Kemal Aydoğan: “Eylül’de Uyduğumuz Türk Örf ve Adetlerine Ekim’de Uymadığımızı Öğrenmiş Olduk”

Pınar Arabacı
9421 Görüntülenme

Türkiye’de devlet – tiyatro ilişkisinin kristalize olduğu alanlardan biri, devletin özel tiyatrolara yaptığı “nakdi yardımlar”. Yurttaşların ödediği vergilerinden tiyatrolara aktarılan bu yardımları organize etmek üzere oluşturulan Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Özel Tiyatrolara Yardım Değerlendirme Komisyonu, kurulduğu 1982 yılından bu yana, tiyatro tarihimizin üzerinde en çok konuşulan, tartışılan yapılarından biri. 

Dergimiz yazarı Pınar Arabacı ve genel yayın yönetmenimiz Yavuz Pak’ın, bu yıl komisyonda görev alan Tiyatro Eleştirmenleri Birliği Başkanı Ragıp Ertuğrul ve akademisyen Prof.Dr. Nihal Kuyumcu ile komisyonun yapısı, işleyişi ve işlevi üzerine yaptıkları söyleşi, (https://tiyatrodergisi.com.tr/ozel-tiyatrolara-yardim-degerlendirme-komisyonu-basvurulari-kriterler-dogrultusunda-degerlendirmedi/ ve https://tiyatrodergisi.com.tr/ozel-tiyatrolara-yardimda-kriterler-ideolojik-turk-orf-ve-adetlerine-aykiri-oyunlar-sahneleyene-para-yok/) bugüne kadar “kapalı kutu” olarak kalan komisyonun çalışmalarının “açığa çıkartılmasına” ve devletin özel  tiyatrolara desteği kadar, devlet-tiyatro ilişkisine ve tiyatronun kamusallığına dair yeni ve kapsamlı bir “sorgulamanın” perdesinin aralamasına yol açtı.

Söyleşimizde, komisyon tarafından “Türk örf ve adetlerine aykırı oyunlar yaptığı” gerekçesiyle bu sezon destek başvurusu reddedildiği ortaya çıkan Moda Sahnesi’nin kurucusu Kemal Aydoğan ile süreci konuştuk…

“Bu zaten tahmin ettiğimiz bir durumdu, sizin söyleşiniz bu durumu teyit etmiş oldu.”

Yavuz Pak: Sizin de bildiğiniz gibi, dergide yaptığımız söyleşi, tanıklıklar üzerinden, uzun zamandır şaibelerle anılan Kültür Bakanlığı Özel Tiyatrolara Yardım Değerlendirme Komisyonu’nun işleyişinin kırk yıl sonra tarihte ilk kez ortaya çıkmasına yol açtı. O söyleşimizdeki ilk sorumuzu size de sormak istiyorum. Yeni Akit Gazetesi komisyondan iki ismi ifşa etmişti. Sizce bu olmasaydı bugün bunları konuşabiliyor olur muyduk?

Kemal Aydoğan: “Karşı taraf” kendi hegemonyasını kurmak için hiçbir aykırı sesin sahada dolaşmasını istemiyor. Kendi kendilerine gelin güvey olma oyunu oynuyorlar. Çoğulculuğun iflasıyla karşı karşıyayız. Ragıp Ertuğrul ve Nihal Kuyumcu’nun aykırı ses olduğunu düşünmüşler, düzeni bozacaklar diye kaygılanmışlar. Sizin söyleşinizden de anlaşıldığı gibi, komisyonun içinden dışarıya bir bilgi sızıntısı olmuş ve onları devre dışı bırakmak istemişler. Bir ihtimal devletin sansürüne, engellemesine birebir şahit olunca Ragıp Ertuğrul ve Nihal Kuyumcu kendi kendilerini göreve çağırmış olabilirler. İkincisi de, destek alamayan tiyatroların çıkardığı ses süreci sorgulamalarına sebep olmuş, devlet tarafından yaratılan bu eşitsizliğe daha fazla sessiz kalamamış olabilirler. Çünkü Bakanlığın Moda Sahnesi, BGST ve diğer tiyatrolar adına böyle eşitsizlik doğuran bir kararı nasıl alabildiği kamuoyunda gündem oldu ve sorgulandı. BGST bu konuda bizden daha deneyimli, sekiz kere mahkemelik olmuşlar Kültür Bakanlığı ile. Ancak tiyatro kamuoyu bunu bilmiyor. Durum tuhaf, BGST destek alamamış, mahkemeye gitmiş ve bu tam sekiz kere tekrar etmiş. Bunlardan bazılarını da kazanmış. Burada bir “hak gasbı” var ve bu bir anlık, bir günlük bir mağduriyet değil, sürekliliği var. Sekiz yıl boyunca bir tiyatronun hakları gasp edilmiş ve tiyatrocular ses çıkarmamış. Bunu anlayabiliyor muyuz? Sekiz sezon! Bu sezon biz de haksızlığa uğrayanların arasına dahil olduk. Mutluyuz! Devlet bizi de seçmedi. Verdiğimiz rahatsızlık bizim karakterimizdir. Biz bu konuyu gündemde tutmak için, duyulur, görünür kılmak için tüm imkanlarımızı kullanıyoruz, kullanacağız. Tiyatro… Tiyatro… Dergisi’nin uğradığı sosyal medya sansüründe sesini çok gür duyurması, pes etmemesi gibi. Pes etmememiz, seyircimizin sesimize katılması komisyon üyelerinin açıklama yapmalarına etki etmiş olabilir. Tabii, Ragıp Bey ve Nihal Hanım’ın kendi vicdan muhasebelerinin de önemli olduğunu düşünüyorum.  Sebebi ne olursa olsun, komisyonda olanların bilinmesi bence çok iyi oldu. Komisyonun tiyatroları değerlendirirken takındığı ideolojik tutum somut olarak göründü. Tiyatro kıstaslarının değil, ideolojik kıstasların geçerli olduğunu ilgilenenler gördü, anladı. Aslında, bu zaten tahmin ettiğimiz bir durumdu, bir bakıma sizin söyleşiniz bu durumu teyit etmiş oldu.

