuk olduğumuz bir anlatıda dekorun bu kadar sade olarak seçilmesi, farklı sosyal sınıflara mensup olan apartman sakinlerini nötr bir ortamda izlememizi sağlıyor. Sınıf farklılıkları seyirciye oyuncuların giyim, hâl ve tavırları ile hissettiriliyor. Diğer yandan, oyuncuların taburelere vurarak ve ağızlarıyla çıkardıkları sesler, apartmandaki farklı dairelerden gelen gürültüleri yansıtıyor. Döngüsel olarak oyuna yedirilen bu sesler, aynı zamanda oyunun hızlı ve değişken ritmini destekliyor. Apartman sakinlerinin birbirleriyle konuşmak yerine yalnızca kendi dairelerine gelen gürültülerle birbirini “tanımaya” çalışması da oyunun tamamında vurgulanan iletişim sorununu ön plana çıkarıyor.

 Oyun, birbirine benzemeyen aile yapılarına ve kişiliklere sahip olan insanların evlerinin içine âdeta birer pencere açıyor. Ancak bu farklılıklar yalnızca farklı dairelerde yaşayan insanlar üzerinden değil, aynı evi paylaşıp birbirini dinlemeyen kişiler üzerinden de anlatılıyor. Çocuğu otizmli olan ve eşi tarafından aldatılan bir kadın, sınıf atlamaya çalışan bir beyaz yakalı, garsonluk yapan genç bir kadın, yaşlı ve yalnız bir kadın, cinsel yönelimini saklamaya çalışan bir müzik öğretmeni, kocası tarafından dinlenmeyen bir kadın ve bu kadının dindar bir kimliğe geçiş yapmaya çalışan eşi… Farklı dairelerde yaşayan ya da aynı evleri paylaşan bu karakterlerin temsillerinde oyuncular neredeyse birbirlerine hiç bakmıyorlar; tıpkı insanların aynı evin içinde dahi olsalar birbirlerinin gözlerine bakmadan, birbirini dinlemeden ve tanımadan bir arada yaşayıp gitmesi gibi.

Oyundaki karakterler isteklerini, arzularını, öfkelerini kısaca benliklerini gizliyor. Bu karakterlerden biri cinsel yönelimini saklayan müzik öğretmeni. Genellikle alkollü olan ve yüksek sesle şarkı söyleyerek tüm apartmana sesini dinleten bu karakter, sevgilisini komşularına kuzeni olarak tanıştırmak zorunda kalıyor. Toplum, kimliğini kendi evinin duvarları dışında yaşamasına müsaade etmediğinden sevgilisinin arkadaşlarıyla tanışmaya gittiği mekânda eşiği geçemiyor ve böylece sevdiği kişiyi kaybediyor. Korkusuna yenik düşerek her zaman bildiği sınırların içine, evine dönüyor.

Kalabalık apartmanlarda ve kent yaşamında yalnızlaşan bireyin sığınağı, kapısını bacasını örttüğü evi oluyor. Kamusal alanın dayattığı tüm kurallara ve kısıtlamalara uymaya çalışsa bile modern bireyin bastırdıkları, öfkesi ve hayal kırıklıkları evinin içerisine bir şekilde yansıyor. Bu nedenle oyunun en ilgi çekici noktalarından biri de rüya sahneleri. Rüyalarında olmak istedikleri kişileri, yaşamak istedikleri hayatları gören karakterlere arkalarındaki gölgeleri eşlik ediyor. Onları olduklarından daha büyük gösteren gölgeleri, aslında olmak istedikleri ve oldukları kişiler arasındaki uçurumu gözler önüne sererek onların gizli tuttukları arzularını da ortaya çıkarıyor. Gece rüyalarında istedikleri dünyada yaşayan insanlar, sabah kendi “gerçekliklerine” uyanıyorlar. “Modern” insan, ilkel dürtülerini bastırarak kendini yüksek binalarda izole etmesi, oyunun afişinde de birbiri üstüne yığılmış insan çizimleriyle aktarılmış. Günlük yaşamda insanın dışa vuramadığı arzuları ve öfkesi, oyunun broşüründe de yazdığı üzere “Örtün kapınızı, pencerenizi, oturun evinizde” diyen bir düzen içerisinde sesini duyurmaya çalışıyor. Böylece oyun, modern seyircilerine şehir hayatındaki korkuların ve arzuların kendi yaşamlarındaki yansımalarını sunuyor.

NERAY PALA

Boğaziçi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı son sınıf öğrencisi ve araştırmacı (Kadir Has Üniversitesi, Avrupa Araştırma Konseyi Başlangıç Fonu Projesi, Ulusal Abjeksiyonu Sahnelemek: Türkiye ve Diasporalarında Tiyatro ve Siyaset)
NOT: Bu yazı, Avrupa Birliği’nin araştırma ve yenilik programı Horizon 2020 kapsamında Avrupa Araştırma Konseyi (ERC) tarafından fonlanan bir projenin (ERC-2019-STG, STAGING-ABJECTION, Hibe Sözleşme No: 852216) parçasıdır.

 

0

Benzer Yazılar

Bu web sitesi size daha iyi bir performans sunmak için cookie kullanmaktadır. kabul edin Devamını Oku