Handan Salta yazdı: “Bursa’da Bir Festival Daha Sona Erdi”

editor
3539 Görüntülenme

Bursa Çocuk ve Gençlik Tiyatrosu Festivali 25 yılını doldurdu. Uzun zamandır gitmediğim festivalde hayli  yüklü bir programla 4 günde 12 oyun izleyerek geri döndüm.  Bu yazıda festivalin yapısı, çocuk seyircilerin tepkileri ve oyunlarla ilgili gözlemlerimi paylaşmak istiyorum. 

Sadece performansların sahne bulduğu bir  festival değil. 

Eleştirmenler sanatçılarla buluşuyor.

Bursa festivalinin eskiden beri en çok önemsediğim yanı, gündüz oynanan oyunların akşam konuşulması ve tartışılması. Önceleri çok keskin ve sert tartışmalara sahne olan akşam toplantıları bu yıl çok daha sakin geçti. Eleştirmen tarafından bakınca görülen eksikliklerin sanatçı tarafından nasıl karşılandığı meselesinde üslupla ilgili sorunlar yine vardı. Sanatçı tarafında olmanın verdiği özgürlükle nesnel ve akademik bir çıpaya tutunan eleştirmenlerin konumu iki taraf arasında bir mesafe yaratıyor elbette. Bu mesafeyi kapatmak için iki önerim var; eleştirmenler de oldukça “sanatlı” bir eleştiri yapabilirler, zira doğrudan söylenen sözler muhatabına bazen sert bir darbe indiriyor. Ama burada eleştirmenin kısıtlı zamanda hazırladığı “sanatlı eleştiriye” karşın sanatçının çok daha uzun zamandır hazırladığı yapıtı dengeyi bozabilir. İkincisi de,  kişisel bir saldırıya, mesnetsiz sorgulamaya, suçlamaya, hakarete gitmediği sürece eleştirmenlerin veya oyunu değerlendirenlerin söylediklerinden sonra herhangi bir savunmaya girişilmemesi. Bir araya gelmesi her zaman çok da kolay olmayan tarafların böyle özel bir buluşmada bir araya gelmekteki tek muradının konuşulan yapımların olası eksikliklerini düzeltmek, yapıtın alımlayan üzerindeki etkilerini tartışmak olduğu varsayımından hareketle bu toplantıların verimli geçmesinin ancak böyle bir kabul ve yukarıda sıraladığım koşullar çerçevesinde en sağlıklı sonucu vereceğini düşünüyorum. 

Görkemli Görkemin Uğursuz Hikayesi

Çocukların kendilerine özel mekanlarda konforlu oyun izleme hakkı vardır!

Festivalin seyirciyle buluşmasında gözlediğim bir sorundan söz etmek istiyorum; sahnelerin yetişkin seyircilere göre tasarlanmış olması öncelikle teknik bir sorunu yıllardır ve bir türlü aşamıyor. Çocuklar biz yetişkinler gibi kendilerine sunulanı öğrenilmiş bir “kibarlıkla” alımlamayı henüz bilmediklerinden oyuncuların seslerini yeterince iyi duymadıklarında veya sahneyi çok iyi göremediklerinde ilgileri azalıyor ve kendi dünyalarına dalıyorlar. Çok büyük bir salonda arka sıralarda oturan 3-4  yaşlarında bir çocuğun “gitmeeeek istiyorum” diye bir şarkı tutturmasını unutmayacağım. Çocuklar için yapılan tiyatronun mekanının da çocuklar için titizlikle seçilmiş, onların ihtiyaçlarına uygun olmasını dile getirmekte ısrarcıyım. Koltuklarda küçücük kalmaları, salonun onlara göre dev boyutlarda olması sahneyi yakından görmelerine ve anlatının içine girememelerine neden oluyor. 

Aridu

Çocuklar tiyatroya neden gitsinler?