Yavuz Pak: Doğal olarak hepimiz eleştirilerimizi yönetmeliğin 8. Maddesi üzerinden yaptık. Söyleşimizde öğrendik ki, zaten tartışmalı olan 8. madde kriterleri bile masaya gelmemiş, uygulanmamış. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Kemal Aydoğan: Zaten öteden beri, yönetmeliğin uygulanmadığı ortadaydı. Gezi sürecine kadar, tiyatrolar kıdemlerine göre destek alıyorlardı. Tiyatrolar kıdemlerine göre sınıflanıyor, buna göre destek dağıtılıyor diye duyuyorduk. Yazılı bir bilgi yoktu tabi. Bir temayül diyelim. 

Hiçbirimiz de bu temayüle itiraz etmedik. Tiyatrolara verilecek destek somut kriterler, veriler üzerinden bir değerlendirmeye tabii tutulmuyordu. Bir tür imtiyazlılık hali kurulmuştu tiyatrolar arasında. Bunun işlemesine göz yuman hepimizin özeleştiri vermesi gerekiyor. Hepimiz bugünkü sonuçları doğuracak olan faaliyetleri sessiz kalarak, görmezden gelerek, aman şimdi onlarla kim uğraşacak diyerek kabul ettik. Sorgulayanlar tabii ki oldu içimizde, ama onlar zaten ya susturuldu ya da görmezden gelindi.

“Eşitsizliği, Ezilmeyi Meşrulaştırıyorsa, Örf ve Adetlere Boyun Eğmeyi Reddederim”

Yavuz Pak: Konuştuğumuz komisyon üyeleri, reddedilen 8 tiyatronun “Türk örf ve adetlerine aykırı oyunlar yapmakla” itham edildiğini ve Bakanlık bürokratları ile özel tiyatroları temsil eden iki komisyon üyesinin blok halde bu 8 tiyatroyu bu yüzden reddettiğini açıkladılar. Yapılan açıklama şifahen yapılmış, resmi gerekçe 8. madde kriterleri görünüyor. Bu keyfiyet hakkında ne düşünüyorsunuz?

Kemal Aydoğan: Bir şeyi eksik bırakmışlar, İslam eksik. Türk- İslam örf ve adetleri olması gerekiyor. İslam’ı neden koymadıklarını merak ediyorum? Buradan onları düzeltiyorum. Seneye İslam kelimesini de eklemelerini rica ediyorum bir. Eksik bırakılmaması gereken çok önemli bir unsur bu. İşin ironisi bir yana, toplumsal hayat kendi dinamikleriyle şekilleniyor. Bunu görmeleri lazım. Buralarda birtakım kavgalar, dövüşler, mücadeleler oluyor. Mesela sınıf bazlı mücadele: işçiler, emekçiler, çalışanlar haklarını talep ediyor. Daha iyi yaşam koşulları talep ediyorlar, emeklerinin sömürülmemesini istiyorlar. Bu bir alan. Bir tarafta ise kadınlar var. Türkiye toplumunda son 20-25 yıldır daha görünür olan, sesi daha gür çıkan kadınlar. Hem eziliyorlar hem erkek egemenliğin baskısına maruz kalıyorlar. Yol ortasında öldürülüyorlar. Diğer tarafta eşcinseller var. Şiddete maruz kalışlarından tutun da bir çalışma alanının sağlanmamasına kadar binlerce problemle boğuşuyorlar. Tüm bu ayrımcılıklar, bu ötekileştiren yapı aslında toplumsal barışı da engelliyor.  Burada sorulması gereken soru şu. Tiyatronun işlevi nedir? Bence mağdur edilenler, ezilenler tarafında durup sorunları ve taraflarını görünür kılmaktır. Tiyatro onların hikayelerinin peşine düşmelidir. Moda Sahnesi’nin bütün oyunları bu bahsettiğim meseleler üzerinedir. Eğer Türk örf ve adetleri birileri ezilirken, buna sesini çıkarma diyorsa, eşitliğe inanmıyorsa ben bu Türk örf ve adetlerinin varlığını sorgularım. Bu vasıftaki örf ve adetlere boyun eğmeyi kendi adıma reddediyorum.

Pınar Arabacı: Peki ama başvurusu kabul edilen 428 tiyatro içinde Moda Sahnesi’nden daha sert, radikal içerikler üreten tiyatrolar da var. Dolayısıyla, anlaşılan sadece oyun içerikleriniz belirleyici olmamış. Başka nedenler olmalı.

Kemal Aydoğan: Ben de bunu gerçekten çok merak ediyorum. Bunu içtenlikle soruyorum: Moda Sahnesi’ni bu destekten hangi gerekçeyle mahrum ettiler? 1500 metrekare kullanım alanı olan bir tiyatro yapmışız. İçinde üç tane salonu var. İki tanesi tiyatro salonu. Yılda en az dört tane oyun üretmişiz, bunun bir tanesini çocuk oyunu olmuş, üç tanesi büyük oyunu. Sekiz yılda yaklaşık otuz küsur oyun üretmişiz. Ayın en az üçte birinde salonlarımızı oyunlarını sahnelemeleri için başka topluluklara vermişiz. Konserlere ev sahipliği yapmışız. Dans tiyatrosu işleri üretmişiz. Yani, bir kültür merkezi olarak çalışmanın tüm gereklerini yerine getirmişiz. Peki böyle bir yapıya neden destek verilmez? Gerçekten ben bunu anlamıyorum. Bu keyfiyet demektir. Biz kafamıza göre bunu yaparız ve hiçbiriniz ses çıkaramazsınız, bu kararları da hepiniz seve seve kabul edersiniz dayatması ve zorbalığıdır. Tabii ki kabul etmiyoruz.

“Eylül’de Uyduğumuz Türk Örf ve Adetlerine Ekim’de Uymadığımızı Öğrenmiş Olduk.”

Yavuz Pak: Bütün bunlar üzerinden değerlendirsek bile eksik kalan bir şey var. Moda Sahnesi önceki yıllarda bu destekten yararlandı. O zaman da aynı biçimde çalışan, benzer derdi olan eserler üreten bir yapıydı. Dolayısıyla geriye konjonktürel bir başka tercih kalıyor. Bu sene değişen ne oldu sizce?

Kemal Aydoğan: İyi hatırlattınız.  Biz Eylül başında Kültür Bakanlığı’nın sahne tahsisi projesinden yararlandık. Ankara’da, devlet tiyatrolarının sahnelerinde iki oyun oynadık. Karşılığında da 35 bin lira para aldık. Bize bu tahsisi yapan aynı bakanlığın komisyonu bizi destekten mahrum bıraktı.

Pınar Arabacı: Çok ilginç, bir ay önce Moda Sahnesi’ne destek veren Bakanlık bir ay sonra destekten vermekten vazgeçiyor.

Kemal Aydoğan: Evet. Böylece Eylül’de uyduğumuz Türk örf ve adetlerine Ekim’de uymadığımızı öğrenmiş olduk. Kültür Bakanlığı kendisi ile çelişmiş olmuyor mu bu durumda?  Bu bir istikrarsızlık. Acaba Ragıp Ertuğrul ile Nihal Kuyumcu’nun söylediği gibi, bizim hakkımızda yargıda bulunan dramaturglar mı etkili oldu bu sonuçta? 

Pınar Arabacı: Komisyon üyeleri 80 civarında sahte tiyatro tespit ettiklerini ve fakat bunların yarıya yakınının başvurusunun kabul edildiğini açıkladılar. Sizce Bakanlık bu tiyatroların yarısını elemek durumunda kaldığı için mi bu 8 tiyatroyu reddetti?