“Anne babamızı üzmeyelim”,  “değil mi çocuklaaar?”, “haydi başlayalım mı şimdi?”, “dersimize çalışalım!” ve benzeri bir dolu cümleyi kısacık hayatlarında yüzlerce kez duymuş bir çocuk düşünelim. Hatta düşünmemize gerek yok, kendi çocukluğumuzu hatırlayalım. Okulda, evde, sokakta sürekli ne yapması ve ne yapmaması söylenen çocukların yaşadığı esareti görmezden gelip “ne şaahane şey şu çocukluk” diyenlerin kulakları çınlasın. “Acaba başka bir dünya yok mu” sorgulamasına ya da hayaline cevap verecek, ufacık da olsa bir kapı açacak,  yaşadığı hayatın dışında bir şeyi düşlemesine yol açacak, eğlenmesini sağlayacak yapımlar nasıl şeyler olmalı? Dünyaya geldikten kısa bir süre sonra karşısına geçtikleri ve zamanlarını (bazen boşa) geçirip tükettikleri, bazen öğrenip eğlendikleri ekrandan farklı olarak çocuklara sunulan şeyin dili, yapısı, niteliği nasıl olmalı sorusuna uzmanlarca verilen yüzlerce cevap var. Benim cevaplarımdan birisi şöyle; çocuk seyirciler için hazırlanmış yapımları izlerken salonu gözlüyorum ve dikkat ve ilgiyle izledikleri yapımların büyük çoğunluğunun oyuncunun becerisine, hikayenin sadeliğine, çağrışımın zenginliğine bağlı olduğunu görüyorum. Büyük dekor, gürültülü efekt, bağırarak çocukların sesini bastırmaya çalışmak hiç de etkili olmuyor.  Gündelik hayattan basit hikayeleri görmek hoşlarına gidiyor, çocuk gibi davranılmamak (bunun içini dolduracak sayfalarca şeyi okuyucular kendileri listelesin) hoşlarına gidiyor. Işıltılı bir sahne ve kostüm tasarımı ne yapmalı ki stüdyolarda milyon dolarlar harcanarak yapılmış animasyonlarla rekabet edip çocuğun ilgisini çekebilsin, o çocuk tiyatroya bir daha gitmek istesin?

Ceket

Oyundan önce nasıl bir hazırlık yapılmalı?

Çocukları tiyatroya getiren öğretmenlerin salonda “şişşt, sus, evladım konuşma” uyarılarını yapmak yerine görecekleri oyun hakkında bilgilendirme yapıp, öğrencilerini aktif seyirciye dönüştürmek için önceden birkaç soru sormaları acaba etkili olur mu diye kendime sormadan edemiyorum. Gerçi özenle tasarlanmış, hareket-söz dengesi hesaplı kotarılmış, bir şey öğretmeye çalışmayan (bu liste uzar gider) yapımlarda herhangi bir uyarıya gerek olmadan seyirci kendini oyuna kaptırıyor. Yine de çocuklara anaokulundan itibaren “değil miiiii?”, “napıyoruuuuuz?” benzeri ifadelerle yaklaşan yetişkinlerin dünyasına kendilerine öğretilen bu kodla giren çocuklar ne yazık ki benzer tavrı tiyatroda da sürdürüyor. Yılışık, yapış yapış tonlamalarla tepki vermesi öğretilen çocuklar herhangi bir yapıtı alımlamadaki sorgulayıcı, ciddiye alan, dinleyen, anlamaya çalışan bir tutum takınamıyorlar. Tam da bu noktada oyuna hazırlanmak, aktif seyircilik deneyimini uygulamak nasıl sonuçlanır diye soruyorum. Okuldan çıkarılıp tiyatroya götürülen çocuklar için tiyatro nasıl bir yer diye kendilerine sorulsa ne cevap verirlerdi? Giyecekleri ayakkabıyı, internette oynayacakları oyunu, yiyeceklerini kendisi seçmek isteyen çocuğa izleyeceği oyun hakkında bir bilgi veriliyor mu mesela? Ya da oyun sonrası sohbet oluyor mu? Her şeyin hızla tüketildiği bir zamanda başka bir zamanın ruhundan gelen yetişkinler olarak çocuğun izlediği oyunla kurduğu iletişim hakkında ne biliyoruz? Bunu nasıl öğrenebileceğimize kafa yoruyor muyuz? 