Kemal Aydoğan: Biliyorsunuz rövanş bu yönetimin çok sevdiği, sık sık kullandığı bir yöntem. Bu yüzden, mümkün olabilir ama sekiz tiyatro arasında BGST ile bizim dışımızda benzer olan yok. Bilemiyorum gerçekten neye kurban gittiğimizi. Tam da bu noktada, Ragıp Ertuğrul ile Nihal Kuyumcu’nun müdahale etmesi gerekirdi. Komisyonu çalıştırmayacak bir hamle yapabilirlerdi, çekilebilirlerdi, bu sonuca imza atmayabilirlerdi. Eğer destekler komisyondaki herkesin imzasıyla onaylanıyorsa, “Biz imza atmıyoruz.” demelerini beklerdim. Böyle bir haber bize anında ulaşsaydı hemen o gün kamuoyuna duyurulurdu. “Burada bir tuhaf bir şeyler oluyor. Biz bu kararı kabul etmiyoruz.” derdik. Reddedilen tek bir ekip bile olsa alınan tavır bu olmalıydı. Çünkü 428 tiyatroya verilip 8 tiyatroya verilmemesi kabul edilemez. Bu 8 tiyatroyu kurban etmeyi kabul edemeyiz. Hele hele BGST ve Moda Sahnesi gibi üretken tiyatrolar söz konusuysa. Krizin daha o gün, sonuçlar açıklanmadan çıkarılması belki de yeniden bir dağıtım yapılmasını bile sağlayabilirdi. Ama dağıtım yapıldıktan sonra zaten iş işten geçmiş oluyor.

“Bu Keyfiyete İtiraz Etmemiz ve Son Vermemiz Gerekiyor.”

Yavuz Pak: Komisyonun üye yapısı zaten baştan sorunlu. Beş bürokrata karşı dört özel tiyatro temsilcisi var. Bu durumda zaten bürokrasinin kararlarının dışına çıkılması imkansız. Üstelik sadece bu sekiz tiyatro için oylama yapılıyor. Diğerleri için zaten böyle bir prosedür bile işletilmiyor. Masaya gelen, aslında tartışılan, konuşulan, oylanan sekiz tiyatro. Bir taraftan itiraz edilen seksen civarında tiyatrodan da bahsediyoruz. Bunlarla ilgili ayrıca bir oylama yapılmıyor. “Yarısını biz eledik, tamam kalan yarısını geçirelim” deniyor ve geçiyor.

Kemal Aydoğan: Zaten bir oylamaya tabi olmak da gurur kırıcı bir şey. Moda Sahnesi’nin oylamaya tabii olacağını bilsek, hiç başvurmazdık. Tiyatro faaliyetini ölçme konusunda vasfı sorgulanır bir dramaturgun ya da oyuncunun oyuna kalmadı Moda Sahnesi! Bir kere, bu insanlar böyle önemli bir komisyona üye olmak için uygun mu değil mi, komisyon üyesi olabilecek niteliklere haizler mi? Ben bunu tartışırım. Bunu oylarım. Evet komisyon üyelerini desteğe başvuran tiyatrolar oylayabilir, uygun mu değil mi diye. Komisyon üyelerinin büyük çoğunluğunun Moda Sahnesi’nin tiyatral niteliğini sorgulama kapasitesine sahip olmadıklarını düşünüyorum. Pandeminin en başından beri hep şunu söyledik. Bir ateşten geçiyoruz. Gerçekten çok zor bir dönem. Açıklık özellikle böyle zorlu süreçlerde daha önemli hale geliyor. Hiçbir tiyatro insanı, kurumu ya da örgütü Kültür Bakanlığı’nın ve komisyonun yapısı ve aldığı kararların şeffaf olmasını sağlayamadı. Bu da bizim önemli bir eksiğimiz. Biz süreci sanki Kültür Bakanlığı ile müzakere eden eşit kurumlar ve kişilermişiz gibi algılıyoruz. Hayır! Kültür Bakanlığı bizi istediği tartışma mecrasına sürüklüyor ve orada güçsüz bırakıyor. Bence muhalif tiyatroların, muhataplıkta eşitliği yaratması şart. Türk örf ve adetlerine üzerinden değerlendireceklerse, tiyatroları tümüyle yasaklamaları gerekiyor. Böyle giderse sonuç bu olacak. Muhalif bir sözün dolaşımda olmasını istemiyorlar ve muhalif bir kültürün varlığına tahammülleri yok.  İşte bu yüzden, Bakanlık ile müzakerede daha tavizsiz bir tavır takınılmalıdır. Politika üretmeliyiz, nasıl yaşamak istediğimizi yüksek sesle söyleyemeliyiz . Devlet bizim yerimize cümle kurmamalı. Biz devletin bizim adımıza kuracağı cümlenin içine sığışmak zorunda değiliz. Olan bu çünkü. Türkiye Tiyatrosu’nda hep bu oluyor. Devlet cümle kuruyor, onun içine sığışılmaya çalışılıyor. Böyle olunca da tiyatrolar kapanıyor, oyunlar yasaklanıyor, sansür uygulanıyor. Her seferinde bir biçimde görmezden gelinip atlanıyor bunlar. Bu keyfiyete itiraz etmemiz ve son vermemiz gerekiyor.  Bunun için de her şeyden önce denklik, eşitlik  sorununu çözmeliyiz.

“Ben Bir Tiyatrocu Olarak Neden Devlet Karşısında Alçalayım?”

Yavuz Pak: Çözülebilir mi peki? Pandemi sürecinde yeni tiyatro örgütleri ortaya çıktı. Kültür Bakanlığı ve devletle muhataplık kurulmaya çalışıldı. Ama güçlü bir yan yana geliş olamadı. Tiyatro camiasının içinde çok ciddi tartışmalar ve ayrışmalar oldu. Bakanlığın tiyatrolara desteği üzerinden bu kadar aleni bir biçimde keyfiyet ve hukuksuzluk döndürülürken, tiyatrolar birleşip güçlü bir tepki verebilecek mi?

Kemal Aydoğan: Veremez. Çünkü farklı grupların Bakanlık’tan farklı beklentileri var. Kültür Bakanlığı’ndan çeşitli projelerine destek bekliyorlar. Mesela geçen yıl Tiyatromuz Yaşasın İnisiyatifi, tiyatroları Bakanlık ile muhatap kılabilmek adına şirketleşmeye yöneltti. Daha önce şirketleşmemiş tiyatrolar şirketleşti böylece ve Bakanlık’tan kimi desteklere başvurabildiler. Fakat kurulan bu şirketler gerçekten tiyatro mu, gerçekten sanatsal faaliyet içindeler mi? Geçmişleri ne, istihdam barındırıyorlar mı, repertuarları ne? Bunlar araştırılmadı. Bu popülist bir hamledir! Kültür Bakanlığı da bunu çok sevdi bence. Çünkü toplumsal ağırlığı olmayan, yüzer gezer toplulukları var etmek egemenin işine yarar her zaman. Kurumsal ve bir duruşu olan, seyirciyle organik bir bağ kurmuş olan kurumlar tabii ki elimine edilecektir. Çünkü güçleri vardır. Çünkü kurumsal olarak örgütlenmiş güçlü yapılar, egemenin, sermayenin işine gelmiyor. Fakat, ne yazık ki, günlük çıkarları için, oradan oraya kafası kesilmiş tavuklar gibi üç kuruşun peşine koşturan tiyatrocular var. Neden devlet karşısında alçalayım ki ben bir tiyatrocu olarak?

Pınar Arabacı: Örgütlü yapı güçlü olabilseydi, Moda Sahnesi belki de bu haksızlığa uğramazdı diyebilir misiniz?

Kemal Aydoğan: Tabii öyle. Ama sonuçlar üzerinden değil de sorunun nedenleri üzerinden düşünmemiz gerekir. Yöntem hatası yapıyoruz biz. Sorun ne diye sormuyor kimse, sonuca bakılıyor. Oysa sorunu merkeze alsak, model konuşmaya başlayacağız. Tiyatrolara ayrılan bütçe neden böyle kullanılıyor? Böyle kullanılıyorsa doğuracağı sonucun verimsiz olması kaçınılmaz. Oysa biz bunların yerine tiyatromuzun niteliğini tartışmalıyız bugün. Mesela, bence Türkiye Tiyatrosu’nun %99’u niteliksiz tiyatro üretiyor. Bunun ne olduğunu örneklemek için tiyatro festivalinde “yabancı” bir oyun seyretmeniz yeterli. Festivale gelen Avrupa’nın orta düzeyde bir oyunu ile Türkiye’de sahnelenen ileri düzey bir oyunu karşılaştıralım, aradaki farka bakalım. Biz tiyatronun ekonomisini konuşmaktan kendisini konuşamıyoruz. Asli meselelerimizi konuşamıyoruz. Tiyatro nedir? Nasıl olmalıdır? Toplumsal alanda nasıl gerçekleşir? Toplumla ilişkisi ne? Düzeyi nasıl bir düzey?

“Şimdilerde Girişimci Tiyatro Yaygınlaştı, Tiyatro Bir Tür Girişimcilik Olarak Algılanıyor.”

Pınar Arabacı: Öte yandan Türkiye’de tiyatrodan para kazanmanın çok güç olduğunu biliyoruz. Ekonominin kendisi bu niteliği etkiliyor mu sizce?

Kemal Aydoğan: Yüzde yüz etkiliyor. Bir tane projeksiyon cihazı on bin Euro. Bu parayı kim verecek Türkiye’de? Kim alacak tiyatrosuna koyacak? 150 bin TL demek bu para. Devlet senede 30 bin TL veriyor. Türkiye’de sahne yok. Şimdi kandırmayalım kendimizi. Alın bir ekip gidin Hollanda, Almanya, İngiltere gezin oralardaki belli başlı tiyatroları. Orada ne var ve bizde ne yok görün, tespit edin, onun üzerine konuşalım. Bu tiyatro tekniği, bu ekonomik yapı olmadan biz nasıl üreteceğiz nitelikli tiyatroyu?

Yavuz Pak: Bu ekonomik tabloya rağmen İstanbul’da ve Türkiye’de giderek artan bir tiyatro sayısı var. Çelişkili bir durum değil mi?