Yaşlı Kadın ve Papağan

Festivalde gözümü kırpmadan izlediğim birkaç yapım 

Ekim Sanat tarafından sahnelenen Yaşlı Kadın ve Papağan adlı oyun bir Virginia Woolf öyküsünden uyarlanmıştı. Yaş üzerinden bunca ayrımcılığın yapıldığı bir zamanda çocukların artık aramızda olmayan bir yaşlı kadının öyküsünü büyük bir merak ve ilgiyle izlediğini gördüm. Mask, gölge oyunu ve anlatı tekniğiyle tasarlanmış bu yapımda çocuklar yalnızlık, ölüm, hastalık, hayatın zorlukları gibi kavramları anlatılan öykünün içinde duydular, izlediler. Kimse onlara yerli yersiz ders vermeye kalkışmadı, hiçbir mesajın altı kalın çizgilerle çizilmedi. Sahneden salona cevabı belli saçma sapan sorular sorulmadı. “Belki ebeveynlerinden kendilerine bir öykü okumalarını isterler” gibi bir umutla çıktım salondan. 

Tunus’tan gelen Damia Prodüksiyon’un Ceket adlı oyunu çevirinin olmaması nedeniyle birçok seyirci tarafından ne yazık ki anlaşılamadı. Ben de bu seyircilerin arasındaydım, neyse ki salonda anadili Arapça olan çocuklar vardı da tiyatro topluluğu çok hayal kırıklığı yaşamadı. Ayrıca atık malzeme kullanılarak yaratılan atmosfer ve yine atık malzemeyle yapılmış kuklalar salondaki tüm seyircilerin ilgisini çekti. 

Cafeturk Music & Arts yapımı olan Aridu adlı yapımın dans, müzik ve hikayeyi bir araya getiren ve seyircileri bir maceraya davet eden kurgusu  zaman zaman seyirciye bulmaca çözdürerek dikkat ve ilgimizin sürekli sahnede kalmasını sağladı. Müzik türleri arasında yapılan yolculuk çocukların handiyse sahneye çıkacak kadar coşkulandırdı.

Festivalin son gününde izlediğim son oyun Boş Sahne yapımı, Görkemli Görkemin Uğursuz Hikayesi adlı yapımdı. Adı gibi kendisi de oldukça uzun olan bu performans 100 dakika sürmesine rağmen  gözümüzü sahneden alamadık. Obje tiyatrosu ve hikaye anlatıcılığıyla aktarılan masallardan derlenmiş hikaye her yaştan seyirciyi içine alabilecek masalsı ögeleri mizahla birleştirmiş, aynı zamanda günümüz dünyasının politik ve felsefi tartışmalarına gönderme yapan tertemiz bir gençlik tiyatrosuydu. Yıllar önce kendilerini Çalgıcı Gül Ali masalında izlediğim ekibin İstanbul’a yine geleceği müjdesini buradan vermiş olayım.  

Festivalin organizasyon ekibinin özverili çalışmalarını, geç saatlere kadar süren mesailerini, sorunlara güler yüzle ve hızlıca çözüm bulmalarını  söylemezsem yazı eksik kalırdı. Benzer etkinliklerin ülkenin başka kentlerine de yayılmasını dilerim. Oyun izlemenin yanı sıra yapılan atölyeler ve eleştirmen-sanatçı buluşmalarının tekrarının çok önemli olduğunu düşünüyorum. 

HANDAN SALTA

1

Benzer Yazılar

Bu web sitesi size daha iyi bir performans sunmak için cookie kullanmaktadır. kabul edin Devamını Oku