Kemal Aydoğan: Size Moda Sahnesi’ne gelen e-postaları yönlendirsem inanamazsınız. O kadar çok tiyatro Moda Sahnesi’nde oynamak istiyor ki! Kim bunlar diye bakıyoruz, üç kişi bir araya gelmiş, bir tiyatro kurmuşlar. Bu kadar kolay olamaz ki bu iş. Bir rüşt ispatı, sanatsal ispat gerekmiyor mu? Elbette, herkesin sanat yapma hakkı vardır, oyun oynama hakkı vardır, o alana çıkma hakkı vardır. Yani sanatsal icrayı engellemek adına da söylemiyorum bunu. Ama mesela haklarını veriyor muyuz çalışanların? Tasarımcının hakkını veriyor muyuz? Yoksa eş, dost, akraba voliyi vuracağız, vurursak sana para vereceğiz yaklaşımıyla nereye varacağız? Şimdilerde girişimci tiyatro yaygınlaştı, tiyatro bir tür girişimcilik olarak algılanıyor.

Pınar Arabacı: Komisyonun yapısının merkezi olması ile ilgili de bir tartışma var. Yerele yaslanan, komisyon üyelerinin yerelden seçildiği bir yapılanma olması gerektiği iddiaları var. Böyle bir yapılanma olsaydı Moda Sahnesi bugün destek almış olur muydu sizce?

Kemal Aydoğan: Kesinlikle olurdu. Çünkü o zaman hemşerilerimizle ilişki kuruyor olacaktık. Kadıköy’de bir dağıtım birimi olsaydı, orada mücadele etmek de daha kolay olurdu. Yapı çok daha şeffaf olurdu her şeyden evvel. Ne yazık ki, Türkiye devletinin her alanı merkezi yapı üzerinden yönetme anlayışı var. Tiyatrolar da bu merkezi yapının ceremesini çekiyor.

Yavuz Pak: Dergimizde yayınlanan söyleşiden sonra, komisyona keyfiyetin hakim olduğu, yazılı kuralların işlemediği ortaya çıktı. Sizce bu keyfiyetin kaynağı da merkezi yapı olabilir mi? Bakanlığı da aşan bir yerden, bu sekiz tiyatro ile ilgili bir liste oluşturulmuş olabilir mi?

Kemal Aydoğan: Türkiye’de her şey olabilir. Şeffaflık olmadığı ve gerekçeler havada kaldığında her türlü şaibeye kapı açılıyor. BGST ve bizi bu anlamda mimlemiş olabilirler çünkü politik duruşumuz birbirine benziyor. Hatta şöyle bir yorum da mümkün: BGST ile Moda Sahnesi’nin başvurularını reddetmek için diğer tiyatrolardan bazılarını kurban etmiş olabilirler. BGST ile mahkemelik olma hallerini bahane etmişler ama biz mahkemeye gitmemiştik henüz. Reddedilen tiyatroların her biri için farklı gerekçeleri de olabilir ama bunları da bilmiyoruz. Benim kişisel söylemlerim, açıklamalarım da sebep olmuş olabilir. 

“Kültür Bakanlığı İdeolojik Bir Kurum Değil De Düzenleyici Olsaydı, Bunların Hiçbir Olmazdı.”

Yavuz Pak: Komisyon üyeleriyle yaptığımız söyleşiden bu sekiz tiyatronun masaya blok halde getirildiğini biliyoruz. Ragıp Ertuğrul ve Nihal Kuyumcu’nun itirazı sonrası ise her biri için oylama yapılıyor ve bu iki üyenin dışındaki yedi üye blok olarak hareket edip reddediyorlar sekiz tiyatronun başvurularını. Her biri için oylama sonucu yediye iki red.

Kemal Aydoğan: Bir kere Kültür Bakanlığı ideolojik bir kurum değil de düzenleyici olsaydı, bunların hiçbir olmazdı. Demek ki ideolojik bir kurum. Bu oylamadaki tavır bile bunu ispatlıyor. Bir ideolojik yaklaşımla, İstanbul’un önemli tiyatrolarından birini, bir kültür merkezini, bu işe yatırım yapmış, emek harcamış, seyircisiyle bütünleşmiş ve toplumsal görünürlük kazanmış Moda Sahnesi gibi bir tiyatroyu, hem de pandemi gibi bir süreçte çelmeliyorlar. Bu yapılanın nesi tiyatrolara destek? BGST, Moda Sahnesi gibi çalışkan, verimli kurumları, ses çıkarabilecek tiyatroları cezalandırarak diğer tiyatrolara gözdağı mı verilmek isteniyor? Bu aynı zamanda bir sindirme politikasıdır.

Pınar Arabacı: Bunun üzerinden camianın vereceği tepki de ölçülüyor olabilir mi?

Kemal Aydoğan: Olabilir. Bunların, toplumsal, politik alanlarda çok uygulanan yöntemler olduğunu unutmayalım. Dolayısıyla, “Kendi çapınızda da olsa muhalif tiyatro yapmayacaksınız, yaparsanız sizi cezalandırırız, paranın ucunu göstermeyiz” demek isteniyor belki de.

“Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Moda Sahnesi’nin Destek Almamasını Onaylıyor Mu?”

Pınar Arabacı: Komisyonun üye yapısına bakıldığında, bürokrasi cephesinin oy üstünlüğü ile her dediğini yaptıracağını söyleyebilir misiniz?

Kemal Aydoğan: Kesinlikle söyleyebilirim. Şimdi ben sorayım. Mesela ben merak ediyorum, Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Moda Sahnesi’nin destek almamasını onaylıyor mu? Peki bir tiyatrocu olarak bunu nasıl onaylıyor? Bunu kamuoyuna açıklamalı Mustafa Kurt.

Yavuz Pak: Komisyonun özel tiyatroları temsil eden dört üyesi de Bakanlık tarafından, ne olduğunu bilemediğimiz kriterler üzerinden belirleniyor. Mesela Ragıp Ertuğrul Tiyatromuz Yaşasın İnisiyatifi’ni temsilen orada olduğunu söyledi. Ona da sordum, size de sorayım: Diğer tiyatro örgütlerinin temsilcileri neden yoktu komisyonda? Diğer tiyatro örgütleri de yer alsa, belki de komisyonda bu 8 tiyatro bu kadar kolay reddedilemezdi.

Kemal Aydoğan: Mümkün tabii…Kadıköy Tiyatroları Platformu (KTP), Kültür Bakanlığı nezdinde yürütülen toplantılara bile alınmadı mesela. Bakanlık Tiyatro Kooperatifi’ni muhatap aldı. Başlangıçta Tiyatromuz Yaşasın İnsiyatifi de kabul edilmemişti, onlar zorlayıp girdiler bu toplantılara. Biri 60 civarında tiyatroyu temsil ediyor, diğerinde sayı çok daha fazla. Bu lobicilik, bir türlü demokratikleşemeyen çarklar bize engel oluyor. Bakanlık bir yapıyla görüşüyor, diğerini muhatap bile almıyor. Oysa KTP hem Tiyatro Kooperatifi’nin hem de Tiyatromuz Yaşasın İnisiyatifi’nin öncülü, kurulma nedeni. Tiyatroların sorunlarının çözümü için örgütlenmiş, projeler üretmiş, bilgi dağarcığı oluşturmuş, kamusal alanda faaliyet yürüten bir yapı. Neden KTP’yi muhatap almaz Bakanlık? Bu da keyfiyettir. Mesela Moda Sahnesi de hiçbir toplantıya davet edilmedi. Neden, hangi gerekçeyle? Bizim orada aykırılık yapacağımızdan mı korkuyorlar? Söz dinlemeyeceğimizi mi düşünüyorlar? Pandemi sürecinde Kültür Bakanlığı ile yirmi ay görüşmeler yapıldı. Ne oldu peki? Ne vergi ne sigorta muafiyeti ne de kira yardımı oldu. İki üç tane yetersiz kampanya dışında, hiçbir şey olmadı ve bu ölümcül dönem tiyatrolar oyalanarak geçiştirildi. 

“O Komisyondan Çekilmeyip Bu Kararların Öyle ya da Böyle Geçmesine Nasıl Müsaade Ettiniz?”

Yavuz Pak: Komisyon üyeleri Ragıp Ertuğrul ve Nihal Kuyumcu, Yeni Akit’in kendilerine gösterdiği tavrın benzerinin tiyatro camiasından da geldiğini, kendileriyle konuşulmadan tepki gösterildiğini, haksızlığa uğradıklarını söylediler. Bu konuda ne dersiniz?

Kemal Aydoğan: Bu doğru, en çok da ben alındım bundan. Çünkü Moda Sahnesi onların adını zikrederek basın duyurusu yaptı. Yeni Akit’e benzetilmek hoş bir şey değil. Ama devlet yardakçılığı diye bir şey var. Biz de onları buna benzetebiliriz. Sonuçta, Devletin Moda Sahnesi ve BGST’yi devre dışı bıraktığı kararın altında imzaları var. Bu, tarihe böyle geçecek. Tarih böyle yargılayacak onları, bu kaçınılmaz. Bu oportünizmdir. Tarih böyle tavırları yüzyıllardır bu şekilde açıklar. Bizim basın duyurumuz ortada, dileyen herkes tekrar okuyabilir. “Bunu açıklamalısınız.” dedik. Hiçbir yargı kurmadan, isimlerini zikrederek bunu söyledik. “Ragıp Ertuğrul ve Nihal Kuyumcu, komisyonda olanları kamuoyuna açıklamalısınız” dedik. Bu tiyatroların reddedildiği karara nasıl imza attınız? Bu sorumluluğunu almak durumundasınız. Oysa, “Biz bu kararın altına imza atamayız. Arkadaşlar, kusura bakmayın. Biz bu komisyondan çekiliyoruz. Bunu da şimdi gidip deşifre ediyoruz.” diyebilirdiniz. O komisyondan çekilmeyip bu kararların öyle ya da böyle geçmesine nasıl müsaade ettiniz? Karşı oy vermekle durduramıyorsanız, istifa edip ifşa edebilirdiniz komisyonu. Bakın, tarihte hak mücadeleleri sert ve zorlu mücadelelerdir. Yumuşak davrandığınız, taviz verdiğiniz zaman oportünizme düşersiniz. Nihal Hanım’ın ve Ragıp Bey’in “Sistemin içinde olacağız ve yapıyı değiştireceğiz.” demeleri, olmayacak duaya amin demektir. Çünkü o yapının içinde hep birileri vardı ama değiştiremediler. Orada tiyatrocular hep vardı. Ne değişti? “Burada kalacağız ve yavaş yavaş değiştireceğiz.” tavrı restorasyondur ve  egemenin değirmenine su taşımaya yarar. Bir şey yavaş yavaş değişiyorsa egemenin istediği gibi değişir çünkü.

Pınar Arabacı: Ragıp Ertuğrul ve Nihal Kuyumcu komisyonda reddedilen tiyatroların destek alması için oy veren iki üye kendileriyken sadece onlardan hesap sorulmasına, diğer yedi üyeden hesap sorulmamasına itiraz etmekte haklı değiller mi?

Kemal Aydoğan: Bence haklı değiller.  Çünkü ne iyi ki yanımızda hissediyormuşuz onları. Kendimizden bilip hesap sormuşuz.  Diğerlerini zaten muhatap bile almıyoruz, onlar zaten yoklar bizim için. Biz Yeni Akit ile aynı şeyi yapmadık. Biz açıklama istedik sadece. Nihal Hanım bir açıklamasında, “Çekilmeyerek yanlış yaptık” dedi. Evet, yanlış yaptınız. Bundan sonra o komisyona sizin gibi birileri gittiğinde haksızlık varsa çekilmeliler. Hesap verebilirlik bu toplumda hiç olmayan bir özellik; ama hesap vermek önemli. O yapıları çalıştırmamalıyız. Kimse sorumluluğu üzerine almıyor. Halbuki hatayı üstlenseler, hata da daha görünür hale gelecek. Aynı şekilde destek verilmeyen diğer tiyatroların da seslerini yükseltmeleri gerekiyor. Biz açıklama istedik, hesap sorduk, onlar da sormalı. Hukuk önünde de hesaplaşacağız komisyonla. Komisyonu mahkemeye verdik, çünkü bu haksızlığın hukuk önünde de tespit edilmesini istiyoruz. Görünür kılmaya da devam edeceğiz tüm haksızlıkları. Her alanda dillendireceğiz bu durumu. “Kültür Bakanlığı, bizden sürekli vergi aldın ama pandemi gibi bir süreçte bize destek olmadın.” O kadar haklı ve meşru bir yerdeyiz ki, sana tabii ki biat etmeyeceğiz, asla boyun eğmeyeceğiz! Bu haksızlığı unutturmamak için, bu sezon yayınladığımız tüm görsellerimizin üzerine “Moda Sahnesi 2021-2022 sezonunda T.C. Kültür Bakanlığı tarafından desteğe uygun bulunamamıştır” ibaresini koyuyoruz. Sezon sonuna kadar da bunu yapmaya devam edeceğiz.

“Komisyon Devlet Tarafından Kurulduğu Sürece Devletin İsteklerini Gerçekleştirecek.”

Yavuz Pak: Bütün bu olanlardan sonra, komisyonun meşruiyeti, hatta daha da ileri gidersek, varlığı sorgulamaya açılacak mı sizce?

Kemal Aydoğan: Bence mutlaka sorgulanmalı hatta sorgulanıyor da. Komisyonda özel tiyatroları temsilen birilerinin bulunması da bu sorgulamanın sonuçlarından biriydi zaten. Fakat bunun da çalışmadığını gördük. Çünkü komisyon devlet tarafından kurulduğu sürece devletin isteklerini gerçekleştirecek. Bence bu yapı sürdürülmemeli. Yeni bir model üretilmeli. Modeller üzerine çalışanlar var. Onlardan bu modelleri kamuoyuyla paylaşacaklardır yakında. Tiyatroların üretimlerinin ölçüldüğü, repertuar anlayışının ölçüldüğü, somut birtakım ölçümlerin yapıldığı, şeffaf ve adil bir destek modelinin kurulması gerekiyor.

Pınar Arabacı: Çok teşekkür ederiz Kemal Bey…

Kemal Aydoğan: Ben de sizlere ve Tiyatro… Tiyatro… Dergisi’ne çok teşekkür ederim.

0

Benzer Yazılar

Bu web sitesi size daha iyi bir performans sunmak için cookie kullanmaktadır. kabul edin Devamını Oku